İçeriğe geç

Kim?

Bölüm 2 · 7 dk okuma

Kim?

Bölüm 2

2. Bölüm: İlk Kurban

Kapı açıldığında hayatımda gördüğüm en ışıklı yerdeydim. Burası alışveriş merkezi kadar büyük bir yerdi. Midemin bulandığını hissettim. Başım döndü ve sendeledim. Tam o sırada biri beni tuttu. Kimin tuttuğunu keşke bilmeseydim. "Dikkat edin Bayan Clark. 19 yaş ölmek için çok erken bir yaş. Ayrıca sizin gibi güzel bir kadının daha ilk baştan elenmek durumunda kalması hiç hoş olmaz." Boksör Addam Plutarch dışında herkes beni kurtarabilirdi ama bu adamdan daha ilk başta pek haz etmemiştim. Bir an önce ondan uzaklaşmalıydım. Kendimi toparladım ve oradan uzaklaştım. Acaba 2 katilden biri o olabilir miydi? Kafamı bu sorularla yormak yerine etrafı gezmenin daha iyi olacağına kanaat getirdim.

Öncelikle toplanma yerimize gittim. Xaiver ve daha önce dikkat etmediğim adam, adı Eric'ti, benden önce davranmıştı. Xaiver gerçekten zeki bir adamdı ve eğer katil oysa işimiz işti. Gerçi Plutarch her ne olursa olsun onu öldürtmeyi başarırdı ama... Burası oldukça güvenli bir yerdi bu yüzden ayrılmamaya karar verdim. Ancak iki dakika sonra üçümüze de gelen not ile yıkılmıştım. Sevgili oyuncular, aynı yerde başka oyuncularla veya en az üç oyuncuyla birlikte beş dakikadan fazla durmanız yasaktır. Eğer kuralları çiğnerseniz aranızdaki katillere ilk sizi öldürmesi gerektiği bilgisi verilecektir. İyi oyunlar. İçimden yöneticiye küfürler savururken Xaiver ilk yanımızdan ayrılan oldu. Eric Quentin de onun hemen arkasından gitti. Acaba öldürmek için mi? Olamazdı. İkisi de aynı anda gelmişti ve öldürseydi biri birini öldürürdü. Yine de belki de buraya birileri gelir diye düşünüp birbirlerine dokunmamış olabilirlerdi de.

Sürem azalıyordu. Ayağa kalktım ve bu sefer de bu yerden sonra en büyük bölüm olan mutfağa gittim. Mutfakta kimsecikler yoktu. Bu benim için hem iyi hem de kötü haberdi. Dua ederek etrafı incelemeye başladım. En büyük model buzdolaplarından sekiz tane vardı. Üstelik üstlerine her ölen kurban için biraz daha yemek koyulacağı yazılmıştı. İyi taraftan bakarsak açlıktan kimse ölmeyecekti. İki tane elektronik ocak ve bir fırın, kaşık, bıçak, çatallar bir sürü malzeme yeni alınmıştı. Buzdolaplarından bir tanesini açtım. Sucuklar, tavuklar, pastırmalar, balık türleri, sebzeler, meyveler ve tabi ki atıştırmalık beş altı tane paketli gıda. Yönetici bu paraları nereden buluyordu acaba? Çok zengin biri olduğu kesindi ama hangi zengin böyle bir manyaklık peşindeydi ki? Zenginlerin parayı nereye harcayacağını şimdi net bir şekilde anlıyordum. İştahım kapanmıştı. Bu yüzden sadece bir elma aldım. Yine büyük çok bir masaya oturdum. Ama bu en fazla 12 kişilikti.

"Sanırım olaylar sizde pek iştah bırakmamış Bayan Clark." Bu sesi maalesef tanıyordum. Arkamdaydı. Bana çoğu ortamda adımla veya "Brogie" şeklinde çağrıldığım için Bayan Clark bana tuhaf hissetirdi. Belki Jane ya da Madonna söyleseydi bu kadar tuhaf karşılamazdım ama söz konusu Addam ise işler karışıyordu. Ciddi ve en sakin halimi takındım. "Arkamdan ya da olur olmadık yerlerden karşıma çıkmazsanız çok sevineceğim beyefendi." Dedim. Yanıma oturdu. Eğer katil o değilse de beni korku ve sinirden öldürecek olan oydu. Ayağa kalkmaya yeltendim. "Nereye Bayan Clark? Bir aceleniz mi var? Yoksa beni öldürecek kadar iyi değil misiniz?" Elimi masaya vurdum. Ben katil falan değildim ve burada bana resmen kuru iftira atılıyordu. "Bakın beyefendi sizinle açık konuşacağım. Eğer bir defa daha benim karşıma böyle çıkarsanız size yemin ederim ki katil olsanız da olmasanız da sizi burdan attırırım."

