YILDIZLAMAYI, 🌟
Yorum bırakmayı unutmayııın.
Hadi başlayalım bakalım.
3. GÖZ
Adliyenin yüksek tavanlı, zaman zaman kalabalık, soğuk ve rutubet kokan koridorları, Lavin için, dizilerde izlerken bile, her zaman bir hapishanenin havalandırma avlusunu andırmıştı. En son anne ve babasını kaybettiği kazadan sonra gelmişti böyle bir yere. O zamanlar küçüktü ama şimdi yaşadığı his belki de bu yüzdendir bilinmez, çok tanıdıktı. O koridorun sonundaki aile mahkemesinin kapısı ya onun kurtuluş bileti ya da yeni bir cehennemin başlangıcı olacak diye düşünmüştü. Üzerindeki bej trençkotun düğmelerini iliklerken ellerinin titremesini bir türlü durduramıyordu.
-Hala inanamıyorum Lavin!" dedi Eva kollarını kendine sararken, hayretle açtığı güzel yeşilleri kızın üzerindeydi. "Resmen sana kendi evinde kira ödetmiş bu adam! Oturduğunuz ev onun annesininmiş!" Avukatın söyledikleriyle Lavin de şok olmuştu elbette ama içinde bir yerde yabancı da karşılamamıştı bu durumu. Tam da Züleyha anneden beklenen bir durumdu.
Lavin bugüne kadar Can'a kira diye verdiği paranın aslında onun annesine ait olan eve gittiğini ve market harcamalarıyla faturaların da bu parayla ödendiğini yeni öğrenmişti. Bunca zaman Can evlilikleri için hiçbir şey harcamamıştı.
Koridorun sonunda ona düşmanca bakan kadından gözlerini kaçırarak kıpırdadı. Züleyha Hanım, adliye koridorunun diğer ucunda, sanki bütün bu olanların mağduru kendisiymiş gibi huysuz mağrur ve dik bir duruşla oğlunun konuşmasının bitmesini bekliyordu. Biraz ilerisinde Can ve o sinsi avukatı istişare ediyor tazminat davasının ihtimallerini konuşuyorlardı. Lavin, Eva'nın koluna daha sıkı tutunarak derin bir nefes aldı. İçerideki duruşma salonundan çıkan mübaşirin sesinin, koridordaki gergin sessizliği bir bıçak gibi kestiği andan beri karnına ağrılar giriyordu.
Kapıdan girdiklerinde tavan vantilatörünün monoton sesi, Lavin'in kulaklarındaki uğultuyla yarışmıştı. İnce çerçeveli dikdörtgen gözlüklerinin ardından onlara bakan yaşlı hakim, önündeki dosyaları hızla incelemişti. Can'ın avukatı, elindeki birkaç asılsız beyanı "delil" diye sunmaya çalışırken, Lavin'in avukatı ayağa kalkmıştı neyse ki. Sesi, salonun soğuk duvarlarında yankılanırken Lavin orada değilmişçesine hayalet misali izlemişti olanları.
-Sayın Hakim." Diye başlamıştı Reva'nın bağlantısı olan avukat. "Müvekkilim bu evlilik boyunca hem maddi hem manevi bir sömürüye maruz kalmıştır. Ortada Can Bey tarafından bir aldatma iddiası var ancak somut tek bir delil yok. Aksine, müvekkilim Lavin Hanım'ın darp raporu ve savcılıkta derdest olan cinsel saldırıyla birlikte, Can Bey'in ilişkisi olduğunu iddia ettiğimiz şahsın kredi çektiğinde bile kendisine kefil olduğu açıktır, soruşturması ektedir. Üstelik, müvekkilim iki yıl boyunca oturduğu evin eşinin annesi Züleyha Şanlı'ya ait olduğunu bilmeden düzenli kira ödemiştir. Bu, evlilik birliği içindeki güvenin de ağır ihlalidir. " bütün açıklamalardan ve sunulan delillerden sonra Can'ın yüzü de kireç gibi bembeyaz olmuştu. Yanındaki annesine kaçamak bir bakış attığında Züleyha Hanım'ın dudaklarının sinirden titrediğini görmüştü de. Hakim, bir süre önündekileri incelerken kalemi sertçe masaya bırakıp gözlüklerinin üzerinden taraflara tekrar bakmış,
-İddia mesnetsizdir, delil sunulamamıştır. Ancak ekonomik şiddet ve darp raporları dosyadaki sarsılmaz gerçeklerdir. Türk Medeni Kanunu uyarınca tarafların boşanmasına karar verilmiştir. Tazminat ve dolandırıcılık iddiaları için dosya Asliye Hukuk'a tefrik edilecektir." Diyerek son kararı vermişti.
