Elimde kahvemle birlikte bilgisayarın karşısına geçmiş avımı izliyordum. Kaç saat olmuştu bilmiyordum ama bildiğim bir şey varsa o da kalkıp hazırlanmam gerektiğiydi. Kahveyi masanın üstüne koyup dinlendirici gözlüğümü çıkardım ve gözlerimi ovdum. Arkamda bir baskı hissettiğimde hala ekrana bakıyordum çünkü arkamda olan kişinin Çağan olduğunu biliyordum.
''biraz ara vermelisin.''onun sesini duyunca kafamı arkaya doğru çevirip kısa bir bakış attım ve ardından bakışlarımı tekrar bilgisayara çevirdim.
''şimdi kalkıp hazırlanacağım zaten.''
''bir yere mi gideceksin?''
''evet, dışarıda ufak bir işim var. Gelince planı ve olanları gözden geçirelim.''
''ne zaman gelirsin?'' yüzümde kendiliğinden çarpık bir gülümseme oluştu. Bu gülüş ise kötü olaylar olacağını haber ediyordu ama Çağan ne o gülüşü görebiliyordu ne de sebebini biliyordu.
''işim ne zaman biterse.''
''anladım, o zaman ben daha fazla seni tutmayayım.'' Sadece baş hareketi yaptım ve sandalyeyi yan döndürüp yavaş bir şekilde kalktım. Çağan geri çekilmiş ve dikkatli bir şekilde bana bakıyordu. Ne işim olduğunu merak ediyordu. Ona göz kırpıp yukarıya doğru çıkmaya başladım. Odama girince ilk giysi odasına gidip ne giyeceğime bakmaya başladım. Gözüm birkaç şeyde takılınca onları yatağın üzerine düzgün bir şekilde koydum ve banyoya gittim. Suyu ayarlayıp üzerimdekileri çıkardım ve arkamı dönüp sırtımda olan izlere baktım. Ellerimi yaraların üzerinde gezdirdim. Kendime gelince ellerimi birden çektim ve duşa girdim. Gözümü kapatıp kafamı duvara yasladım. Fayansların soğukluğu içimi titretmişti.
25 Mart 2012
''lütfen bunu bana yapma.'' Dinlemedi. Ne yalvarışlarımı dinledi ne de bağrışlarımı. Hiç birini dinlemedi ve sırtıma vurmaya devam etti. Belki uslu bir kız olursam acı çektirmezler diye düşünmüştüm ama yanılmıştım. Bu pisliklerin sınırı yoktu. Bağırmam, yalvarmam ve acı çekmem ona büyük bir zevk veriyordu bunun farkındaydım. Geldiğimden beri ters tarafımı göstermemeye çalışıyordum fakat artık dayanabileceğimi zannetmiyordum. Adam sadistin tekiydi. Bağırmamaya çalıştığım zamanlarda daha sert bir şekilde vuruyorlardı ve istemeden ağzımdan bir çığlık çıkıyordu. Bedenim zayıf düşmüştü. Ruhum ise yavaş bir şekilde yok olmaya başlamıştı.
''yalvar. Sana vurmamam için daha çok yalvar bana.'' işte bu cümle ise sabrımı taşırmıştı. 14 yaşında olabilirdim ama zeki bir kızdım. Evet, bedenim ne kadar zayıf düşse de hala hayattaydım bu da dayanıklı olduğumun göstergesidir ve ben artık yalvarmayacaktım. Yalvardıkça havalandılar. Boyun eğmemin zamanı gelmişte geçiyordu. Cezam ne olursa olsun biraz daha dayanmam gerekecekti. Sussam da konuşsam da bir şey değişmeyecekti.
''Senin gibi şeref yoksunu sadist birisine yalvarmamı bekliyorsan çok yanlıyorsun. Sen karaktersiz bir piçsin.'' Cümlemi zorlukla bitirmiştim. Kafamı çevirip yere tükürdüm ve tekrar ona baktım. Çenesi gözle görülür bir şekilde gerilmişti bu da onu çok sinirlendirdiğim anlamına geliyordu.
