Bölüm şarkısını açmayı,
oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın!
İyi Okumalar...
Yaşlı Amca - Yıldızlara Bak
...
Otobüsten indiğim gibi koleje koşmaya başladım. Bugün yeni kolejimdeki ilk günümdü ve geç kalıyordum. Olanları ufak bir özet geçeyim.
Eski kolejimi tadilat sebebiyle değiştirmek zorunda kaldım. Annemlerde fırsat kolluyormuş gibi Demir Ailesi ile konuşup, ortak bir karara dayanarak beni Ayaz'ın okuduğu koleje göndermeyi tercih ettiler.
Üstüne aynı sınıftaydık.
Ayaz kim mi?
Anne ve babalarımız biz doğmadan arkadaş oldukları için Ayaz ile çocukluk arkadaşı sayılırdık. Fakat ben bu yaşıma kadar Ayaz ile doğru düzgün konuşmamıştım.
Onu en son ne zaman gördüğümü hatırlamıyorum.
Nefes nefese koleje vardığımda kolumdaki saate baktım. 16 dakika derse geç kalmıştım. İlk güne harika bir başlangıçtı!
Koşmayı bırakıp yavaş yavaş koleje yürümeye devam ettim. Her adımda hocaya ne diyeceğimi düşünüyordum.
Sınıfı bulmakta zorlansam da sınıfımı buldum. Kapının önüne geldiğimde elimi kaldırıp 2 defa kapıya vurdum. İçeriden "Gel!" diye bir ses geldi ve çekine çekine de olsa içeriye girdim. Hoca bakışlarıyla beni delik deşik ederken bir açıklama yapmadığımı hatırlayıp afalladım.
"Eee şey merhaba. Ben yeni öğrenci Lizge Özsoy. Geç kaldığım için gerçekten çok özür dilerim. Bir daha olmayacak." deyip hocanın gözlerinin içine baktım.
Bana geçmem için bir işaret yaptığında sınıfa dönmeyi akıl ettim. Hangisinin Ayaz olduğunu bilmiyordum ve Ayaz'ın beni bulmasını da beklemiyordum. Kimseden ses çıkmadı.
Boş bir sıra aramaya başladım. Sadece tek bir kişinin yanı boştu. Derin bir nefes vererek onun yanına ilerlemeye başladım.
Yerime oturdum ve hoca dersi anlatmaya başladı..
Teneffüs olduğunda herkesin sınıftan çıkmasını izledim. Yanımdaki kız hareketlenip ayağa kalktı ve o da sınıftan çıktı.Sınıfta kimse yoktu. Uzun süre kimse sınıfa uğramayınca aşağıya inmeye karar verdim.
Aşağıya inerken etrafı inceleme fırsatı buldum. 4 katlı bir kolejdi ve alt katı da sayarsak 5 kat ediyordu. Duvarlar beyaza boyanmıştı. Zemin katta kantin, zemin katın altında ise; soyunma odaları, basketbol sahası ve yüzme havuzu vardı.
Aşağıya geldiğimde istemsizce kantine doğru ilerledim. Bir tane çikolatalı süt alıp önüme çıkan boş masaya oturdum.
Sütü bitirmiş, dişlerimle pipeti ısırırken etrafı izliyordum. Birinin bana baktığını hissettim. Dönüp baktığımda ise hiç de yabancı olmayan ama bir o kadar da değişmiş o yüzü tanıdım.
Ayaz.
Bana bakmayı kesene kadar Ayaz'a bakmaya devam ettim.
Bu durumdan sıkılmış olacak ki gözlerini üzerimden çekip merdivenlere yöneldi.
Herkes tekrar sınıfa geldiğinde son derse girdik. 45 dakikalık işkenceden sonra herkes toparlanmaya başladı.
Eşyalarımı topladım. Kulaklığımı ve telefonumu elime alarak okuldan çıktım. Yavaş adımlarla durağa yürümeye başladım.
Kendimi arabayla okuldan aldırtmak hoşuma gitmiyordu.
Yürürken arkamdan gelen gaz sesiyle irkildim ve arkamı dönüp kimin olduğuna baktım.
Ayaz.
Sorar gözlerle ona baktığımda "Arkama gel, ben bırakacağım." dedi. Neydi bu şimdi? "Orada dikilmeye devam edersen giderim, beklemem."
İfadesiz bir suratla motora yürüdüm. "Neden bırakacakmışsın?" dedim. Ayaz ise cevap vermedi ve binmemi bekledi. Cevap vermeyeceğini anladığımda Ayaz'ın omuzlarına tutunup bacağımı diğer tarafa attım ve ayaklarımı yerleştirdim.