Lavin, "boşanmasına" kelimesini duyduğu anda gözlerini sımsıkı kapatmış dolan yaşları iteklemişti, sanki ciğerlerine uzun zaman sonra ilk kez temiz bir hava dolmuştu. Dolmasına dolmuştu ama iç dünyası allak bullaktı. Bu evlilik boyunca ne kadar sarsılmıştı. Tek taraflı verdiği emeğin üzerine aldatılması mı daha sarsıcıydı yoksa Can'ın ona saldırması mı? Yoksa Evranla aldatıldığını iddia ederek dosyaya eklemesi mi?
Evran.
Sahi az kalsın onu unutuyordu. Düşüncelerinden avukatının sesiyle sıyrıldı.
-Biz Lavin Hanım için en doğrusunu yapacağız Eva Hanım. Hiç merak etmeyin ablanızla da görüşeceğim şimdi. Sürecin devamında iletişim halinde olalım. İnanın bana hak ettiğinizi alacaksınız." güven vermek ister gibi kolunu sıvazladığında dolu gözleriyle ona baktı Lavin.
-Çok teşekkür ederim. Size de Reva'ya da..." Avukatı ikisine de gülümseyerek uzaklaştığında Züleyha Hanım bir hışımla gözleri dolu dolu tebessüm eden Lavin'in üzerine yürüdü. Can hareketliliği son anda görünce kadına yetişmeye çalışmıştı.
-Utanmadan gülüyor musun bir de!" Bağırarak üstüne yürüyen kadınla arasında Eva'nın kalmaması için hızla kıza siper olup önüne geçti Lavin. "Sen ne hakla benim oğluma iftira atarsın be!" diye haykırdığında, sesi koridorda çınlamış etrafındaki birkaç kafanın dönmesine neden olmuştu. "Kendi suçlarını örtbas etmek için çocuğumu dolandırıcılıkla suçladın. Utanmaz! Utanmaz arlanmaz seni biz de seni yetim diye görüp üzülmüştük! Oğlumun hayatını mahvettin!"
-Anne gel." Can da annesinin arkasında, o zavallı ve ezik tavrıyla duruyor Lavin'e bakmaya çekiniyordu. Eva, kolunu tuttuğunda söyleyeceklerini yutup sessizce uzaklaşmaya karar verdi. Sıkıntıyla iç çeken adam kızın cevap vermemesinden mi arkasını dönmesinden mi bilinmez, hakkı varmış gibi müdahale etti hemen. "Lavin, bu kadarını beklemiyorduk senden. Annemi de karıştırmasaydın keşke..."
Lavin aniden durduğunda Eva bile korkuyla bir adım geri çekilmişti, çünkü öyle aniden hareketsiz kalmıştı ki ilk dikkatini çeken gözlerindeki o uysal bakışın gitmesi, yerine yılların birikmiş öfkesinin gelmesiydi. Züleyha Hanım'a dönüp ikisine bir adım yaklaştı, aralarındaki mesafe kapandığında fısıltısı bile bir haykırış kadar etkiliydi.
