İçeriğe geç

KİMSE SENİ ANLAYAMAZ

Bölüm 5 · 9 dk okuma

KİMSE SENİ ANLAYAMAZ

Bölüm 5

BİLYELER VE PAPATYALAR

Bölüm şarkısını açmayı,

Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın!

İyi Okumalar...

Duman - Seni Kendime Sakladım

...

Dün olanlardan sonra karakola gidip ifademizi verdik ve kan etanol testi yapıldı.

Elis'in başı da biraz belaya girmişti fakat Emir abi bir şekilde halletmişti.

Şu an ise okula gidiyordum. Kulağımda kulaklığım, ellerim cebimde yürüyordum.

Okula vardığımda içeriye girip sınıfıma geldim.

Yanımdaki kız bugün okula gelmemişti.

Dersin başlamasına son 5 dakika kala Ayaz kapıdan içeriye girdi. Bana bakmadan yanımdan geçip arkaya ilerledi. Bende ona bakmadan kafamı sıraya gömdüm.

Kapı kapanma sesi duyduğumda edebiyat hocası içeriye girdi. Kafamı sıradan kaldırdığımda edebiyat hocasının arkasından içeriye bir çocuk girdi.

Sırada dikleştiğimde arkamdaki Ayaz da hareketlendi.

Hoca eliyle çocuğu gösterip "Yeni sınıf arkadaşınız Bora. Boş bir yere geç." dedi.

Adını yeni öğrendiğim çocuk sınıfa göz gezdirdi. Bakışları benim sırama döndüğünde bana doğru ilerlemeye başladı.

Yanım anında dolduğunda bakışlarımı yanıma çevirdim ve Ayaz'ın yanıma geçtiğini gördüm.

Bora istifini bozmadan ve bize bakmadan Ayaz'ın sırasına geçip oturdu.

Arkamı dönüp Bora'ya baktım. Bana bakıp hafif bir tebessüm etti. Mahcup bir bakışla gülümsedim ve önüme döndüm. Hoca dersi anlatmaya başladı.

Teneffüs zili çaldığında Ayaz rahatını bozmadan yanımda oturmaya devam etti. Bende bir yere gitmeyeceğim için sırada oturmaya devam ettim.

...

Eşyalarımı toplayıp sınıftan çıktım. Bahçeye geldiğimde kapının önünde gördüğüm silüet karşısında afalladım.

Herkes okuldan çıkarken hızlı bir şekilde koşmaya başladım. Herkesin bana baktığını biliyordum fakat umursamadım.

Bahçenin kapısına ulaşınca karşımdaki kişinin kollarına bıraktım kendimi.

Aras beni kollarının altına aldığında güvende hissettim.

Aras benden ayrılınca yüzüne baktım ve gülümsedim. Gülümsemekten ağzım yırtılacaktı!

"Sakin ol Sarışın." dedi ufak bir kahkaha atarken. Yüzüne bakmaya devam ederken bir kere daha sarıldım ona. O da kollarını tekrar belime sardı. Onu hiç bırakmak istemedim. Hep bu şekilde kalalım istedim.

"Tamam! Bu kadar yeterli. Hadi atla, evde görüşeceğiz seninle." dedi yapma bir kızgınlıkla. Çok şirin oluyordu.

Koşarak o çok sevdiğim Yamaha R1 motora koştum.

Bu motora bayılıyordum. Gerçekten hayvan iyiydi!

Motora oturduğumda Aras gülerek yanıma geldi ve kafama kaskı geçirdi.

Kaskı geçirdikten sonra ona "Evdekiler biliyor mu?" diye sordum. "Hayır Sarı, ilk sen öğrendin." dedi. Bunun sevinciyle telefonumu çıkarıp kamerayı açtım.

Telefonu okulun direğine yasladım. Aras ne yaptığımı çözmeye çalışıyor gibiydi. Ne yaptığımı anlamadığında tam soracakken "Önüme bin, hadi, hızlııı!" dedim ve Aras kaskını geçirip önüme oturdu.

