Son birkaç haftadır her şey garip bir şekilde aynıydı.
Defne sabahları Emre’den gelen mesajlarla uyanıyor, gün içinde Doğa ve Ada’yla vakit geçiriyor, okul çıkışlarında üçü yine aynı yoldan yürüyordu. Bazen saatlerce hiçbir şey konuşmadan yan yana oturuyor, bazen de dünyanın en saçma konusundan başlayıp saatlerce gülüyorlardı.
Sanki hayatlarının içine yeni insanlar girmiş olsa da üçlü kendi içinde aynı kalmıştı.
Doğa’nın telefonu neredeyse her akşam Enes için çalıyordu. İl dışında olması bazen Doğa’yı üzüyordu ama aralarındaki ilişkiyi sürdürmeye çalışıyordu. Ada ise son zamanlarda telefonunu eskisinden daha sık kontrol etmeye başlamıştı.
Defne bunu fark etmişti.
Ama artık her şeyi kurcalamıyordu.
En azından şimdilik.
Bir gün öğle arasında üçü okulun bahçesinde otururken Doğa telefonunu masanın üzerine bıraktı.
Ada: Enes mi?
Doğa ekrana bakıp gülümsedi.
Doğa: Evet.
Defne: Aç.
Doğa: Burada mı?
Ada: Açsana kız. Ne olacak?
Doğa aramayı kabul etti.
Doğa: Alo?
İki saniye sonra gülmeye başladı.
Defne, Doğa’nın yüzüne bakıp başını salladı.
Defne: Her seferinde aynı surat.
Ada: Resmen değişiyor.
Doğa eliyle kamerayı kapattı.
Doğa: Kesin sesinizi.
Enes’le birkaç dakika konuştuktan sonra telefonu kapattı.
Defne: Ne zaman geliyor?
Doğa: Bilmiyorum. Ama yakında görüşeceğiz.
Ada: Güzel.
Doğa başını masaya koydu.
Doğa: Özledim.
Defne hemen saçlarını karıştırdı.
Defne: Az kaldı.
Doğa gülümsedi.
Tam o sırada bahçenin girişinde uzun boylu bir çocuk göründü.
Sarışındı.
Uzaktan bile diğerlerinden daha uzun olduğu belli oluyordu.
Doğa çocuğu görür görmez Defne’ye baktı.
Doğa: Denyo.
Defne kahkahayı bastı.
Defne: Yine mi bu?
Ada başını kaldırıp baktı.
Ada: Nerede?
Defne: Şurada.
Ada bir an baktıktan sonra hemen önüne döndü.
Ada: Bırakın çocuğu.
Doğa kaşlarını kaldırdı.
Doğa: Sen son zamanlarda bu çocuğu fazla savunuyorsun.
Ada omuz silkti.
Ada: Savunmuyorum.
Defne: Savunuyorsun.
Ada: Hayır.
Doğa: Geçen gün de savundun.
Ada: Çünkü siz çocuğa sürekli denyo diyorsunuz.
Defne güldü.
Defne: Çünkü biraz öyle.
Ada başını iki yana salladı.
Ada: Siz gerçekten çok kötüsünüz.
Üçü gülerken Deniz birkaç metre ötelerinden geçti.
Bu kez kızlara baktı.
Ada’yla göz göze geldiklerinde çok kısa bir an gülümsedi.
Ada da aynı şekilde karşılık verdi.
Sonra ikisi de yollarına devam etti.
Defne hiçbir şey fark etmedi.
Doğa ise Deniz’in arkasından bakıp:
Doğa: Boyu yüzünden hava atıyor kesin.
Defne: Kesin.
Ada sessizce güldü.
⸻
Akşam olduğunda Defne, Doğa ve Ada yine görüntülü arama yapıyordu.
Doğa yatağına uzanmıştı. Ada odasında saçlarını topluyordu. Defne ise aynanın karşısında hazırlanıyordu.
Doğa: Defne, nereye gidiyorsun?
Defne: Emre’yle buluşacağım.
Ada: Yine mi?
Defne aynadan ona baktı.
Defne: Kıskanıyorsun.
Ada: Asla.
Doğa: Bence de kıskanıyor.
Ada: Siz ikiniz çok saçmalıyorsunuz.
Defne güldü.
Sonra Ada’nın telefonuna bir bildirim geldi.
Ada ekrana baktı.
Gülümsemesi yine değişti.
Doğa bunu fark etti.
Doğa: Kim?
Ada telefonu ters çevirdi.
Ada: Kimse.
Defne kahkaha attı.
Defne: Bu “kimse” çok meşhur oldu.
Ada: Gerçekten kimse.