-İftira öyle mi?" dedi Lavin, gözlerini kırpmadan. "Ben sadece bana saldıran oğlunla değil, seninle de savaştım bu evlilikte. Oğlunun yaptıklarını biliyordun, paramı yediğini biliyordun ve sustun! Her şeyde beni suçladın.Hatta susturmak için hep daha fazlasını yaptın, değil mi? Yetime böyle mi sahip çıktın sen Züleyha anne?" Son kelimeyi söylerken gözleri dolu dolu olmuştu ama dudakları öyle gerilmişti ki o yaşların akmasına izin vermeyeceği belliydi. Merhamet göstermediği gibi kaşlarını çattı yaşlı kadın. İçinin cız ettiğini inkar edemezdi ama oğluyla bu kız arasında kalacaksa elbette oğlunu seçecekti! "Hani sırf Evran Bey'i gördün diye yanıma gelmiştin. Hatırladın mı? O gün bir saniye durup beni dinlemeden attığın o tokadı?" Can'ın gözleri bir anda fal taşı gibi açıldı.
-Ne?" şaşkınlıkla annesine dönerken kadını tutan parmakları sıkılaşmıştı. "Anne, ne tokadı? Sen Lavin'e el mi kaldırdın?" Züleyha Hanım bir an kekeledi yüzündeki o kibirli ifade şimdi telaşlı bir hale bürünmüştü.
-Can, oğlum... O anda bir anlık sinirle..ama senin sözünü ettiğin o adam da sabahın köründe bunun yanındaydı, hak etmişti." Son söylediğine Eva şaşırarak ses çıkarırken Lavin sinirinden gülümsedi.
-Hak etmişti öyle mi? Hak etmişti." acı dolu kahkaha attı kısa bir an Eva'ya dönerken, arkadaşının üzüntüsünü yüzünden okuyordu. "Ben her şeyi hak ettim doğru. Bu sevgisizliği, emeklerimin boşa gitmesini, aldatılmayı, yediğim tokadı, oğlunun bana saldırmasını.. HER ŞEYİ. Şimdi siz alın birbirinizi hayatımdan defolun gidin." arkasını dönmeden hızla adliyenin merdivenlerine yöneldiğinde Eva da arkada kalan anneyle oğluna ters ters bakmış arkadaşına yetişmek için hızlanmıştı.
Her adımda atkuyruğu sağa sola savrulan kız koridorun o boğucu havasından kurtulup bahçeye çıktığında sıcak esinti yüzüne çarparken Eva da hemen koluna girdi, kızla beraber bir bankın kenarına çöktü. Bacakları artık onu taşımıyordu sanki gücü aniden kesilmişti. Gözyaşları, sanki o günlerin, o tokadın, o tecavüz girişiminin tüm yükünü boşaltmak istercesine aniden boşaldı. Hıçkırıkları göğsünü dövüyor nefesini kesiyordu.
Eva hemen kollarını Lavin'in etrafına sardığında ağlamamak için dudağını ısırdı. Lavin'in sarsılan gövdesini sıkıca sarsa da kızın gözyaşlarının avuçlarına döküldüğünü görünce o da ağlamaya başlamıştı.
-Şşşt, geçti..." dedi sesinin titremesine engel olamayarak. "Bitti işte Lavin. Bak, özgürsün artık. Onlar sana dokunamaz." Lavin, başını Eva'nın göğsüne yasladı. Çiçek gibi kokan arkadaşına sıkı sıkı sarıldı.
-Can'ın annesi..." dedi hıçkırıklarının arasında. "Onun attığı tokadı her hatırladığımda kendimden nefret ettim biliyor musun Eva? Ağzımı açıp tek kelime edemediğim için, sustuğum için, kendimi savunamadığım için... Ama bugün bitti mi? Gerçekten bitti mi?" Eva, Lavin'in yüzüne düşüp gözyaşlarıyla ıslanan tutamı geriye itti, saniyeler geçtikçe şiddeti azalan hıçkırıkları iç çekişe dönmeye başlamıştı. "Ben en çok neye ağlıyorum belki de biliyor musun? Arkamda olacak "dur!" diyecek birinin olmayışına. Kimsesizlik sadece kimsenin olmaması değil, bir darbe aldığında dönecek bir evin, sığınacak bir kucağın olmadığını bilmek. Bir annem olsaydı, o el o kadar kolay kalkabilir miydi yüzüme diyorum bazen. Bir babam olsaydı, Can o cüreti kendinde bulabilir miydi? Yoksa tek benim güçsüzlüğüm mü bu?"
