Serra Havada asılı kalan gerilim, nefesimi kesiyordu. Mahkeme koridorlarında yankılanan sessizlik, günlerdir içimde biriktirdiğim öfke ve adalet arayışımın sesi oldu. Nesrin'le buluşmak için dar ve loş bir kafeye çekildiğimizde, titreyen ellerim kahve fincanının sıcaklığına sığınmak istiyordu. Kokusunun derinlerinde, savaş yorgunu bir kalbin ritmi duyulabiliyordu. "Neler buldun?" diye sordu Nesrin, her zamanki gibi anlayışlı ve içten tavrıyla. Onun enerjisi, benim için bir sığınak gibiydi. Baran’ın adı geçince, dudaklarım acıyla gerildi. Geçmişin gölgesi, sanki odanın içine çökmeye başlamıştı bile. "Yeni bir bağlantı buldum," dedim, dikkatim dağılıp onunla aynı hizada duran boş sandalyeye kayıyordu gözlerim. "Baran’ın, o suça doğrudan karıştığını gösteren bir ipucu." Nesrin, anlık bir korku ile irkildi. Gözleriyle, beni bu yolculukta yalnız bırakmayacağını söylüyordu. "Bunu mahkemeye taşıyabilecek misin?" İç sesim, tereddütlerin labirentinde yankılandı. Baran'a karşı duyduğum sınırsız nefret ve içimdeki karanlık denizler... Hızla uzaklaştım bu düşüncelerden. "Elbette," diye yanıtladım, belirsiz bir kararlılıkla. Sokaktaki ayak sesleri ve ince bir yağmurun tatlı dokunuşları eşliğinde ayrıldık kafeden. Nesrin’le kurduğumuz bağ, bu yolculukta belki de en sağlam sığınağım olmuştu. Baran Serra’nın adını duyduğum an, geçmişin hayaletleri sırtımda birer yük gibi dolanıyordu. Karşılaşacağımız anın kaçınılmazlığı, içimde pişmanlıkla karışık bir beklenti yaratmaya başlamıştı. Yıllar geçti, Serra'nın o parlak ela gözlerinde hala eski hesapların izini taşıdığını görebiliyordum. Geçmişte yaptığım hataların, günümüz gerçeklerinde yeniden şekillendiği bir mahkeme salonundaydık. Kalabalık, hararetli tartışmalar ve parlayan ışıklar... Her şey onun bana yönelttiği suçlamaların hedefiydi. Salondan kaçarcasına çıktığımda, meşe ağacının gölgesinde bir sigara yaktım. Dumanın keskin kokusu, çocukluğumun sert ve düşüncesiz günlerini hatırlatıyordu. Bu savaş, Serra'nın ailesine verdiğim kaybın adaleti miydi yoksa kendi iç hesaplaşmam mı, hala kestiremiyordum. Serra’ya dair bilmeceler zihnimde dolandıkça, Ela'nın beklenmedik bir bilgiyle Serra’ya ulaştığını öğrendim. Onun planları, benim üzerime düşen karanlığın zayıf bir ışık çemberine dönüştüğünü hissettiriyordu. Kendi adaletimi yaratmalıydım ama bunu nasıl yapacaktım? Serra Sabahın doğuşuyla mahkeme koridorlarında karşı karşıya geldiğimizde, zaman yol almıyor gibiydi. Baran'ın sert fakat bir o kadar da üzgün bakışları, yılların yükünü sırtlayan bir suçluluk taşıyordu. Adalet mi, intikam mı? İçimde derin bir çatışma vardı. "Geri dönüş yok," dedim alçak sesle, kara gözleriyle kesişirken bakışlarımız. Öfkem ve merhametim; tutkulu bir dansın iki zıt kutbu gibi. O an, birbirimize söylediklerimizden çok daha fazlası vardı ortada. Kelimeler tükenmiş, zaman durmuştu. Yine de kendi içimizde savaşmaya devam ediyorduk. Baran da dönmüş, yüzünü kararlılıkla gökyüzüne çevirmişti. Belki de en sonunda, geçmişin gölgelerinde değil, açık bir hesaplaşmanın parıltısında bulacaktık ikimizi de.
Bölüm 5
Bölüm 5: Geçmişin Gölgesi
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.