İçeriğe geç

Kendimden sonra

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Kendimden sonra

Bölüm 1

“bir kağıt parçası”

Defne Karaca’nın elinde sonunda bir diploma vardı. Kâğıt, yıllardır beklediği şeyin aksine, elinde neredeyse hiçbir ağırlık hissettirmiyordu. Parmaklarının arasında tuttuğu beyaz kâğıda birkaç saniye boyunca baktı. Adı yazıyordu. Soyadı da. Okulunun adı, tarih, birkaç mühür… Hayatının son birkaç yılını anlatmaya yetmesi gereken bütün o ciddi ayrıntılar, küçücük bir kâğıdın üzerine sığdırılmıştı. Defne ise o kâğıda bakarken aklından geçen tek şeyi durduramıyordu: Şimdi ne yapacaktı?

O güne kadar önünde her zaman bir sonraki adım olmuştu. Okul bitince üniversite vardı. Üniversiteden sonra başka bir şey. Bir şey istediğinde ailesi zaten onu alırdı. Bir yere gitmek istediğinde araba hazır olurdu. Birinden hoşlanmadığında hayatından çıkarmanın bir yolunu bulurdu. Birisi ona karşı geldiğinde, çoğu zaman karşısındaki insanın neden geri adım attığını anlamaya bile çalışmazdı. Çünkü Defne’nin dünyasında para yalnızca harcanan bir şey değildi. Para, insanların sınırlarını değiştirebilen bir güçtü.

Diplomayı çantasına koydu ve odasındaki aynanın karşısına geçti. Saçlarını düzeltti, telefonunu eline aldı. Ekranda yakın arkadaşı Doğa’nın mesajı vardı. “Neredesin? Ada yine her şeyi tek başına yemeye başladı.”Defne istemsizce güldü. Hemen altında Ada’nın mesajı duruyordu: “Akşam kutlama var.Gelmezsen gelip seni evinden alırım.” Defne ikisine de kısa bir cevap yazdı. “Geliyorum.”

Doğa ve Ada Defne’nin hayatında uzun zamandır değişmeyen birkaç şeyden biriydi. Doğanın çevresi o kadar genişti ki, Defne bazen onun tanımadığı birinin bulunmadığına inanıyordu. Girdiği her ortamda mutlaka birilerini tanıyor, birileri ona sesleniyor, birileri yanına uğruyordu. Ada ise başka türlüydü. Polat ailesinin parası okulda herkesin bildiği bir sırdı ama Ada bunu hiçbir zaman Defne kadar göstererek yaşamamıştı. Defne için para bir güçtü; Ada içinse hayatının içinde doğduğu sıradan bir gerçek. Belki de bu yüzden üçü birbirlerine bu kadar kolay alışmıştı. Aynı dünyadan geliyorlardı ama o dünyanın içinde birbirlerinden farklıydılar.

O akşam masanın etrafında otururken Defne’nin önündeki telefon birkaç kez daha titredi. Doğa bir şeyler anlatıyor, Ada araya girip onu düzeltiyor, ikisi birden gülüyordu. Defne de gülüyordu ama aklı başka yerdeydi. “Sen niye böyle sessizsin?” diye sordu Doğa. Defne başını kaldırdı. “Sessiz değilim.” Ada hemen araya girdi. “Kız mezun oldu, hayata küstü.” Defne gözlerini devirdi. “Abartma.” Doğa kahkaha attı. “Yarın ne yapacaksın peki?” Defne cevap vermeden önce birkaç saniye düşündü. “Bilmiyorum.” Bu iki kelimeyi söylemek bile ona garip gelmişti.

Çünkü Defne Karaca bilmiyorum demeye alışık değildi.