Eva, duyduklarıyla sanki kendi kalbinde zamanında açılan yaralara kızgın bir demir bastırılıyormuş gibi hissetti. Lavin'in buz kesmiş ellerini avuçlarının içine alıp parmak boğumlarını şefkatle, sanki kırılacak bir porselene dokunurcasına nazikçe okşadı. Kendi geçmişinin tozlu, hep kapalı tutmaya çalıştığı o karanlık sayfaları birer birer aralandı zihninde.
-Seni öyle iyi anlıyorum ki Lavin..." dedi sesi çatallanırken. Bakışları bahçedeki yeni filizlenen dallara kaydı. "İnsanın annesi varken annesiz kalması, hiç olmamasından da ağır bir yük. Benim annem ölmeden önce de beni hiç sevmedi, kimseye dur demedi. Ben ablamı bulana, evlatlık edinilene, Rüzgarla tanışana kadar hep yapayalnız hissettim."Söylediklerinden habersiz olan Lavin hızla başını kaldırdığında yüzünde pişman olduğunu haykıran ifadesini gördü Çiçek yine de güç bela gülümsemeye çabalamıştı. "Dünya devasa, çıkışı olmayan kapkaranlık bir boşluktu ve ben o boşluğun tam ortasında savrulan, tutunacak tek dalı olmayan küçücük bir yaprak gibi hissediyordum. Hem de upuzun bir süre böyle oldu bu. " Lavin'in kızarmış yüzünü bakımlı ellerinin arasına aldı baş parmağıyla gözyaşlarını sildi ama yerine yenilerinin gelmesine engel olamadı. Doğrudan o ıslak, acı dolu koyu kahve gözlerin en derinine baktı. "Ama insan sevgisizliğe alıştığı gibi sevilmeyi de öğreniyor be Lavin. Kimsesizliği sahiplenme artık. Sana böyle hissettiren insanları şu kapıda bırak, gitsinler. Yapayalnız hissettiğin o boşluğu ben dolduracağım, Peyda dolduracak, Reva dolduracak... İnan bana. "
Lavin, Eva'nın yeşil gözlerindeki o sarsılmaz, hiçbir çıkar gözetmeyen sadakati görünce içini kaplayan kara bulutlar hızla dağılmıştı. Burnunu çekip hafifçe gülümsedi arkadaşı gibi, bu, en şiddetli fırtınanın ardından bulutların arasından sızan o cılız ama umut dolu güneş ışığı gibi içten bir o kadar huzur vericiydi.
-Teşekkür ederim Eva." dedi, başını tekrar arkadaşının boynuna, o andaki tek sığınağına yaslayarak. "Çok teşekkür ederim. Her şey için." Eva onu daha sıkı sardı, sanki bıraksa Lavin rüzgarda kül olup kucağından uçacak, dağılacakmış gibi bir korkuyla.
-Arkadaşlar ne içindir." Bahçenin tatlı rüzgarı, birbirine sarılmış bu iki kadının silüetini sarmalarken, Lavin ilk kez geçmişin boğucu gölgesinden, özellikle böyle bir yüzleşmeden sonra, gerçekten sıyrılabileceğini hissediyordu. Adımları hala titrek, ruhu hala yara bere içindeydi, ama arkasında bekleyen o devasa yalnızlık canavarı artık eskisi kadar dişli görünmüyordu ona.
Bir süre daha oturdukları banktan Eva'nın susmayan telefonu yüzünden kalktıklarında mahcup olan arkadaşını iyi olduğuna ikna etmek adına dil dökmek zorunda kalmış, gözlerindeki o korumacı parıltıyla kendisini inceleyen sarışına biraz yürüyeceğini ve hava almak istediğini söyleyince kız da Can'ın arabasının çoktan gittiğini gördüğü için bu isteğini kabul etmişti.
