İçeriğe geç

Kırık Adalet

Bölüm 28 · 2 dk okuma

Kırık Adalet

Bölüm 28

Bölüm 28: Geçmişle Yüzleşme

Gözlerimi kapattım ve derin bir nefes aldım. Havanın karanlık bir tazelikle dolu olduğu o an, ciğerlerime dertli bir serinlik doldurdu. Belki de artık geçmişi bırakmam gerekiyordu, ama bu mümkün müydü? İçimden bir ses sürekli aynı soruyla yankılanıyor: Ona güvenebilir miyim? Baran Karataş... Adı bir zamanlar kalbimde nefret gibi yankılanan bu adam şimdi yanımda. Ve bir ironi olarak, beraber adaleti arıyoruz. Sıcak bir sır saklayan kahverengi gözlerindeki kararlılık, oldum olası benden kaçırılan bir gerçeği görmeye çalışıyor. Kaderin tuhaf cilvesi, ya da sadece hayatın acı bir oyunu. O gün dosyaları karıştırırken bulduğum ipucu, mahkeme salonunun loş ışıkları altında kırmızı bir iplik gibi parıladığında, beynimde küçük bir yankı tizi duyulmuştu. Bir şeyler beni bu yola itiyordu. Eski mahkeme dosyalarında bulduğum belirsiz bir isim, Baran'a danışıldı mı? Yoksa o da bu işin bir parçası mıydı? Ofisin içinde ağır bir kahve kokusu hâlâ dolanıyordu. Nesrin'in kahvaltıdan artan fincanı masanın üzerinde unutulmuştu. Kahvenin yarım dolu soğuk, acı aroması burnuma gelip gitmekteydi. Nesrin’in biraz önce söylediği, “Serra, belki de Baran sadece bir kuklaydı…” sözleri zihnime kazınmış gibiydi. O, bunu açığa çıkarırken net bir kararlık sergilemiş, ama yine de içten içe titreyen elleriyle çözüme ulaşmak için benim de düşüncelerimi altüst etmişti. “Serra, sana yardım etmek istiyorum,” dedi Baran, sesi odanın soğuğuna dokunan bir pürüzsüz sıcaklıkla. Başımı çevirdim, onun siluetini ofisin yumuşak beyaz ışıklarından süzülen bir gölge olmaktan çıkarırken, yüzündeki çizgilere daha dikkatlice baktım. Her çizgi, her iz bir başka hikaye anlatıyordu. Bir an için, içimdeki savaşı kaybedecekmişim gibi hissettim. Ona inanmalı mıyım, yoksa hala dikkatli mi olmalıyım? Gözlerimizin buluştuğu anda, hissettim: belki de birbirimizin yükünü hafifletebiliriz. Ortak düşmanı alt etmeye çalışırken geçmişin sessiz gölgeleriyle yüzleşmek gerekiyordu. Bir adım daha ileri atmak için, ona güvenmeli miydim? Ela ve Timur yanı başımda, sanki iki ayrı kanat gibi. Yanımdan hiç ayrılmadan. Ela’nın yeşil gözlerinde garip bir güven vardı. “Geçmişi bırak, şu ana odaklan,” der gibiydi. Ona da mı güvenmeliydim? Ofisten çıkarken avuçlarımı sıktım. Derin bir nefes aldım, ciğerlerime dolan havanın tüm gerilimini üzerimden almasına izin verdim. Bu karmaşadan anlamsız bir huzur çıkarılacak mıydı acaba? Yoksa bizden beklenen her zamanki acı mıydı? Baran ve diğerleriyle beraber bu çıkmazdan çıkmak için harekete geçmenin ve geçmişin pençelerinden kurtulmanın sırası geldi. Ancak bu son yürüyüş tamamen hazırlıksız bir cesaret ve bağlılıktı, çünkü bugüne kadar peşimi bırakmayan katran karası hafızalara tekrar dalmaya cesaret etmek gerekti. Her şey risk altındaydı, ama en çok da kendi özgürlüğüm.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.