''ne dedin sen? Seni burada gebertmemi istiyorsun galiba. Karşında kimin durduğunu unutma.''
''ilk olarak karşımda kimin durduğunu çok iyi biliyorum. Korkak bir herif duruyor. Beni kaçırmaya cesareti var fakat dedemden korktuğu için karşısına çıkamayan bir herif. Asıl sen karşında kimin olduğunu unutma. Beni öldürürsen olacakları biliyorsun herhalde.'' Sinirle ayağa kalkıp arkama geçti. Sırtımda bir yanma hissedince elinde olan sigarasını sırtımda söndürdüğünü anladım. Dişlerimi sıktım asla ama asla bağırmayacaktım. Sadece biraz daha dayanmam lazımdı.
''bana yaptıklarını asla unutmayacağım. Sen beni unutacaksın ama ben seni unutmayacağım.''
5 Mayıs 2017
Hatırladığım anıyla dişlerimi sıktım ve bornozumu alıp üstüme geçirdim. Zor bir hayat geçirmiştim ve geçirmeye de devam ediyordum. Ailemin ölümünden sonra asileşmiş ve cesur bir kız olmaya çalışmıştım. Günler geçtikçe insanlardan korkmamayı ve onlara boyun eğmemeyi öğrenmiştim.
İç çamaşırlarımı giydim ve makyaj masasına oturup saçımı kurutmaya başladım. Saçımı kuruttuktan sonra maşayla saçıma şekil verdim. Dudaklarıma mat bordo bir ruj sürdüm, gözlerime ise ne çok ince ne çok kalın bir eyeliner çektim. Maskarayla makyajımı bitirip kendime baktım ve çarpık bir gülüş sundum.
Güzel olmuştum.
Şimdi ise giyinmem lazımdı. Altıma hafif siyahlık veren jartiyer çorabımı, siyah deri mini eteğimi ve üstüme de siyah göbeğinde şeritler olan bustiyerimi giydim. Ayakkabı olarak ise siyah renkli, ipli ve ince topuklu bir ayakkabı giydim. Boy aynasından kendime bakınca çanta almadığımı fark ettim. Giyinme odasına dönüp çanta bölümünden kıyafetlerime uygun olan siyah bir çanta seçtim ve içine ihtiyacım olan şeyleri koydum.
Odamdan çıkıp merdivenleri inmeye başladım. Topuklu ayakkabıların çıkardığı sese bayılıyordum. Aşağı indiğim de beni ilk gören kişi Ayberk olmuştu. Yemek yiyordu ve beni görünce yediği yemek boğazında kalmış olmalı ki öksürmeye başladı. Anka, Ayberk'in nereye bakıp öksürdüğünü merak edip bana baktı ve o da aynı şekilde öksürmeye başladı. İkisine göz devirip koşarak yanlarına gittim ve ikisinin de sırtına vurdum. İki bardak su oldurup onlara uzattım. Suyu aldıkları gibi bitirmeleri bir olmuştu.
''iyi misiniz?''
''evet, iyiyiz. Seni birden öyle görünce şaşırdım. Evde sadece Çağan var sanıyorduk.'' Ayberk'in dediğine kafamı sallamakla yetindim.
''nereye gidiyorsun güzellik?'' Anka'nın sorusuyla bakışlarımı ona çevirdim ve gülümsedim.
''işim var.'' Diyip göz kırptım. Anka gülümseyince ben de gülümsedim.
''Çağana çıktığımı söylersiniz.'' Arkamı dönmüş giderken aklıma gelen şeyle tekrar ikisine döndüm.
