Ertesi sabah Doğa, Defne’yi okulun girişinde görür görmez kolundan tuttu.
— Gel buraya
Defne daha çantasını bile düzgün yerleştiremeden kendini Doğa’nın peşinden yürürken buldu.
— Nereye gidiyoruz?
— Bir yere işte sus
— Doğa, sabahın yedisinde beni sürükleme.
Ada arkalarından yetişti.
— Ben de hiçbir şey anlamadım.
Doğa durdu.
İkisinin yüzüne baktı.
— Dün size bir şey anlatacağımı söylemiştim.
Defne’nin gözleri parladı.
— Yusuf.
— Evet.
Ada hemen ellerini birbirine vurdu.
— Nihayet!
Doğa başını iki yana salladı.
— Ama dalga geçmeyeceksiniz.
Defne ciddi bir ifadeyle:
— Söz.
Ada da aynı ciddiyetle başını salladı.
— Ben de söz ama veriyorum demedim
Doğa ikisine şüpheyle baktı.
— Size güvenmiyorum.
— Bencede güvenme dedi Ada
Üçü gülmeye başladı.
Doğa çantasından telefonunu çıkardı.
— Dün Yusuf’la konuştuk.
Defne hemen:
— Ne konuştunuz?
— Normal şeyler.
Ada:
— “Normal şeyler” ne?
— Okul, ders, gelecek…
Defne gözlerini kıstı.
— Başka?
Doğa sustu.
Ada’nın yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi.
— Başka bir şey olmuş.
— Hayır.
— Olmuş.
Doğa derin bir nefes aldı.
— Bana benden hoşlandığını söyledi.
Defne’nin ağzı açık kaldı.
Ada birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra ikisi birden:
— AAAAA!
Doğa hemen elleriyle ağızlarını kapattı.
— Susun!
Koridordaki birkaç kişi onlara dönüp baktı.
Defne gülmekten konuşamıyordu.
— Ne dedin?
— Benden hoşlandığını söyledi.
— Sen ne dedin?
Doğa yüzünü buruşturdu.
— Hiçbir şey.
Ada:
— Nasıl hiçbir şey?
— Ne diyeceğimi bilemedim.
Defne onun koluna girdi.
— Peki sen ne hissediyorsun?
Doğa sustu.
Bu kez gerçekten cevap vermekte zorlandı.
— Bilmiyorum.
Defne’nin yüzündeki gülümseme biraz yumuşadı.
— Hoşlanıyor musun?
Doğa gözlerini yere indirdi.
— Belki.
Ada hemen Defne’ye döndü.
— “Belki” dedi!
Doğa:
— Yeter!
Üçü tekrar gülmeye başladı.
Ama Defne bu kez Doğa’nın yüzüne daha dikkatli baktı.
Gerçekten utanıyordu.
Gerçekten heyecanlıydı.
Ve belki de ilk defa birinin ona böyle bakmasından hoşlanıyordu.
Defne gülümsedi.
— O zaman neden korkuyorsun?
Doğa omuz silkti.
— Bilmiyorum. Bir şey başlarsa ve kötü biterse?
Ada bu kez ciddi bir sesle konuştu.
— Başlamadan kötü biteceğini nereden biliyorsun?
Doğa ona baktı.
Defne de ekledi:
— Hem bir şey hissetmiyorsan başka. Ama hissediyorsan sadece korktuğun için kaçma.
Doğa bir süre sustu.
Sonra gülümsedi.
— Siz bazen gerçekten işe yarıyorsunuz.
Ada:
— Bazen mi?
— Çok nadir.
— Tamam, geri aldım.
Öğle arasında üçü yine aynı masadaydı.
Bu kez konu Doğa’nın Yusuf’la ne yapacağıydı.
Ada sürekli farklı senaryolar üretiyor, Defne hepsini reddediyordu.
— Ona direkt “ben de senden hoşlanıyorum” desin.
Doğa gözlerini açtı.
— Asla.
— Neden?
— Çok utanırım.
Defne:
— O zaman mesajla söyle.
— Daha kötü.
Ada:
— Telefonla?
— Hayır.
Defne:
— Yüz yüze?
Doğa:
— Hayır.
Ada:
— O zaman ne yapacaksın?
Doğa ellerini kaldırdı.
— Bilmiyorum!
Defne gülmeye başladı.
— Kızım çocuk sana açılmış. Sen hâlâ yöntem arıyorsun.
— Çünkü kolay değil.
— Nesi zor?
Doğa ona baktı.
— Birinden hoşlandığını söylemek.
Defne bir an sustu.
Çünkü bu cümle ona garip bir şekilde tanıdık gelmişti.
Emre’yi düşündü.
Onunla ilk konuştuğu zamanları.
İlk kez hislerini belli ettiği anları.
İlk kez “seni seviyorum” dediği zamanı.
Belki Doğa haklıydı.
Birinden hoşlandığını söylemek kolay değildi.
