İçeriğe geç

Kimin Bu Anılar

Bölüm 5 · 11 dk okuma

Kimin Bu Anılar

Bölüm 5

Aralık Ay'ı

Şermin teyzelerin geldiği gün böyle sonlandı, akşam saatlerinde gittiler. Muhammed abi ile ben kaldık. Muhammed abi makarna yaptı ve bir dizi açıp izledik. Ardından kalkıp uyudum.
Sabah oldukça erken uyandım ve yatağımı toplayıp Muhammed abinin uyanmasını beklerken o esnada Selim abinin söylediği gibi, açmayı düşündüğümüz iş için, makine ve birkaç ufak malzemenin fiyatını hesaplayıp not ettim. Bu arada Muhammed abi uyandı ve ben kahvaltı hazırlarken serada birkaç işini halletmek için dışarı çıktı .Ben krep yaptım ve kahvaltıyı hazırladım. Muhammed abiyle oturup yedik ve biraz oturduktan sonra kalkıp bahçeye çıktık. Bana göstermek üzere iki hafta önce aşılama yaptığı turunçgil fidanlarından birkaçını aşı yerinden açtı. Tutmamış olduğunu görünce, hepsini açmaya karar verdik. Ve böylece yarım saat boyunca ikimiz, fidanların aşı yerlerindeki bantları söktük. Muhammed abi tutmamış olan her fidan da emeğinin boşa çıkmış olmasına duyduğu öfkeyle, hızla açmaya devam ediyordu. Ben de açtığım aşılar arasında tutmuş olanlara mutlulukla bakıyordum. Bunları görünce "tutmuş" diyordum ve böylece biraz olsun Muhammed abiyi rahatlattığımı umuyordum. Ama ne yazık ki bu emek ve zaman harcanan işin böyle sonlandığını görmek, Muhammed abiyi üzdü. Beni onun kadar üzemez tabii ama çok üzüldüğümü söylemem gerek. Ülkedeki yüksek pahalılık ve yaşam standartlarımızın düşük olması yüzünden, zaten kazandığından fazla harcaması oluyor. Bir de böyle emek zayiatı haliyle insanları belli etmeseler de yaralıyor.
Ben de buna benzer duygular yaşadım elbette. Ama benimkiler doğanın veya başkasının eliyle bozulmadı. Tam aksine kendi elimle sayısını unuttuğum birçok işi hep yarım bıraktım. Örneğin başta söylediğim gibi bir yıl sözleşmeli erlik yaptım. Ve üç yıl olan sözleşme sürem dolmadan istifa ettim. Yarım bıraktığım şeyler de, benim elimde olmayan bulunduğum mekan ve çevremdeki mecbur olduğum insanların etkisi tabii ki çok fazla. Ama ben her zaman kaçma yolunu seçen, emeğinin karşılığından bile vazgeçen, bir korkak olarak yaşadım. Sözleşmeli erliğe girmeden önce ülkede ve tüm dünyada olduğu gibi pandemi patlak verdi. Ben de bunun tam öncesinde üniversitede Güzel Sanatlar Fakültesi resim öğrencisiydim. Pandemi başlayınca üniversiteler kapatıldı, sokağa çıkmalar kısıtlandı. Sevgili okuyucum eğer biraz durup düşünürsen ülkedeki genel durum, aynen Kars'ta da işliyordu. Ben de okullar kapalı olunca, Emir ve Onur adlı iki liseden yakın arkadaşımla yaşadığımız evi tamamen kapatıp, ev sahibine anahtarı verip, köye döndüm. Köyde uzun bir süre ailemin yanında boş, sıkıcı gelen, babam ve annemle sık sık tartıştığım bir süreç geçirdim. Online eğitime geçilen bu sistemde köyde birçok iş veya daha farklı durumlara denk gelen dersleri kaçırdım. Zaten köyde yeterli düzeyde bile olmayan resim malzemeleri ile resim yapamıyordum. Sınav çalışması yapmadım ve tamamından kaldım derslerin. Dış bahanelere yeterince değindiysek, iç gerçekler de şu şekildeydi dostum. İşim olmadığı vakitlere denk gelen derslere de, bir ders öncekine girmediğim için girmiyordum. İstesem her malzemeden her resmi yapabilirim ama yapmıyordum. Neden bilmiyorum kendi ellerimle bir şeyleri batırıyordum.