Addam Plutarch bir kahkaha patlattı. "Emin misin?" Dedi. "Hiç kimse benim gibi bir insanı karşısına almak istemez öyle değil mi Brogan?" Ayağa kalkıp yanıma yaklaştı. Mutfak çekmecesini açtım. Elime bıçağı aldım. "Sakın bir adım daha atayım deme! Yoksa..." "Yoksa ne Bayan Clark? Bir ölü sizin de sonunuz demektir. Bana hiçbir şey yapamazsın." Orada öleceğimi hissediyordum. Katilin Addam Plutarch olduğu hakkındaki şüphem daha da arttı, hatta kesinleşti bile diyebilirdim. "Benden uzak dur! Buradan kaçıp herkesi çağırabilirim." Öyle hızlı alıp veriyordum ki nefesimi... Başım dönüyordu. Ama bir sporcu kadar hızlı olamayacağımın da farkında idim. Adam ya benim boğazıma yapışıp beni bir güzel kesecekti ya da dövüp beni ihbar edecek ve infaz edilecektim.

Birden her yerde olan ve geçen Xaiver, Eric ve bana mesaj bildiren ses duyuldu. "Sevgili oyuncular, aynı yerde başka oyuncularla veya en az üç oyuncuyla birlikte beş dakikadan fazla durmanız yasaktır. Eğer kuralları çiğnerseniz aranızdaki katillere ilk sizi öldürmesi gerektiği bilgisi verilecektir." Addam da ben de şaşkındık. En az üç kişi... Ama biz sadece iki kişiydik. Veya öyle sanıyorduk. Arkadan bir ses duyduk. "Kadınlara daha kibar olmanız gerektiğini bildiğinizi sanıyordum Bay Addam Plutarch." Dedi. Addam bir hışımla arkasını döndü. Arkasındakini tanıyordum. Hem de herkesden önce. Daniel Klein. Siyah kapüşonlu sweatshirt bulmuş ve üstüne tam olmuştu. Kapuşonu çekip karanlık taraftan ben tek başımayken yanıma gelseydi yüksek ihtimalle tak! Oracıkta kalp krizi geçirirdim. Karanlıktan yanımıza geldi. "Demek en başından beri buradaydınız ha?" Addam Plutarch yumruklarını sıktı. "Seni şuracıkta gırtlaklamamak için bana bir sebep söyle." Dedi.

"Şöyle diyeyim. Bir ölü sizin de sonunuz demektir." Addam'ın yüzü düştü. "Hadi şimdi buradan kaybol." Addam Plutarch Daniel'e küfürler savururarak yine geldiği yerden çıktı. "Bizde buradan çıksak iyi olur." Dedim. "Bu kıyafetleri nereden buldun?" "Gel sana göstereyim." Aslında buradaki hiçkimseye tam olarak güvenmiyordum ama hırsız olduğu için daha çok Daniel'e güvenmiyordum. Sonuçta bir hırsızdan her şey beklenirdi. Hatta katil bile olabilirdi ki öyle bir şey varsa ayvayı yemiştim. Ama yine de biriyle yan yana durmak- o kişi Daniel Klein olsa bile- bile bana biraz olsun huzur getiriyordu.

Kıyafetlerin de olduğu bölüme geçmek için oyun odasının yanına geçip 4 metre sonra da oraya ulaşmalıydık. Oyun odasının yanından geçerken ikimizi de bir şeyler durdurdu. Kan lekeleri. Bunu görmek bile beni kusturmaya yetmişti. Daniel'in de gözleri fal taşı gibi açıldı. İçimi dışıma çıkardıktan sonra ne oldu bakmak için içeri girdik. Orada yatan bir ceset vardı. Üç bıçakla tavana yaslanmış halde duruyordu ve işaret parmağı yoktu! Bu adamı biraz olsun tanıyordum. Tişörtü sayesinde. Tişörtünü hiç değiştirmediğinden adının Ronald olduğu ve yan odadaki komşum olduğunu anladım. "Acilen bize verilen butona basmalıyız." Dedim. Ama onun tek yaptığı karşıya bakmaktı.

