İçeriğe geç

Kırık Adalet

Bölüm 4 · 2 dk okuma

Kırık Adalet

Bölüm 4

Bölüm 4: Çelişkilerin Gölgesinde

Mahkeme salonunun önünde, kalbim göğüs kafesimi zorlayarak atarken; avuçlarımdaki teri hissetmekten kendimi alıkoyamıyorum. Timur’un getirdiği o yeni ipucu tüm gece beynimde yankılanıp durdu. Şimdiyse, bu ipucu beni kiminle, daha doğrusu neyle yüzleşmeye sürükleyecek, içimde bir düğüm gibi çözülmeyi bekliyor. Baran Karataş’ın yüzü, geçmişin karanlık bir yankısı gibi zihnimin derinliklerinden yükseliyor. O andan beri ilişkimizin ne olduğu ve ne olması gerektiği üzerinde olan biten her şeyi düşüne düşüne büyümüştüm. Kendi içimdeki o çelişkilere rağmen, kararlı adımlarla salona doğru ilerledim. Baran’ın danışmanlık yaptığı adam tanıklık koltuğunda otururken, sesler etrafımda uğuldayan bir deniz gibi dalgalanıyor. Odadaki ağır ahşap mobilyaların keskin kokusu, burun deliklerimi her dolduğunda daha da hissedilir hale geliyor. “Serra,” dedi Nesrin, beni düşüncelerimden çekip çıkaran o yapıcı sıcaklıkla. Yeşil gözleriyle bana umut vermeye çalışarak hafifçe gülümsedi. “Bunu başarabilirsin,” dedim kendi kendime, yutkunarak. Salaş bir cesaretle davaya başladık. Adamı sıkıştırmaya başladım, kelimelerim yargılayan birer bıçak gibi üzerine yağarken, Baran’ın derin kahverengi gözleri, göz kapaklarımın arkasındaki o kadim suçluluğu hatırlatıyor. Onun sessiz ve stratejik karşı hamleleri, zihnime durmaksızın vuran dalgalar gibiydi; güvenli siperlerimi yıkmakla tehdit eden. Duruşmanın her saniyesi, sanki eskinin hesaplaşmaları ve şimdiye dair umutların dans ettiği bir oyun sahasıydı. Göğsümdeki sıkıntı, tıpkı kalp atışlarım gibi sancılıydı. Baran’a alçaktan sorduğum her soru, içimde bir yere dokunuyordu. O ise yüzündeki sert ifadesini hiç değiştirmeden, soğukkanlılıkla karşılık veriyor, beni soluksuz bırakan bir zeka gösterisi sergiliyordu. Mahkeme salonunda duyusal bir elektrik vardı, havada asılı duran gerilim neredeyse dokunulabilir bir yoğunluktaydı. Baran’ın karizmatik duruşu, hem dikkat çekici hem de kafa karıştırıcıydı. Esrarengiz tavırları ve sözcüklerin ardında sakladığı sırlar, fazlasıyla bilinmezi olan bir manipülasyon oyunuydu adeta. Ona dair her detay, iç dünyama gün gibi iniyordu. O geçmişi yeniden yaşamak, bana neler katabilirdi ki? Arka planda; zihin karıştırıcı çatışmanın gölgesinde, Baran’ın durgun tavrından uzaklaşmak çok zordu. Mahkeme arası verildiğinde, kalabalığın içinden yarılarak geçerken karşılaştığımız o tesadüfi an, nefesimizi tutmamıza neden oldu. Birbirimizi izleyen gözlerimizdeki o anlık kararsızlık, karnımızda yankılanan bir dürtüydü. “Serra…” dedi, o sert çizgili dudaklarından dökülen kalkansız kelimeler. Sözcüklerin telaffuzunda, mevsimler değişiyor, zaman hızlanıyordu. Suskunluk ölümcül bir kedi fare oyunu kadar daraltıcıydı. O anın ardından ben, arafta kalmış bir duyguyla yüzleşiyordum. Ona ya bir adalet savaşçısı olarak bakmalıydım ya da içimdeki öfkeyi büsbütün açığa çıkarmalıydım. Ancak, içimde bir yerler, onun içinde saklı başka bir şeyi savunma isteğiyle yanıp tutaştı. Tam o sırada, çınlayan telefonumun sesi, içsel fırtınamı fonladı. Nesrin’in gönderdiği mesajla yeniden düşmeye başlayan taşlar, cinayet gecesinden geliyordu. Aldığım yeni ipucunun şok edici gerçeği, derinliklerde sakladığım cehennem gibi yanıyor, içimde köklü olmayan barışçıl duyguları tazeliyordu. Baran’a döndüm. Geçmişimizin ölümsüz acılarının salınan gölgesinde, adaletin ışığına biraz daha şahlandı ve içimdeki karmaşık duygular dalgalanmaya devam etti. Yeni gerçekler, şimdi adaletin peşindeki kararlılığımın gücünü artırıyordu. Bu hikayede, daha kimin neyle sınırlı olduğunu bilmiyorum ama bildiğim bir şey varsa o da; Baran ve ben, birbirimizin göğüs kafesindeki güneş gibiyiz.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.