Baran’ın odasına girdiğimde, burnuma hemen kahve ve vanilyanın karışık kokusu doldu. Koltuğunda oturmuş, ellerini başının arkasında birleştirmişti. Yüzü ifadesizdi ama gözlerinin derinliklerinde kaybolmuş bir adam vardı sanki. Her şeyin kendini en iyi yerden gösterdiği o anlardan birini yaşıyorduk yine. Kalbim, atmakta ısrarcıydı. Geçmişin hayaletleri etrafımızda dolanırken, bu yoğun sessizlik ufak bir fırtınanın habercisiydi. "Serra," dedi Baran, sesi derin ve kararlılıkla yankılandı. Bakışları, kalbimin derinliklerine ulaşmaya çalışıyordu. Ancak onun gerçekte ne sakladığını biliyorum. Kahvenin buğusu arasında, ellerimi masaya yasladım. "Geçmişin gölgeleri peşimizi bırakmaz, Baran. Peki ya senin?" içimdeki şüpheyle karışık bir merakla sordum. Dışım düz bir zırh gibi görünse de, kalbimde bir titreme vardı. Derin bir nefes aldı ve aniden kalktı. Pencerenin yanına, şehir manzarasının karşısına dikildi. "Bildiğin kadar suçluyum. Ama söylemediğim şeyler de var," dedi. Gözleri önümdeki masaya yönelmiş haldeydi, sanki bir şey gizlemeye çalışıyormuş gibi toplayarak. Pencereden gelen serin meltem, saçlarımı hafifçe uçurup getirdi. O an odadaki her şey durdu. Damarlarımda dolaşan hiddet, bir an için yumuşadı, yerini meraka ve biraz da doğruluk ihtiyacına bıraktı. "Eğer gerçekten bir şey varsa," dedim, sesimde kararlı ama incinmiş bir tını vardı, "bilmek isterim." Baran, gözlerini pencereden çekti ve bana döndü. Yüzündeki tereddüt o kadar belirgindi ki, kelimeler üzerine yapışmıştı adeta. Ama o an, bir yabancıdan uzanılan bir yardım eli gibiydi. "Ela, bu konuda tek kişi. Sana anlatmamam gerektiğini söyledi. Ama bilmelisin," dedi. Bir gizem, gerginliğin ortasında asılı kalmıştı. İçimde, karanlık bir ormanda yalnız kalmışım gibi bir ürperti hissettim. Fakat Baran’ın dile getirdiği her şey açık bir kapıya işaretti. Tam o sırada, kulaklarımızı tırmalayan bir kapı sesi işitildi ve Ela içeri girdi. Yeşil gözleri Baran'la arasında sessiz bir iletişim kuruyordu, bu bağlantının kenarında da ben duruyordum. "Serra," Ela'nın sesi havada yankılandı, alçak ama titrek, "bu konular içindeki gerçekleri öğrenmek senin için zor olabilir." Karşısındaki Sorularla dolmuş kalbimle konuşuyordu sanki. Benim için başka bir sırrın altına dalış yapmak ne kadar zordu, bilemezdi. "Kendim bulurum," dedim, kelimelerim geleceğe kasılarak yansıyordu. İlkin Baran’ı, sonra da Ela’yı tereddütle inceledim. Bu oyunda kimin hangi kartı oynadığını bilmiyordum ama öğrendiğime emin olmalıydım. Timur ise toplantı odasından çıkıp, ne olup bittiğine bakmak üzere buraya geldiğinde, işte insanın üzerine geldiği gibi hissetmeye başladım. Bakışlarımız odada karşılaştığında gerginliğin suyun üzerinde dalgalar oluşturduğunu hisseder gibiydim. "Burada yapılan her şey bir kaybedişin üzerine inşa ediliyor, Serra." dedi. Bilinmeyene duyduğum o içsel direnç, sessiz ve derin bir kararlılığa dönüştü o an. Baran sonunda dudaklarını açtı, bir iltifatmış gibi duran ama can yakan sözlerle: "Senin için doğru olanı yapacağım." Sesine derin bir pişmanlık ve dolup taşan bir vaat eklenmişti. Ama kelimeleri yarım kaldı. Dudaklarında asılı kaldı. Ve o an, kalbimin susturulmuş sesleri arasında, Baran’la olan bu karşılaşma, başka bir anlayışın başlangıç çizgisiydi.
Bölüm 19
Bölüm 19: Geçmişin Gölgeleri
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.