Aradan yaklaşık bir hafta geçmişti.
Hâlâ bazı şeyleri hatırlayamıyordum. Doktorun söylediğine göre hafızamın ne zaman geri geleceği belli değildi. Bazen bir kelime, bazen bir koku ya da eski bir fotoğraf bazı anıları geri getirebilirdi. Ama ne kadar beklemem gerektiğini kimse bilmiyordu.
O sabah annem erkenden odama geldi.
“Elini yüzünü yıka, konuşmamız gereken bir şey var.”
Ses tonu her zamankinden farklıydı. Ne çok mutluydu ne de üzgün. Sanki söyleyeceği şeyi günlerdir içinde tutuyordu.
Mutfağa geçtiğimde kahvaltıyı hazırlamıştı. Masaya oturdum. Bir süre ikimiz de sessiz kaldık.
Sonunda annem derin bir nefes aldı.
“Aleyna... Sana bir şey söylemem gerekiyor.”
Merakla yüzüne baktım.
“Bursa'ya taşınıyoruz.”
Elimdeki çatalı yavaşça masaya bıraktım.
“Bursa'ya mı?”
Başını salladı.
“İzmir'de artık kalmak istemiyorum.”
“Neden?”
Sorumu duyunca gözlerini kaçırdı.
“Eski bir arkadaşımı kaybettim. Cenazesi Bursa'da olacak. Bir süredir zaten taşınmayı düşünüyordum. Yeni bir başlangıç ikimize de iyi gelir diye düşündüm.”
Yeni bir başlangıç...
Bu cümleyi son günlerde o kadar çok duymuştum ki artık anlamını yitirmeye başlamıştı.
Belki de gerçekten haklıydı.
Sonuçta bu şehir bana hiçbir şey hatırlatmıyordu.
Belki başka bir şehir daha iyi hissettirirdi.
Ya da hiçbir şeyi değiştirmezdi.
İki gün sonra evimizin neredeyse tamamı kolilere doldurulmuştu.
Duvarlardaki fotoğraflar indirilmiş, odalar bomboş kalmıştı.
Kendi evime son kez baktım.
İnsan yaşadığı evi unutabilir miydi?
Ben unutmuştum.
Kapıyı annem kapattı.
Anahtarı çantasına koyarken gözlerinin dolduğunu fark ettim.
Hiçbir şey söylemedim.
Sessizce arabaya bindim.
Yol boyunca dışarıyı izledim.
Ağaçlar...
Dağlar...
Geçip giden arabalar...
Hepsi birbirine benziyordu.
Annem ara sıra bana bakıyor, iyi olup olmadığımı anlamaya çalışıyordu.
Ben ise sadece düşünüyordum.
Enes...
Bu ismi neden unutamıyordum?
Kimdi?
Neden annem o kâğıdı benden hemen almıştı?
Sorularım vardı ama cevaplar yoktu.
Saatler sonra Bursa tabelasını gördüm.
İçimde tarif edemediğim garip bir his oluştu.
Sanki bu şehre ilk kez gelmiyordum.
Ama geldiğime de emindim.
Yeni evimiz şehir merkezinden biraz uzaktaydı.
Bahçeli, iki katlı eski bir evdi.
Eşyalar yerleştirilirken ben odama çıktım.
Pencereden dışarı baktım.
Karşı apartmanın önünde oynayan çocuklar vardı.
Onları izlerken başım aniden ağrımaya başladı.
Gözlerimi kapattım.
Bir anlığına...
Bir erkek çocuğunun kahkahasını duyar gibi oldum.
Sonra her şey kayboldu.
“Elbette hayal gördüm...” diye mırıldandım.
Akşam olduğunda yorgunluktan erkenden yatağa girdim.
Telefonumu komodinin üzerine bıraktım.
Tam gözlerim kapanacakken telefonum titredi.
Ekranda kayıtlı olmayan bir numara vardı.
Mesajı açtım.
0507*******:Bursa'ya hoş geldin, Aleyna.
Kalbim hızlandı.
Kaşlarımı çatarak ekrana baktım.
Kimdi bu?
Parmaklarım istemsizce klavyeye gitti.
Siz:Kimsiniz?
Mesajı gönderdim.
Bir dakika...
İki dakika...
Cevap gelmedi.
Tam telefonu kapatacakken yeniden titreşti.
0507*******:Şimdilik kim olduğumun bir önemi yok. Ama yakında beni bulacaksın.
O gece uzun süre uyuyamadım.
Çünkü ilk defa içimde çok güçlü bir his vardı.
Sanki biri beni yıllardır tanıyordu.
Ama ben onu hiç tanımıyordum...