Eva sarılmalarının ardından uzaklaşınca Lavin, bej trençkotunun yakalarını düzeltip rüzgara karşı yürümeye başladı ve kızın arabasının arkasından el salladı. Adliye bahçesinin çıkışına doğru attığı her adımda, kendisiyle başbaşa kaldığı anın getirdiği sessizlikle düşüncelerinin gürültüsü arasında kalıyordu. Temiz havayı içine çekip gökyüzüne baktığı sırada kaldırımın kenarında yavaşlayan o siyah, heybetli gölgeyi fark etmemişti bile.
Evran, kızın kıstığı gözleriyle güneşe bakma çabasına dudak kıvırırken arabanın camını açarak kapıya doğru eğildi kızla göz göze gelmek için. Lavin hala ondan bihaber derin bir nefes alırken çalan kornayla sıçramış direksiyonun başında, o her zamanki sarsılmaz ve kusursuz duruşuyla Evran Aslan'ı görmüştü. Ama bu sefer soğuk tavrının aksine dudaklarının kenarına iliştirilmiş, neredeyse şakacı diyebileceğin hafif bir kıvrılma vardı yüzünde.
-Dalmışım." Anlayışla başını sallayıp kapısını içerden açtı adam. Maksimum nezaketi de buydu herhalde.
-Geleceğimi söylemiştim." Lavin, arkada bekleyen sürücünün çaldığı kornayla hızla binmek zorunda kaldığı arabanın kapısını kapattığı anda uzanarak emniyet kemerini kızın kolundan geçirip yerini ezberlemiş gibi takmış, harekete geçmişti bile. Gözleri yoldan kısa bir an ayrılıp yanındaki kıza takılınca fark ettiği detayla direksiyonu kırıp arabayı kenara çektikten sonra, trafik için sorun teşkil etmeyecek bir yerde durduğuna emin oldu. "Ağlamışsın." Bu bir soru değil tespitti. Sesindeki o boğuk tını, Lavin'in yerinde rahatsızca kıpırdamasına neden oldu.
-Evet." Diyebildi sadece kucağında birleştirdiği ellerine bakarken Evran'ın gözlerini üzerinde hissediyor karnı yeniden o tuhaf hisle kasılıyordu.
Görüşündeki iri elini kaldırıp ağır ağır Lavin'e doğru uzattı, parmak uçlarının tersini, kızın yanağına, gözyaşlarının kuruyup bıraktığı o belli belirsiz izlerin üzerinde gezdirdiğinde başparmağı tam da göz kenarında duraksamıştı, araba şimdiden ikisine dar gelmeye başlamıştı. Lavin, görmezden gelmeye çalışsa da hep onun ağına yakalanıyordu bir şekilde. Tam dudaklarını araladığı anda Evran'ın sorduğu soruyla ne diyeceğini unuttu.
-Bittiği için mi ağladın?" başını hafifçe yana çevirip onun avucuna, o sığınılası sıcaklığa daha çok yaslanmak isterdi ama yapmadı.Kendini tamamen geri çekmekle bir parça teslim olmak arasındaki o ince çizgide asılı kaldı. Bakışlarını kucağına indirdiğinde, dudakları titredi. Başını sağa sola salladı sadece. "Bir şey ters mi gitti?"
-Hayır gitmedi, boşandık." Evran, rahatlamasına kendi de şaşırırken, kaşları çatıldı. Lavin'in hayatında olup bitenden ona neydi ki? Buraya gelmesindeki amaç kızın iyi olup olmadığını görmek değil miydi? Boşanıp boşanmaması onu ne ilgilendirirdi? Hoş evli birini daha ne kadar öpmeye devam edebilirdi o da bilmiyordu, belki de içten içe bunun yanlış olduğunu bildiği için sevinmişti. "Sadece annesi bir şeyler söyledi hepsi bu." ağır bir enkazın altından sağ çıkmış birinin ilk soluğu gibiydi sesi. Çaresiz, güçsüz ve kederli.
