Merhaba! Aklıma çok güzel bir fikir geldi. Her beş bölümde bir karakterlerin fotoğraflarını ekleyeceğim. Ama özel bölümler sayılmadığı için bir sonraki bölümde YILDIZ’ın fotoğrafını ekleyeceğim. Daha sonra da Yıldız’ın nasıl olmasını istediğim şekilde ekleyeceğim. Hangisi daha güzel yorumlarda belirtirsiniz. İyi okumalar, okuyarak sağlıcakla kalın!
(3 gün sonra…)
Yıldız
Bir ses duydum. Sanki bir saatin ‘tik tak’ sesiydi. Bana o günü hatırlattı. Her yerim ağrıyordu, gözlerimi aralamaya çalıştım ama güneş ışığı olduğu için başarılı olamadım. Birkez daha gözlerim gözkapaklarımın ardından alışınca tekrar denedim, başarılı oldum.
Kaç gündür uyuyordum?
Neredeydim?
Etrafıma bakındım, Miray yatağın yanındaki koltukta uyuya kalmıştı. Bir hastanedeydim.
Kim beni buraya getirmişti?
Acaba o mu?
Kimdi o?
Belki bir takvim olabilirdi, ve evet bir takvim vardı. Daha dikkatli baktım ve bir de ne göreyim?
Bugünün çarşamba olduğunu gördüm! Davet pazar günüydü, yani yaklaşık üç gündür uyuyordum!
Bana bir serum takılmıştı. Eğer Miray’ı uyandırırsam, serumu çıkarmama izin vermezdi. Serumu söktüm ve Miray’ı uyandırmadan odadan çıktım.
Beni kurtaran kişiyi merak ediyordum ve onu tanımak istiyordum. Onun burada olduğunu hissediyordum, sanki onu yıllardır tanıyormuşum gibi.
Sessizce yürüdüm karanlık koridorda ve onu gördüm. Uyuyordu ve onun burada oluğuyla ilgili hislerim doğru çıkmıştı, ona doğru yürüdüm.
Bir metre kala durdum ve onu inceledim.
Belirgin yüz hatları, siyaha yakın koyu kahve gözleri ve siyah saçları vardı. Yüzü fazlasıyla yakışıklıydı doğrusu. Belli ki spor salonlarına para akıtıyordu, çünkü acayip belirgin kasları vardı ve onların taş kadar sert olduğuna emindim, iddiaya bile girebilirdim.
Tam o anda kıpırdanmaya başlayınca ben panikledim ve önünden yürüyüp geçiyormuş gibi yapmaya karar verdim bir anlık salaklıkla!
Ben tam gidiyordum ki “Bekle!” diye seslendi hastaları uyandırmamak amacıyla kısık sesle.
Dudağımı ısırarak ona döndüm.
O konuşmaya başladı “Ben dedektif Sirius, sizi malikaneni bahçesinde yatarken bulduk. Arkadaşlarınızdan bazı bilgiler aldık ama hikayeyi sizden dinlemek isteriz, Yıldız Hanım. Bu arada sizin burada olduğunuzdan haberdarlar mı?”
Dudağımı o kadar kuvvetli ısırdım ki kanattım. Ceketini yana doyur ittirerek silahı olduğuna ve ismime vurgu yaparak ismimi bildiğine dikkat çekiyordu.
SİLAHI VARDI!
Ben bile silahımı yanımda taşıyamıyordum, yasal değildi. Çok üst düzey olması gerekiyordu silahını yanında taşımak için.
Üst düzey dedektif miydi?
Yani gerçekten öyleyse ona karşı çok dikkatli davranmam gerekiyordu. En ufak açığımı bile fark edebilirdi.
Boğazımı temizleyip dudaklarıma sahte bir gülücük kondurdum ve konuşmaya başladım “Tabi ki, müsait bir zamanda memnuniyetle anlatırım ve evet haberdarlar.”
Aslında anlatmayı hiç istemiyordum. Arkadaşlarım da haberdar değiller.
O da “Peki, müsaitseniz şu anda anlatmak ister misiniz?” dedi!
Siktir!
