İçeriğe geç

Kimisi Işıktan Korkar

Bölüm 3 · 5 dk okuma

Kimisi Işıktan Korkar

Bölüm 3

00.02 | Süs Çiçeği Koklar Gibi

Selamlarrr bir yıl olmuş buraya dönmeyeli vay be… dürüst olmak gerekirse kafamdaki kurgu hala çok karışık ,üzerine oturup düşününce başımı ağrıtacak kadar, bedenim kaç diyor asıshsohdıejdk. Herrr neyse yine de kendimce çabalıyorum ve bilmiyorum hislerime çok güvenirim içimdeki ses de olacak diyor. Bu bir yıılık süreçte yaşadıklarımı anlatsam roman olur öyle söyleyeyim size. İnsan ne kadar tamam bitti dersimi aldım dese de olmuyor işte bir sonu yok şu sürecin. Sevin, bağlanın, bırakın, terk edin, tiksinin, kaçın, uzak durun ama nefret etmeyin, mümkünse bağlanmayın hatta ama henüz hayat dersi verebilecek kadar kazık yemedim yiyince haber ederim. Çok çok öpüldünnnnn umarım KIK’den de keyif almışsındır eğer öyleyse bir kalp alsam müthis olur😻💕💕💕

Keyifli okumalar dilerim trong>
02.02.2022

Geçenlerde okuduğum bir köşe yazısında şöyle bir cümle geçiyordu, “Herkes bir gün ölmek için doğar.”

Depresif bir günümde olduğum için bu cümle beni çok etkilemişti. Arama motoruna gidip bunun gibi birden fazla düşünceye bakmak istediğimde ise başka bir türevi çıkmıştı karşıma: “Her insan ölmek için yaşar.”

Doğum, yaşam, hayat… Beş kelimeye sığdırdığımız şu kelimelerin her bir kişi için o kadar farklı anlamları vardı ki… Yeni doğum yapmış bir anneye, ‘Doğum senin için ne anlam ifade ediyor?’ diye sorsanız bir mucize, güzel bir mucize olduğunu söylerdi. Veya yakın zamanda sevdiği birini kaybetmiş birine gidip de, ‘Hayat senin için ne anlam ifade ediyor?’ diye sorsanız size yüksek ihtimalle çok kısa olduğunu, iyi değerlendirmemiz gerektiğini, yaşayanlarla pişman olacağımız şeyler yapmamamızı ya da gidenin bir daha geri dönmeyeceğini anlatan şeyler söyleyecekti.

Ömür ve ölüm. Aralarında yalnızca bir harflik farklılık vardı yazınca. Fakat biri sınırlıydı, diğeri ise dönülmez. Biri tercihlere bağlıydı, diğerinde tercihlere bile yer yoktu.

Son. Sonlar…

Anlatmaya kelimeler yetmezdi fakat bu da yalnızca üç kelimeden ibaretti, aynı ilk gibi. Her şeyin bir başlangıcı ve sonu olduğu gibi. Belki bir kitabın, bir filmin, bir yolculuğun, bir bitkinin yahut bir insanın. İnsanlar bunun için varlardı. Dünya üzerindeki görevlerini tamamlayıp gitmek için.

Sona varmak için.

Benimse şu an tek isteğim eve varmaktı. Sonunda dönem ara tatili gelmişti ve tüm derslerden başarıyla geçtiğim için gönül rahatlığıyla evime dönüyordum. Trenin kapı yanında olan cam kısmına kulaklarımda kulak içi Bluetooth kulaklıklarımla kafamı yaslamış, önümdeki yorucu kalabalığı görmezden gelerek son durağa ulaşmayı bekliyordum. Bir iki durak kalmıştı. Üzerimde en sevdiğim siyah pileli şort eteğim ve beyaz düz kısa kollu tişörtüm vardı. Hava sıcak olduğundan üzerime hiçbir şey almamıştım. En çok kullandığım eşyalarım yurtta kalmıştı ama sorun değildi evde de kıyafetlerim vardı. Kulaklarımda ise Adamlar müzik grubundan bir şarkı yankılanıyordu.

“Ne bulsam bana benzeyen

Alkışladım, taşladım

Yan derdine yan

Bir kuşun kanadından”

En sevdiğim müzik gruplarından biriydi hatta birinci sıraya yerleşebilirdi.

“Nası’ güzel üzülüyorum bazen gece bir vitrine bakar gibi”

Birkaç saniyeliğine gözlerimi kapatıp yalnızca şarkının akışına bıraktım kendimi. Issız bir denizde vücudumu serbest bırakmışım gibi hissettiriyordu. Su yüzeyinde kollarımı açmış masmavi gökyüzünü seyrederken su, altımda bir beşik misali sallıyordu sanki beni.

“Nası’ güzel üzülüyorum bazen süs çiçeği koklar gibi”

Yanımda oturan kişinin ayaklandığını hissedince gözlerimi yavaşça açtım ve kulaklığımın tekini kulağımdan çıkardım. Anonstaki ses son durağın geldiğini söylüyordu. Önüme doğru aldığım bilgisayar çantamı kenara kaydırıp tek koluma taktım. Bunu yaparken hafifçe eğildiğim için saçlarımın öndeki tutamları gözlerime doğru düşmüştü.

