İçeriğe geç

Kin ve nefret

Bölüm 8 · 8 dk okuma

Kin ve nefret

Bölüm 8

PLAN

Ne yapacağımı ve nasıl davranacağımı bilmiyordum. Çağanla en son o gün konuşmuştuk ve o günün ardından tam bir hafta geçmişti. Bu bir hafta içinde Çağandan kaçıp durmuştum. Sabahın erken saatlerinde evden çıkıp koşuya gitmiştim aklımı dağıtır diye fakat yanılmışım.

Koştukça düşünüyordum.

Düşündükçe tempomu artırıyordum.

Ben Eylül Kıran kaybedenlerin kızıyım. Hayatla bir oyun oynardık ve kazanan hep o olurdu. Ben ise her zaman kaybederdim. Her kaybettiğimde hayatımdan bir şeyler kaybederdim. Kaybedeceğimi bile bile oyunun başına otururdum ve ilk hamlemi yapardım. Ben ilk hamlemi yaptıktan sonra hayat bir hamle yapmazdı. Hayat oyunun ortasına bir darbe indirirdi ve tek hareketiyle bu oyunun kazanını olurdu. Artık işler değişecekti. Ben kazanacak ve hayat kaybedecekti. Kaybedişini yüzümde bir sırıtış ve elimde bir içkiyle zevk alırmışçasına izleyecektim.

Ellerimi dizime koydum ve soluklanmaya başladım. Nefes alış verişlerim maratona çıkmış gibiydiler. Normale dönmesini bekledim. Beklerken düşünmemeye çalışıyordum çünkü düşündükçe işin içinden çıkamıyordum.

Çağanla aramızda büyük bir çekim vardı bunun farkındaydım ve inkârda edemezdim ama ondan hoşlandığıma emin değildim. Evet, beni etkiliyordu bu apaçık ortadaydı ama kim etkilenmezdi ki? Bütün kızların hayalinde ki erkek modeli gibiydi ama ortada büyük bir sorun vardı. Ben o bütün kızlara benzemiyordum. Hayalimde ki erkek olduğundan emin bile değildim. Dediğim gibi sadece etkiliyordu ama daha fazlası olamazdı. Olmamalıydı.

Ben erkeklerden hatta insanlardan olabildiğince uzak durmaya ve hayatımı bir hayalet gibi geçirmeye çalışıyordum.

Hayalet olmak.

Kimse sizi görmezdi, kimse yokluğunuzu fark etmezdi. Bu benim için güzeldi.

Birisinin hayatına girmek istemiyordum ya da birilerinin benim hayatıma girmelerini istemiyordum çünkü çıkınca büyük bir boşluk olacaktı ve o boşluğu ne kadar tamamlamaya çalışırsa çalışsın tamamlayamayacaktı. O boşluk asla tamamlanmayacaktı. Bu yüzden hayatım boyunca hayalet olmayı tercih etmişimdir ama şimdi ise olaylar değişiyordu. İlk Çağan girmişti hayatıma. İlk o görmüştü, ilk o fark etmişti. Onun hayatıma giren ilk insan olmasıyla bunun bir son olmayacağımı anlamıştım. Arkasından gelen birkaç kişi hayatıma dâhil olacaktı ve ben bunu istemiyordum. Evet, kulağa güzel geliyordu fakat bu hep hüzünle sonuçlanırdı.

Ben yalnızdım. Daha doğrusu yalnızlığa mahkûmdum. Her ne kadar beni dedemler büyütse de yalnız kalmış ve yalnız büyümüştüm çünkü beni anlayacak kimse yoktu. Onlar tecavüz edilmenin nasıl bir duygu olduğunu, nasıl acı verdiğini anlayamazlardı. Onlar ailesini beklerken birden ölüm haberlerinin gelmesinin ne demek olduğunu bilemezlerdi. Onlar birden yalnız olmamıştılar. Onlar birden kendilerini kimsesiz hissetmemişlerdi. Yaşamayan kimse anlayamazdı sadece anlamaya çalışırlardı.