Ciddi manada ruhen bir bunalımda olduğum bu süreçte, sözleşmeli erlik alımı açıldı. Ve ben de abimin de o dönem aktif olarak yaptığı bu işe başvurdum. Başvurum kabul edildi ve Ankara'ya çağırıldım. Ankara'ya gidişim için abimden ve babamdan para alıp yola çıktım. Sınavdan bir gün önce Ankara'ya vardım gidip sınava gireceğim askeri yerleşkeyi buldum ve oraya yakın olan bir otele yerleştim. Çıkıp Anıtkabir'e gittim ama kapalıydı. Zaten pandemi hala devam ediyordu ve ben de hastalıktan o dönem korkuyordum. Otele geçtim sağlam bir banyonun ardından alarm kurdum ve güzel bir uyudum. Sabah erkenden uyandım. Bir sırt çantası alıp spor mülakatında giyeceğim tişört ve şortu koydum. Bir de içeriye sokması yasak olmayan yiyecekler ve 3 litre su koydum. Sınav sürecinin uzun olacağı için yanıma yiyecek almam iyi olmuştu, bunu daha önce girip de kazanmadığım astsubaylık sınavında tecrübe etmiştim. Taksi çağırdım ve kapı önünde uzun süre beklememek için sabah çok erken gittim. Ve içeri almalar başlamadan kapı önünde henüz oluşmaya başlayan kuyruğa dahil oldum. Ben geçtikten 10 dakika sonra kuyruk o kadar uzadı ki, giriş kapısının sağ ve sol yanlarındaki kaldırımlarda yol boyunca gözden kaybolacak iki sıra oluştu. İçeriye girdim ancak benim spor ve mülakat dışında bir sınavım daha vardı. Oldum olası zayıf bir insanım ve boyum 1.76 olmasına rağmen kilom 54'tü ve minimum 58 kilo olmam gerekiyordu. Önce tartıya çıkacaktık sıra bana gelene kadar 2 litre su içtim. Sıra bana geldiğinde orada bulunanların bakışları arasında 1 litre daha içtim ve tartıya çıktım, giyinik olmamda avantajdı. Geçer kiloda olduğum söylendi ve inip hemen tuvalete gittim, gün boyunca sık sık olduğu gibi. Spor mülakatı için bizi bir parkura aldılar ve orada bulunan seyirci platformlarında şınav ve mekik çektirdiler. Hiç fazla olmayacak şekilde tam sınırda yapabildim, elimden gelen gerçekten buydu. Sonra 400 metrelik koşu için 20 kişilik gruplara ayırdılar ve ben birinci oldum. Bir öğlen molasından sonra sözlü mülakat olacağımız binaya geçip çağırılacağımız odanın önünde sıraya girdik. Saçımı asker gibi kestirmiş ve sakal tıraşımı olmuştum. Dış görünüşte ve ruhen hazırdım. Çağırıldım ve geçip komisyondakilerin dünyada kimsenin sormayacağı kadar saçma olan sorularına, onları mutlu edemeyecek cevaplar verdim. İçlerinden birisi lise diplomama bakıp neden sanata devam etmediğimi sordu. Ben de gerçek bir iş istediğim cevabını verdim kalbim acıyarak. Derken kabul edildim ve sağlık raporunu almak için Kars'a geldim. Burada tüm doktorlar test bile yapmadan raporu mühürledi. Hatta tüm hastalık geçmişimi, kullandığım ilaçları görebilen psikiyatriste çocuk bile inanmaz bir yalan söyledim, o da kaşeyi bastı. Yine tartıya çıkmam gerekiyordu ve gidip doktora giyik olup olmayacağımı sordum. Giyinik olacağımı söyleyince, hastanenin kantinine indim. Yüz lirayı bozuk para yaptırıp cebime koydum. Kantinde satılan yarım kiloluk kaşar peynirlerden üç tane alıp karnıma koydum. Yine 1 litre de su içtikten sonra, çantamdaki tüm kıyafetleri giyip tartıya çıktım. Doktor vücuduma attığı kısa şüpheli bakışlara rağmen, o da kaşeyi rapora