İçeriğe geç

KIRIK AYNALAR TEORİSİ

Bölüm 2 · 5 dk okuma

KIRIK AYNALAR TEORİSİ

Bölüm 2

BÖLÜM-1

İnsanların o çok istediği, elimin altında olsun neler yaparım dediği, heves ettiği ve karşı karşıya kalacaklarında bir şey bile yapamayacakları o meslek var ya…dedektiflik. İşte bu meslek; artıları ya da eksileri olsun mutlu eden ya da zor durumda bırakan yanları olsun, halktan gizli yapılan ve pek bahsedilmeyen tarafları olsun… her köşesinden her noktasından ummadığınız taraftan söven bir insana ev sahipliği yapmaktadır. Gizem Şahin. Kendisinin 9 yıldır tecrübe edindiği bu meslekte neler öğrendiğini ona sorsanız o bile söyleyeceği şeylerden şaşkınlık duyar. Ve şimdi tekrar şaşkınlık duyabileceği bir işi yapmak için yola koyulmuş durumda. Olabildiğince normal davranmaya çalışıyor, insanlarla göz teması kurmaktan çekiniyor, adımlarının hızlarını kontrol ediyor ve nefes alışverişini düzeltmeye çalışıyordu. Kendisinin bir dedektif olduğunu unutmayalım. Bu 9 yılda böyle bir şey yapmadı çünkü görevi asla bu değildi. Şirketinin yaşadığı çöküş nedeniyle bu işi Gizem’in yapması onu oldukça germişti. İstediği şey Kızıltepe bölgesinin tanınan malikanelerinden bir tanesine uğramak ve bir görüşme yapmak olmuştu. Aklına gelen her fikirde hızlanmaya çalışıyor sonrasında tekrar yavaşlıyor ve tekrar hızlanıyordu…

En sonunda o şatafatlı yapının önüne geldiğinde durdu. Tekrar derin bir nefes aldı ve ana kapının önüne gelmek için yavaşça yürüdü. Attığı her adımda olacak şeyler için ayrı ayrı senaryolar kuruyor ve diyalogları değiştirerek olayı yine aynı yere çekmeyi planlıyordu. Anlayacağınız baya kafada kurma bir tipti kendisi. Üst duvarın arkasında o yazıyı görünce rahatladı. Karaçınar Malikanesi. İşte hedef yer burasıydı. Adımlarını sakince sıraya dizdi. Üzerine giydiği beyaz gömleğin kollarını ve siyah, geniş kesim kumaş pantolonun kemerini düzelttikten sonra yoluna devam etti.

Ana kapının önüne geldiğinde ise bahsettiğimiz o acemi güvenlik onu karşıladı. “Buyrun, ne için gelmiştiniz?” güvenlik malikaneye girmek isteyen biri olduğunda heyecandan konuşamıyor, iki kelimeyi bir araya getiremiyordu. “Ben Gizem. Bayan Alara ile görüşmek için buradayım. Kendisi beni tanır.” diyerek çantasından giriş kartı çıkardı bizim dedektif. Görevli kartı aldı. Uzun süre inceledikten sonra ana kapının anahtarlarını cebinden çıkarmaya çalıştı. Çıkarırken yere düşürdü. Tekrar alıp sorun çıkarmamak ister gibi anahtarı kapı deliğine soktu. Kartı ise diğer cebine yerleştirdi. Gizem bu kısa konuşma boyunca yerinde duramıyor, bir an önce içeriye girmek istiyordu. “Bu arada kartımı vermeyecek misiniz?” dedi meraklı bir şekilde.

“Sanırım buraya daha önce gelmediniz, Gizem Hanım.” diye mırıldandı karttan Gizem’in ismine bakarak. Bayan Alara giren kişilerin kartını tutmamız gerektiğini söyler hep. Kendileri sorumluluk almadığı için kaybedebiliyorlar, çıkışta lazım oluyor.” dedi ve kapıyı güçlükle açtı. Sanki buraya zorla getirilmiş bir çocuk gibiydi. İşinden memnun değildi.

En sonunda kapı açıldı ve Gizem’e geçiş izni verildi. Gizem etrafa bakmadan, hızlı bir şekilde Bayan Alara’nın yanına çıkmak istiyordu. Adımları hızlanıyor o kocaman salonu geçince ise onu bir merdiven karşılıyordu. Burada durdu. Etrafına baktı bu sefer. O büyük salonun sonuna gelmişti. Tam solunda upuzun bir koridor ve oldukça aydınlatma vardı. Önünde sonunu zar zor görebildiği bir merdiven… İçerisi de ayrı bir soğuktu. Dışarıdaki o kavurucu sıcaklık içeri girince bir anda unutuluyor ve bir ferahlama geliyordu. Sabahtan beri sıktığı o avuç içini bıraktı. “Alara’nın odası için bahsedilen büyük merdiven bu olmalı.” diyerek merdiveni çıkmaya başladı. Her attığı adımda etrafı hoş bir koku kaplıyordu. Merdiven boyu korkuluklara yerleştirilmiş olan o sarı ışıkların rengi giderek koyulaşıyor, ortam insanın uykusunu getiriyordu. Aynı zamanda Gizem’in içindeki korku ve heyecan da giderek azalıyordu. Derken kendisinin adım sesleri dışında sesler duydu. Arkasını döndü, etrafına bakındı. Kimsenin olmadığını görünce tekrar gerildi.