''ayrıca bu gece burada kalın. Büyük ihtimalle geç dönerim ve konuşamayız. Yarın kahvaltı ettikten sonra oturup konuşuruz.'' İkisi de kafasını sallayınca ufak bir tebessüm sundum ve yürümeye başladım. Anka'ya azda olsa alışmıştım fakat Ayberke hala alışamamıştım. Çağana daha yeni yeni alışmaya başlamışken Ayberk'in birden ortaya çıkması beni zorlamıştı fakat yapacak bir şey yoktu. Ona saygı göstermek zorundaydım. Garaja gelince favori olan bebeğimin anahtarını aldım ve kilidini açtım. Arabaya binince aklımda olan tek şey bugün kötü olaylar olacağıydı.
Elimde ki içkimle karşı masamda oturan adama bakıyordum. Cehennemime alıp yakacağım kişiye. Bana bakınca gözlerimi ayırmadan yan bir şekilde gülümseyip içkimi kaldırdım ve dudaklarıma götürüp ufak bir yudum aldım. Benim yaptığımı taklit ederken o adama sadece çarpık bir gülüş sundum ve sol bacağımı sağ bacağımın üstüne atıp eteğimin biraz daha yukarıya toplanmasını sağladım. Bu yaptığım edepsizce olabilirdi ama ağıma düşürmek istiyorsam edepsiz olmalıydım. Yaptığım hareket nedeni ile gözleri bacaklarıma kaymıştı. Rahatsız olmuştum fakat bunu belli etmiyordum. Eğer ağınıza birisini düşürmek istiyor iseniz rolünüzü iyi oynamanız lazımdı. Ayağa kalktı ve sarsak adımları ile bana doğru yürümeye başladı. Yanımda duran şeytanıma baktım ve ona hoşuna gideceği bir gülüş gönderdim. Kendi ayakları ile cehennemine geliyordu. Hiç tereddüt dahi etmeden, korkusuzca geliyordu. Kim bilir kaç kıza daha bana yaptıkları gibi yapmışlardı ve nasıl bundan kimsenin haberi olmuyordu, nasıl hala dışarıda dolanıyorlardı. Yanıma geldiğinde biraz öne eğilerek selam verdi.
''merhaba matmazel.'' Sesini duyduğumda midemin bulandığını hissettim. Yüzümü buruşturmamak için çaba gösteriyordum. Biraz bekledikten sonra ona cevap verdim.
''merhaba bayım. Oturmak istemez miydiniz?''
''sizinle oturmak benim için büyük bir zevk.'' Dedi ve hemen yanıma oturdu. Aramızda ki mesafe çok azdı o yüzden mesafeyi açmak için biraz geri gittim. O bacaklarıma bakarken ben ise o mide bulandırıcı yüzünü incelemeye başladım. Simsiyah kalın kaşlarıyla mavi olan gözleri uyumluluk yakalamıştı. Yüzünde ki çizgiler buradan beli oluyordu, kemikli ve büyük bir burnu vardı. Büyük burnunun aksine küçük dudakları vardı. Başkasına göre bir ihtimal yakışıklı olabilirdi ama bana göre hayatımda gördüğüm en çirkin insanlardan bir tanesiydi.
En sonunda gözlerini bacaklarımdan ayırıp gözlerime baktı ve muzip bir gülümseme gönderdi.
''dudaklarım çok mu hoşunuza gitti.'' Bu iğrenç cümleyle yüzümü ekşitmemek için kendimi zor tuttum. Şuan ise bir satranç oynuyorduk. O ilk hamleyi yapmıştı sırada ise benim hamlem vardı.
''evet, dudaklarınızın yapısı çok hoşuma gitti.'' Ona doğru biraz eğildim ve fısıldayarak cümlemin devamını getirdim.
''o dudakları öpmek isterdim.'' Duymak istediği şeyi söylemiştim ve ben de hamlemi yapmıştım.
''isterseniz size geçelim. Uygun mudur?'' cevap vermeden ayağa kalktım ve ilerlemeye başladım. Arkamı hafif dönünce gelmediğini fark ettim ve gözlerimi devirdim.
