İçeriğe geç

Kırık Adalet

Bölüm 24 · 2 dk okuma

Kırık Adalet

Bölüm 24

Bölüm 24: İki Yüzlü Maske

Sisli bir sabahtı. Rüzgar, damarlarımda fırtınalar koparıyordu, yüzümü yalayıp geçerken. Sokakların daracık atmosferinde kaybolmuş yürürken, zeytin cildimle zıt düşen kasvetli gri bulutlar başımın üzerinde ağır ağır süzülüyordu. Bu sabah her şey daha keskin kokuyordu, belki de içimde yükselen hislerin sonucuydu; ceviz, toprağın kokusuna karışmıştı. Hislerimi soğuk hava ile birlikte dindirmeye çalışıyordum. Baran'ın bana verdiği belgeler, zihnimi kemiren bir kurt gibi içimde dipsiz bir çukur açıyordu. Ailemin trajedisinin arkasındaki nedenleri keşfetmeye her zamankinden daha yakındım. Ancak aynı zamanda, bu yolculuk beni Baran’ın bakışlarındaki kırılgan gerçeğe sürüklüyordu. Derin kahverengi gözlerini her düşündüğümde, o tanıdık pişmanlığın huzmeleri içimde yankı buluyordu. Adımlarım beni bilinen bir parka yöneltti; yıllar önce annemin elini tutup yürüdüğümüz o patikaya… Nemli toprak ve ot kokusu tenime karışıyordu. Derin bir nefes alıp gözlerimi kapadım. Belki de her şeyi ardımda bırakıp yepyeni bir başlangıca yelken açmalıydım. Ancak, geçmişin gölgeleri bu kadar yakınımdan geçerken nasıl olur da göz ardı edebilirim ki? İhanetin somut kanıtları önümde dururken, yüreğim Baran’daki insani yönlerle çekişme içindeydi. Nesrin’le duruşma öncesinde kafe buluşması için sözleşmiştik. Günün ağırlığını hafifletecek olan kahvenin keskin aroması aklımı da ayıltabilirdi. Dalgalı kızıl saçları rüzgarda dans eden Nesrin’i görünce, içimde bir nebze huzur hissettim. O hep umut doluydu ve varlığı her daim güven vericiydi. Daha oturur oturmaz, gözleri soru dolu olsa da o bilindik neşesiyle bana seslendi, “Neler öğrendin, Serra?” “Baran’ın geçmişiyle hesaplaşması beni düşündürüyor, Nes. Hem güvenmek istiyorum ona, hem de işlerin daha karmaşık bir hal almasına izin veremem,” diye mırıldandım. Kahveni yudumlarken dudaklarımı yakan sıcaklık bir nebze olsun içimi ısıttı. Baran’ın kendini ne kadar değiştirmeye çabaladığını merak ediyordum. Belki de kararma eğilimindeki bu dünya onun için de bir kurtuluş umudu barındırıyordu, ama bu umudun bedelini ödemeye hazır mıydı? Kendi içimdeki adalet arzusu, ona karşı hissettiğim karmaşık duygularla çatışıyordu. Davanın en zorlu günlerine hazırlanırken, iç sesim sürekli fısıldıyordu. “Kene gibi tutunmalısın gerçeğe! Baran, zamanında senin aileni elinden aldı. Suçluluk daha ne kadar beraber yürür?” Nesrin’in sesi tekrar yankılandı, “Serra, dikkatli olmalısın. Görüştüğün kişi Baran; seni yarı yolda bırakabilir.” Nesrin’in uyarısı hakkındaki doğru olan şuydu; Baran’a olan çekimim, kontrol edemediğim bir girdaptı. O çözmeye çalıştığım bir bulmaca gibiydi ve bu bulmacayı çözersem yalnızca ailemin trajedisinin anahtarını değil, aynı zamanda kendi kimliğimi de bulabilirdim. Birçoğunun yüzleşmekten kaçacağı bu karanlık diyarda, gerçeği ortaya çıkarmak adına cesaretle adım atmaktan başka çarem yoktu. Belki de Baran’ın insanlığının ince bir perdesi vardı ve bu perdeyi aralayıp hangi hikayenin başladığını görmeliydim. Kalkmak üzereyken Nesrin bana sıkıca sarıldı. O sıcaklık ve dostluk ihtimalimizin ötesindeydi. Çünkü şimdi daha iyi biliyorum ki yolum tehlikelerle dolu olsa dahi, gerçeği bulmak için korkularımla yüzleşmem gerekiyordu. Rüzgar yine esiyordu; saçlarımı savuruyordu ama ben dik durmaya devam ettim. Başımın üstündeki gökyüzü tıpkı hislerim gibi fırtınayla savaşırken, sonunda neyin yerinde kalacağını zaman gösterecekti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.