Bu sesler normaldi ama Gizem bu işi ilk defa yaptığı için küçücük ses bile onu geriyordu. Komik olan şu ki etrafı incelemeye başladığından beri etrafta kamera bulamamıştı. Özellikle giriş kapısında. “Eve hırsız girse ne yapacaklar çok merak ediyorum. Kapıdaki güvenliğin kendine faydası yok. Kartımı ondan çaldığımı bile fark etmedi. Hayır önceden buraya geldim ve kartımı kaybedecek kadar salak değilim.” diye geçirdi içinden. Merdivenlerin sonuna gelmiş olmalı ki daha uzun bir koridor karşıladı onu. Dakikalarını etrafına bakınmak ve merdivene çıkmakla harcamıştı. Belirtilen görüşme saati çoktan geçmişti. Ne Alara’nın odasının yerini biliyor ne de buradaki kimseyi tanıyordu. Sinirden terliyor, ne yapacağını bilemiyor, kalbi hızla atmaya devam ediyordu. Neden bu kadar heyecanlanmıştı? Onu bu kadar geren neydi? Düşünmeye devam ederken, etrafına bakınırken omuzunda bir el hissetti. Sessizce irkildi. Nefesini tuttu ve arkasına baktı.

“Merhaba Gizem Hanım. Nasılsınız?” Gizem onu görünce rahatladı. “Bayan Alara bende sizi arıyordum. Biliyorsunuz randevu bu saatlerde. Odanızı bulamadım da. Sizinle konuşmam gereken önemli bir şey var.”

Alara gülümseyerek karşılık verdi. “Tamamen unutmuşum, üzgünüm. Yoksa görevliye sana eşlik etmesini söylerdim. Odam hemen karşıda, buyurun.”

Gizem’in o sırıtan ağızı tekrar normale döndü. “Tamamen unutmuş mu?” dedi içinden. “Randevu saatini o ayarladı unutmasına imkan yok, önemli demiştim.” diye geçindi.

En sonunda aradığı odaya ulaşmışlardı. Alara kapıdan içeri geçti ve Gizem’in geçmesi için ona kapıyı tuttu. “Buyurun.” Gizem odaya girdiğinde utançtan çantasını sıkmaya başladı. Ortam gayet hoştu aslında. Genellikle beyaz mermerler tercih edilmiş, duvarlar daha grimsi ve cam gibiydi. Koyu mavi ince şeritler ile renklendirilmişti. Hava burada çok daha temizdi. göz yormayan beyaz ışıkla aydınlatılmıştı ve camlar kapalıydı. Gizem kendine bir koltuk seçti ve oraya oturdu. Alara’ya baktığında ise kapıda bir görevli ile konuşuyordu. Gizem’in kapıda gördüğü güvenlik şimdi buradaydı. Alara biraz daha ilgilendikten sonra görevliyi aşağıya gönderdi, kapıyı kapatıp Gizem’e döndü.

“Ah, Gizem Hanım. Sizi beklettiğim için üzgünüm.” dedi ve yerine oturdu. Tam Gizem’in karşısına. “Bu akşam eşim Salih’in düzenlediği bir etkinlik var. Bu yüzden sürekli görev dağılımı sorunu yaşanıyor. Ama şimdi burada konuşabiliriz. Önemli bir şey olduğunu söylemiştiniz.” Alara konuşması boyunca güler yüzlü davrandı. Gizem’e sıcak gözükmeye çalıştı.

Gizem de gülerek karşılık verdi. “Sorun değil, zaten gördüğüm kadarıyla çok yoğunsunuz bu yüzden hiç uzatmadan konuşacağım.”

Alara kafasını salladı. Gizem’in ise yüzündeki o gülen ifade birden ciddileşti. Gözleri daha sert bakıyordu artık. Boğazını temizledi, omuzlarını gerdi. Kalbi sıkışmış gibiydi ama ağzını açıp konuşmayı başardı.

“Özel İnceleme Birimi 8. gruptan Rana Keskin...”

dedi. “Hatırladınız mı?”

Alara durdu, o anda gülümsemeyi bıraktı. Gözlerini büyüttü. Cevap veremedi ve kafasını iki yana sallamakla yetindi.

“Hatırlamıyorsunuz yani. Tamam ben söyleyeyim. İki gün önce 3 Şubat 2019 tarihinde öldürüldü.” derin bir sessizlik yaşandı. Gizem kendinden emin bir şekilde geriye yaslandı. Alara ise boşluğa düşmüş gibiydi. Az önce onu tanımadığını söylemişti.

Kafasını kaldırdı. Gizem’in o sinirli suratına baktı.

Gizem ayağa kalktı ve konuşmaya tekrar başladı. Artık odanın soğukluğu bile unutulmuştu. İkisini de sıcaklık basmıştı.

“Neden?”

Gizem’in sesi artık eskisi kadar sakindi.

“Onu neden öldürdünüz Bayan Alara?”

Bölüm sonu

4 yorum