Aras'a sayacı ayarlamasını söyleyip "Havalı poz ver tamam mı?" dedim ve düğmeye basmasını söyledim.

Aras dediklerimi yaptı ve fotoğrafı çektik. Bir şerefsizlik yapıp ablama yollayacaktım. Kötü çocuk Lizge!

(Sadece poz veriş şekline odaklanın.)

Hâlâ okuldan çıkanlar dönüp dönüp bize bakıyordu. Hatta bir kızın 'sevgilisi' herhalde dediğini duymuştum. Biraderim lan o benim!

Kafamı okulun kapısına çevirdiğimde motoruna binmeye hazırlanan Ayaz'ı gördüm. Ona bakarken birinin kendisine bakıldığını hissetmiş olacak ki anında gözleri gözlerimi buldu.

Fazla uzun bakmadan bana arkasını dönüp kaskını kafasına geçirdi, koltuğuna oturdu ve gazı kökleyip gitti.

Arkasından baktım ve Aras'a döndüm. Baktığım tarafa bakıyordu ve bana dönüp "Ayaz değil mi o ya?" dedi. Tanımıştı. Başımla onaylayıp "Neyse hadi gidelim!" dedim ve Aras son gazla okuldan uzaklaştı.

...

Eve geldiğimizde içeriden gülüşme sesleri geliyordu. Demek ki keyifli bir gündü.

Kapıyı çalıp beklemeye başladık.

Seda Abla kapıyı açtığında şaşkınca elini ağzına götürdü. Ona cevap olarak parmağımı dudağıma götürüp 'sus' işareti yaptım. Başıyla onaylayıp bizi içeri aldı.

Aras'ı arkamda bırakıp salona tek başıma girdiğimde bütün yüzler bana döndü.

"Merhaba!" dedim gülümseyerek herkes hoşgeldin derken "Size bir mucize getirdim." dedim sevinçle. Herkes bakışlarını bana sabitlemişti.

Elimi havaya kaldırıp salonun dışındaki Aras'a 'gel' anlamında elimi salladım.

Aras son derece havalı bir şekilde elinde kaskı, üstünde siyah deri ceketi ve altındaki siyah kot pantolonuyla salona giriş yaptı.

Annem şaşkınlıkla minik bir çığlık atıp gözlerini kırptı. Gerçek olmadığını düşünüyordu.

Babam gülümseyerek şaşkınlığını gidermeye çalışıyordu.

Ablam gözlerini fal taşı gibi açıp koşarak Aras'ın boynuna atladı. Aras kollarını ablama doladı ve sıkı sıkı sarıldılar.

Ardından annem ve babam da Aras'a sarıldılar.

Ablam bana "Okul çıkışına mı geldi?" diye sorunca başımla onayladım ve hep birlikte vakit geçirdik.

Akşam yemeğinden sonra arka bahçede oturduk, oyun oynadık ve fazlaca sohbet ettik.

Aras 4 yıldır amcamlarla birlikte Fransada yaşıyordu. Bu süreçte amcamlar Türkiye'ye gelseler bile Aras'ı getirmezlerdi.

Ablamla amcamların her gelişinde heyecanlanırdık fakat sonuç her zaman aynı olurdu. Aras gelmezdi.

4 yıldır Aras'ı görmemiştik ve şuan ise avucumuzda saklamak için can atıyorduk.

Bu arada Aras bizim karakol maceramızı öğrenip orada olmak istediğini dile getirmişti.

Hatta ablamın mutfak kazasını da öğrenip ablama kızmıştı. Aras, Atakan'ı tanıyordu ama galiba onun yaptığını düşünmemişti. Ablamı suçlamıştı.

Ben düşünmüştüm. Atakan'ı suçlamıştım. Kendi içimdeki verdiğim savaşta tekrar tek kalmıştım.

