İçeriğe geç

Kibirli Mimar

Bölüm 12 · 3 dk okuma

Kibirli Mimar

Bölüm 12

BASTIRILAMAYAN ÖFKE VE İKİNCİ PATLAMA (+18)

HANYANG TARİHİ BİNASI — BAŞ MİMAR OFİSİ — 12:15

Toz ve tehlike atlatıldıktan sonra şantiye geçici olarak tahliye edilmişti. Taehyung, kolundaki hafif sıyrığı temizlemek için ana binadaki özel ofisine girmişti.

Kapı gürültüyle açıldı ve içeri giren Jungkook, kapıyı arkasından sertçe çarparak kilitledi. Yüzü öfkeden kıpkırmızıydı, gözlerinden adeta ateş fışkırıyordu.

"Sen bir delisin!" diye bağırdı Jungkook, masaya yürüyüp üzerindeki paftaları yere fırlatarak. "Sırf bana 'haklısın' dememek için az kalsın ikimizi de öldürüyordun! Senin o lanet egoist gururun yüzünden!"

Taehyung elindeki pamuğu masaya bıraktı. Yavaşça ayağa kalktı. Yüzündeki o soğukkanlı maske ilk defa tamamen parçalanmıştı. Bakışlarında kontrol edilemeyen, vahşi bir öfke parlıyordu.

"Seni korudum Jeon!" dedi Taehyung, gür bir sesle Jungkook’a doğru yürüyerek. "O taş kafana düşmesin diye bedenimi önüne siper ettim! Halen gelmiş bana laf anlatıyorsun!"

"Beni korumanı ben istemedim!" Jungkook, Taehyung’un göğsüne sert bir darbe indirdi. "Beni dinleseydin o taş zaten düşmeyecekti!"

Taehyung, Jungkook’un kendisine vuran elini havada yakaladı ve adamı sertçe duvara doğru sürükledi. Sırtı ahşap kitaplığa çarpan Jungkook inledi ama bakışlarındaki nefret milim azalmadı.

"Senin o bitmek bilmeyen laf dalaşlarından, o haklı çıkma arzundan bıktım Jeon!" dedi Taehyung, dişlerinin arasından kenetlenerek.

"Ben de senden bıktım!" diye kükredi Jungkook. "Senin o soğuk suratsızlığından, kibirinden, bana bakışlarından... Her şeyinden nefret ediyorum Kim Taehyung!"

"Öyle mi?" Taehyung, Jungkook’un bileklerini duvara sabitledi. Yüzleri arasında tek bir milim bile kalmamıştı. İkisinin de göğsü öfkeyle kalkıp iniyor, adeta bir devir teslim savaşı yaşanıyordu. "O zaman neden gidemiyorsun? Neden hala buradasın?"

"Çünkü seni yenmeden hiçbir yere gitmeyeceğim!"

"Beni yenemezsin Jeon," dedi Taehyung fısıltıyla. "Ama beni çıldırtmayı çok iyi biliyorsun."

Taehyung, alkolün arkasına sığınamayacağı bu tamamen ayık ve öfke dolu anda, Jungkook’un dudaklarına aç, sert ve hakimiyet dolu bir öpücük kondurdu.

Jungkook önce kurtulmak için çırpındı, elini Taehyung’un omuzlarına koyup itmeye çalıştı. Ama dudaklarına vurulan bu sert darbe ve adrenalin patlaması, damarlarındaki nefreti yakıcı bir arzuya çevirdi. Jungkook itmeyi bıraktı; ellerini Taehyung’un saçlarının arasına geçirip öpücüğe aynı sertlikte ve vahşilikle karşılık verdi.

Aralarındaki inatçılık bitmemişti; bu bir teslimiyet değil, birbirini tüketme savaşıydı.

Taehyung, Jungkook’un tişörtünü tek hamlede yukarı doğru yırtarcasına çıkardı. Jungkook da Taehyung’un gömleğinin düğmelerini kopararak kenara attı.

Taehyung, Jungkook’u belinden tutup çalışma masasının üzerine savurdu. Masadaki mimari çizimler, cetveller ve bilgisayar gürültüyle yere saçıldı.

"Bu sefer alkol yok Jeon," dedi Taehyung, sesi boğuk ve dondurucuydu. Jungkook’un bacaklarının arasında yerini alırken gözlerinin içine baktı. "Yarın sabah bunu bir hataya bağlayamayacaksın."

"Bağlamayacağım," dedi Jungkook nefes nefese, gözlerini saklamadan. "Sadece bu hırsımı senden çıkaracağım."

Taehyung, masanın üzerindeki acil durum ilk yardım dolabından vazelini kaptı. Hiç vakit kaybetmeden parmaklarını Jungkook’un içine itti. Jungkook başını geriye atıp masaya vururken gözlerinden geçen o tutkulu acıyı ve hazzı gizlemedi.

Taehyung iki, ardından üç parmağıyla hızla genişlettiği Jungkook’u hazırladıktan sonra pantolonunu indirdi. Sertleşmiş organını Jungkook’un arzulayan girişine dayadı ve tek bir acımasız, derin hamlede sonuna kadar gömüldü!

"AHHHHH!"

Jungkook’un çığlığı yüksek tavanlı odada yankılandı. Bu tamamen ayık bir birleşmeydi; her bir santimi, her bir sürtünmeyi en ince ayrıntısına kadar hissediyordu. Hands'ini Taehyung’un sırtına geçirdi, tırnaklarını adama sapladı.

Taehyung, masanın üzerinde duran Jungkook’un belini kavrayıp sert, hızlı ve derin darbeler vurmaya başladı. Her bir hamlede masadan çıkan gıcırtılar odadaki iniltilere karışıyordu.

"Bak bana!" diye emretti Taehyung, hamlelerini daha da sertleştirerek. "Kimin altında olduğunu gör!"

Jungkook ağzından dökülen iniltilerin arasında gözlerini açtı, Taehyung’un terli ve tutkuyla kararmış yüzüne baktı. "Seni... ahh... seni mahvedeceğim Taehyung!"

"Önce ben seni mahvedeceğim," dedi Taehyung, tempoyu en üst noktaya çıkararak.

İki adam, profesyonel nefretlerinin ve devasa egolarının gölgesinde, masanın üzerinde tamamen ayık bir şekilde birbirlerinin bedenini adeta yağmaladılar. Zirveye ulaştıklarında Taehyung hamlelerini derinleştirerek tohumlarını Jungkook’un içine bıraktı. Jungkook da çığlık atarak kendi karnının üzerine boşaldı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.