4K olmuşuz :) Lütfen yorum bırakmayıııı, yıldızlamayı, unutmayın çiçeklerim. ^
3.GÖZ
Lavin, yavaşça merdivenlerden inerken gözleri Eva'yı aradı. Kalabalığın arasında sarışını bulmak zor olacaktı. Odadan çıktığı andan itibaren kızaran yanakları, hem öfkenin hem de aldığı alkolün bir sonucuydu. Evran'ın neden aniden böyle bir ithamda bulunduğunu hiç anlamıyordu. Oraya gitmesinin Can'a inat etmekle alakası yoktu ama iç sesi sabah reddettiği teklifi şimdi neden kabul ettiğini sorguluyor, Evran gibi şüpheci davranıyordu.
Aslında kabul etme nedeni nispet yapmak değildi, belki de Can'ın fedakarlık yapmaya değer biri olmadığına kanaat getirdiğindendi...
-Lavin!" Salonun girişine bakınırken, dış kapıda duran Eva'ya dönerken gözleri önce paniklemiş görünen kızı sonra da aralık kapının arkasındaki bedeni buldu. Hızla adımlarını oraya yöneltirken, Can kapıyı ittirerek görüş açısını genişletmiş hiddetle içeri atılmaya çalışmıştı. "Şey..." Panikle Lavinle bu adam arasına giren kız Rüzgar'ı çaktırmadan aramak için telefonuna bakarken, onun bileğini nazikçe tuttu Lavin.
-Teşekkür ederim Eva. Ben çıkıyordum zaten iyi geceler." Eva Çiçek, kızın açıklamasına beceriksiz bir tebessümle karşılık vermeye çalışsa da, eşi olduğunu söylediği adam aniden kolunu tutup onu kapı dışına daha hızlı çekince kapıyı kapatan eli havada asılı kaldı. Evli çiftlerin kavgasına girilmemesi kuralına uyacak değildi, titreyen parmakları rehberden Rüzgar'ı ararken merdivenlerden inen Evran'a koştu panikle. Kalbi hızla çarpıyor her ne kadar o anda dışarı atılmak istese de Can'a karşı Lavinle kendisinin etkili olamayacağını biliyordu.
-Evran!" Genç adam gömleğinin kol düğmelerinden birini düzeltirken koşarak yanına gelen Eva'ya kaşlarını çattı.
-Eva? Sen iyi misin?" Kızın kolunu tuttuğunda bir elini inip kalkan göğsüne koyan sarışın endişeyle etrafına bakındı. Evran'ı daha fazla bekletmemek ve olası bir tehlikeye izin vermemek için sakin sesiyle konuştu biri duyarmış gibi.
-Lavin'in eşi geldi. Ama adam çok öfkeliydi. Lavin şimdi çıkarken de kolundan çekti, kıza bir şey olur diye korkuyorum. Bir bakalım mı? Hı?" Şimdi kaşları daha da çatılan adam, onu yavaşça geri çekerken kapıya doğru ilerledi hızla. "Evran!"
-Eva sen içerde kal ben hallederim." Kapıyı açtığında kızın hala baktığını hissedince arkasını dönmeden müziğin sesini neredeyse bastıracak kadar yükseltti sesini. "Hadi!"
-Telefonunun kapandığını fark etmiyorsun ve her ne hikmetse kapalıyken de buradasın!" Yüzünü buruşturarak kıza yaklaşmıştı Can çenesindeki o kas her zamanki gibi seğirirken. "İçki mi içtin bir de? Şş, Lavin delirtme adamı bir şey söyle kızım!" Kolundan tutarak sarstığı beden tepkisizdi. Konuşmanın başından sonuna kadar. Dirseğini büküp kendine doğru çekti ve Can'ın parmaklarından sıyrıldı. Hiçbir şey söylemeden kapıya yürüdüğünde önüne geçmesini beklemiyordu ancak geri dönüp bir sorun çıkarma ihtimali olduğundan aniden arkasına bakınca, nefret dolu elaların yeni hedefini gördü Lavin. "Ooooo, karıcığım bak biricik patronun da burada. Ona sorayım bence."
-Lavin, her şey yolunda mı?" Evran'ın kahvelerinin tek hedefi Lavindi. Can'a göz ucuyla bile bakmazken bu yok sayılma adamın sinirine dokunmuş, elini Evran'ın göğsüne sertçe vurmasına neden olmuştu. Evran, baktığı kızın aksine, gözlerini oraya çevirmemekte diretti.
