İyi Okumalar;
“Oğlum...”
Elimdeki telefonu sımsıkı tuttum düşmemesi için. Bu sesi yıllar sonra duymak acı veriyordu. Halbuki çok zaman olmuştu acımaması gerekiyordu artık. Acıtmaması gerekiyordu.
Ağırca yutkunarak gözlerimi sinirle yumup sakinleşmeye çalıştım. Boşta kalan elim yumruk halini almış kaslarımı geriyordu.
Cevap vermedim. Yanlış kişiye sesleniyordu, ben onun oğlu değildim.
“Oğlum, Egemen...”
Kaçtım.
Bu benim hayatımdaki ikinci kaçışım olmuştu hem de ikisi de aynı kişiden.
Hızla kapadım telefonu. Narin bana tedirginlikle bakıyor ne olup bittiğini anlamaya çalışıyordu. Kafamı koltuğa yaslayarak elimdeki telefonu fırlattım. Ufacık arabanın içinde çarpma sesi yankı yapmıştı.
Narin telaşlanarak bağırdı. “Egemen! Söyler misin ne oldu?”
Sinirle yutkunarak en soğuk ses tonumla konuştum. “Adımdan nefret ediyorum.”
Narin gözlerime acıyla bakarak kısık bir sesle mırıldandı. “O aradı dimi...” sustu. Devam edemedi belki de konuşmaya cesaret edemedi. Tedirgince bana bakarak içine kaçmış sesiyle mırıldandı. “Baban...”
Sertçe ona dönerek gerilen çene kaslarıma rağmen dişlerimin arasından keskin ve net bir ses tonuyla konuştum. “O adam, benim babam değil.”
Narin hızlıca kafasıyla beni onaylayarak dolan gözlerini kırpıştırıp koluma dokunmak için elini uzatmıştı. Hızla elini tutarak geri ittim.
“Seni evine bırakayım. Arabayı göndertirim.”
Narin kafasını hızlıca iki yana sallamış reddetmişti. “Seninle geleyim Egemen. Yanında olayım, izin ver.”
Cevap vermeden arabayı çalıştırarak evine doğru sürmeye başladım.
Yalnız kalmak istiyordum. Biliyordum kendimi, eğer yalnız kalmazsam kırıp dökecektim her şeyi, herkesi.
🎬
Onu evine bıraktıktan sonra kendi evime gelmiştim. Işıkları bile açmadan oturma odasındaki koltuğa kendimi atmış dümdüz duvara bakıyordum.
Kendimle, geçmişimle yüzleşmek hiç bu kadar acı verici olmamıştı. Hangi yüzle arıyordu beni? Hangi sıfatla bana oğlum diyebiliyordu? Aklım almıyordu.
Bu kadar mı utanmaz olunurdu ya? Bu kadar mı kötü olabilirdi bir insan.
Oturduğum yerden kalkarak mutfağa gidip bir bardak viski doldurup geri yerime oturdum.
Boğuluyordum. Bu Allah’ın cezası evde de şehirde de boğuluyordum.
Yok, içimdeki bu sinir dinmiyordu. Ayağa kalkarak balkona çıktım.
İçimden kırıp dökmek, bağırıp çağırmak geliyordu.
Bir kutunun içindeydim sanki nefes alamıyor boğuluyordum. Kutunun içi aydınlık, ışık doluydu fakat bu görüntü beni daha da boğuyordu. Uçsuz bucaksız bir yerde olmakla aynı histi. Hiçbir yere varamıyor olduğum yerde sayıyordum.
Aldığım nefes ciğerlerime ulaşmıyor gibiydi. Neden ufacık bir durumda bu hale gelmiştim. Yılların birikmişliği miydi beni boğan?
Arabanın ve evin anahtarını alarak evden çıktım. Nereye gitmem gerektiği hakkında hiçbir fikrim yoktu. Sadece gitmek istiyordum...