Üşüdüğümüzü anlayınca eve girdik Aras'ı misafir odasına yerleştirdikten sonra ablamla odalarımıza ayrıldık.

Odama geldiğimde biraz kitap okuyup yatmaya karar verdim. Kitap okurken ise en sevdiğim aktivite; sevdiğim sözlerin altını çizmekti.

Belki de bininci kez okuduğum kitap olan Küçük Prens'i okuyordum ve şöyle diyordu;

"Belki de gökyüzü insanlardan uzak olduğu için bu kadar güzeldir."

Bu sözü çok seviyordum.

Bir saatten fazla okuduğumu düşünerek kitabımı yanıma bırakıp yatağıma yattım.

'Güzel gökyüzünü' izleyerek uykuya daldım.

...

Sabah kahvaltı çok eğlenceli geçmişti. Şaşırmıştım. Annem ve ya babam sorun çıkarmamıştı.

Şimdi ise okula gelmiştim. Sınıfa girdiğimde yanımda oturan kızın Ayaz'ın yerine geçtiğini gördüm.

Bora ve Nil, yanımdaki kız, birlikte oturduklarına göre Ayaz benim yanımda oturmaya devam edecekti.

Mükemmel!

Normalde dersin başlamasına 5 dakika kala sınıfa gelirdi fakat Ayaz hâlâ görünürde yoktu.

...

Okul çıkışı eve doğru giderken telefonum çalmaya başladı. Ekranda gördüğüm isimle adımlarımı yavaşlattım.

Babam arıyordu.

Derin bir nefes alıp telefonu açtım.

"Efendim baba?"

"Neredesin Lizge?"

"Okuldan çıktım, eve geliyorum. Bir şey mi oldu?"

"Hayır, sadece Ayaz seninle mi diye soracaktım."

"Hayır, Ayaz bugün okula gelmedi baba."

"Anladım. Tarık aradı, Ayaz dün eve gelmemiş belki okula gelmiştir diye beni aradı bende seni arayayım dedim."

"Anladım. Bir şey olursa haber ver."

"Tamam."

Ayaz nereye gitmiş olabilirdi ki? Fazla takmamaya çalışarak eve doğru yürümeye devam ettim.

Eve az kalmışken telefonum çaldı içimden "Umarım babam arıyordur." diyerek telefonu cebimden çıkardım.

Gördüğüm isim karşısında adımlarım durdu. Yerimden kıpırdamadım.

Ayaz arıyordu.

Öylece kaldırımın ortasında dururken telefonu açıp kulağıma götürdüm.

"Alo?" dedim. Karşı taraftan ses gelmedi. "Ayaz orada mısın?" dedim. Yine ses gelmedi.

Tam telefonu kapatıyordum ki ekranıma bir bildirim düştü.

Konum.

Telefon kapandı. Ne olduğunu anlamamıştım. Attığı konumu açtım. Şehirden uzak bir dağı gösteriyordu.

Nasıl gideceğimi düşünmeye başlamıştım ki durdum. Neden gidecektim ki? Gitmemi gerektiren hiç bir şey yoktu. Belki de sadece canı sıkıldığı için benimle uğraşıyordu.

"Önemli bir şey değildir." diye düşündüm. Telefonu kapatıp tekrar yürümeye başladım fakat Ayaz aklımdan çıkmıyordu.

Beni aramasının bir sebebi vardı belki de?

Telefonumu çıkarıp konuma tekrar bastım. Önüme gelen ilk taksiye binip yolu gösterdim.

...

Adam beni tam konuma bırakmamıştı. Nedenini sormamıştım. Parayı ödeyip telefondan yola baktım.

Aynı yolda yürürken karşıma bir motor çıktı.

Yamaha YZF R-125.

Bu motor Ayaz'a aitti.

Adımlarımı hızlandırdım ve gördüğüm manzara çok hoşuma gitti.

Bütün şehri gören bir yerdeydi bu uçurum. Sağ tarafında papatyalar vardı. Sol tarafta yere saçılmış bilyeler ve ortada bir bank.