-Yolunda Evran Bey, bir sorun yok." Sesinde daha deminki konuşmalarına bağlı bir kırgınlık duymayı mı beklemişti bilmiyordu ama sadece gerginliğini hissetmişti. Bu yüzden istemese de gözlerini Can'a çevirdiğinde adamın burnundan soluduğunu gördü, elalardaki binlerce duygu geçişinin aksine -ki bu kadar duygusal(!) bir adamın Lavin'i aldatmış olması komikti- bal rengi kahvelerde bir duygu kırıntısı bulmak zordu. Paniklemiş bir kurban karşısında telaşsız, soğukkanlı bir etobur edasıyla öylece duruyordu.
-Neden karımın etrafında dolanıp duruyorsun?" her kelimesini ayrı ayrı vurgularken, dişlerini birbirine kenetlemişti. "Ne zaman yalnız kalsa hep orada bitmek zorunda mısın?" Lavin, bu mesafeden Can'ın ne dediğini duyamadığı için demir kapıdan ayrılıp ikisinin yanına gelmek için adım atarken, kızın taş yola bakarak yürüdüğü esnada kahvelerini elalara acımasızca çevirdi Evran.
-Bu yüzden mi onu aldatıyorsun?" kulağına usulca söylediği cümle elalarda bir karmaşıklık yaratmıştı. Dilini damağına sürterek hafif bir gülme sesi çıkardı Evran. "Tıh. Yazık sana."
-Can, gelir misin lütfen? Bir sorun çıkarma." O anda daha büyük bir sıkıntı çıkmaması için dua ederken, ne Can'ın ne de Evran'ın yüzüne bakıyordu Lavin. Öfkeli elalar Evran'ın üzerinde hızla gezindi. Onun bu inişli çıkışlı duygularına karşın adamın elleri ceplerinde rahat tavrı sinirini iyice bozuyordu. Ne hakla bu herif Lavinle hayatının ortasına pat diye giriyor, şimdi bile tartışmalarının odak noktası oluyordu ki? Ne sıfatla yapıyordu bunu?
-Sen doldurdun değil mi Lavin'in kafasını bu aldatma saçmalığıyla? Kim oluyorsun da bizim ilişkimize müdahale ediyorsun?" Kızın bileğine sardığı parmaklarını hissedince elini havada savurup tutuşundan kurtulmaya çalışması Lavin'i sendeletirken, Evran'ın kaşları yeniden çatıldı. O kahvelerde sakin bir öfkenin parıltıları yanıp sönerken, sahte tebessümle kıvrıldı dudakları yukarı doğru.
-İlişkimizden kastın Lavinle evliliğin mi yoksa şu gizli flörtün mü?" Kızın şaşkın bakışlarını hissederken tüm kışkırtıcılığıyla sinsi bir gülüş çıktı dudakları arasından. "Siktir git evimden." Cümlesini bitirir bitirmez Can yumruğunu savururken, geri çekilerek onu hem Lavin'den hem kendisinden iterek uzaklaştırdı. Kızın panikle attığı çığlık soğuk havada kaybolurken onu arkasına alarak sendeleyen adama baktı Evran. Güvenlik görevlisi hızla koşarak yanlarına geldiğinde Can'ı gösterdi parmağıyla. "At şunu dışarı, bir daha bana sormadan kimseyi alma." Adam tombul parmaklarını genç adamın koluna sararken partiyle ilgili bir şeyler mırıldanacak olmuş Evran'ın delici bakışları yüzünden susmuştu.
-Lavin gel benimle." Can'ın bağırarak söylediği bu cümle irkilmesine neden oldu kızın. Çünkü o anda güvende hissetmiyordu, hem de hiç. Kışkırtılmış olduğu için saldırganlaşması çok da tuhaf değildi ama onunla aynı evde bile kalmak istemezken bu halde onunla gitmek hiç mantıklı gelmiyordu kulağa. Hiçbir şey söylemeden kollarını gövdesine sardığında demir kapıya doğru iteklenen adam kükredi yeniden. "LAVİN!" Sanki görmezse iç dünyası daha az karışacakmış gibi arkasını döndü hızla.
Dolan gözlerini birkaç kez kırpıştırıp yaşları geri yollamaya çalışırken derin ve titrek nefesler aldı. Can birkaç bağrış çağrış sonrasında pes edip arabasına binerek uzaklaşırken, geriye sadece tekerlek sesleri ve rüzgarın uğultusu kalmıştı. Üşüyen elleri telefonda yengesinin numarasını bulurken uyanık olup olmadığını anlamak için beceriksizce bir mesaj yolladı.