Elini kızın omzuna indirdiğinde gözlerini bir anlığına kapatan kızın derin nefes alışını seyretti. Hafif aralık camdan sızan esinti suratına tatlı tatlı çarparken tam o sırada güneşin vurduğu dosyanın arkasından görünen kağıdın üzerindeki iki kelime sanki ete kemiğe bürünmüş Evran'a dokunmuş gibi aniden açık kahvelerin oraya kaymasını sağlamıştı. "Darp Raporu" yazan o beyaz kağıt ve altındaki savcılık ifadesinde yer alan "cinsel saldırı teşebbüsü" detayıyla gözbebekleri donakaldı.
Parça parça gördüğü yazılar buğulu şeffaf dosyadan güçlükle okunuyordu hele de Lavin kıvırarak tutması düşünülürse. Hoş, o dosyayı çıktıktan sonra kontrol bile edecek fırsatı bulamamıştı ki...
"her iki el bileğinde, sabit tutulmaya çalışılmasına bağlı simetrik ekimozlar (morluklar) ve tırnak izleri..."
"bastırılmaya bağlı olarak kürek kemiği hizasında ve göğüs duvarında doku zedelenmesi saptanmıştır."
"..cinsel birleşmeyi gerçekleştirmek amacıyla müştekiyi savunmasız bıraktığı, ancak müştekinin ani bir fiziksel direnç göstermesi ve tanık Eva Çiçek Devran'ın ifadesinde..."
Onun için dünya, her zaman belirli sınırlar, kurallar ve aşılmaz duvarların ardına kurulu beyazla siyahın tüm hatlarıyla çizildiği bir yerdi. Zihnindeki o kusursuz mekanizma, hiçbir duygunun rasyonel kararlarını bulandırmasına izin vermezdi. Gördüğü harfler, birkaç kelime haberlerde duyulan terim olmaktan çıkıp, o saniyeye kadar bir "proje" ya da "ilgi odağı" olarak gördüğü Lavin'in savunmasızlığına inen bir darbe gibi varlığından habersiz ruhunun duvarlarında yankılandı. Bu yalnızca Lavin'e yapılmış bir saldırı değildi, onun tarafından -belki de ilk kez- değer verilmiş bir şeyin kutsallığına el uzatılmış gibi öfkelendirmişti onu.
Öfkesi, kontrolsüz bir patlama gibi değil, damarlarındaki kana aniden salınan bir zehir misali tüm vücuduna hızla yayıldı. Beyninde yankılanan o uğultu, yerini keskin bir nefrete bıraktı. Can denilen o zavallı gölgenin, Lavin'in zarif teninde bırakma ihtimali olduğu her bir hayali iz, Evran'ın zihninde devasa birer suç mahalli gibi parlıyordu. Kendini her zaman her şeyden üstün gören o kibri, şimdi ilk kez birinin "hadsizliği" karşısında hiddetlenmişti.
Ne olursa olsun Lavin'e belli etmemesi gerektiğini biliyordu. Fakat içindeki o yıkım gücü görmezden gelemeyeceği kadar büyüyordu, hala direksiyonu tutan elinin parmak boğumlarının bembeyaz kesilmesine engel olamadı. Boğazına bir yumru oturdu, narsizminin getirdiği o "koruma güdüsü", daha önce hiç tatmadığı bir şefkatle harmanlanıp savruldu içinde.
Ona bakmadı. Bakarsa, gözlerindeki o cinayet mahalli andıran karanlığı Lavin'in göreceğinden korktu. Ne? Şimdi de korkuyor muydu?
O anda bile kendi hisleriyle meşgul olan benliğine küfretti. Lavin'in kendisinden bir açıklama ya da bir intikam vaadi bekleyemeyecek kadar "açıkta" ve "orada" olduğunu fark etti. Kızın etrafına ördüğü o görünmez ama buz gibi duvarın ardında, aslında tir tir titreyen bir çocuk olduğunu ilk kez bu kadar net görüyordu.