Ayaz'ın yavaş gitmesini fırsat bilerek kulaklığımı çıkarıp kulağıma taktım. Kafamı manzaraya doğru çevirdim. Listemden rastgele bir şarkı açtım. Gözlerimi kapattım.
Yıldızlara Bak...
Nakarat kısmında;
"Yıldızlara bak.
Biz küçüktük.
Demez miydin hep,
Sevdikçe büyürsün.
Gözlerini kapat.
Biz büyüktük.
Birbirimizden büyük,
Sevdikçe küçüldük." diyordu.
Şarkının sözleri kafamı Ayaz'a çevirmeme sebep oldu. Şuan 8 yaşındaymışız gibi hissettim.Gün batımını balkondan seyrettiğimiz o güne gittim. Yıldızlara değil de gün batımına bakıyorduk. Ve biz küçüktük. Sevdikçe büyüdük mü peki?
Gözlerimi açtım. Şuan 17 yaşındaydık. Ne birbirimizden büyüktük, ne de sevdikçe küçüldük.
Biz büyüdük ruhumuz ise o balkonda kaldı.
Motor durduğunda evin önünde olduğumuzu fark ettim. Motordan inip üstümü düzelttim. Ayaz motordan inmeden bana baktı. Ayaküstü teşekkür edip eve doğru yürüdüm. Eve girdiğimde etrafta kimseyi göremedim. Merdivenleri çıkıp odaya girdim.
Odaya girdiğimde kendimi yatağıma bıraktım. Biraz yatakta uzandıktan sonra çantamdan kitaplarımı çıkarıp bugünkü dersleri tekrar etmeye karar verdim. Kulaklığımı masaya bırakıp çantamı bir kenarıya koydum.
3 saat geçtiğini fark etmemiştim. Odadan çıkıp su almak için mutfağa gitme gereği duydum. Merdivenleri hızlı hızlı inip mutfağa girdim. Mutfağa girdiğimde ablamı gördüm. Ne zaman geldiği hakkında hiçbir fikrim yoktu. Neden yanıma çıkmamıştı? Arkadan sarıldığımda kim olduğumu anlamış olacak ki kollarıyla ellerimi sardı.
Neşeli bir sesle "Hoşgeldin!" diyerek ablamı kendime doğru çevirdim. "Hoşbuldum Sarışın!" deyip kollarını ince vücuduma doladı.
Ablam ,Lidya Özsoy, Hukuk öğrencisiydi. O da gecesini gündüzüne katıp ders çalışırdı. Birlikte ders çalıştığımız zamanlar ise hayatımın en güzel zamanlarıydı. Şimdi ise karşımda bir Hukuk öğrencisi duruyordu.
"Nasılsın?" diye sorduğunda okul değiştirdiğimden haberinin olup olmadığı aklıma takıldı. "İyiyim ve gördüğüm kadarıyla sende fazla iyisin. Her zamanki gibi." kıkırdadı. "Eh işte mükemmel hayatlara sahip olmasak da süperiz!"
Mükemmel hayatlar. Ablamı anlıyordum çünkü ablam hiçbir zaman Hukuk okumak istememişti. Tek hayali psikolog olmaktı. Hukuk öğrencisi olmasında Ahu Özsoy'un ve Fatih Özsoy'un payı büyüktü.
Ablamla birkaç saat geçirdikten sonra kapı çaldı. Hizmetliler kapıyı açıp geri döndüğünde annemi ve babamı gördüm. Özenli giyinmelerinden önemli bir yere gittiklerini düşündüm.
Salona girdiklerinde büyük bir sevinçle ablama yöneldiler ve sıkı sıkı sarıldılar.
Annem "Hoşgeldin benim güzel kızım!" deyip bir kere daha sarıldı ablama. Ayrıldıklarında ağzımı açıp "Hoşgeldiniz." dedim. Cümlemi duymazdan gelerek ablamı kolundan tutup salona ilerlettiler.
Beni takmayacaklarını bilsem bile odaya çıkacağımı haber vermek istedim. "Ben odama çıkıyorum size iyi akşamlar. İzninizle anne ve baba."
Babam bana gülümsedi ve "Derslerini tekrar etmeyi unutma güzel kızım." dedi. Başka ne diyebilirdi ki? Güzel bir üniversiteye gidemezsem hiçbir zaman ablam gibi başta tutulmayacaktım.
Özellikle de babam tarafından.
Gülümseyip odama yöneldim.