Bende “Şu an çok müsait değilim ama en kısa zamanda anlatabilirim.” dedim.
“Şimdi gitmem gerek, iyi akşamlar.”
Arkamı döndüm gidiyordum ki sanki beynim kafatasımdan çıkmak istercesini sonklamaya başladı, sonra sanki dünya yerinden oynamış gibi dönmeye…
Ben dengemi kaybedince Sirius beni tuttu ve kucakladı.
“İyi misin?”
Ben cevap bile veremeyince bağırmaya başladı
“Kimse yok mu?”
Gözlerinde endişe görüyordum, benim için endişeleniyordu.
“HEMŞİRE!”
Ama beni tanımıyordu ki?
Yoksa tanıyor muydu?
Arkadaşlarım ona acaba ne kadar bilgi vermişti?
Umarım ebeveynlerim olmadığını söylememişlerdir.
Daha sonra tanıdık bir ses duydum, “YILDIZ!” Miray uyanmıştı.
Ah, yalan söylediğim ortaya çıkacaktı.
“Buradayız!” diye bağırdı Rüzgâr.
Miray sese doğru geldi ve “Gene mi sen? Uzak durucaksın demedim mi ben?”
Daha sonra beni gördü ve konuşmayı bıraktı.
“Ne oldu ona?” diye bağırdı.
“Bende bilmiyorum dengesini kaybetti, bende düşmesin diye kucağıma aldım. Sen benimle uğraşmak yerine hemşire bulmaya çalış!”
Miray’ın aklına bir fikir gelmişti sanki, konuşmaya başladı “Odada bir yardım dümesi var, beni takip et!” dedi ve koşmaya başladı.
Rüzgâr da onu büyük ve hızlı adımlarla takip etti. Odaya girdiğimizde Miray düğmeye basmak üzere yatağa doğru hamle yaptı. Rüzgâr da sanki hiç yorulmamış gibi beni kucağında tutmaya devam etti. Bende fırsattan istifade başımı göğüsüne yasladım. Sirius anında gözlerini irileştirip, kaşlarını kaldırdı. Tahmin ettiğim gibi çok sertti kasları. Tam ağzını açıp konuşacaktı ki Miray konuştu:
“Yok, bulamıyorum çıldıracağım!” O sırada içeri
Yağmur hiçbir şey yokmuş gibi girerken, bizi gördü ve donakaldı.
Bana baktı ve “Ne oluyor burada? Sana ne oldu?”
Miray “Şu anda konuşamayız Yağmur, yardım düğmesi bulmamız gerekiyor! Sende yardım et! Sirius sende Yıldız’ı yatağa bırak ve yardım et!” dedi ama Sirius onu dinlemiyor gibiydi.
“SİRİUS?! ALOOO? DÜNYA’DAN SİRİ-”
“ŞŞŞŞŞ! Bir susun! Sessiz olun!”
O anda hepimiz dikkat kesildi. Hafif tik tak sesini hepimiz duyduk ve beni üç gün öncesine götürdü.
Sirius “Herkesin buradan acilen çıkması lazım, hadi hadi oyalanmayın! Ben odaları kontrol edeceğim.”
Önümüze gelen herhangi bir odaya girdik ama oda boştu. Diğer odaya girdik ama o da boştu. Birkaç odaya daha hızlıca baktık ama tüm odalar boştu! Hepsi boşaltılmıştı. Bombanın patlamasına az kalmıştı, hissedebiliyordum ve biliyorsunuz benim hislerim kuvvetliydi. Hızlıca hastanenin ön baçhesine çıktık.
Miray’la Yağmur neredeydi?
Ve bomba patladı!
Ani bir hareketle Sirius arkasını döndü ve beni arkasına almış oldu. O anda aklıma bombadan daha kötü birşey geldi.
Ya Miray ve Yağmur bomba patladığında hala içerdelerse, çıkamamışlarsa?
İhtimal aklıma gelir gelmez gözlerim doldu ve yanan hastaneye doğru atılmaya çalıştım ama Sirius beni engelledi. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım, tüm gücümle saatlerce isimlerini haykırdım ama olmadı, gelmediler.
Tabii bizim aklımızada gelmedi…