Aklıma ilk başta Sıla gelmişti. Sıla’nın yanında olmak istiyordum... Şu an ise olduğum yer bambaşkaydı. Ömer’le Filizin evlerinin önündeydim. Ömer’i arayalı üç bilemedin beş dakika olmuştu. Bizim mekana gidecektik. Malik abinin yerine.
Yolcu kapısının açılmasıyla daldığım düşüncelerden ayrılıp Ömer’e döndüm. Hızlıca arabaya binmiş kapıyı kapamıştı.
“Hoş geldin.”
Hafifçe kafasını sallayıp kederli kederli gülümsemişti. “Hoş buldum. Durum fena...”
Bende ona aynı gülümsemeyle karşılık verip koyu kahve gözlerimi bir kez uzunca kırptım. “Öyle.”
Derin bir nefes bırakıp mırıldandı. “Sür bakalım.”
Bir şey demeyerek önüme dönüp arabayı sürmeye başladım. Sözsüz bir anlaşma imzalamıştık aramızda. Bugün tüm kartları masaya koyacak, açık oynayacaktık.
🎬
“Anlat bakalım Egemen Bey...”
Önümdeki rakı bardağından büyük bir yudum alarak masaya bıraktım. Soran gözlerimi Ömer’e çevirip sakince sordum. “Neyi anlatayım?”
Ömer masaya doğru eğilerek koyu mavi gözlerini üzerimde sabitleyip sinirlice konuştu. “İçinde ne var ne yoksa anlat.” Duraksadı. O da önündeki bardaktan bir iki yudum alıp devam etti konuşmasına.
“Anlatmıyorsun Egemen. Sen bize hayatında olup biten hiçbir şeyi doğru düzgün anlatmıyorsun. Kapalı kutu gibisin, bilmemiz gerektiğini düşündüğün şeyleri anlatıyorsun geri kalanını kendi içine hapsediyorsun. Biz seni anlayamıyoruz.
Filiz ya... hadi onu geçtim. O hamile üzmek istemiyorsun diyelim. Bana da yakın hissetmiyorsun kendini belli ki ama İlayda ve Emin senin en yakın dostun.”
Hızlıca kafamı olumsuz anlamda salladım. Yanlış düşünüyordu Ömer benim en yakınlarımdandı.
“Saçmala seni yakın olarak görmesem şu an burada olmazdık.”
Ömer kabullenmişlikle salladı kafasını ama azarlamaya da devam etti.
“Sen, Filiz, İlayda, Emin birlikte büyümediniz mi oğlum? Hadi ne bok düşünüyorsun bilmiyorum bana anlatmıyorsun. Onlara niye anlatmıyorsun? Neden kendini kapatıyorsun herkese?
Benden geçtim bile artık ya geçtim...Ama bari onlara dök içini be oğlum! Düşüncelerin seni yiyip bitirecek. Gün geçtikçe kendi düşüncelerinin içinde hapsolacaksın Ege. Yapma...”
Söyledikleri karşısında yutkunmaya çalışarak kafamı eğdim. Haklıydı... Ama yapamıyordum işte kimseye kendimi açamıyordum. Saklıyordum... İyiyim diyordum, bir şey yok...
Vardı ama işte hep vardı.
Ömer suskunluğum karşısında biraz sinir birazda alayla gülerek arkasına yaslanmıştı. “İyi bok yapıyorsun! Devam et.”
Önümdeki bardağı bir yudumda bitirip masaya sertçe vurdum.
“Mustafa aradı.”
Ömer bozguna uğramış ifadesiyle suratıma bakıyor ne diyeceğini bilemezcesine ağzını açıp kapatıyordu.
“Bildiğimiz Mustafa yani şey baban.” dedi.
Başımı aşağı yukarı sallayarak konuşmadan onayladım onu.
Ömer meraklı bir ifadeyle suratıma bakarak mırıldandı. “Konuştun mu?”
Bu kez de başımı olumsuzca sallayarak sinirle konuştum. “Hayır, yüzüne kapadım. Aptallık ettim.”
Aptallık etmiştim. Ona hesap sormam, bağırıp çağırmam gerekirdi belki de ama ben sadece susmuştum. Bilmiyorum... o an sanki inme inmişti, kaskatı kesilmiştim.