Ben bunları düşünürken çoktan evin önüne gelmiştim. Anahtarımı sessiz bir şekilde kapının deliğine sokup kapıyı açtım ve aynı sessizlikle kapatıp içeriye girdim. Saate baktığımda 08.30 olduğunu gördüm yani bu da 2 saate yakın koştuğum anlamına geliyordu. Odama gidip kendime rahat bir kombin hazırlayıp banyoya gittim. Suyu ılık bir şekilde ayarladım. Üstümü çıkarıp duşa kabine girdim. Küvette keyif yapacak kadar modum yoktu. Aklıma hiçbir şey getirmeden yıkandım. Duşumu aldıktan sonra kırmızı göbeği hafif açık bol olan kapüşonlumu altıma ise siyah eşofmanımı giydim. Saçımı kurutup topuz yaptım ve odamdan çıkıp merdivenlerden aşağı inmeye başladım. Mutfağa gidip kahvaltı için patatesleri alıp soymaya başladım. Soyup dilimledikten sonra tavaya attım ve onlar kızarana kadar buzdolabından yumurta aldım ve onları haşlamak için cezve aldım. Yumurtaları da koyduktan sonra dolaptan domates ve salata çıkardım. Onları da soyup dilimledikten sonra patateslere baktım. Olduklarını görünce onları aldım ve yenilerini ekledim.

Kahvaltıyı hazırladıktan sonra Çağanın odasına doğru yürümeye başladım. Çağandan kaçarak çocukluk yaptığımın farkındaydım ama bu bendim işte. Hayatıma birisinin girmesine ve bana böyle duygular hissettirmesine alışık değildim. Kapıyı çalmadan Çağanın odasına girdim ve hala uyuyan bir çağan gördüm. Yavaşça yatağa doğru yürüdüm ve çağanın kolunu dürtmeye başladım.

''Çağan hadi kalk saat 10 oldu. Çağan kalksana.'' Daha ne olduğunu anlamadan kendimi Çağanın altında buldum.

'ne yapıyorsun Eylül?'' nutkum tutulmuş bir şeklide Çağana bakıyordum. Boğazımı temizledim ve konuşmaya başladım.

''kahvaltı hazırladım. Onun için seni uyandırmaya gelmiştim.'' Çağan bana öyle bir bakıyordu ki sanki gözleriyle her şeyi anlatıyormuş gibi ama ben bir şey anlamıyordum işte. Çağan seslice yutkunup üstümden kalkıp yanıma yattı. İkimiz de kalkmak girişiminde bulunmadık. O tavana bakıyordu, ben ona bakıyordum.

''neden benden kaçıyorsun Eylül? Fark etmeden sana bir şey mi yaptım, senin canını mı yaktım?'' öyle güzel söylemişti ki bunları ona sarılıp duygularımı alt üst ediyorsun. Buna hazır değilim demek istedim fakat diyemedim. Diyemezdim.

''bana bir şey yapmadın ve ya canımı yakmadın Çağan. Sadece bu kadar ilgiye alışık değilim. Ben hayatıma yeni bir insan almaya alışık değilim.'' Bana cevap vermek yerine sadece kafasını salladı ve ayağa kalkıp odadan çıktı. Beni odasında tek başına bırakmıştı. Yalnız kalmıştım sonuçta alışkındım.

Ayağa kalktım ve yavaş adımlarla merdivenlerden aşağı inmeye başladım.

Ben hep mantığımla hareket etmiştim. Duygularımı asla karıştırmamış onları bir kutuya hapsetmiştim. O kutuyu açmamak üzere kilitlemiştim ve ben intikamımı alana kadarda bu kutu açılmayacaktı. Gerçek Eylül buydu. Beyniyle hareket eder, mantığıyla savaşırdı.

Çağanla kahvaltımızı ettikten sonra bana Ayberk'in geleceğini ve bize yardım edeceğini söyledi. Beynim şimdiden plan kurmaya başlamıştı bile. Şah ve mat yapmak benim için kolay olacaktı.

Kapı çalındığında Çağan kapıya bakmaya gitti. Ben de elimdeki tahta kalemiyle planı yapmaya başladım. Beynimdeki olan planla yazdığım plan çok farklıydı. Yüzümde bir gülümseme oluştuğunu hissettim. Çağan bana seslendiğinde yüzümde olan gülümsemeyi silip ona döndüm. Ayberk ve Anka'yı görünce şaşırdım.

