İçeriğe geç

KİMSESİZ KENT

Bölüm 2 · 3 dk okuma

KİMSESİZ KENT

Bölüm 2

2. Bölüm

Gülümsemesinin ardından, ruhunun derinliklerinden gelen bir ses şöyle demişti ona: Paramparça olduğunda, çoğu şeyi tekrardan birleştirebilecek gücüm olsa da; içim paramparça olduğunda, nerede, nasıl dinlendiririm şu ruhumu bilmiyorum. Etrafımın, kimsesizliğime kimsesizlik katacak insanlarla çevrili olmasını hâlâ kabullenebilmiş değilim. Ve gün geçtikçe sayıları artıyor. Her giden gibi, açtıkları yarayı daha da büyütmeden gitmiyorlar. Sonra, acıyı neden bu kadar çok hissettiğimden şikâyet edip, bazen kendimi de suçlamama sebep oluyorlar. Pekâlâ, gerçekten kendi kendimi kıran bensem, toparlayabilirdim de... Öyle değil mi? Her şey tahmin edilebilir olurdu. Belki de sevdiklerimin beni kırması ihtimalini tahmin edemediğim değil; tahmin etmek istemediğim içindir, bir girdabın içinde bitmek bilmeyen kayboluşlarım. Hüzünlüydü. Kalbinde terk edilmişliğin de acısını taşırken, bir de hasta olmuştu. Yaz mevsimi onun için kış gibi geçiyordu. İnsanları anlamıyordu. Ne zaman onları anlamak için gayret gösterse ve yakınında tutmak istese, ondan kaçıyorlardı. Dünyanın sonu geliyormuşçasına kaçıyorlardı. Ama saklanacak yerleri fazlasıyla vardı. Peki, o yerler saklamayı bilir miydi? Bilmiyorum... Muhtemelen bilmiyorlardı, önemsemiyorlardı da. Önemsemeyi de önemsemiyorlardı. Ayrıca, bilmediklerini de açıkça dile getirmekte zorlanırlardı. Kentler kadar insanlar da... Garip olan buydu... Bilmemekten korkmuyorlardı; bilmediklerini bilmekten korkuyorlardı. Kimsesiz Kent, başka kentlere dalıp gitmişken, yanına bir adam geldi. Şaşkınlıkla adamı izlemeye başladı: siyah saçlarına, kahverengi gözlerine, bembeyaz tenine, dalgalı saçlarına, seyrek kaşlarına, ince dudaklarına, upuzun boyuna, biraz da sivri olan burnuna bakıyordu. Sert mizacı, keskin bakışı, damarlı kollarındaki dövmeler — özellikle kelebek dövmesi —, kol saati, boynundaki kolye, en az saçları kadar siyah gömleği, kravatı, pantolonu, kabanı ve ayakkabıları dikkatini çekmişti. Ama bunların onu tanımak için yeterli olmadığını biliyordu ki, bazen insanları tanımaya zaman dahi yeterli olmayabilir. Sonuçta insanlar çift taraflıdır; hangi taraflarının baskın olduğunu ya da olacağını asla tahmin edemeyiz. Kimsesiz Kent, gözlemini bitirir bitirmez, adama ismini sordu: Kimsesiz Kent: – Merhaba bayım, isminiz nedir? Adam, yorgun sesiyle Kimsesiz Kent'e cevap verdi: Darian Ronan Alistair: – Darian Ronan Alistair. Darian, kol saatini düzelterek kabanının cebinden sigara paketini çıkardı, başını gökyüzüne doğru kaldırıp bir sigara yaktı. Kimsesiz Kent, merak içinde: Kimsesiz Kent: – Siz... İsmimi sormadınız? Darian, yüzünü ve keskin bakışlarını kente doğru çevirerek hafifçe tebessüm etti: Darian Ronan Alistair: – Seni zaten tanıyorum. Sen de benim gibi kimsesiz değil misin?... Kimsesiz Kent, bir süre Darian’a bakarak, Darian’ın onu nereden tanıdığını sorguladı. Daha önce hiç görmediği biri, onu bu kadar yakından nasıl tanıyabilirdi ki? Darian, Kimsesiz Kent’in aklını kurcalayan bütün soruları duymuşçasına sözünü devam ettirdi: Darian Ronan Alistair: – Çünkü seni anlayabiliyorum. Yanında birilerinin olmasını isterken, kimsenin olmayışının verdiği hissi iyi biliyorum. Kimsesiz Kent, anlam veremeyerek: Kimsesiz Kent: – Anlamıyorum, sizin gibi bir adamın yalnız olmasının mümkünatı yok. Darian, şaka yapacağını belli etmemeye çalışıp, son derece ciddi bir ifadeyle sigarasını söndürerek: Darian Ronan Alistair: – Yazın benden başka kaban giyen birini gördün mü hiç? Kimsesiz Kent: – İyi de bayım, bu yalnız olduğunuzun değil, tek olduğunuzun işareti. Darian Ronan Alistair: – Ha yalnızım, ha tek... İkisi de bana göre aynı anlama geliyor. Kimsesiz Kent, iyice kafası karışmış haldeyken, Darian'a sorular sormaya karar verdi: Kimsesiz Kent: – Sizce yalnızlık ve anlayış tam olarak nedir? Darian Ronan Alistair: – Mevsimler herkes için aynı değil. Dışarıda sıcacık bir yuvası olmasını bekleyen insanlar da varken, kiminin yüzüne daha sert çarpıyor rüzgar, kiminin yüzüne daha hafif... Hafifliği sertlik olarak algılayıp yaşayan da var; sertliği hafiflik olarak algılayıp yaşayan da. Yalnızlık bana göre budur. Darian Ronan Alistair: – Karıncanın bir ekmek kırıntısını taşıması insana kolay gözükür, ama aslında bu karınca için bir işkence olabilir. İşte bu yüzden, karınca olmasak da, sanki karıncaymışız gibi karıncaya anlayış göstermeliyiz. Anlayış da bu. Kimsesiz Kent, bunları duyduktan sonra, Darian’ın diğer insanlardan farklı olduğunu fark etmişti. Darian, sigara izmaritini yere atmak yerine, peçeteye sarıp cebine koyarak: Darian Ronan Alistair: – Bu dünya Tanrı’nın insanlığa emaneti, biz de bu dünyanın parçalarıyız. Gelip geçici parçaları... Darian Ronan Alistair: – Buna rağmen, bazen kendimizi dünyanın büyüklüğünde, Tanrı’nın yüceliğinde sanabiliyoruz. Darian Ronan Alistair: – 100 yıl bile yaşayacağımızın garantisi yokken... Kentten çok kişi gitmişti ama Darian, tek başına onlardan da çoktu. İnsan bedeninde, gerçekten de bir insan ruhu taşıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.