Ömer elini omzuma kayarak sertçe sıvazladı. “Aptallık falan etmedin Ege. O günden beri, Yaren’in cenazesinden kovduğundan beri, görüşmüyorsunuz. Öyle durman gayet normal, hem o adam senin sinirlenmeni bile hak edecek biri değil.”
Yüzümü sertçe ovalayarak arkama yaslandım. “Sen Nasılsın?” diye sordum.
Ömer derince gülümsemiş sesine yansıyan heyecanla cevap vermişti. “Çok mutluyum Egemen. O kadar mutluyum ki sanki tamamlanmış gibiyim. Filizle evlendiğimde de heyecanlanmıştım ama bu duygu bambaşka... Kendi kanımdan, canımdan, Filiz’imden bir parça, dünyaya gelecek. Canımın canı olacak.”
Kocaman gülümseyerek heyecanına ortak oldum bende. “Ne ara böyle olduk lan biz! Baksana baba oldun oğlum. Hem dayı hem amca olacağım lan!”
Ömer de heyecanla yerinde kıpırdayarak elini masaya hafifçe vurmuştu. “DİMİ BE! ÇOK İYİYİZ!”
Onun bu haline gür bir kahkaha atıp bende onun gibi elimi masaya vurmuştum. “İYİYİZ TABİİ!”
Ömer birden ciddileşerek kaşlarını çatmıştı. “Konuyu değiştirdin! Anlamadım zannetme.”
Alnımı kırıştırarak güldüm. “Kaçamadım desene.”
Ömer kafasını hafif sağa yatırıp sallamıştı. “Dökül. Hemen!”
Pes ederek ellerimi teslim olmuş gibi havaya kaldırıp güldüm. “Anlatıyorum, Hazır mısın?”
Yerinde kıpırdanarak tüm dikkatini bana vermeye hazırlanmıştı. “Hazırım...”
“Sılayla yemeğe çıktık. Ben ona açıldım o, beni reddetti.” Tek nefeste söyleyerek arkama yaslanmıştım. Ömer ağzı bir karış açık bana bakıyordu. Omuz silkerek önümdeki bardağı elime aldım.
“Hazırım demiştin.”
Ömer ağzını eliyle kapatıp şaşkınlıkla mırıldandı. “Oha... bu kadar ani beklemiyordum.”
Kaşlarımı çatarak düşündüm. Sanki böyle söyleyince daha kolay olmuştu.
Kafamla onu onaylayarak sakince konuştum. “Bende bu kadar kolay olacağını beklemiyordum.”
Ömer kafasıyla beni onaylayarak saçlarını karıştırdı. “Neden kabul etmemiş peki?” diye sordu.
Dudaklarımı öne doğru bilmiyorum manasında büzerek yanıtladım. “Bilmiyorum, Sevmediği için galiba... arkadaşım olarak seviyorum seni dedi.”
Ama bir şeyi anlamıyordum. Ömer’e dönerek kafamı karıştıran sorunu ona da anlatmaya karar verdim.
Ensemi hafifçe kaşıyarak konuştum. “Bak şimdi biz setten çıkıyorduk o sırada Sıla yanıma geldi.”
Sustum... O anı tekrar canlandırdım kafamda.
“Sonra yaklaştı, Konuşabilir miyiz? Diye sordu. Konu ne? diye sordum. Biz... dedi. Ama çok farklı söyledi. Ben az da olsa umutlanmıştım. O böyle söyleyince ama akşam verdiği cevap bambaşkaydı.”
Ömer kaşlarını çatarak öne doğru eğilip gözleri gözlerime dikmişti. “Yani sen diyorsun ki aslında olumlu bir yanıt verecek gibi davrandı.”
Kafamı olumlu anlamda sallayarak sustum.
“Kararını bir şey vazgeçirmiş olabilir mi?” diye sordu.
Düşündüm bir süre...
“Biz sonra hiç konuşmadık ki... Bilmiyorum, değişmiş olabilir.” anlamayarak sordum. “Ne vazgeçirebilir ki?”