''hoş geldiniz.'' Diyip Anka'ya sarıldım. Ayberk'in ise elini sıktım.

''hoş bulduk.'' İkisi de aynı anda söyleyip gülünce annemi ve babamı hatırladım.

''kusura bakmayın tek gelecektim ama Anka beni takip etmiş. Söylememeye çalıştım fakat nasıl oldu hala anlamış değilim ona anlattım.''

''sorun değil kardeşim.''

''hayır, Anka bu planın dışında onu bu işe sokamam. Yanımızda istediği kadar kalabilir fakat dâhil olamaz. Bakabilir, izleyebilir ama olamaz.'' Herkes bana şaşkınlıkla bakıyordu. Bu planda sadece ben kirlenecektim. Kimseyi kirletmeyecektim. Çağan ve Ayberk bana lazımdılar çünkü yeri geldiğinde güçleri lazım olacaktı. Bu bahsettiğim güç fiziksel bir güç değil.

''ama neden?'' Anka'nın üzgün çıkan sesiyle çok sert çıktığımı anladım.

''bu tehlikeli. Seni buna dâhil edemem. Ayberke içeride ihtiyacım var. O içeriden yani bu evden bize haber verecek gözlemleyecek ve takip edecek. Eğer çok istiyorsan plana dâhil olmak bilgisayar başından başka bir yer olmaz.''

''Eylül haklı aşkım.''

''peki, o da olur. Yeter ki yardımım dokunsun.''

''güzel. Anlaştığımıza göre oturun ve plana anlatayım.'' Herkes kafasını sallayıp oturduğunda konuşmaya başladım.

''gördüğünüz gibi plan hazır.'' Ortaya yapıştırdığım resmi kalemle gösterdim. Resmi bulmam kolay olmamıştı ama sonunda bulmuştum.

''hedefimiz açık bir şekilde belli. Selim Çakır. İlk öncelikle yapmamız gereken takip etmek. Bir hafta boyunca yer değiştirerek takip edeceğiz. Nerde yaşıyor, nerede takılıyor, nerelere gidiyor, ne yiyor, ne içiyor, en sevdiği içki ne. Gerekli gereksiz tüm bilgileri istiyorum.'' Masanın üzerine koyduğum kulaklıkları onlara verdim. Anka'yı bilmediğim için bir tane eksikti şuan ama halledilmeyecek şey değildi.

''bu bizim iletişim aracımız. Telefonla asla bu konuları konuşmayacağız. Dinleniyoruz ve dinlenmiyoruz. Ne olursa olsun telefonla bu konuları konuşmak yasak. Siz ikiniz onu takip edeceksiniz. Örneğin bir bara mı gitti. Biriniz bir yerde diğeriniz başka yerde oturacak ve ne yaptığına, hareketlerine, içtiklerini gözlemleyeceksiniz. Tuvalete mi gitti biriniz oturduğu yerde duracak diğeriniz beş saniye sonra gidecek. Birbirinizi tanıyamazlıktan geleceksiniz. '' Başka bir masaya kurduğum 3 bilgisayar ve 2 dizüstü bilgisayarı göstererek konuşmaya devam ettim.

''ben ve Anka sizi buradan takip edeceğiz. Anka size ve çevrenize dikkat edecek. Ben ise Selimi ve konuştuğu kim varsa hepsini takip edeceğim. Kasabanın bütün kameralarını ele geçireceğim.'' Üç kişi de ağızları açık beni izliyor ve dinliyorlardı. Bunu umursamayıp devam ettim.

''tabii ben sadece bununla yetinmeyeceğim. Ailesi var mı yok mu, değer verdiği kişi var mı varsa kim. Bunların hepsini öğreneceğim. Siz konuşanları duyamayacaksınız ama ben duyacağım. Kameralar son model olduğu için işim kolaylaşacak. Bir görüntüyü sadece Selime odaklayacağım diğerleri ise onun çevresine. Anka biliyorum senden bilgisayar başına geçmeni istedim ama ne kadar son model kamera olursa olsun işimi sağlama almak istiyorum. Sürekli gittiği barı öğrendiğimiz de bar sahibiyle konuşup birkaç dakikalığına orada çalışmanı sağlayacağım. Selimden siparişini alıp götürdüğün zaman tepsiyi masanın üzerine koyacaksın ve sana verdiğim dinleme cihazını masanın altına yerleştireceksin. İçkiyi üstüne dökmen gerekse bile bunu yapman lazım. Daha net bir şekilde duymuş olurum.'' Derin bir nefes aldım ve tekrar konuşmama devam ettim.