''ne duruyorsun öyle gelsene. Arabam yakında.'' Biraz bağırarak konuşmuştum ama duyduğunu sanmıyordum. Büyük bir ihtimalle dudaklarımı okumuştu. Ayağa kalkıp sarsak adımlarla yanıma geldi. Birlikte bardan çıkıp arabanın olduğu yere doğru yürümeye başladık. Bir dakika ya yürüdük ya yürümedik. Arabamın yanına gelmiştik. Arabayı görünce ağzından bir ıslık çıktı. Ellerini arabanın üstünde gezdiriyordu.
'lütfen,'bu bebek benim de.'' Sesinde ki hayranlık benim göz devirmemi sağlamıştı.
''evet, bu bebek benim.'' Derken tırnaklarımı inceliyordum.
''Hayranlık duygun bittiyse gidelim.''cevap vermesini beklemeden çantamdan anahtarı çıkarıp kilidini açtım. Kapının oraya gidip sürücü koltuğuna oturdum ve kapıyı orta hızla kapattım. Yan kapı açılıp kapanınca yan gözle ona baktım.
''çok güzel bir araban var''
''Teşekkür ederim.'' Ve bu son konuşmamız olmuştu.
Kafamı dinlemek için kullandığım bir ev almıştım. Şehrin biraz dışında kalıyordu. Gelene kadar ne ben konuştum ne de o. Tek katlı müstakil evimin bahçesine arabamı park ettim. İkimiz de aynı anda indik ve kapıları kilitleyip eve doğru yürümeye başladık. Çantamdan evin anahtarını çıkartıp kapıyı açtım. Kapıyı ittirip ilk onun geçmesine izin verdim. O içeriye geçtikten sonra etrafa bakıp bende arkasından geçtim ve kapıyı kapatıp kilitledim. Bana kaşları çatık bakınca yalandan bir açıklama yaptım.
''rahatsız edilmek istemiyorum. Bu gece özel bir gece olacak unuttun mu? Çığlıklar atılacak yanlış anlamalarını istemeyiz değil mi?'' yüzüme çarpık bir gülümseme yerleştirip ona baktım. Dediğim cümleyle kaşları düzelmiş ve o da bana benim gibi gülümseme yollamıştı.
''ne içmek istersin?''
''kafana göre takıl.'' Kafamı sallayıp mutfağa doğru ilerledim. Mini bar dolabından beyaz şarap çıkarıp tezgâhın üzerine koydum, bardakların olduğu raftan 2 bardak alıp onları da şarabın yanına koydum ve arkalarda olan toz şekline getirdiğim uyku ilacını alıp bir bardağa döktüm. Önceden gelip her şeyi hazırlamıştım. İlacı döktükten sonra onu eski yerine koydum ve ona seslendim.
''müzik açar mısın? Şarabın yanında güzel olur.''
''tamamdır.'' Müziği açınca beyaz şarabı açıp iki bardağa da döktüm ve ona vereceğim şarabı çekmeceden kaşık alıp karıştırdım. Kaşığı çöpe atıp biraz bekledim. Dalgalanmalar durunca bardakları elime aldım ve yavaş adımlarla yanımda şeytanımla birlikte salona doğru yürüdüm. Odadan kaçan bir meleğim ise arkamdan gelip yapma diyordu ama onu dinlemeyecektim. Ne zaman onu dinlesem her seferinde canım acımıştı. Ne zaman şeytanı dinlemeye başladım o zaman canımın acıması durdu ve günahkâr bir insan oldum. Kendi cehennemimi yarattım ve bu cehenneme gelenler ise kendi ayaklarıyla geldiler. Olacakları bilmeden, tahmin etmeden geliyorlardı. En sonunda ise acı çekerek tekrar ölüyorlardı.
İlaç koyduğum bardağı ona uzattım, elimden alınca çaprazında olan ikili kanepeye oturdum. Beyaz şarabımı kaldırıp;
''bu geceye.'' Dedim. Aynısını yaptı ve aynı cümleyi kurdu. Şarabımdan ufak bir yudum alıp ona baktım. Yarısını bitirmişti bile. Bu benim için çok güzel bir şeydi ama onun için aynı şeyi söyleyemezdim. Bence kendisi birkaç saat sonra cevap verebilirdi. Bu sefer büyük bir yudum alıp bardağı yarılamıştım, o ise bitirmişti.