Ömer omuz silkerek yanıtladı beni. “Onu da ben bilmiyorum işte... Sıla’ya sormaya ne dersin?”
Hızla reddettim onu. “Saçmala üsteliyor gibi olur.”
“Haklısın.”
“Yarın sette parti verilecek final bölümünü çekeceğiz.”
Ömer gülerek konuştu. “Demek sonra tatilsin.”
“Yeni teklifler var onlar gözden geçirip, çekilesiye kadar tatilim.”
“Filiz’in hamileliği riskli olmasaydı tatile çıkardık.” dedi.
Genişçe gülümseyerek elimi omzuna koydum. “Sağlıklı doğsun da tatili de sonra yaparız.”
“O zaman bizde yemeğe çıkarız. Filiz, ben, sen, Narin, Cem...” durdu. Sonra imayla bana bakarak mırıldandı. “Belki çağırırsan Sıla’da gelir.”
Çocuksu bir heyecan oluşmuştu içimde. Sesime yansımasına engel olamayarak Heyecanla sordum.
“Gelir mi ki?”
Ömer omuz silkerek güldü. “Sormadan bilemezsin.”
“Haklısın, Ne zaman yapacaksak bir gün öncesinden haber veririm.”
Bir süre havadan sudan sohbet ettikten sonra onu eve bırakıp bende eve gelmiştim. Üzerimi değiştirip yatağa uzandım. Dertleşmek bir nebze de olsa acımı dindirmişti. Ben bugün ne kadar kaçsam da yarın yeniden yüzleşmek zorunda kalacaktım.
Gözlerimi yumarak uyumaya çalıştım ama bir türlü uyku tutmuyordu. Yattığım yerden kalkarak yatağımın yanındaki düğmeye basıp ışığı açtım. Giyinme odasına giderek gardırobumun en alt rafındaki kutuyu elime alarak yatağıma geçip oturdum.
Nefesimi tutarak kutunun kapağını yavaşça kaldırdım. Aradığım şey en üstte duruyordu. Daha önce bıraktığım gibi...
Yıpranmış, eskimeye yüz tutmuş fotoğrafı elime alarak uzun uzun baktım. Fotoğrafın arkasını çevirerek eğik, güzel bir yazıyla yazılmış notu tekrar ettim içimden. “Bir gün gideceğini tahmin ediyordum. Bu fotoğrafı alacağını da... sen bu fotoğrafı her zaman çok sevmişsindir. Seni gitmeye zorladığımız için özür dilerim... Hayallerine engel olmalarına bir şey yapamadığım içinde. Hiçbir zaman gurur duyacağın bir anne olamadığım için özür dilerim. Çok fazla şey için özür diliyorum farkındayım. Sen her zaman dersinki; özür dilemek yerine özür dilenecek şeyler yapma. Ama ben yaptım işte şimdide çaresizce beni affetmeni bekliyorum. Beni affet...”
Titreyen ellerime hakim olamayarak fotoğrafın ön yüzünü çevirdim. Annem, gülen yüzü, uzun simsiyah saçlarıyla karşımdaydı. Siyah beyaz bir fotoğraftı elimdeki. Gençliğinden kalma bu fotoğraf dediği gibi benim en sevdiğim fotoğraftı.
Saçları gibi siyaha kaçan koyu gözleri gülümsediği için kısılmış, upuzun siyah saçları rüzgardan dolayı dağılmıştı. Ama çok güzeldi işte... Gülüşü içime işliyordu. Bu fotoğrafı gördükçe babama olan nefretim daha da artıyordu. Annemin gülüşlerini almıştı elinden. Saçlarına kıymıştı...
Başparmağımla dokunmaktan korkar gibi yüzünü sevdim hafifçe. Yanaklarında, gözlerinde, saçlarında gezdirdim parmağımı.
Yanlıştı bu yaptığım; Özlem bana en büyük acıyı çektiriyordu.
Şimdi nasıl görünüyordu acaba... yaş almak eminim ona çok yakışmıştır.
