Gökçe yatağın kenarında dizlerini karnına çekmiş, sessizce acıyı bastırmaya çalışıyordu. Dişlerini sıkıyor, dudaklarını ısırıyor, ağrı her dalga hâlinde vurduğunda derin nefesler almaya çalışıyordu. Sırtı ter içindeydi, alnından boncuk boncuk yaşlar süzülüyordu ama hâlâ kimseyi çağırmamıştı.Bir anlığına derin bir nefes aldı ve yavaşça yataktan kalktı. Zor adımlarla kapıya kadar yürüdü, elini kapı koluna attı. Belki de artık Boran’ı çağırmalıydı. Ama tam o sırada başı döndü, duvar kenarına yaslandı. Gözleri karardı, birkaç saniyeliğine her şey sustu.Kapının diğer tarafında, Boran durmuş, sessizce bekliyordu. Gökçe’nin odasından gelen belli belirsiz inlemeleri duymuştu. Elini kapı koluna uzattı ama sonra durdu. Yumruğunu sıkıp geri çekti. “Eğer yardım isteseydi… seslenirdi,” diye mırıldandı kendi kendine ve uzaklaştı.Gökçe ise hâlâ duvarın dibindeydi. Birkaç saniye sonra yeniden doğrulmaya çalıştı ama vücudu karşı koyuyordu. İçindeki öfke birikti. Aniden yatağın yanına yürüdü, yastığı kavrayıp öfkeyle yere fırlattı. Ardından çekmeceyi hızla kapadı, dolabın kapağını itti, neredeyse bağıracak hâle geldi ama kendini tuttu.“Yeter artık!” dedi kısık bir sesle. “Ben böyle kalamam! Kimseye muhtaç değilim!”Yüzü kıpkırmızıydı, gözlerinden yaşlar dökülürken hâlâ ağlamamaya direniyordu. Kendini yastığın üzerine bıraktı. Ağrı hâlâ geçmemişti, öfke, çaresizlik ve yalnızlık içinde kıvranıyordu. Kendi içinde sessiz bir savaş veriyordu.Gökçe yatağın ucunda oturmuş, ellerini karnına bastırmıştı. Yüzü solgun, gözleri yorgundu. Her nefes, içini sızlatıyordu. Sessizlikte yalnızca kendi soluk alışları duyuluyordu. Gözlerini tavana dikti, sonra başını yana çevirdi, bir iç çekti.“Karnım ağrıyor desem ne olacak ki?” diye fısıldadı kendi kendine. “Zaten gelmez… hiçbir şey yapmaz. Belki de umursamaz bile…”Sesi hem kırgın, hem çaresizdi. Dudakları titredi ama yine de gözyaşı dökmedi. Alışmış gibiydi susmaya. İçinden gelen o cümleyi bastıramadı: “Kimseye ihtiyacım yok artık.”Aniden yataktan kalktı, kendini toparlamaya çalışarak komodinin çekmecesini açtı. Sonra dolabı karıştırdı, çantasına baktı. Hızla, biraz da hışımla ağrı kesici arıyordu ama hiçbir şey yoktu. Panikle banyoya geçti, aynanın arkasındaki dolabı açtı ama orası da boştu. Parmakları kapaklara vuruyordu, nefesi hızlanmıştı.“Yok…” diye mırıldandı. “Hiçbir şey yok…”Ağrı yine karnına saplandığında bir an için lavabonun kenarına tutundu. Başını eğdi, gözlerini sıktı. “Geçer… geçmek zorunda…” dedi ama sesi hem acı doluydu hem inatçı.Yavaşça aynaya baktı. Göz göze geldiği tek şey, artık tanıyamadığı yorgun bir yansıma oldu.
Bölüm 23
23. Bölüm
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.