Yavaş adımlarla Ayaz'ın oturduğu banka doğru yürüdüm. Benim geldiğimi bildiği için herhangi bir tepki göstermedi.

Bankın arkasında durup "Ayaz?" diye seslendim. Omzunun üzerinden bana baktı. Neden bu kadar durgundu? Ayaz ayağa kalkıp bana döndü ve bana doğru yürümeye başladı. Dibimde durduğunda bir kaç adım gerilemek istedim fakat kolumu tutunca bu mümkün olmadı.

Ayaz tek bir şey sordu.

"Nesin sen?"

...

Ayaz'ın Anlatımıyla

Dersin başlamasına son 5 dakika sınıftan içeri girdim ve Lizge'ye bakmadan arkasına yürüyüp sırama oturdum. O da bana bakmadı ve kafasını sıraya koydu.

Hocanın içeriye girmesiyle herkes kapıya döndü. Edebiyat hocasının arkasından içeriye bir çocuk girdi. Tanıyordum. Bora. Nereden çıkmıştı bu sapık?

Edebiyat hocası çocuğu gösterip "Yeni sınıf arkadaşınız Bora. Boş bir yere geç." dedi.

Bora sınıfa göz gezdirirken Lizge'nin oturduğu sıraya baktı. Lizge'nin yanına doğru yürümeye başladı. O iş biraz sıkar aslanım.

Lizge çocuğa bakarken ayağa kalkıp kendimi Lizge'nin yanına attım. Bora surat ifadesini bozmadan benim sırama oturdu. Lizge sadece bana baktı ve sonrasında arkasına dönüp Bora denen şu çocuğa gülümsedi.

Ya havle!

Teneffüste sırada oturmaya devam ettim. Lizge de kalkmadı.

...

Okul çıkışı herkesten önce sınıftan çıktım ve çıkışa doğru gitmeye başladım. Bahçedeyken herkesin yüzü bir anda okul kapısına döndü.

Kapıya bakamadan Lizge yanımdan koşarak geçti ve kapının arkasındaki kişiye sarıldı.

Pardon baya boğuyordu. O silüet Arastı. Uzun zamandır yoktu. Baya uzun zamandır.

Gözlerimi onlardan çekip motoruma doğru yürümeye başladım.

Motoruma geldiğimde motora binmek için hazırlanıyordum ki birinin beni izlediğini hissettim.

Arkamı döndüm ve direkt Lizge'ye baktım.

Doğru tahmin. Bana bakıyordu. Hep bunu yapardı. Herkese kendini gösterip, tepkilerine bakmayı severdi. Kötü bir alışkanlıktı fakat ben seviyordum.

Fazla bakmadan arkamı döndüm kaskımı kafama geçirdim ve gaza yüklenip gittim.

Gelmemek üzere.

...

Babamın ısrarla aramalarına cevap vermiyordum. Arasa da açmayacaktım. Gece eve gitmemiştim ve üstüne bugün de okula gitmedim. Gereksizdi.

Burayı fazla bilen olmazdı. Bilmelerine gerek yoktu. Bilmesini istediğim kişi ise birazdan aniden gelecekti. Benim için.

Bankta oturmaya devam ederken yan tarafımdaki bilyelere baktım. Yere saçılmış bilyelere.

Durmadım. Telefonumu çıkarıp Lizge'yi aradım. Tam kapatacaktım ki o narin sesini duydum. Bazen carlamasa iyiydi.

Küçükken de böyleydi.

"Alo?" dedi o ses. Konuşmadım. Sonra "Ayaz orada mısın?" dedi. Yine cevap vermedim.

Whatsappa girip canlı konum yolladım. Telefonu kapattım. Gelecekti biliyordum ama tereddüt de ediyordu ve maalesef ki bundan da emindim. O an aklıma bir anı düştü.