bastı. Aldığım raporu Ankara'ya gönderdim ve köye döndüm. Bir ay olmamıştı ki sık sık girip baktığım siteye, bir akşam vakti kardeşim Sedat'la kahve içmiş fal kapatmışken girip tekrar baktım. Ve bir hafta sonra Isparta'ya çağırıldığımı öğrendim. Yani bir Aralık ayında ve tam da sana bunu yazdığım şu 7 Aralık'ta bunu öğrendim. Tüm çevrem ve ailemde yapamazsın diyenler peydah oldu. Ve ben de yapma diyenleri de dinlemeden, 12 Aralık'ta yola çıkıp 13'ünde Isparta'ya vardım. 14'ünde de katılaşımı gerçekleştirdim. Aralıkta girip Mayısta çıktığım eğitimden, sayısız zorluğa rağmen bana yapamazsın diyenlere ders verdiğimi sanıyorum. Aslında ders verdiğimi sanmak cümlesi biraz boyumu aşan bir cümle. Çünkü aşırı zorlandığımı itiraf etmek zorundayım. Benimle birlikte bu görevi yapan birçok insanla ortak özelliğimiz, hepimiz birlikte bir zorluk çektik. Ama neticede yapamazsın denilen her şeyde olduğu gibi, bir gaz uğruna bu işi de başarmıştım. Görev yeri olarak Van'ın Saray ilçesine atandım ve burada tam bunu yazdığım bu Aralık ayının bugününde istifa kararımı bildirdim. Ve eğitime giriş tarihim olan Aralığın 14'ünde çıktım. Eğitimde de görev yerimde de neler yaşadım bunlar gerçekten uzun bir konu. Belki bir gün anlatırım. Ama sevgili dostum bugün de bırakma kararımın üstünden tam bir yıl geçmiş olan askerliğin, bende ve ruhumda bıraktığı hasarlar hala net bir şekilde kendini hissettirmekte. Bırakma sürecinde ne etkili oldu, ne veya kimler yüzünden bırakmaya karar verdim bunları anlatmaktan imtina etsem de, şöyle söyleyebilirim. Görev ve mekan olarak genellikle berbat insanlarla muhatap olmak zorunda kaldım. Özellikle de eğitimde. Çünkü yüzlerce kişi aynı binanın içerisinde yatıp kalkıyorduk, koğuşlarımız farklıydı belki ama, sokakta görsem selam bile vermeyeceğim insanlarla aylarca yan yana bulundum. Sevdiğim iyi anlaştığım insanlar yok muydu, tabii ki vardı. Mesela Salih abi, Furkan Can, Murat, Bilal, Burak Furkan, Serkan, Ferhat ismini belki unuttuğum birçok insan tanıdım. Tabii ki burada da komutanların bir kısmı bana gerçekten iyi davrandı. Görev yerim olarak gittiğim Van'da çoğunlukla berbat insanlarla karşılaştım. ilk bir aya yakın bir süreçte 60 kişi aynı koğuşta kaldık. Ve yataklarda genellikle üç kişi uyudu. Ben de bizim bölüğün tek sayı olmasını avantaj bilerek, sıranın sonuna geçtim ve iki kişilik yatağa düştüm. Yani birleştirilen bir ranza da üstte iki kişi uyuyacaktık, diğerlerinin aksine. Yanıma Selim'i verdiler. Selim ile çok iyi anlaştık oradayken. Abdullah'la çok iyi anlaştım. İsmini verdiklerim devrelerimdi. Selim'le ve Abdullah'la olan arkadaşlığımız gerçekten çok iyiydi. Selim beni daha iyi anlayabiliyordu, çünkü coğrafya olarak da aynı yerden gelmiştik. Sonra bu birlikte kaldığımız koğuşlardan çıkarılıp, Van'ın Saray ilçesindeki sınır karakollarına dağıtıldık. Üçümüz ve yanımızda birkaç devremizle birlikte bir kuleye düştük. Kulede komutanlar oraya alışmamız için başlarda güzelce üstümüze oynadılar. İyi olduklarına inanmaya çalıştım ama bazılarının gerçekten iyi olmadığını zaman içinde gördüm. Sonra Selim ve Abdullah'ı diğerleri ile beraber kuleden aldılar. Kulede