Başını kaldırdığında taş yola çıkan ufak heykele yaslanmış Evran'ı buldu gözleri.
-Özür dilerim." Tepkisiz duran adama birkaç adım atıp aralarındaki mesafeyi azaltırken dudaklarını birbirine bastırıp utançla başını eğdi. "Çok özür dilerim. Sizi kızdırdım biliyorum." Derin ve sesli bir nefesi ciğerlerine doldururken yavaşça cebindeki sigara paketinden bir sigara çıkardı. Göz ucuyla kıza baktığında her ne kadar tepkisiz kalmak istese de onun bu savunmasız haline sessiz kalmak imkansızdı.
-Başkası adına özür dileme demiştim." Dedi otoriter bir ses tonuyla. Heykelin oturtulduğu kare şeklindeki taş mermere kalçasını yaslarken kenara kayıp kıza da yer açtı. "Senin bir suçun yok." Lavin bu nazik hareketini görse yanına oturamayacak kadar gergindi o anda. Alt dudağına dişlerini geçirip gökyüzüne doğru bakarken sakinleşmeye çalıştı. Kollarının altına sakladığı ellerini ısıtmaya çalışıyor ayakları üzerinde ileri geri sallanıyordu.
-Siz haklıydınız. Buraya gelme nedenim projeyi görmek değildi." Beklenmedik bir anda konuşmuştu, itirafı üzerine Evran gözlerini kendisine çevirirken sigara dumanını yavaşça dışarı saldı. Ne çok sigara içiyor, diye düşünmeden edemedi Lavin. "Ama Can sizi sevmediği için değil, ben, eve gitmek istemediğim için geldim buraya. Onunla yüzleşmek istemediğim için..." Başını, çenesi neredeyse gövdesine değecek kadar eğip külü yere serpti ufak bir parmak darbesiyle.
-Bunu benim tahmin etmem gerekirdi. Seni suçlamam doğru değildi Lavin, sadece..." dudaklarını bir an yana kıvırıp etrafına bakındı. "Böyle şeylerin ortasında kalmak..." cümlesini tamamlamamıştı ama gerek de yoktu. Lavin hiçbir şey demeden kafa salladığında aniden aklına gelen soruyla dudaklarına götürmek üzere olduğu sigara duraksadı. "Oraya dönmeyeceksen...kalacak bir yerin var mı?"
Nasıl bir kızdı bu.. Bütün soruların cevapları, duyguları, düşünceleri sanki daha sorulmadan yüzünde yazılıydı. Soruyu sorarken bile kızaran yanakları ve bir an için kaçırdığı gözleri öyle açıkça belli ediyordu ki her şeyi...
-Hıhı. Yengeme yazdım şimdi onlara gideceğim. Bizimkilerin bana bıraktığı evde kalıyorlar da." Sesinin titremesinden onları kaybettiğini anlayınca bir şey demeden öylece kaldı Evran. Ne tuhaftır ki aralarındaki bu sessizlik ikisini de hiç rahatsız etmiyordu.
-Burada kalabilirsin." Lavin kaşları havalanırken ona bakınca çenesiyle kızın telefon ekranını gösterir gibi çevirdi başını. "Geç oldu şimdi, uyumuşlardır." Beceriksizce ekranı kapatmaya çalışırken gülümsedi mahcubiyetle. Kapatırken mesaja kaymıştı acı kahveleri.
"Yatıyoruz şimdi lavin (22:48)
Yarın akşam gelirsiniz canla (22:49)"
-Çok teşekkür ederim ama uyanıklar..." dedi inandırıcı olmadığını sadece Evran'ın anlayabileceği kadar emin bir tavırla. "Hatta ben şimdi gitsem iyi olur, çok geç kalırım."
Bu mümkün olabilir miydi? Yardıma gerçekten ihtiyacı olmasına rağmen kabul edemeyecek kadar gururlu olmasına afalladı Evran. Teklifini duyduğunda atılacak binlerce insan tanıyordu, çoğu zaman gayet iyi durumda olan kişilerin gereksiz yardım çağrılarına da fazlasıyla alışkındı ama karşısındaki kız bu durumda bile kendine üzülmek yerine mahcup hissettiği için utanıp sıkılıyor, zahmet vermemek için yalan söylüyordu.
Dudaklarını iki yana gerdiğinde gülümsediğini anca fark eden adam uzatılan eli gördü devamında.