Bizim evimizde oyun oynuyorduk. Lizge ona istediği oyuncağı vermediğim için bana arkasını dönüp oturmuştu. Aklınca trip atıyordu. Evet, arkasını dönerek. Daha fazla oturmak istemeyip kalktı ve bana dil çıkararak dışarı çıktı. Beş dakika sonra pahalı bir araba bizim evin önünde durdu ve Sarışın arabaya binip gitti. Gitmek. O zaman arkasından çok ağlayıp geri gelmesini istemiştim. İstediği oyuncağı ona vereceğime söz vermiştim. Gelmesi için. Anneme geri gelmesi için aramasını söylemiştim annem aramayınca ısrarlarımla aratmıştım. Gelmesi için. Oyuncak verecektim. Söz vermiştim. On dakika sonra odamın kapısı hafifçe aralandı. O kapı arasından gördüğüm sarı saçları seviyordum. O oyuncağı, en sevdiğim oyuncak motoru Lizge'ye vermiştim. Motor için üzülmemiştim çünkü annem Ahu teyzeyi aradığında özellikle oyuncak vereceğimi söylettirmiştim. Yoksa gelmezdi yine onu kandıracağıma inanıp tereddütte kalırdı.

Arkamdan adım sesleri geldi. Lizge olduğunu bildiğim için dönüp bakmadım. Sonra adımı söyledi. "Ayaz?" Bakmak zorunda kaldım.

Ayağa kalktım ve Lizge'ye döndüm. Ona doğru yürümeye başladım. Dibinde durdum. Geri çekilmek istediğinde kolunu kavradım ve cevabını istediğim bir soru sordum.

"Nesin sen?"

...

Lizge'nin Anlatımıyla

Ayaz'ın sorduğu soruda mantık ararken o gerçekten bunun cevabını istiyormuş gibi bakıyordu.

Sadece "Ne?" diyebildim.

"Ne yaptığının farkında mısın?" dedi. Anlamıyordum. Burada tam olarak ne oluyordu?

Konuşmadım. Daha açık konuşmasını bekledim.

"3 gündür yaptığın şeylerin farkında mısın? Değil misin?" dedi. Yine sustum. Ne yapmıştım?

"Pekâlâ şöyle söyleyeyim. Bana bağırıp çağırdığın gün amacım seni bir yere götürmek değildi. Eve gidecektin, bende size gelecektim. Bunu o akşam gördün. Bu, bu yüzdendi. Üstüne sınıfa gelen çocuk. Ne sandın? Normal biri mi? Değil. Onu tanıyorum. Düşündüğün gibi biri değil. Ve son olarak Aras'ın koluna atlaman. Tanımadım mı sandın? Tanıdım. Gelmiş. Hoşgelmiş, fakat sonra arkamdan tepkime bakmak için dönmen neydi Lizge? Neden 3 gündür bunu yapıyorsun? Farkında mısın değil misin bilmiyorum ama farkına var. Uzun zamanlar görüşmesek bile çocukken yaptığımız şeyleri yok sayamazsın! Anladın mı? Bana rest çekmezsin!" dedi.

Bu sefer gerçekten sustum. Bunları yapmıştım. Yaparken Ayaz'ı düşünmüş müydüm? Hayır. Kesinlikle umursamamıştım. Yok saymıştım.

Daha önce söylemiş miydim? Söylemiştim. Yüzsüzdüm.

Tam bir şey söyleyecektim ki beni afallatan bir cümle kurdu.

"Her şeyi yap bunu yapma Lizge. Çünkü seni kendime sakladım."

Herkese merhaba! KİMSE SENİ ANLAYAMAZ'ın üçüncü bölümü ile karşınızdayım. Wattpaddeki bir aksaklıktan dolayı bölümü geç atıyorum. Kusura bakmayın. Bölüm hakkındaki düşüncelerinizi yazarsanız sevinirim.

Bölümü beğendiyseniz oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın!

Görüşürüzzz🍂

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.