İçeriğe geç

Kırık Adalet

Bölüm 10 · 2 dk okuma

Kırık Adalet

Bölüm 10

Bölüm 10: Karar Zamanı

Havanın nemi ve serinliği, mahkeme binasının girişinde yüzüme dolarken, içimdeki bulutları dağıtamıyordu. Sabahın erken saatleri, günün ağırlığını daha derin hissettiren bir hafif karanlıkla beni sarıyordu. Başımı kaldırıp, üzerime diklenmiş olan gri bulutlara baktım; onlar kadar kaygılıydım. Her adımımda ayakkabılarımın yere sertçe vuruşunu, yükselen tempoda kalbimin sesini duyar gibiydim. Baran'ın sözleri, gecenin sessizliği kadar derin, içimde yankılanıyordu. "Başka bir zanlı var," demişti. O an dilini susturup, geçmişe gömülen anılarını çıkaran duyguların dalgası yüzüme çarpmıştı. Neden, diye sorgulayıp durmuştum. Neden şimdi? Neden bunca yıl sonra kalbimde uyanan bu sıcaklık? Gözlerimin önüne, gecenin ıssızlığına çöken görüntüler gelip durdu. Baran'ın, o derin kahverengi gözleri, suçluluk ve merhamet doluydu; aynı zamanda karanlık geçmişimizin silinmez gölgelerini içerisinde saklayan bir deniz gibi parlak. Hangi sır, hangi yanılgı şimdiye kadar taşınabilir? Ellerim, yavaşça dosyalara dokunurken, parmaklarımın uçları kalemin köşelerinde gezinmişti. Sert kağıdın dokusu altında, adeta onlarca yüzleşmenin disiplini çözülüyordu. Mahkeme koridorlarına ulaştığımda, sıcak bir kahve kokusu, nostaljik bir nağme gibi burnuma doldu. Her zamanki gibi Nesrin ve Ela oradaydı; mahkeme salonunun dışında, büyük saatli kolonun hemen yanında, birbirine sarılmış. Nesrin, güven verircesine bana gülümsedi. Ela'nın yeşil gözleri, her zamanki destek ve ciddiyetle pırıldıyor, onun derin kararlılığını belki yüz kere hissetmiştim. Onların varlığı, hem bir temel taş gibi dayanıklı hem de belki bir sonraki fırtınaya karşı birlikte duracağımız yatay bir çatırdı. Timur'un gergin halleri, mekana girdiğim ilk anda bile yüzünü daha fazla sertleştirmişti. O, ikilemlerin, yargının ve belirsizliğin kişileştirilmiş haliydi. Onun derin bakışlarından kaçarken, dizlerimde hafif bir titreme hissettim — ama hala güçlüydüm, ya da en azından öyle hissetmek zorundaydım. Mahkeme salonunun soğuk mermer zemini, metalik bir yankı ile dolarak ayaklarımın altında yankılandı. Tanık kürsüsüne doğru yürürken, geçmişin gizli köşelerinden yankılanarak gelen kendi kararsız düşüncelerimi her adımda daha fazla duyuyordum. Baran'ın gözleri üzerimdeydi, her hareketimi ve nefes alış verişimi izlercesine yoğun. O an, onunla olan tüm bağlar, bütün bu geçmiş sarmallar, yüzeyde dahi olsa sakin kalmaya çalıştığım bu duygu fırtınasında patlamak üzereydi. Tanığı sorgularken Baran'ın ortaya koyduğu bilgiler, yeni ve beklenmedik bir manzara oluşturuyordu. Dizginlenmemiş öfke içinde kıvranan benliğim bir an afalladı — ama bu karanlık ortamda bile içimde bir ışık yandı. Adalet bu, diye mırıldandım içimden. Her şey bu davada, kalbimde koşulsuz kendi kimliğimi bulmamda yatıyordu. Yargılamanın bütün sürecinde ben, insan hakkı ve kendi adalet açlığım arasındaki dengeyi bulmak zorundaydım. Son cümleler ağzımdan çıkarken, sesim kararlı ve net. "Bu kanıt," dedim, "sadece davayı değil, adalet anlayışımı, Baran'la olan bu kusurlu bağları, bütün geçmişin gölgelerini aydınlatacak." Kendi içimde futbol izleyicilerine veda eden bir sürede eski bir krala dönüşen bir duygunun açıklığı yayıldı. O an için her şey hala belirsizdi. Ne geçmiş ne de gelecekteki yönüm ulaşılamaz gibiydi. Ama bugünkü kararım, bu davadaki kararlı adımım, zalim geçmişin üzerime çökmemesi için bir kalkan olur — aşkın ve adaletin örtüşmediği bu yerde kendimi bulmak için ilk adım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.