-Görüşürüz o zaman." Uzun parmaklarını kızın avucundan bileğine doğru kaydırıp avuçladığında işaret parmağından çıkarak tenini çarpan elektriği tolere etti Lavin, baş parmağını elinin sırtına kapatıp sıktığında boştaki eliyle de omzundan kayan çantasını düzeltmişti.
-Görüşürüz." Sigarasının tüten dumanıyla beraber elini aniden bırakınca, parmaklarını yavaşça kumaş cebine soktu baş parmağını dışarda tutarak. "Bir şeye ihtiyacın olursa." Arabasının kapısını açan kıza tüm içtenliğiyle hatta belki de ilk kez içten bir şekilde seslendi. "Ara Lavin."
-Siz de öyle." diyiverdi, oysa adamın ondan bir şey istemeye tenezzül etmeyeceğini biliyordu. Elini villaya doğru salladı kaygısız olmaya çalışırken. "Hayırlı olsun tekrardan, güle güle oturun." Başka bir şey demeden arabasına bindiğinde gözlerini kısıp ona bakmaya devam etti Evran. O gülümseme hızla kaybolmuş, yorgun gözlerine arabanın karanlığı çökmüştü. Emniyet kemerini yavaşça takmasını izlerken, sigarasından son bir nefes çekip izmariti taş yola attı genç adam.
Can'ı kışkırtmakla Lavin'e kötülük yapmıştı, bunu şimdi açıkça görüyordu. Elalardaki öfke ve o buyurgan tavrı böylesine hassas bir ruhu, çoktan etmemişse de, paramparça ederdi. Ufak kırmızı arabası bahçe yolundan çıkan kızın ardından eliyle ensesini sıvazladı. Bu gece kalacak yeri olmadığını o bakışları gören herkes anlardı. Tabii numara yapmıyorsa...
İçinde ona yardım etmesi için ısrarcı olan merhametli bir yan vardı ve bundan nefret ediyordu Evran. İnsanlar her zaman o tarafın bütün iyiliklerinden faydalanmaya çalışır, kuruyana kadar sömürürdü. Bundandır ki o da hiçbir zaman merhamete kulak vermezdi. O, gösterişle yardım geceleri yapan ailesinin aksine gecelerin hiçbirine katılmayan, konuşmada isminin bile geçmesine izin vermeyen biriydi. Tanıdığı insanlara bile yaptıkları iyilik değil bir nevi krediydi. Onlardan alabilecekleri veya onlara verebilecekleri üzerine kurulu bir alma verme dengesi için yapılan ufak kurnazlıklardı. Elbette sevdiği -tahammül ettiği- insanlar vardı ama o iyiliği kredi gibi gördüğünden onlara iyilik yapmayı da pek düşünmezdi.
Lavin'e iyilik yapmak istiyordu. Kredi için değil. Çıkar için değil.
Çok savunmasız göründüğünden, özellikle Canla karşı karşıya kaldıklarında, sanki iki yırtıcı hayvanın arasında kalmış çaresiz bir ceylan gibi olduğundan... Tuhaftır ki belgesel izlerken ona her zaman keyif veren bu an Lavinle yaşandığında hiç hoşuna gitmemişti.
Onun kolayca incinebilecek olması, bunu saklamak için bile çaba göstermesi neden onu bu denli ilgilendiriyordu -belki de en azından bir hikayede zalim olmamak istiyordu- bilmiyordu ama ona yardım edecekti. Yarım saat önce odasında söylediklerinin aksine bu kulağa çok riyakar gelse de Can'ın karanlık yüzünü görünce aldığı bir karardı ve Lavin'in bunu ona söyleyecek kadar cesaretli olmadığı düşünülürse bir sorun yoktu.
İçeri geçmek için kapıya yöneldiği esnada çöpü çıkaran hizmetli kadının bileğine takılan açık kahveleri, kırmızı ip bilekliği nereden hatırladığını yoklamak için beynini kurcalarken, aniden aklına gelen görüntüyle fazla düşünmesine gerek kalmamıştı. Lavin'in bayıldığı gün taktığı bileklikti -iş kıyafetiyle yarattığı uyumsuzluğu dikkatini çektiği için hatırlamıştı- merdivenden kaydığında yere düşmüş olmalıydı.
-Sen!" İsmini bile öğrenmediği kadın hızla kendisine döndüğünde gözleri hala bileklikteydi. "İsmin neydi?"
-Leyla efendim." Yarına unutacağı için sadece kafa sallarken işaret parmağını uzattı kadının bileğine doğru.