Fotoğrafı geri yerine koyarak ayağa kalktım. Komidinimin içindeki diğer telefonumu alarak gizli numaradan rehberimde kayıtlı olan numarayı aramaya başladım. Gece geç bir saat olmasına rağmen arayacağım kişi alışıktı.
Çaldı...çaldı en sonunda hattın ucunda titrek bir nefes duyuldu.
Bekledim, hiç konuşmadım. Nefes bile almamaya çalışıyordum.
“Uyuyamadın mı?”
Duyduğum kısık, titrek sesle gözlerimi yumdum. Uyuyor olduğundan dolayı sesi mayışmış çıkıyordu. Bir o kadar da heyecanlı.
“İyisindir umarım...”
Cevap vermedim yine. Ama zaten hep böyle olurdu. O kendi kendine konuşur ben ise onu dinlerdim.
“Canın bir şeye mi sıkkın? Sen hep uyuyamadığında ararsın beni. Uyumanı engelleyen şey ne?”
Cevap vermemi beklediğini biliyordum ama hiçbir zaman bu isteğini yerine getirmeyecektim.
Her zamanki gibi ağlama sesi duyuldu hattın ucundan. Cızırtılı nefesleri, tutmaya çalıştığı hıçkırıklar onu ele veriyordu.
Ağlama demek istedim... diyemedim.
“Se-Seni özledim...” diyerek bir kez daha hıçkırdı. Zor konuşuyordu. "Seni çok özledim..."
Yanaklarımda hissettiğim ıslaklıkla elim yanağıma gitti. Ne zamandan beri ağlıyordum? Konuşmaya başladığımızdan beri mi? Yoksa o ağlamaya başladığından beri mi?
Telefonu bir yere koymuştu ama hala yanındaydı. Nefes seslerini duyabiliyordum. Sonra başka bir ses duyuldu telefonun ardından. Bağırıyordu... Korkarak gözlerimi iri iri açtım.
“NE YAPIYORSUN MELEK! GECENİN BİR SAATİ TELEFONUN BAŞINDA?”
“Bi-Bir şey yapmıyorum Mustafa telefon çaldı zannettim de ona baktım. Git yat sen...”
Telaşla açıklama yapmaya çalışıyordu. Daha fazla dinlemek istesem de onu zorda bırakmamak için hızla kapadım telefonu.
Derin bir nefes bırakarak telefonu yatağa bıraktım. Yine yapmamam gerek bir şeyi yapmış, özlemim yüzünden onu aramıştım. Annemi...
Ayağa kalkarak yerde duran kutuyu alıp geri sakladığım yere koydum. Bazı şeyler asla affedilmezdi...
🎬
“Evet son bölümü çekmeye hazır mısınız arkadaşlar?”
Büyük bir ses yükselmişti düğün salonundan “Evet!”
Son sahneyi düğünde bitirecektik. Dans, eğlence ve mutlu son.
Kapalı, bol ışıklı bir alandaydık. Mekanın içerisi çok güzel süslenmişti. Yer yer çiçekler vardı. Yukarıdan ise kocaman bir avize sarkıyordu. Bana göre çok fazla şaşalı bir yerdi. Benim düğünüm olacak olsa açık bir alanda daha sade bir düğün tercih ederdim.
Sıla yanıma gelerek büyülenmiş bir şekilde etrafa bakarak konuştu. “Çok güzel olmamış mı burası? Işıklar çok güzeller.”
Onun hevesini kırmamak için gülerek omuz silktim. “Evet, güzel.”
Cem karşımızdan elinde tabletiyle hızla yanımıza gelerek önümüzde durdu. “Egemen sen gidip damatlığını giy hadi.” diyerek beni sırtımdan soyunma odasına doğru itelemişti.
“Sıla sende gelinliğini giymeye git içeridekiler yardım edecekler sana giymende.”
Sıla onu onaylayarak soyunma odasına gitmişti. Bende beklemeden soyunma odasına doğru gittim.