''Cehennemime hoş geldin...''
Yatak odasında sandalyeye ters bir şekilde oturmuş elimde bitmek üzere olan sigaramla karşımda baygın yatan avımı izliyordum. Yüzüne baktıkça midemin kalktığını hissediyordum. Yüzü ciddi anlamda mide bulandırıcıydı. Hareketleri, konuşmaları, bakışları, her şeyi ile mide bulandırıcıydı. Ondan o kadar nefret ediyordum ki, kelimelerim nefretimi anlatmaya yetmiyordu. Bakışlarım nefretimi fazla dışarıya yansıtamıyordu. Ben neredeyse her insandan nefret ediyordum çünkü insanlar kötü ve kirlilerdi. Nankör ve açgözlü canavardılar. Herkes iyi değildi, her insanın içinde kötülük vardır ve o kötülüğü uyandıran kişiler biz insanlardık. Ben o kötülüğü uzun yıllar sonra uyandırdım. Benim kötülüğüm uyanmadığı yıllarda beslendi.
Beslendikçe nefreti ve kini arttı.
Nefreti ve kini artıkça öfkesi çoğaldı.
Öfkesi çoğaldıkça intikam alma duygusu hat safhaya ulaştı.
Ben kötülüğün içinde hapsolmuşken, kötülük benim bedenimi ele geçirmişti. Ben sessizce yaptıklarını izlerken, kötülük yüzünde sadistçe bir gülümsemeyle yaptıklarından çok fazla zevk alıyordu.
Elimde bitmiş olan sigaramı yere atıp söndürdüm ve sandalyeden kalkıp acele etmeden yavaş bir şekilde masaya doğru yürüdüm. Elime yarım litre olan soğuk su şişesini alıp yatağa doğru yürüdüm. Su şişesinin kapağını açıp birden şişenin tamamını yüzüne döktüm. İlk öksürerek gözlerini açtı. O iğrenç renkte olan gözleriyle etrafı taradı, gözleri ben de durdu. Sonra gözleri yavaş bir şekilde büyüdü ve son olarak beklediğim tepkiyi verdi. Bağırdı.
''sen kimsin. Hemen beni çöz seni sürtük.''
''beni hatırladın mı Selim?'' o avazı çıktığı kadar bağırırken ben ise sakin, normal sesimle ona cevap veriyordum. Yüzüme bir bakış attı.
''hatırlamam mı lazımdı? Eskiden altıma aldığım değersiz kızlardan birisindir.'' Kaskatı kesilirken göz bebeklerimin sinirden büyüdüğünü hissettim. Kocaman bir kahkaha atıp arkamı döndüm ve kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Biraz bekledikten sonra tekrar ona döndüm.
''beni nasıl hatırlamazsın?'' çarpık ve iğrenç bir şekilde gülümseyip bana cevap verdi.
''hatırlanacak kadar değerli bir yere sahip değildin demek ki.'' Bu sefer gülümseme sırası bendeydi.
''haklısın. Kim tecavüz ettiği bir kızı hatırlamak ister ki?'' bunu dememle yüzündeki gülümseme silindi ve kaskatı kesildi. Benim yüzümde ki gülümseme ise sadistçe büyüdü.
''ben de öyle düşünmüştüm Selim. İnsan nasıl unutur ki böyle bir şeyi? Demek ki neymiş aklından çıkamayacak kadar önemli biriymişim.'' Bir şey demeden yüzüme bakmaya devam etti. Hala şaşkındı. Masanın yanına gidip çekmecesini açtım ve kesici aletlere bakmaya başladım.
'sen o'sun.''
O konuştu, ben sustum.
O konuşmaya devam etti, ben susmaya.
O, ben cevap vermedikçe sinirlendi, ben ise o sinirlendikçe mutlu oldum.