-Leyla, o bileklik sana ait değil. Geri versen iyi olur." Panikle elindeki çöp torbasını düşüren kadın hızla ipi çözerken, bir yandan da açıklama yapmak için telaşlanmıştı.
-Şey efendim ben yerde buldum herkese de sordum ama kimse bir şey demeyince..." Sabırsız tavrıyla dört parmağını içeri dışarı kıvırdı Evran bir an önce çıkarıp vermesi için. Saniyeler içinde ipin ucundan tutarak veren kadının uzattığı ipin diğer ucunu -ki L harfi ve beraberinde bir uğur böceğiyle nazar boncuğu da aşağı kaymıştı- tutup aldı hızla cebine koyarak.
-Bir daha yerde bulduğun şeyi sormadan alma." Leyla’nın cevabını beklemeden içeri geçtiğinde aslında bir yanı ona teşekkür ediyordu. Çünkü şimdi Lavin'i görmek için mantıklı bir gerekçesi vardı.
Hoş, görmek istediği kız güçlü kalmak için tavsiye almayı düşünmek bir yana, işyerinin otoparkına park ettiği arabasında kıvrılıp öylece uyurken gelen aramaların hiçbirine de aldırmamıştı. Aynı kıyafetle işe gideceği için insanların laf edeceğini biliyordu ama bunu düşünemeyecek kadar yorgundu.
Sabahın ilk ışıkları şehrin dar sokaklarına kaymaya başladığında da, yüzüne vuran güneşle hemen uyanmış hala yorgun hisseden bedeni gece boyunca gördüğü kabuslarla daha da ağırlaşmıştı. Saçlarını parmaklarıyla tarayıp fena görünmeyen bir atkuyruğu yaptığında esnemesiyle birlikte elinin tersini dudaklarına kapatıp etrafa bakındı. Neyse ki kimse işe gelmemişti. Henüz.
Her zaman kahvaltı için uğradığı kafeye gitmek için çantasını alıp arabasından indi. Telefonuna bakmamakta kararlıydı. En azından bir kahve içip her şeyi etraflıca düşünmek ve yol bilen birine derdini anlatmak en iyisiydi. O anda kendisine ait olan bileklik, birkaç sokak ötede derdini anlatabileceği birinin arabasındaki orta bölmedeydi.
L harfi metalinin soğuk yüzeyi, güneş ışığıyla parlıyor insanın gözünü alıyordu. Arabasını sabırlı bir şekilde süren adamın amacı, saat erken olsa da bilekliği sadece bırakmak ve Lavin'in onu aramasını sağlamaktı, böylece hem onun ayağına gitmemiş olacaktı hem de yardımı kendisinin teklif etmesine gerek kalmayacaktı. Ancak kızın iş yerinin iki sokak ötesindeki, birkaç hafta önce toplantı yaptıkları küçük kafeye yaklaştığında, gözleri beklenmedik bir manzaraya takıldı. Aniden dikkatini çeken, ne kafenin buğulu camlarından yayılan zeytinli poğaçalarının kokusuydu ne de aceleyle masaları silmeye çalışan insanlar... Buraya gelmesine neden olan o durum, tam da önünde duruyordu.
Züleyha Hanım'ın -Can'ın annesini hastaneden hatırlamıştı- sert yüz hatları öfkeyle gerilmiş, kızın karşısında iri yarı cüssesiyle fiziksel bir baskınlık kurmuştu bile. Lavin ise kafenin önündeki eski model arabaya yaslanmış, sanki tüm yorgunluğu ve kırgınlığıyla öylece sinip kalmıştı. Üzerindeki kıyafetler, Evran'ın gözlerinden kaçmadı, kumaş bir pantolon ve kazak üzerine geçirilmiş ince bir ceket, aynı topuklular, birebir dün geceki kombiniydi. Sadece saçları dünden farklı olarak özensiz bir at kuyruğu şeklinde ensesinde toplanmıştı ancak arabaya bindiğinde yüzüne çöken solgunluk bile hala oradaydı. Züleyha Hanım'ın tok sesi, sigara içerken aralık bıraktığı camın ardından açıkça duyuluyordu, Lavin'in dün gece nerede kaldığı sorusunu ona unutturacak kadar yükseltmişti sesini.
-Yazıklar olsun sana, Lavin! Bu hâle mi düşecektin? Bu ne rezillik!" Sesindeki yargı, direksiyona ritmik vurduğu parmaklarını o halkaya sarmasına neden oldu.