Sıkıca topladığı atkuyruğu ne kadar ciddi gösteriyorsa onu, ıslak kirpikleri ve kızarık burnu o kadar savunmasız kılıyordu. Lavin özgürleşmeliydi.
Aradığı sakinliği, bakışlarının kızın yüz hatlarında gezinmesiyle buldu. Hızla inip kalkan göğsü normal ritmine dönerken, emniyet kemerini açıp kızı kendine çekti hemen.
Bu hareketi bir İstanbul beyefendisine yakışacak kadar zarif ama buyurgan tavrına has olacak kadar da baskındı. Lavin, adamın sert göğsüne çarptığında gözlerini şaşkınlıkla açmış, Evran kendi kalbinin göğüs kafesini parçalamak istercesine vurduğunu hissetse de aldırmamıştı. Bu ritmi kızın duymasını hiç istemedi ama oradan uzaklaştıramadı da.
Eli, başının arkasındaki tokaya gitti. Parmak uçları uyuşmuştu ama bunu görmezden geldi. Tokayı yavaşça çekip çıkardığında, Lavin'in saçları bir şelale gibi özgür kalarak önce avuçlarına sonra omuzlarına döküldü, uzun parmaklarını kızın saç diplerine dikkatle yerleştirdi.
-İyisin." dedi sesi, kendi içindeki o devasa fırtınayı bastırmak istercesine alçak ve boğuk çıkarken adeta onu iyi olduğuna ikna etmek istiyordu. Lavin'in tokanın etkisiyle sızlayan saç diplerini yavaşça, neredeyse hipnotik bir ritimle okşamaya başladı. Beynindeki o "yok etme" arzusu ve intikam ateşi bu dokunuşla bir anlığına soğumuş gibiydi. Lavin'in o an sadece sığınmaya ihtiyacı vardı ve Evran'ın, hayatında ilk kez kendi egosunu bir kenara bırakıp, birine sadece "liman" olmayı denediğini bilmiyordu.
Kızın saçlarından yayılan o hafif koku, burnuna dolarken gözlerini yumdu. Suratını kızın boynundaki boşluğa gömerken Lavin'in ellerinin kollarına tutunduğunu hissetti. Zihninde Can'ın o zavallı yüzünü parçalama planlarını bir kutuya kilitleyip en derinlere attı. Şimdi değil, diye düşündü. Şimdi sadece "o" var.
Lavin'in tartıştıkları gün bu kadar kapalı, bu kadar sessiz olmasının altındaki o korkunç nedeni ilk kez tüm çıplaklığıyla görmüştü. Rüzgar ve Eva da biliyordu her şeyi, Eva tanık olmuştu... Kızın neler yaşadığını hayal etmekte zorlanıyordu, ama göğsüne yasladığı bu bedenin sahibinin, kalbinin bir savaş tamtamı gibi sertçe vurduğunu duyabildiğinin de farkındaydı.
Oysa buna anlam bile yüklemedi kız, sadece adamın sert omzuna burnunu yaslayıp gözlerini yumdu. Hala yaralı hissetmesine rağmen Evran'ın o belirsiz ama bir o kadar da sığınılası varlığı iyi geliyordu ona, bu şefkat karşısında direnmemişti.
Bilmediği tek şey görmezden gelmeye çalıştığı yaraların bedelinin ödetilecek olmasıydı. Ama şimdi, nefretini körüklemeden önce, kucağındaki bu yaralı kadını iyileştirmesi gerektiğini biliyordu. Önceliği ilk kez -bu öfkesi bile olsa- kendi hisleri değil, başka biriydi.
♟️
Bayram bölümü gelecek.
Ben yarın off günüm diye bayramın son tatil günü de yarın sanıyordum... O yüzden bölüm yarın. :( Affedin.
Alıntılar, bilgilendirmeler ve daha fazlası için,
INSTAGRAM: tutkudevran
Ne diyorduuuk?
Sevin,sevilin.❤️❤️❤️