bir tek ben ve benim bir üst dönemim olan Batuhan kaldık sözleşmeli olarak. Onlar gidince ben kulede tamamen yalnız kaldım diyebiliriz. O kadar rütbelinin içerisinde bir ben vardım. Batuhan'a daha iyi davranıyorlardı, daha önce tanıştıkları için. Ama bana her işlerini yaptırdılar. Artık konuşacak dertleşecek yan yana gelip iki sohbet edecek kimse kalmayınca çevremde. Ben de sanırım zamanla bu işten de, mekandan da, insanlardan da sıkıldım. Ve temelde belki de Selim'i yanımdan almaları olan askerliği bırakma sürecim böylece başladı. Sıkıntılarım içimde yığıldı da yığıldı. Çünkü sadece içinizde bir şeyleri tutarsanız sevgili dostum, bir gün bu size zarar olarak geri döner. Bugün seninle konuşmuyor olsam hayatımda neleri değiştirmeye başlarım veya ne kararlar alırım bilemediğim gibi. Anlatacaklarım bununla sınırlı değil. Daha sonra tekrar anlatırım. Gördüğün gibi ben kaçmış ve gelmek için üniversiteyi bırakmış olduğum işten istifa etmiştim. Şimdi sana burada böyle anlatınca belki basit gelebilir dostum, ama o yaşıma kadar köyde yaptığım işler hariç sanatla ilgilenmiş ben, ömrümde silah kullanmamış ve komutan kelimesinin ne olduğunu öğrenmemiştim. Nasıl başardım bilmiyorum ama bence gerçekten mesleği yaptığım süreçte de verilen işleri layıkıyla yaptım. Hatta olabildiğinden bile fazla önem verdim bazı işlere. Ama dostum kendi bir yıllık emeğimi hiçe saydım ve istifa ettim. Tecrübe bir kenara ama zaten ne kadar yaşayacağım belli olmayan şu hayatta, ben bir buçuk yılımı çöpe attım. (Diğer askerliğimde dahil genel süreç toplam bana buna mal oldu)
Bizi pek de memnun etmeyen bu işin ardından hızla akşam oldu ve ben uyumak için yatağımı serip içine girdim. Yatakta telefonla oynarken Muhammed abi uyuduğum salona girdi ve ekmek fırınında çalışıp çalışmayacağımı sordu. Bende bir deneyimim olmadığını söyledim. Telefonu bana verdi ve adama da bunu belirttim. O da işi öğreneceğimi, çalışmak isteyip istemediğimi sordu. Olur dedim, o da beni almak için geleceğini söyledi ve telefonu kapattı. Kalkıp üzerimi giyindim ve adam gelip beni aldı. Yolda iş hakkında ufak bilgiler veren ismi Yücel olan bu adam, akşam 9'dan sabah 8'e kadar bana 150 TL verecekti. Başta arabayı durdurup inmek istesem de paraya ihtiyacım olduğu gerçeği yüzünden vazgeçtim. Fırın büyük bir apartmanın altındaki büyük bir dükkan ve alt katındaki büyük imalathaneden oluşuyordu. Hemen bana gösterildiği gibi ekmeklerin pişeceği tepsileri temizleyip, yağlamaya başladım. Gece boyunca yapılacak her işte yardımcı oldum ve bu yoğun ve hızlı çalışma temposu içinde gece bitti. Ben de aşağıya inip üzerimi değiştim ve elimi ayağımı yıkayıp çıkmadan önce internete bağlanıp Selim abilerin evinin konumuna baktım. Kendime kısa bir yol belirledim ve üst kata çıkıp günlük paramı aldıktan sonra yola çıktım. Bana tanıdık gelen birkaç bahçe ve bina görene kadar yanlış yolda yürüdüğümü sandım. Ama Cihat abilerin evinin önünden geçerken doğru yolda olduğumu anladım. Haritada 2 saat görünen yolu ana yoldan yürüyerek 35 dakikada geldim. Muhammed abi seradaydı ve beni karşıladı. İş hakkında onunla da sohbet ettikten sonra geçip hemen uyudum.