Doğa gözlerini kıstı.
Doğa: Yalan söylüyorsun.
Ada: Yok.
Telefon tekrar titredi.
Ada bu kez dayanamadı ve gülmeye başladı.
Defne hemen yaklaştı.
Defne: Aç bakayım.
Ada telefonu kendine çekti.
Ada: Hayır!
Doğa kahkaha attı.
Doğa: Kesin biri var.
Ada: Biri yok.
Defne: O zaman neden telefonu saklıyorsun?
Ada birkaç saniye sustu.
Ada: Çünkü sizinle uğraşmak istemiyorum.
Üçü birden güldü.
Doğa: Tamam. Bir şey var.
Ada cevap vermedi.
Defne de daha fazla üstelemedi.
Çünkü bazen arkadaşlığın güzel tarafı, her şeyi zorla öğrenmeye çalışmamaktı.
⸻
Ertesi gün okul çıkışında Yusuf’u gördüler.
Doğa’nın bakışları istemsizce ona kaydı.
Yusuf da birkaç saniye ona baktı.
Sonra telefonuna döndü.
Doğa hiçbir şey olmamış gibi yürümeye devam etti.
Defne onun yüzüne baktı.
Defne: Sen de Yusuf’u görünce değişiyorsun.
Doğa anında itiraz etti.
Doğa: Değişmiyorum.
Ada: Değişiyorsun.
Doğa: Hayır.
Defne: Biraz.
Doğa güldü.
Doğa: Saçmalamayın. Benim Enes’im var.
Ada başını salladı.
Ada: Yusuf’un da Yaren’i var.
Defne:
Defne: O zaman herkes kendi sevgilisine baksın.
Doğa gülerek:
Doğa: Aynen.
Konu kapandı.
Üçü yollarına devam etti.
Birkaç dakika sonra Deniz yine karşılarına çıktı.
Bu kez elinde bir kahve vardı.
Doğa onu görünce kısık sesle:
Doğa: Bakın, denyo kahve de içiyor.
Defne kahkahayla:
Defne: Çok havalı olmaya çalışıyor.
Ada dayanamadı.
Ada: Bırakın artık çocuğu.
Doğa hemen Ada’ya döndü.
Doğa: Sen niye bu kadar savunuyorsun?
Ada bir an durdu.
Sonra hiç bozulmadan:
Ada: Çünkü çocuğun günahı ne?
Defne gözlerini kıstı.
Defne: Hmmm.
Ada güldü.
Ada: Ne hmmm?
Defne: Hiç.
Deniz yanlarından geçerken Ada’ya çok kısa bir bakış attı.
Bu kez Defne de fark edecek gibi oldu.
Ama o sırada Emre’den mesaj geldi.
Defne telefonuna baktı.
Emre: Nerdesin?
Defne hemen cevap yazmaya başladı.
Ada bunu görünce Doğa’ya baktı.
Doğa da ona baktı.
İkisi aynı anda gülümsedi.
Üçünün hayatı yavaş yavaş farklı yönlere doğru genişliyordu.
Doğa’nın uzaklarda bekleyen Enes’i vardı.
Yusuf’un hayatında Yaren vardı.
Ada’nın telefonunu her titrettiğinde yüzünü değiştiren biri vardı.
Defne’nin ise Emre’si vardı.
Ama henüz hiçbiri diğerinin hayatındaki bütün ayrıntıları bilmiyordu.
Belki de bilmelerine gerek yoktu.
Çünkü arkadaşlıkları, birbirlerinin bütün sırlarını bilmekten değil, birbirlerinin yanında rahatça susabilmekten oluşuyordu.
O akşam üçü yine beraber yürürken Doğa bir anda durdu.
Doğa: Bir şey söyleyeceğim.
Defne: Ne?
Doğa ikisine baktı.
Doğa: Biz hiç değişmeyelim.
Ada gülümsedi.
Ada: Değişmeyiz.
Defne ikisine de baktı.
Defne: Değişsek bile yine beraber oluruz.
Doğa elini uzattı.
Ada onun elinin üzerine elini koydu.
Defne de kendi elini onların üzerine bıraktı.
Üçü birkaç saniye öyle kaldı.
Sonra Doğa:
Doğa: Çok duygusal olduk.
Ada: Berbat.
Defne: Hadi gidin.
Üçü kahkahalarla yürümeye devam etti.
Arkalarında kalan şey ise sadece boş bir kaldırım değildi.
Henüz hiçbirinin fark etmediği küçük sırlar da orada, sessizce büyüyordu.
Ve Ada’nın sırrı…
Henüz iki kişinin bildiği bir şeydi.