Şehrin sabahı, güneşin ilk ışıklarıyla değil; saray kapılarında yankılanan çan sesleriyle uyanırdı. Taş sokaklardan pazara giden halk, saray muhafızlarının sert adımlarını duyunca başını öne eğer, bakışlarını kaçırırdı. Çünkü sarayın gölgesi, herkesin üzerinde bir yük gibi asılıydı. Emre, bu gölgenin içindeydi. Henüz yirmili yaşlarının başında olmasına rağmen, disiplinli çalışması ve keskin zekâsı sayesinde kraliyet muhafızlarının en gençlerinden biri olmuştu. Zırhını kuşandığında, sıradan bir askerden çok daha fazlasını yansıtırdı; soğukkanlı, kararlı ve sadık. Ama kalbinin derinliklerinde, ne zırhı ne de yemini susturabildiği bir şey vardı: Defne. Defne, soylu bir ailenin kızıydı. Saraya sık sık davet edilen ailesi sayesinde, Emre onu çoğu zaman uzaktan görebiliyordu. Defne’nin başını çevirişi, saçlarının dalgası, zarifçe süzülen bakışları… bunların hepsi Emre’nin aklında bir iz bırakıyordu. Onu yalnızca bir kere göz göze görmüştü, fakat o bakış Emre’nin yüreğinde hiç sönmeyen bir ateş yakmıştı. O gün sarayda büyük bir şölen vardı. Kraliyet ailesi, uzak diyarlardan gelen elçileri ağırlıyordu. Emre, tören muhafızları arasında görev almıştı. Görevi basitti: kılıcını çekmeden, gözlerini ayırmadan saray salonunun ihtişamlı kapısını korumak. Ama gözleri istemsizce Defne’yi aradı. Salona girdiğinde, herkes bir an için sustu. İnce işlenmiş ipek elbisesi, saçlarının arasına takılmış küçük incilerle parıldıyordu. Soylular arasında zarafetle ilerlerken, Emre’nin bakışları onun üzerinde kilitlendi. Defne, göz ucuyla Emre’yi gördü. İlk bakışta tanımıştı onu. Ve gülümsedi. O an, Emre’nin kalbine zincir vurulmuş gibi oldu. Nefes alışını bile kontrol edemedi. Ama nöbet tutuyordu. Bu hisleri belli edemezdi. Tam o sırada salonun ortasında bir gürültü koptu. Yabancı elçilerden biri, şarap kadehini masaya sertçe çarpmış, öfkeyle kralın elçisine bağırmaya başlamıştı. Muhafızlar hemen harekete geçti. Emre de refleksle kılıcının kabzasına elini götürdü. Salon bir anda kaosa sürüklendi. Ama Emre’nin dikkati başka bir yerdeydi: Defne, kargaşa sırasında sendelemiş, kalabalığın arasında yalnız kalmıştı. Etrafındaki soylular kendi güvenliğini düşünerek uzaklaşınca, genç kadın bir an için savunmasız kaldı. Emre, kralın otoritesini korumak için öne atılmakla, Defne’ye doğru koşmak arasında bir an tereddüt yaşadı. Ve işte o an, kaderinin yönünü değiştirecek ilk adımı attı: Emre, görevini riske atarak Defne’ye uzandı. Onu düşmekten kurtardı. Defne’nin parmakları Emre’nin bileğine dokundu, göz göze geldiler. Defne, alçak bir sesle sadece o duyacak şekilde fısıldadı: — “Teşekkür ederim…” O an salondaki kaos devam ediyordu, ama Emre’nin dünyası bir anlığına sessizleşmişti. Krala ettiği sadakat yemini, kılıcının keskinliği, sarayın sert kuralları… hepsi arka planda kaldı. Çünkü artık yalnızca bir muhafız değildi. Kalbi, bir soylunun kızına zincirlenmişti. Ve bu zincir, hem onu hem de Defne’yi büyük bir tehlikeye sürükleyecekti.
Bölüm 1
Sarayın Gölgesinde
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.