-Benim bir hale düştüğüm yok Züleyha anne. Can size ne anlattı bilmiyorum ama..." Kızın sesini zar zor duyarken -çoğunlukla dudak okumuştu- Züleyha Hanım çantasını kulbundan silkeleyerek bir çocuk gibi tepinip öfkeyle söylendi.
-Sus! Hiç konuşma. Sen nasıl benim oğlumu bırakıp o adamın evinde kalırsın hiç yakışıyor mu? Hı? Yakıştı mı sana Lavin!" O adamdan kastının kendisi olduğunu anlamamak için aptal olmak gerekirdi. Elbette Can kendi suçunu kabullenmemiş hikayeyi Lavin'i kötü göstererek anlatmıştı. Tam da ondan beklendiği gibi. Züleyha Hanım ise bu kızcağızı değil anlamak dinlemek için bile durmuyordu. Daha da sert bir ses tonuyla, kafe çalışanının meraklı bakışına aldırmadan devam etti. "Benim oğluma yazıklar olsun! Senin gibi biriyle evlendiği için en çok da ona yazıklar olsun!"
Evran, eline aldığı bilekliği avucunun içinde sıkıca tutarken, arabasının kapı koluna uzandı hırsla. Kadını durdurması gerektiğini biliyordu. Ama zihni, bir başkasının hayatına bu kadar keskin bir müdahale etmeye oldukça karşıydı. Hoş buraya gelmesi bile içten içe onayladığı bir durum değildi, şüpheleri vardı ancak Lavin'in gözlerindeki o mahcup ve gururlu ifade, aklından bir türlü gitmiyordu.
O orada kendisiyle, Lavin ise gerçekleri anlatmak için savaşırken Züleyha Hanım, öfkeyle elini kaldırdı ve kızın yüzüne aniden indirdiği sert darbeyle ikisinin savaşı da aniden son bulmuş oldu. Lavin'in başı yediği tokatla yana çevrilse de dimdik durmaya çalışarak çenesini kaldırdı yavaşça. Evran, arabanın içinde hareketsiz, bu sahneyi sanki dışarıdan bir göz gibi değil de Lavin'in penceresinden yaşıyor gibiydi. Kızın hüznünü, buradan bile, hissedebiliyordu.
Yüzünde tokadın bıraktığı kızarıklıkla, hâlâ öylece yerinde duruyordu, gözleri bir an için Züleyha Hanım'ın öfkesine karşılık verecekmiş gibi anlık parladı ama hemencecik sönüverdi. İnce bir yağmur gibi kelimeler kabullenişle döküldü dudaklarından aralarındaki sokağa, neredeyse duyulmayacak kadar yavaş. "Züleyha anne."
Züleyha Hanım, havada kalan elini utançla yumruk yapıp indirdi sanki yaptığını öylece geri alabilirmiş gibi. Hızla inip kalkan göğsü ve pişmanlıkla perçinlenmiş allak bullak olan yüz ifadesiyle hızla uzaklaşırken Lavin, yavaşça kafasını çevirdi kadının arkasından bakıp dudakları titrerken. Ellerini ceketinin ceplerine soktu, soğuktan mı yoksa içinde hissettiği duyguların ağırlığından mı bilinmez, çok üşüyordu.
Bakışları aniden kendisini izleyen adamla kenetlenince bir an ikisinin de nefesi kesildi. Biliyordu, bu anı gördüğünü biliyordu. Küçük düşürüldüğüne şahit olduğu için, kızın utançla yanakları kızarırken küfür mırıldandı Evran, yakalanmıştı ve üstelik görmemiş gibi rol yapacak vakti de kalmamıştı. Arabadan çıkıp çıkmamak arasında gidip gelirken, Lavin başını önüne çevirdi ve yavaşça oradan uzaklaşmaya başladığı an Evran'ın içindeki inat bir parça kırıldı.
Arabasından, eline aldığı bileklikle birlikte çıktı ve Lavin'in ardından hızla birkaç adım attı.
-Lavin." Şimdi buradaydı ve ona yardım etmekte kararlıydı.
♟️
Alıntılar, bilgilendirmeler ve daha fazlası için,
Instagram: tutkudevran
Kendinize çok çok iyi bakın. Bana ne zaman isterseniz yazın. Beni yorumlarınızdan eksik etmeyiiiin. Okuması çok keyifli oluyor.
Pusulada görüşelim. Unutmadan, çok ama çoook çok,
Sevin,sevilin. ❤️❤️❤️