Kafamı yukarı doğru kaldırıp saçlarımın geriye doğru gitmesini isterken tam karşı koltukta oturan birisi dikkatimi çekti. Yalnızca saliselik bir anda göz göze gelmiştik çünkü tren durmuştu ve insanlar topluca indiklerinden önümden geçip duruyorlardı. Mavi gözlü bir erkekti.

Tekrar görmek için ayağa kalktım. Yoktu. Nasıl olur, daha az önce buradaydı?!

“Kalbimde fay hattım

Ah benim hayatım

Doldurdum boşalttım

Yine eksik kalıyor”

Çok tanıdık bir simaydı. Ama hiç de tanımıyordum. Sanki uzaktan bir arkadaş gibiydi. Ama arkadaştan da öteymişçesine kalbimi hızlandırmıştı. Neler oluyordu? Aklım bulandı, kafam karıştı. Nefes alamadım

“Kalbimde fay hattım

Ah benim hayatım

Ölçtüm biçtim tarttım

Hiçbir yere sığmıyor”

Her şey saniyeler içerisinde gerçekleşmişti fakat bana saatler geçmiş gibi hissettiriyordu. Neler oluyordu bana böyle! Bir çift mavi göz beni nasıl bu denli etkilemişti? O da sadece bir renkti! Tamam renkli göz zaafım olabilirdi ama bu yaşadığım şey çok saçmaydı. Onun gözlerindeydi belki de tüm olay. Sahi, kimdi ki o? Beni bu denli etkileyen bir çift mavi gözün sahibiyle tanışmak isterdim.

Bunu düşündüğüm sırada trendeki herkesin indiğini fark ettim. Tanışma fırsatını da kaçırdığımı böylece anlamış oldum.

Trenden çıkıp eve doğru yol aldığımda başka bir şey düşünemez olmuştum. Gözlerimden gitmiyordu gözleri. Beni böyle naçizane fikirlere sürükleyen mavi gözlerin sahibi kimdi ki acaba? Bu fikir aklımdan çıkmaz olmuştu. Edebiyat modunu açık unutmuştum. Şiir yazma isteğiyle içim kıpır kıpırdı.

Sanırım biraz da son zamanlarda okuduğum edebi aşk romanlarından etkilenmiştim. Böyle cümleler kurabildiğim için kendimle gurur duydum. Komikti.

🫧

Evimin olduğu sokağa girdiğimde yanımdan bir ambulans geçti. Kime bir şey olmuştu acaba. Dilerim ki iyileşirdi.

Ambulansın ışıklarının evime yakın bir yerde durduğunu gördüm. Yokuş bir sokak olduğundan tam olarak anlayamıyordum neler olup bittiğini. Korkuyla hızlandım. Acaba karşı komşumuz Nazife teyze iyi miydi? Çok yaşlıydı ama beni çok severdi. Sevgisini göstermekten hiç çekinmezdi. Etrafa neşe saçan bir kadındı. Son günlerde feci şekilde hastalandığını duymuştum. Yanına gitmeye fırsatım da olmamıştı. Keşke gitseydim.

Ambulansa doğru yaklaştığım sırada tam evimin önünde durduğunu gördüm. Kalbim korkuyla atmaya başladı bu sefer. Hayır, bu ihtimali aklımdan bile geçirmemeliydim. Sedyeyle çıkan kişiyi gördüğümde nefes alış verişim hızlandı. Hayır olamazdı. Hayır. Kabul etmiyordum. Yanlış görmüş olabilirdim. Şu an bir rüyada hatta bir kabusta olabilirdim. Bir yanılsamaydı belki de her şey? Delirmiş de olabilirdim değil mi?

Olamaz.

Fakat hayat her zaman istediğimiz gibi ilerlemezdi. Bunu kafama vura vura öğretmişti.

Olmamalı.

Ayakta durmakta zorlanan bedenimi serbest bıraktım. Gözlerim hala sedyeyle taşınan kadındaydı. Annemde. Yere düşmemin etkisiyle sokak taşlarına sert bir şekilde çarpan dizlerim acıdı, parçalandı, kanadı; hissetmedim.

Ruhum acıdı, parçalandı, kanadı; derinden hissettim.

Kulaklığın tekinin hala kulağımda, diğer tekinin ise elimde olduğunu fark ettim o an. Halbuki beynim durmuş gibi hissediyordum. Neden bilmiyorum, belki de olumsuz bir durumla karşılaştığımda aklımı hep başka şeylerle meşgul ettiğimden istemsizce oluyordu artık.

Fakat bir kulağımda şarkı listem olduğu gibi devam etmişti. Öylesine dalmıştım ki onu bile fark edememiştim. Şimdi ise bir podcast başlamıştı otomatik olarak. Sakinleştirici bir ses tonuna sahip kadın şöyle söylüyordu;

“Şu an zor olan her şey, sana bir şeyler öğretmek için yaşanıyor. Ve bana inan bunların hiçbirini yaşamadan gitmeyeceğiz bu diyardan. Herkesin bir imtihanı var evlat. Unutma, hayat bir yolculuk ve senin yolculuğun yalnızca senin ellerinde.”

Hayat bir yolculuk.

Senin yolculuğun yalnızca senin ellerinde

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.