İnsanlar onun hakkında birçok şey söyleyebilirdi. Kibirli diyebilirlerdi. Şımarık diyebilirlerdi. Zorba diyebilirlerdi. Hatta bazıları ondan açıkça nefret ediyordu. Defne bunların hiçbirini fazla önemsemiyordu. Çünkü insanların ne düşündüğünü değiştirebileceğine inanıyordu. Bir arkadaşının canını sıkan biri olduğunda gidip karşısına dikilmesi bu yüzden normaldi. “Bir daha onun hakkında konuşmayacaksın,” dediği bir kızın korkuyla yüzüne bakmasını güç olarak görürdü. “Sen kimsin?” diye sorulduğunda ise cevabı hazırdı. “Kim olduğumu öğrenmek istemezsin.” Bunu söylerken karşısındaki insanın yüzünde oluşan korku, Defne’ye kendisini haklı hissettirirdi. Doğa bazen onun bu hâlinden rahatsız olur, “Sen herkesi böyle korkutuyorsun,” derdi. Defne ise omuz silkerdi. “Ben kimseyi korkutmuyorum. Ne yapacağımı biliyorlar.” Doğa bunun üzerine susardı. Çünkü Defne’yi o zamanlar değiştirebilecek bir şey yokmuş gibi görünüyordu.

Sonra Emre Çelik çıktı karşısına.

Defne onu ilk gördüğünde bunun hayatında bir dönüm noktası olacağını bilmiyordu. Hatta ilk karşılaşmaları o kadar sıradandı ki, yıllar sonra dönüp baktığında her şeyin tam olarak nerede başladığını bile hatırlamakta zorlanacaktı. Koridorda yürürken Doğa’nın anlattığı bir şeye gülmüş, Ada telefonuna bakarak yanlarında ilerlemişti. Karşı taraftan gelen Emre’nin yanlarından geçişini önce fark eden Defne olmuştu. Göz göze geldikleri o kısa anda Defne, alıştığı türden bir bakış bekledi. Merak, hayranlık, belki biraz çekingenlik… Hiçbiri olmadı. Emre yalnızca baktı ve yoluna devam etti.

Defne arkasından baktı. “Kim o?” diye sordu. Doğa dönüp baktıktan sonra, “Emre Çelik,” dedi. “Tanıyor musun?” “Biraz.” Defne birkaç saniye sustu. “Nasıl biri?” Doğa omuzlarını kaldırdı. “Normal.” Defne kaşlarını çattı. “Normal ne demek?” Doğa gülerek, “Normal işte,” dedi.

Defne’nin hoşuna gitmeyen bir cevaptı.

Ertesi gün Emre’yi yeniden gördü. Sonraki gün de. Defne bunun farkında olduğunu kendisine itiraf etmiyordu ama gözleri kalabalığın içinde onu aramaya başlamıştı. Bir gün sonunda dayanamadı ve yanına gitti. Emre telefonundan başını kaldırdığında yüzünde en ufak bir şaşkınlık bile yoktu. Defne kendisini tanıttı. “Ben Defne.” Emre kısa bir süre ona baktı. “Tamam.” Defne’nin kaşları hafifçe kalktı. “Tanıyor musun beni?” Emre başını iki yana salladı. “Hayır.” Defne’nin gururu o an incinmişti ama belli etmedi. Hafifçe gülümsedi. “Tanırsan seversin.” Emre’nin yüzünde küçük bir gülümseme oluştu. “Sanmam.”

Defne hayatında ilk kez birinin onu etkilemeye çalışmadığını hissetti. Emre’nin ailesinin de maddi olarak rahat olduğunu daha sonra öğrenecekti. Onun için Defne’nin giydiği kıyafetlerin, kullandığı telefonun, ailesinin sahip olduğu şeylerin hiçbir anlamı yoktu. Defne’nin insanları susturmak için kullandığı bütün o görünmez silahlar, Emre’nin karşısında işe yaramıyordu. Bu durum Defne’yi sinirlendirmek yerine daha çok meraklandırdı.

Belki de Defne’nin yaptığı ilk hata buydu. Emre’nin ilgisizliğini bir uyarı olarak değil, çözülmesi gereken bir mesele olarak gördü.

Ve o gün, henüz hiçbir şey başlamamışken, Defne kendi kendine sessizce bir karar verdi.

Bu çocuğu kendisine âşık edecekti.

Ne kadar süreceğini bilmiyordu.

Ama hayatında ilk defa bir şeyi satın alamayacağı için, onu elde etmek Defne’ye her şeyden daha cazip gelmişti.

Bölüm sonu

3 yorum