Elime ilk çakı aldım ve jartiyer çoraba sakladım. Üzerimde olan bustiyeri arkam dönük bir şekilde çıkarttım. Utanmamam gerektiğini kendime söyleyip durdum. Bedenime titrememesini söyledim. Üstümde sadece iç çamaşırım vardı. Kendime bana yaptıklarını hatırlattım ve ona doğru korkusuz bir şekilde dönüp yürümeye başladım. Bana şaşkınca bakıp ne yapacağımı kestirmeye çalışıyordu ama sorun şuydu ki tahmin dahi edemeyeceği bir şey yapacaktım.
Yavaş bir şekilde yatağa çıktım. Ayaklarımı belinin yanına doğru koyup boyuna eğildim. Bunu yaptığım için belki kendimden iğrenecektim ama içimde sönmek bilmeyen bir intikam ateşi vardı ve bu ateş intikamımı alana kadarda sönmeyecekti. Sönmemesini sağlayacaktım.
Boynuna ufak öpücükler bıraktım. Bunu yaparken içimden kustum. Dudaklarımı yerinden sökmek istedim. İçimde olan biteni yansıtmamak için büyük bir savaş veriyordum. Bir elimi saçlarına daldırdım ve öpmeye devam ettim. Boynundan aşağı doğru indim ve göğsünün ortasında durup gözlerine baktım. Gözleri kapalı bir şekilde duruyordu. Aptal herif. Şüphe etmesin diye tekrar öpmeye başladım. İçimden sakin olmamı söyleyerek ilk pantolonunu sonra ise boxer'ını çıkardım. Elimi jartiyer çoraba sakladığım çakıya doğru uzattım. Yavaş hareketlerle çakıyı çoraptan çıkarıp elime gizledim. Gözlerine tekrar baktığımda hala kapalı olduğunu gördüm. Çakıyı açmadan önce ağzımdan bir inleme çıkardım ve inlemeyle birlikte çakıyı açtım. O metalik sesi sadece ben duymuştum. Elimle penisini tutup biraz oynamaya başladım. Uyarılması ve sertleşmesi gerekiyordu. Daha fazla acı çekmesini istiyordum ve ancak yeterince sertleşince bu mümkün olabilirdi. Yarım saniye sonra yeterince uyarılmıştı. İçimdeki intikam ateşi doruğa çıkmıştı bile. Çakımın sivri kısmını aniden penisinin köküne sertçe bastırıp kesmeye başladım. Aniden kanlar fışkırmaya başlarken acı içinde çığlık atıp irkildi. Birkaç dakika önce zevk alan adam acı içinde bağırıyordu. Kendimi o'nun yanına atıp yatmaya başladım.
O çığlık atarak ağladı, ben o çığlık atıp ağladıkça güldüm.
O acıdan haykırdı, ben zevkten güldüm.
O'nun acı çekmesi benim mutluluğumdu.
O'nun acı bir şekilde ölmesi benim için büyük bir hazdı.
Bir saatin sonunda yataktan kalkmıştım. Yatak odasından çıkıp komodinin üzerinde olan çantamı kanlı ellerimle açtım ve içinden telefonumu çıkardım. Rehberime girip Ahmet ağabeyi aradım. Ahmet ağabey benim en güvendiğim kişilerden birisiydi. Küçüklüğümden beri her zaman yanımda olmuştu. Onu arayıp planımdan bahsettiğimde ilk başta büyük bir tepki vermişti fakat benim kararlı olduğumu fark edince yanımda olmuştu. İşim bittiğinde onu aramamı ve cesedi gelip ortadan kaldıracağını söylemişti.
''alo?''
''ağabey gelebilirsin.'' Ve konuşma burada bitmişti. Sesim bir robot gibi duygusuz çıkmıştı. Pişmanlık duymuyordum. O adam ölmeyi hak etmişti. Banyoya gittim ve musluğu açtım. Kanlı ellerimi mermerin üzerine koymuş ve kafamı eğmiştim.