Çünkü o cümleyi söylediğin anda karşındaki insanın eline küçük bir parça kalbini bırakıyordun.
Ve onun ne yapacağını bilemezdin.
Defne düşüncelerinden Ada’nın sesiyle çıktı.
— Defne?
— Efendim?
— Daldın.
— Yok.
Doğa ona baktı.
— Emre’yi düşündün.
Defne gülümsedi.
— Evet.
Ada başını salladı.
— Çok belli oluyor.
Defne itiraz etmedi.
— Seviyorum.
Doğa gülümsedi.
— Onu biliyoruz başka Birşey söyle
O gün okul çıkışında Emre Defne’yi bekliyordu.
Defne yanına gittiğinde Emre hemen elini tuttu.
— Bugün nasılsın?
— İyiyim.
— Bir şey olmuş gibi.
Defne güldü.
— Doğa’nın bir şeyi oldu.
— Ne oldu?
— Söyleyemem.
Emre kaşlarını kaldırdı.
— Neden?
— Çünkü bana söyledi.
— Tamam.
Defne ona baktı.
— Merak etmiyor musun?
— Ediyorum.
— Ama sormayacak mısın?
— Söylemek istemiyorsan zorlamam.
Defne birkaç saniye sustu.
Sonra gülümsedi.
— Güzel.
Emre:
— Nesi güzel?
— Böyle davranman.
— Nasıl?
— Her şeyi bilmek zorunda hissetmemen.
Emre başını salladı.
— Sana güveniyorum.
Defne’nin yüzündeki ifade değişti.
— Ben de sana.
Birlikte yürümeye devam ettiler.
Defne o an gerçekten huzurluydu.
Emre’nin yanında kendini güvende hissediyordu.
Arkadaşlarının yanında da.
Hayatında ilk defa her şeyin aynı anda yerli yerinde olduğunu düşünüyordu.
Akşam üçü görüntülü konuşmak için bir araya geldi.
Ada’nın kamerası sürekli donuyor, Doğa sinirleniyor, Defne gülüyordu.
— Ada, seni göremiyoruz.
— Ben sizi görüyorum.
— Senin internetin bozuk.
— Benim internetim değil, telefonum bozuk salaklar
Doğa:
— İkisi de aynı şey.
Ada:
— hayır
Defne kahkahasını tutamadı.
— Siz nasıl bu kadar saçma şeylerden kavga edebiliyorsunuz
Doğa:
— Çünkü Ada sinir bozucu.
Ada:
— Sen daha sinir bozucusun.
Defne:
— İkiniz de sinir bozucusunuz.
Bir an sessizlik oldu.
Sonra üçü aynı anda gülmeye başladı.
Bir süre sonra konuşma sakinleşti.
Doğa yatağına uzanmıştı.
— Biliyor musunuz…
— Ne? — dedi Defne.
— Böyle kalalım istiyorum.
Ada:
— Nasıl?
— Böyle. Üçümüz.
Defne gülümsedi.
— Kalırız.
Doğa:
— Söz mü?
— Söz.
Ada da:
— Söz.
Üçü birkaç saniye birbirlerine baktılar.
O an bunun sadece sıradan bir arkadaşlık sözü olduğunu düşünüyorlardı.
Kimse geleceği bilmiyordu.
Kimse insanların büyüdükçe değişebileceğini, bazı ilişkilerin diğerlerinin önüne geçebileceğini, bazen sevdiğin birinin yanında kalabilmek için fark etmeden başka insanlardan uzaklaşabileceğini bilmiyordu.
O gece sadece üç arkadaştılar.
Ve birbirlerinin hayatında ne kadar büyük bir yer tuttuklarını henüz tam olarak bilmiyorlardı.
Defne telefonu kapattıktan sonra yatağına uzandı.
Birkaç dakika sonra Emre’den mesaj geldi.
Emre: Uyudun mu?
Defne gülümsedi.
Defne: Hayır.
Emre: Seni özledim.
Defne birkaç saniye ekrana baktı.
Defne: Ben de.
Emre: Yarın görüşelim mi?
Defne: Olur.
Telefonu göğsünün üzerine bıraktı.
Gözlerini kapattı.
Bir yanda Emre vardı.
Bir yanda Doğa ve Ada.
Hepsi farklı bir şekilde hayatının içindeydi.
Defne henüz bir seçim yapması gerekeceğini düşünmüyordu.
Çünkü ortada bir seçim yoktu.
Henüz.
Ama hayat bazen insana seçenekleri aynı anda sunmazdı.
Önce birini çok sevdirebilir,
sonra onun uğruna küçük şeylerden vazgeçirebilir,
sonra da dönüp neyi kaybettiğini fark ettirebilirdi.
Defne’nin hikâyesinde o gün daha hiçbir şey kaybolmamıştı.
Hatta tam tersine, her şey çoğalıyor gibiydi.
Ama bazı şeyler büyürken, başka şeylerin sessizce küçülmeye başladığını fark etmek kolay değildi.
Defne henüz fark etmiyordu.