SEOUL — GANGNAM LUXURY HOTEL — 23:45
Gece ilerledikçe ikili arasındaki laf sokmalar ve laf dalaşları kadeh sayısıyla birlikte arttı. Jungkook, Taehyung’un kibirine katlanabilmek için arka arkaya sekte uğramadan sert viskiler devirmişti. Taehyung da sakin görünse de Jungkook’un etrafındaki insanlarla gülüşmesini izledikçe kadehini boş bırakmamıştı.
İkisinin de kanında yüksek miktarda alkol ve aylardır biriken ağır bir mesleki nefret dolaşıyordu.
Etkinlik sona ererken Jungkook sendeleyerek otelin VIP asansörüne doğru yürüdü. Malikaneye gitmek için şoförü bekleyecekti ama başı dönüyordu. Asansörün kapısı kapanmak üzereyken bir el kapıyı tuttu.
Taehyung içeri girdi. Ceketini çıkarmış, kravatını gevşetmişti. Gözleri hafifçe kızarmış, bakışları tehlikeli bir derinlik kazanmıştı.
Asansörün kapıları kapandı ve 30 katlı otelin zemin katına doğru inmeye başladı.
"Çok içtin," dedi Taehyung, asansörün aynasından Jungkook’un hafif kızarmış yüzünü ve dağınık saçlarını izleyerek.
"Sana ne?" dedi Jungkook, sırtını asansörün aynalı duvarına dayayarak. Sesi alkolün etkisiyle hafif pürüzlüydü. "Sana ne Kim Taehyung? Benim ne kadar içtiğimden, kiminle konuştuğumdan sana ne?"
Taehyung yavaşça Jungkook’a doğru döndü. İki adımda aralarındaki mesafeyi sıfırladı. İki elini Jungkook’un başının iki yanındaki aynaya sertçe dayadı.
"Bana ne öyle mi?" dedi Taehyung, fısıltısı alkol ve sert tütün kokuyordu. "Aylardır gözümün önünde inat ediyorsun. Her çizimimde, her cümlemde bana meydan okuyorsun. Ve bu akşam o adamın sana bakmasına izin verdin."
"Sen de o kadına gülümsüyordun!" diye bağırdı Jungkook, elini Taehyung’un göğsüne koyup onu itmeye çalışarak. Ama alkol yüzünden kolları zayıftı. "Bana emir veremezsin! Sen sadece soğuk, kibirli, duygusuz bir..."
Taehyung anında Jungkook’un iki bileğini kavrayıp başının üzerinde aynaya sabitledi. Yüzünü Jungkook’un yüzüne yaklaştırdı, aralarında milimler kalmıştı. İkisinin de nefesleri düzensiz, göğüsleri hızla kalkıp iniyordu.
"Tamamla cümleni," diye hırladı Taehyung. "Duygusuz bir neyim?"
"Nefret ediyorum senden..." dedi Jungkook, gözlerinin içine dik dik bakarak. Ama sesi titriyordu. Kalbi göğüs kafesini patlatacak gibi atıyordu.
"Ben de senden nefret ediyorum Jeon," dedi Taehyung, dudaklarını Jungkook’un dudaklarına değdirerek. "O kadar nefret ediyorum ki, şu inatçı kafanı ezmek istiyorum."
Asansör DIT sesiyle zemin katta durdu ama kapılar açılmadı; VIP kart okuyucu sonraki kata yönlendiriyordu.
O anda alkolün getirdiği zihin bulanıklığı, ayların birikmiş öfkesi ve o bastırılamaz çekim tek bir kıvılcımla patladı. Taehyung başını eğip Jungkook’un dudaklarını vahşi, aç ve baskın bir öpücükle kavradı.