''lütfen...'',''durun...'',''yapmayın...'' büyük bir çığlık atıp elimi aynaya geçirdim ve vurmaya başladım.
Sus. Sus. Sus.
Beynim de olan konuşmalar susmuyordu. Bana o geceyi hatırlatıyordu. Haykırışlarımı, çığlıklarımı, umutsuzluğumu ve üzüntülerimi hatırlatıyordu. Bana doğru bir şey yaptığımı hatırlatıyordu. Biri gitmişti şimdi ise ikisi kalmıştı. Sıra sıra hepsinin canı yanacaktı. Hepsinin sonu cehennem ateşinde kavrulmak olacaktı. Elimin acısıyla ağzımdan ufak bir inleme çıktı. Elime baktığımda kanadığını gördüm. Kanlı olan ellerim daha çok kanla kaplanmıştı. O'nun ve benim kanım karışmıştı. Ellerimi suyun içine tuttum. Beyaz mermerlerle kaplı olan lavabo kıpkırmızı olmuştu. Ellerimde olan kan yavaş bir şekilde süzülüp gidiyordu. Kafamı kaldırıp kırılmış olan aynaya baktım. Yüzüm o pis adamın pis kanıyla kaplıydı. Ellerimdeki kan kuruduğu için tamamen gitmiyordu. Avuçlarıma su doldurup yüzümü yıkadım fakat çıkması yerine daha çok yaymıştım. Bunu yüzümdeki kan gidene kadar tekrarladım. Sert bir şekilde ovarak tekrarladım fakat gitmiyordu. Eve gidince duşa girip sabunlu su ile iyice yıkamam lazımdı. Aynaya bakıp kendimi incelerken kapı çalındı. Banyodan çıkıp kapıyı açmaya gittim. Kapıyı açtığımda Ahmet ağabey içeriye girdi. İlk ellerime baktı sonra ise yüzüme. Gözlerinde ki duyguyu görmüştüm. Kafamı çevirdim.
''yatak odasında.'' Dediğimde tekrar ona baktım ve bana bir şey demeyip sadece kafasını sallayıp yatak odasına gitti. Arkasından yürüyüp onu takip ettim. Yatak odasına girince ağzından bir iğrenme kelimesi çıktı. Yatağa bakınca istemsizce yüzümü buruşturdum. Öldükten sonra içim rahat etmemiş ve birkaç yerine daha çakıyı sonuna kadar geçirmiştim. Yatağımda elleri bağlı çıplak ölü bir şekilde birisi yatıyordu.
Beyaz çarşafın rengi kırmızı olmuştu ve kanlar kahverengi olan parkeye damlıyordu. Damlalar yerde ufak bir kan gölü oluşturmuştu. Ahmet ağabey yatağımda yatan cesede bakmayı bırakıp bana döndü. Yaşadıklarımı elbette biliyordu ama bu zamana kadarda hiç kimseyi öldürmemiştim.
''sen iyisin değil mi?''
''evet, iyiyim.''
''Sen istersen bir duş al ve eve git. Ben ilk cesedi halleder sonra evi temizlerim olur mu?'' kafamı iki yana salladım.
''eve gidince duşa girerim. Daha fazla burada durmak istemiyorum.''
''tamam. Lütfen eve giderken dikkat et.'' Sadece kafamı sallayıp çantamı aldım ve evden çıktım. Arabanın anahtarlarını çantamdan çıkarıp kilidini açtım. Çantamı yan tarafa attım ve sürücü koltuğuna oturdum. Anahtarı kontağa yerleştirip arabayı çalıştırdım. Yavaş bir şekilde bahçeden çıktım ve çıkmamla hızımı arttırdım. Öndeki iki pencereyi de sonuna kadar açtım ve daha çok hızlandım. Esen rüzgâr saçlarımı savurdukça beni rahatlatıyordu. Düşünmemeye çalışıyordum ama beynim bana ihanet edercesine son ses açık bir müzik misali konuşuyordu. Susmak bilmiyordu.