Odaya girdiğimde masama oturdum ve telefonuma mesaj geldi. Kimin yazdığına bakmak için telefonumu elime aldım.
...
Elis
Anlat bakalım! Yeni okulunda neler oldu?
Siz
Bir şey olmadı normaldi. Senin nasıl geçti?
Elis
Mükemmel! Herkes çok kaba.
Siz
Derslerine odaklan tamam mı? Ders çalışacağım sonra görüşürüz. Bir şey olursa yaz bana.
Elis
Tamam. İyi derslerr.
...
Bu kadardı işte. Kimseyle uzun uzun konuşmazdım çünkü her zaman ders çalışmam gerekirdi.
Seda Abla, evimizin hizmetlisi, beni yemeğe çağırdı ve odadan çıktı. Ders kitaplarımı bir kenara bırakıp odamdan çıktım ve merdivenlere yöneldim.
Merdivenlerden aşağıya inerken aşağıdan telaşlı sesler geliyordu. Ne olduğunu anlamak için daha hızlı inmeye başladım.
Aşağıya geldiğimde babamın sinirli bir şekilde etrafta volta attığını gördüm. Babam beni gördüğü anda öfkeli gözlerle bana döndü ve üzerime doğru geldi. Bir kaç adım ötemde durduğunda "Planlarımı habersiz yapmadığımı biliyorsun Lizge!" dedi. Ben ise hâlâ ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Kaşlarımı çattım.
Babam tekrar konuşmaya başladı. "Tarık aradı. Akşam yemeğe geliyorlarmış ve Ayaz senin bu durumdan haberin olduğunu söyledi!" Durup Ayaz'ın bana böyle bir şeyden bahsettiğini düşünmeye başladım.
Söylememişti. Yalan söylemişti.
"Lizge! Odana git ve yemek bitene kadar çıkma." Hiçbir şey söyleyemeden odama yöneleceğim sırada kapı çaldı ve içeri 4 kişi girdi.
Tarık Demir, Canan Demir, Atakan Demir ve Ayaz Demir.
Durdum.
Ailem hareketlenip misafirlerimizi ağırlarken hızlı bir şekilde "Hoşgeldiniz. Şimdiden size katılamayacağım için çok üzgünüm. İzninizle odama çıkmam gerekiyor." dedim ve arkamı dönüp merdivenlere yöneldim.
Herkesin arkamdan baktığına emindim ama arkamı dönüp bakmadım.
Yemeğimi hâlâ yememiş, 2 saattir aşağıya inmemiş ve üstüne karnım aç bir şekilde test çözmeye çalışıyordum. Başımın döndüğünü hissettiğimde kitabı kapatıp kendimi yatağa bıraktım.
Kapım tıklatıldı ve birisi içeriye girdi. Seda Abla. "Lizge Hanım odanıza yemek getirmemi ister misiniz?" dedi. Kafamı kaldırıp Seda Ablayı onayladım. Kendimi konuşacak kadar iyi hissetmiyordum.
Seda Abla odadan çıktı ve ben yatakta aynı şekilde beklemeye devam ettim.
Bir süre sonra kapım tekrar tıklatıldığında Seda Abla olduğunu düşünüp yataktan kalktım ve kapıya yöneldim.
Sarhoş olmuş bir şekilde yürüdüm ve kapıyı açtım.
Kapıyı açtığımda kimin geldiğinde bakmadan arkamı dönüp yatağa geri yöneldim.
Kapı kapanma sesi duymadım ve tam o esnada "Gelebilir miyim?" diye bir ses duydum. Olduğum yerde durdum ve arkamı döndüm.
Ayaz'ın yüzüne baktım ve sırtımı dikleştirip tekrar kapıya doğru yürümeye başladım. Kapının önüne geldiğimde onu göğsünden geri ittirip kapıyı kapatmaya çalıştım.
Ayaz da kapının diğer tarafından kuvvet uygularken aşağıdan bir çığlık koptu.
Kapıyı zorlamayı bırakıp kapıyı açtım ve ifadesiz bir yüzle Ayaz'a döndüm.
Çığlık atan kişi benim annemdi.
...
Herkese merhaba KİMSE SENİ ANLAYAMAZ'ın ilk bölümüyle karşınızdayım. Bu bölümle ilgili çok bir şey söylemek istemiyorum çünkü ilk bölümden bir şeyler çıkartabileceğimizi düşünmüyorum.
Bölümü beğendiyseniz oy vermeyi ve yorum atmayı unutmayın.
Görüşürüzz🍂
~~~