Uyandığımda hava kararmıştı. Muhammed abi yemek yapıyordu. Elimi yüzümü yıkayıp mutfağa geçtim. Selim abi ile konuşuyordu, telefonu alıp ben de konuştum ve günümü anlatıp biraz da sohbet edince kapattık. Sofrayı kurduk ve yemek yemeye başladık. Muhammed abiyi tanımadığı bir numara aradı, açtığında Mustafa abi olduğunu öğrendik. Selim abi yanındaymış ve benimle konuşmak için aramış. Telefonu aldım ve bir yandan yiyip bir yandan konuştum. Mustafa abi üniversiteye devam etmek isteyip istemediğimi sordu. İleride devam etmek istediğimi söyledim ve o da bana eğer okula devam edersem babasının bana destek olacağını söyledi. Babasına benden bahsetmiş ve o da bu teklifi sunmuş. Bana söylediğinde çok şaşırdığım ve mutlu olduğum bu teklifi tabii ki nazik bir dille kabul etmedim. Çünkü hem yine birine yük olacağım, hem de yeniden okumaya başlayacaksam bunu kimseye muhtaç olmayacağım bir seviyede yapacağım için kabul edemezdim. Ama Mustafa abinin bana bu teklifini de orada geçen güzel sohbetini de asla unutmayacağım. Yemeğimi yiyip balkonda bir sigara içtikten sonra geceyi anlatmak için senin yanına koştum. Saat akşam 8.30 birazdan beni almaya gelirler hazırlanmak için kalkmam lazım. Dostum ilk fırsatta görüşmek üzere.
Sana söylediğim gibi dostum giyindim ve biraz da Muhammed abiyle oturdum ardından beni almaya gelmek için fırından İsmail'in gönderildiğini söylediler Muhammed abiye. Biz de beraber çıktık biraz yürüdükten sonra Muhammed abi eve döndü. Ben de bana beklemem söylenen yere gidip bekledim. İsmail geldi motorla ben de motordan çok korktuğum halde bindim. Ara ara hız yaptı haricinde iyi bir yolculuktu. Neticede fırına vardık dünkü işlerin aynılarını yaptım. Ancak alıştığımdan olacak daha az yoruldum gibi geldi. Sabah olunca üzerimi değişip çıktım. Yine yolu yürüdüm. Eve geldiğimde Muhammed abi uyuyordu, ben de açık olduğunu bildiğim balkon kapısından girdim ve Muhammed abiye geldiğimi söyleyip geçip yattım. Neden bilmiyorum çok erken uyandım ve geri uyuyamadım. Onun yerine Muhammed abi ile kahvaltı hazırlayıp Akşam yemeğini niyetine yemeye karar verdim. Yemeği yerken Selim abi aradı ve onunla sohbet ettik. Her gün aramasını seviyorum konuşacak şeyler çıkıyor zaten. Yemeği yedik ve ben kalkıp saçımı yıkadım, ardından senin yanına geldim. Bu gün erken uyandım diye mi bilmiyorum biraz durgun hissediyorum. Kendimde çok tanıdık olan bir his var içimde. Genelde bir sebebi olmayan bu his, güzel şeyler yaşamam ile sonuçlanmaz. Ama ne hissettiğimi şöyle anlatayım. Beynim bana oturup kalmamı, hiçbir şey yapmamamı söylüyor, kendimi yetersiz ve gereksiz zannediyorum bu durumda. Ama kalbim içeride ince bir sızı ve heyecan duygusu ile anlık daha sıcak çarpıyor. Bu durum göğsümde küçük bir mum yanar gibi hafif hafif ısı veriyor. Bu duyguyu sevdiğin birine temas ettiğinde göğsünün onu içine sokmak istemesine benzer bir duyguya benzetebiliriz. Böyle hissederken ne kadar karışık olsa da yine de yazıp sana anlatabiliyor olmaktan mutluyum. Bugün Aralığın 9'u saat akşam 20:30 beni almaya gelirlerse bugün de işe gideceğim. Onun için hazırlanırım birazdan. Gelmemelerini yeğlerim gerçi. Çalışıyor olmaya alışınca seninle olan sohbetlerimi eski rayına koyacağım dostum. Neticede doğum daha gerçekleşmedi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.