Hava kapalıydı. Gökçe, sırt çantasını tek omzuna takmış, kulaklıklarını takmış şekilde adımlarını kaldırıma vuruyordu. Gözleri yoldaydı ama düşünceleri başka yerde. Arkadaşlarıyla ettiği tartışmayı düşünüyordu. Yorgundu. Hem zihnen, hem bedenen. Köşedeki ışık kırmızı yanıyordu ama cadde neredeyse boştu. Gökçe, refleksle karşıya geçmeye karar verdi. Aynı anda, siyah camlı, mat siyah bir araba hızla virajı aldı. Sürücünün gözleri kısa bir anlık dikkat dağınıklığına kurban gitti. Tam sol aynasına baktığı sırada Gökçe adım attı yola. Bir fren sesi, lastiklerin asfalta kazındığı çığlık gibi yankılandı. Gökçe, çarpmanın etkisiyle birkaç metre uzağa savruldu. Omzunu ve başını yere çarptı. Kulaklığı kulağından fırladı, telefon birkaç metre uzağa kaydı. Sürücü kapıyı sertçe açıp dışarı fırladı. Siyah paltosu rüzgârda dalgalanırken yanına çömeldi. Boran’dı bu. Gözleri buz mavisi gibi sertti ama alnında bir çizgi beliriyordu: Endişe. Gökçe inliyordu. Gözleri hafif aralanmıştı ama odaklanamıyordu. “Beni… du…yuyor musun?” dedi Boran, sesi garip bir şekilde kısıktı. Gökçe başını hafifçe salladı. Acı gözlerinden okunuyordu. Özellikle kolunu tutmuştu, sanki kırılmış gibi. Yanağında kan vardı. Nefes alışı hızlanmıştı. Boran, onu bir an bile düşünmeden kollarına aldı. Arabanın arka kapısını açtı, dikkatlice yerleştirdi. “Kendine gelmeden buradan çıkmalıyız,” diye mırıldandı kendi kendine.
★
Hastane koridorları sessizdi. Boran, Gökçe’yi kucağında taşıyarak acile girdiğinde birkaç kişi dönüp ona baktı. Sert, soğuk görünümüne rağmen taşıdığı kişi bir genç kızdı; durum ciddi görünüyordu. “Arabayla çarptım. Bilinci yerinde ama acı çekiyor. Kolunda bir sorun olabilir,” dedi net bir ses tonuyla. Hiç duygusal görünmüyordu. Gökçe sedyeye alındı. Hemen içeri götürüldü. Boran, kapının önünde durdu. Elini saçlarına attı, alnındaki gerginlik hâlâ geçmemişti. Hem pişmanlık hem karmaşa vardı yüzünde. Yarım saat sonra doktor çıktı. “Kırık yok, ama omuzunda ezilme var. Kafasını çarpmış ama ciddi bir travma gözükmüyor. Gözlemde tutacağız.” Boran başını hafifçe salladı. “İyi,” dedi. Ardından cebinden telefonunu çıkarıp bir numarayı aradı. Kısa konuştu: “Hayır, bu plansızdı. Tanımıyor beni ama... risk var. Onu alacağım.”