İçeriğe geç

Kendimden sonra

Bölüm 27 · 3 dk okuma

Kendimden sonra

Bölüm 27

Fark etmeden

Bir şeylerin değiştiğini anlamak için her zaman büyük bir olay yaşanması gerekmiyordu. Bazen değişim o kadar sessiz geliyordu ki, hayatının içindeyken farkına bile varmıyordun. Benim hayatımda da o dönem her şey normal görünüyordu. Emre’yle ilişkimiz devam ediyor, arkadaşlarımla her zamanki gibi vakit geçiriyor, okulun kendi karmaşası içinde günleri tüketiyordum.

Ama bazı küçük ayrıntılar yavaş yavaş birikiyordu.

Emre’nin telefonuyla arasındaki mesafe mesela.

Eskiden telefonu masanın üzerinde bırakır, ekranı açık olsa bile önemsemezdi. Son zamanlarda ise telefonunu daha sık cebine koyuyordu. Bunu fark ediyordum ama üzerinde durmuyordum. İnsanların alışkanlıkları değişebilirdi. Benim de değişmişti. Bunun ilişkimizle ilgili bir şey olduğunu düşünmek bana saçma geliyordu.

Bir gün okul çıkışında onunla buluştuğumda telefonunu elinde gördüm. Bir şey yazıyordu. Yanına geldiğimde ekranı kapattı.

“Ne yapıyorsun?” diye sordum.

“Hiç, bir şey bakıyordum.”

“Ne?”

“Instagram.”

“Tamam.”

Hepsi buydu.

Telefonunu neden kapattığını sormadım.

Çünkü o sıralar sormamayı güven sanıyordum.

Birlikte yürümeye başladık. Bir süre sonra Emre bana okulda olan bir olayı anlatmaya başladı. Ben de dinlerken arada bir gülüyordum. Konu o kadar sıradandı ki birkaç dakika önce yaşanan şeyi bile unutmuştum.

Ertesi gün Ada, sınıfta bir fotoğraf çekmek istedi. Telefonunu bana verdi. “Şunu çek,” dedi. Ben de birkaç fotoğraf çektim. Sonra kendi telefonumu çıkarıp ona göndermek için uğraşırken Ada bir anda “Dur, şu fotoğrafı da sil,” dedi.

“Hangisini?”

“En sondakini.”

Fotoğrafı açıp baktım. Üçümüzün de yüzü garip çıkmıştı. Kahkaha attım. “Bunu niye çekmişiz?”

“Bilmiyorum.”

Fotoğrafı sildim.

O an telefonumun ekranında Emre’den gelen mesajı gördüm. “Neredesin?” yazmıştı.

Ada gözümün içine bakıp “Senin sevgilin yine kontrol yapıyor,” dedi.

“Kontrol yapmıyor.”

“Her beş dakikada bir nerede olduğunu soruyor.”

“Merak ediyor.”

Ada güldü. “Aynı şey.”

Telefonumu cebime koydum. “Bence tatlı.”

Ada başını iki yana salladı. “Sen bitmişsin.”

“Çok komiksin.”

O gün okuldan sonra Emre’yle buluştuk. Bir kafeye oturduk. Ben ona Ada’nın söylediklerini anlattım. Gülüp “Kızlar her şeyi büyütüyor,” dedi. “Ben sadece seni merak ediyorum.” Ben de “Biliyorum,” dedim.

Bir süre sonra konu sosyal medyaya geldi. Emre telefonundan bir şey göstermek için ekranı bana çevirdi. Instagram’da aşağı doğru kaydırırken birkaç arkadaşının paylaşımları çıktı. Birkaçına baktık, güldük. Sonra Emre uygulamadan çıktı.

Ben o an ekranda kısa bir süreliğine başka bir isim gördüm.

Nisa.

Sadece bir an.

Üzerinde durmadım.

Nisa Ekinci’yi tanıyordum. Okuldan, çevreden bilinen bir kızdı. Çok yakın değildik ama kim olduğunu biliyordum. Emre’nin onunla bir ilgisi olduğunu düşünmek aklımın ucundan bile geçmedi.

Zaten neden geçsin ki?

Emre benim sevgilimdi.

Ve ben ona güveniyordum.

O akşam eve döndüğümde yatağıma uzanıp telefonumu elime aldım. Emre’yle konuşmaya devam ettik. Birkaç dakika sonra bana komik bir video gönderdi. Gülüp cevap verdim. Sonra telefonumu kenara bıraktım.

Ama aklımın bir köşesinde o isim kaldı.

Nisa.

Neden kaldığını bilmiyordum.

Belki sadece tesadüftü.

Belki gerçekten hiçbir anlamı yoktu.

Zaten çoğu şey böyle başlıyordu. Bir kelime, bir isim, bir görüntü… O anda önemsiz görünen küçücük bir ayrıntı, zaman geçtikçe zihninde büyüyebiliyordu.

Ertesi gün okulda Nisa’yı gördüm. Yanından geçerken sadece başımı salladım. O da karşılık verdi. Hepsi buydu.

Doğa yanımda yürüyordu. Bana “Ne düşünüyorsun?” diye sordu.

“Hiç.”

“Senin şu ‘hiç’ dediğin zamanlarda kesin bir şey oluyor.”

“Yok gerçekten.”

Doğa bana baktı. “Emre mi?”

“Hayır.”

“Zeynep mi?”

Gülmeye başladım. “Artık Zeynep’i bile düşünmüyorum.”

“İyi.”

“Niye iyi?”

“Çünkü sen kendi kendine senaryo yazıyordun.”

“Yazmıyorum.”

“Yazıyordun.”

Bir süre sustum. Sonra “Zeynep gerçekten Emre’yle ilgilenmiyor,” dedim.

Doğa başını salladı. “Evet.”

“Ben de artık bunu anladım.”

“Güzel.”

“Bitti.”

Doğa gülümsedi. “İnşallah.”

O konuşmadan sonra gerçekten rahatladığımı hissettim. Sanki uzun zamandır kafamın bir köşesinde duran gereksiz bir düşünceyi nihayet çöpe atmıştım.

Ama onun yerine başka bir isim gelmişti.

Nisa.

Ve ben bunun farkında bile değildim.

Birkaç gün sonra Emre’yle otururken bana telefonunu uzattı. Bir fotoğraf gösterecekti. Telefonu elime aldığımda Instagram açıktı. Ben de ekrana bakarken bir an durdum.

“Ne oldu?” dedi.

“Hiç.”

Telefonu ona geri verdim.

Emre fotoğrafı açtı ve bana gösterdi. İkimiz de gülmeye başladık.

O sırada içimden hiçbir şüphe geçmedi.

Çünkü insan bazen şüphelenmek için yeterince sebep olmadığından değil, sevdiği insanı şüphelenilecek biri olarak görmediğinden bakmaz.

Ben Emre’yi öyle görmüyordum.

Henüz.

Ve birkaç hafta sonra, o zamana kadar hiç önemsemediğim bir görüntünün ne kadar büyük bir anlam taşıdığını öğrendiğimde, geriye dönüp bu günleri hatırlayacaktım.

Telefonu bana uzattığı o anı.

Ekranda bir ismin göründüğü o saniyeyi.

Ve hiçbir şey sormadığımı.

Çünkü bazı gerçekler, gözünün önünde durduğu hâlde insan onları göremiyordu.

Ben de görmüyordum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.