Bana saatler gibi gelen ama dakikalar süren yolculuk sona ermişti. Arabayı garaja park edip çantamı alıp çıktım. Kapıları kilitleyip anahtarı yerine astım. Evin anahtarlarını bulup anahtarı kilide yerleştirdim ve anahtarı çevirip kapıyı açtım. Yavaş bir şekilde kapatmak isterken korku filmindeymişçesine kapı cızırdayarak kapandı. Kapının cızırdaması ile genç iki erkek ve bir kız birden sıçrayarak ayağa kalktılar. Üç genç bana bakarken ilk tepki Ayberkten gelmişti.
''siktir! Ne oldu sana böyle?'' Ayberke cevap verme gereği duymamıştım. Boş bakışlarımı yollayıp merdivenlerden yukarı çıkacak iken birisinin kolumu tutmasıyla durdum. Kolun sahibine baktığımda Çağan olduğunu anladım ve bu duruma pek şaşırmadım.
''Eylül sen ne yaptın?'' sinirli olduğu yüzüyle birlikte sesine de yansımıştı. Bir süre yüzüne boş bir şekilde baktıktan sonra kahkaha attım. Öyle bir kahkaha attım ki ben bu kahkahayı hayatım boyunca atmamıştım. Çağan, Ayberk ve Anka bana şaşkın bir şekilde bakıyorlardı. Zaten Anka beni gördüğünden beri konuşmamış şoka girmişti. Kahkahamı birden kestim ve bağırmaya baladım.
''ne yaptığımı çok mu merak ediyorsun, ediyorsunuz. Durun o zaman size neden bu halde olduğumu söyleyeyim. Ben bugün birisini öldürdüm. Evet, doğru duydunuz ben bugün Selimi öldürdüm. Acı çekerek öldü. Yanımda kıvrandı, benden yardım istedi. Peki, ben ne yaptım? Onun çığlık çığlığa ölmesini izledim. Öldükten sonra tekrar onu öldürdüm. Yanına uzanıp cesediyle yattım.'' Boğazım kuruyunca sustum. Ellerimi Çağana doğru uzattım. Elimde hala çıkmamış kan lekeleri vardı.
''bak Çağan! Elime bak. Vücudumda hala onun kanı var.'' Ayberk ve Anka sessizliğini korurken Çağan sakin olmakta zorlanıyordu.
''sen nasıl böyle bir şey yaparsın?'' sorusuna koca bir kahkaha attım.
''bana intikam almamı söyleyen sendin ve bende seni dinleyip intikamımı aldım. Anlaşılan ikimizin de intikam anlayışı farklıymış. Şimdi izninizle duş alıp uyuyacağım.'' Sakin bir şekilde arkamı dönüp merdivenlerden çıkmaya başladım. Aşağıdan gelen cam kırılma sesi gelmişti fakat geri dönüp bakmadım. Odama girip arkamdan kapıyı kapattım. Banyoya girip kıyafetlerimi çıkarmaya başladım. Çırılçıplak olunca kendimi direk açmış olduğum buz gibi suyun altına attım. İlk saçlarımı şampuanladım sonra ise vücudumu iki kez sert bir şekilde temizledim.
Vücudum kızarmış bir şekilde duştan çıktım. Giyinmeye bile halim olmadığı için sadece iç çamaşırı giydim. Saçımı taradım ve yatağımın içine girip pikeyi kafama kadar çektim. Gözlerimden yavaşça süzülen gözyaşlarıma engel olamadım.
Ağladım. Belki dakikalarca belki saatlerce yatarken ağladım. Gözlerim ağlamanın ve yorgunluğun etkisiyle kapanırken kapımın açıldığını duydum. Birkaç saniye sonra ise yattığımın yerin yan tarafı çöktü. Pike başımdan kaldırıldı ve çıplak tenime değen tenle irkildim. Gözlerimi açıp bakmaya halim dahi yoktu. Son duyduğum ses ise Çağan Berkten başkasına ait değildi.
''iyi geceler güzelim.''