Karşımızda bir kadın duruyordu. Madonna Smith. Bizi her an öldürebilir korkusuyla bileğime taktığım kırmızı tuşlu bilekliğe bastım. Etraf kırmızıyla boya badana edildi resmen. Ayağımızın altındaki parke taşların üstünde siyah çizgiler belirdi. Okları takip etmeliydik. Koşa koşa okları takip ederek buluşma noktasına ulaşmaya çaliştım. Hemen arkamdan da Daniel Klein, onun arkasından Madonna Smith hızlı hızlı geliyordu. Madonna Smith bize ulaşırsa çok yüksek ihtimalle ölmeyecektik ama korku tüm bu şeyleri unutturuyordu.

"Ben katil değilim. Lütfen beni söylemeyin ben ölü adamı daha yeni gördüm!" Ağlama ve dehşetle karışık sesini duymazdan gelememek elde değildi. Buluśma yerine vardığımızda herkes daha yeni bu yere gelmişti. Nefes nefese kaldığımız için ekranda gözüken Ronald'ın ölü bedeninin videosu gidene kadar konuşmadık. Ben konuşmak isterdim ama konuşacak gibi değildim. Konuşsam bile kimse bana inanmazdı sanırım. Video gidince gerginlik başladı. "Brogan Clark ile gördük. Madonna Smith oradaydı." Ben söylesem daha mı inandırıcı olur bilememiştim çünkü tüm oyuncular Daniel hırsız olduğu için benim gibi ona güvenmiyorlardı. "Doğru söylüyor." Dedim. "Öldürdüğünü göremedim ama Ronald'ın önündeydi. Eli kanlıydı."

Madonna Smith'i öldürtmek istemezdim ama tüm oyuncular ona dik dik bakıyordu. Ağladı, sızlandı. "Ben bir şey yapmadım. Onu ben öldürmedim. Ben katil değilim lütfen bana inanın." Ama şuan birimiz daha ölebilecekken en ufacık şüpheyi bile infaz sebebi kabul edebilirdik. Oylamaya başlandı. Her birimiz teker teker oy verecektik. Suzenne, Daniel, ve ben Madonna Smith'e oy verdik. Xaiver Mcwhite ise bu turu atlamak istedi. Addam Plutarch bana attığı pis bakışlardan sonra Bob Dark ve Xaiver gibi turu atladı. Connor Stark da Madonna'ya oy verdi. Eric Quentin gözlerini üstünde gezdirdi. "Ben de Daniel Klein'e oy veriyorum." O oy verince diğerleri- Fiona South, Jane Havens ve Philip Thompson da Daniel'e oy verdi.

Oylama sonlanınca dört oy Daniel'e, üç oy tur atla butonuna, bir oy Suzzene ve Eric'e, son olarak da on oy Maddona Smith'e geldi. Oylama tamamlandı işareti çıkınca birden Madonna Smith'in oturduğu sandalye geeiye gitti, onu metal kemerle kendine bağladı ve kapısından karanlık olduğu belli olan odaya götürdü. Madonna çırpınıyor ve hâlâ "Ben katil değilim!" Diyerek bağırıyordu. Odanının kapı aćılınca daha da karanlık olduğunu gördük. Evet, Madonna oraya girdi ve kapı sertçe kapandı. Ses bizi oraya çağırınca sandalyelerimizden kalkarak Madonna'ya ne olacak bakmaya gittik. Kapının ardından hiçbir şey göremedik. Az önceki cama filtre gelmişti. Saniyeler süren korku dolu bekleyiş Madonna'nın attığı dehşet verici çığlık, kemiklerin kırılma sesi ve kapıya vuran parçalarla son buldu. Jane ve ben yine içimizi çıkarana kadar kusmuştuk zaten. Ekranda bir yazı belirdi.

"Madonna Smith, rolü oyuncu. Kalan katil sayısı iki. İyi oyunlar."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.