''Çağan ve Ayberk aynı yerlerde bulunmayacaksınız. Sadece bar da aynı yerde olacaksınız. Bir gün Ayberk, bir gün Çağan takip edecek. Kaybederseniz ki mümkünse öyle bir şey olmasın. Ben size yerini söyleyeceğim. Kılık değiştirmeniz gerekecek bu yüzden bir sürü renkte geçici saç boyası ve lens aldım. Saçınızı yıkadığınız zaman boyalar çıkıyor.''

''peki, gittiği yerlerde kameralar yoksa o zaman ne yapacaksın?'' Ayberke küçümseyici bir bakış attım.

''bunu da düşündüm o yüzden kasabada olan bütün dükkânları listeleyip gizli kamera olup olmadığına baktım, inceledim. Gizli kamerası olanları çoktan ele geçirdim. Biraz zorladı ama sonunda başarabildim. Planın son kısmına geldik yani takip olayından sonraki kısma. En sonunda karşısına ben çıkacağım. Onunla flörtleşeceğim tuzağıma düşecek ve bom. İtirazı olan ve ya anlamayan var mı?''

''vay anasını sen neymişsin be.'' Anka'nın söylediğine kahkaha attım.

''beynimiz var ve onu kullanmasını biliyoruz.'' Başka kimseden çıt çıkmayınca bilgisayarların olduğu masaya gittim ve sandalyeyi çekip oturdum. Bunları Çağan duşa girdiğinde hazırlamıştım. Kasabanın kameralarını ele geçirmek vardı ve bu biraz yorucu olacaktı.

İşimin çoğunu halletmiştim. Şimdi ise tek bir tuşa basmam gerekliydi.

''şu lanet tuşa basar mısın artık.'' Anka'nın heyecanlı çıkan sesine gülümsedim ve tuşa bastım. Ekran bir saniyeliğine karardı ve birden kasabada olan tüm kameralar ekranda belirmeye başladı. Ekrana memnun bir ifadeyle baktım.

Onlar zekiyse ben dahiydim.

Beynimin içinde uyuttuğum şeytanlarımı uyandırmıştım. Melekler ve şeytanlar arasında olan savaşı melekler kaybetmiş şeytanlar kazanmıştı. Melekler geri çekildi ve meydanı şeytanlarıma bıraktılar.

Melekler kötü bir şey yapmamam için yalvarıyorlar. Şeytanlar ise onun her şeyi hak ettiğini ve ona çok güzel bir şekilde cezasını vermemi istiyorlardı. Ben ise şeytana uydum ve melekleri elimle bir köşeye attım. Görünmez bir kapı oluşturup onları içeriye kilitledim. İşte şimdi meydan tamamen şeytanlara kalmıştı.

Birisine yalvarmak acizlikten başka bir şey değildir. Bana yalvaranları ise işkence ederek öldürmek istiyordum.

Şimdiye kadar kimseyi öldürmemiştim fakat dedemin ısrarları sonucunda silah ve bıçak kullanmayı öğrenmiştim. Bıçağı ustalıkla fırlatıyor ve hedefi istediğim yerden yaralıyordum. Hedefi asla kaçırmazdım ve benim hedefim bu sefer sahte mankenler değildi. Hedefim gerçek bir insandı.

Kafamı çevirip resme baktığımda yüzümü buruşturdum. Çağan ve Ayberk Selimi takip ederlerken ben çoktan selimi sıkıştırmıştım ama bundan kimsenin haberi yoktu. Ne kadar nefrette etsem her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünürdüm ve buna göre hareket ederdim. Bundan sonra karşılarında artık melek gibi bir kız yoktu. Artık şeytanın vücut bulmuş hali vardı ve bu şeytan onları kendi cehenneminde bir bir yakacaktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.