Küçük bir odaydı. Bir tarafta ışıklı bir ayna diğer tarafta ise askıda damatlığım asılıydı. Askının olduğu tarafa giderek damatlığı kılıfından çıkardım. İlk defa bir çekimde Damatlık giyecektim. Biraz heyecanlıydım doğrusu. Bu Sıla’yı gelinlikle görecek olmamın heyecanı da olabilirdi.
Oyalanmadan üzerimi çıkartıp özenle giyindim. O sırada kapı tıklatılmıştı. Kapıya göz ucuyla bakarak bağırdım. “Gelebilirsin.”
Cem kapıyı yavaşça açmış içeri bir iki tane makyözle birden girmişti. Ona doğru dönerek papyonumu düzelttim. “Nasılım?”
Cem dibime kadar gelerek ellerini omuzlarıma yerleştirmişti. Yalandan gözlerini silerek mırıldandı.
“Oğlum duygulandım lan! Çok iyi olmuşsun...”
Gülerek geri çekilip kapıdakilere baktım. Onlarda aynı hayranlıkla beni izliyordu. Cem kendine gelmiş olmalı ki o da kapıya bakarak onları yanına çağırdı. “Hadi niye bekliyorsunuz! Son dokunuşları yapalım. Yönetmen bekliyor.”
Hepsi birden kafalarını sallayıp yanıma gelmişlerdi. Son dokunuşlar yapıldıktan sonra odadan çıkarak ekibin yanına yürüdüm. Daha Sıla ortalarda yoktu.
Soyunma odasından Ece’nin çıkmasıyla bakışlarımı o tarafa çevirdim. Tesadüftür ki o da bana bakıyordu. Kısa bir an gülümseyip Yönetmenin yanına giderek soyunma odasını işaret etmişti.
Yönetmende oturduğu sandalyeden ayağa kalkarak soyunma odasına doğru baktı. Ece onun yanından ayrılıp geri soyunma odasının oraya geçmiş kapıyı yavaşça açmıştı.
Onun kapıyı açmasıyla nefesimi tutarak kapıya baktım. İlk beyaz bir tül görünmüştü kapının ardında sonra ise tüm güzelliğiyle Sıla kapıdaydı. Bir eliyle gelinliğin ucundan tutuyor diğer elinde ise beyaz güllerden oluşma bir düğün çiçeği tutuyordu.
Çok güzeldi. Hayatımda gördüğüm en güzel gelindi... Onu gördüğümde daha ne kadar aşık olabilirim dedikçe daha fazla tutuluyordum.
Üzerinde beyaz ama parıltılarından dolayı kırık beyaz rengine bürünmüş tülden bir gelinlik vardı. Düşük askıları ve sol kolundaki sarmaşıklı tül ona ayrı bir hava katmıştı. Çok kabarık olmayan gelinlik vücut hatlarını hafifçe belli ediyor gelinlik deki çiçekli sarmaşıklar gelinlikle beraber belini sarıyordu.
Zarifti, beyaz ona hiç bu kadar yakışmamıştı... Düğün salonun ışıkları ona yansıdıkça üzerindeki simler, birer elmas gibi parlıyordu. Hoş, kendisinin de kafasındaki çiçekli, parlak taşlı tacıyla elmastan farkı yoktu.
Bedenimi bir yere yaslama ihtiyacıyla yanıp tutuşuyordum. Zira bacaklarım o kadar titriyorlardı ki daha fazla ayakta durabileceğimi zannetmiyordum.
Ben ona bakarken onun da bakışları beni bulmuştu. Baştan aşağı beni süzmüş ve birkaç kez ağzını şaşkınlıkla açıp kapamıştı. Ayaklarıma engel olamayarak ona iyice yaklaştım. O da bakışlarını daha benden çekmemiş beni izliyordu.
Ona doğru yaklaştıkça benden bir farkı olmadığını gördüm. O da titriyordu...
Dibine kadar girdiğimde yavaşça yutkunarak kısık bir sesle mırıldandım. “Çok güzelsin...”
Sıla, aldığı iltifatla gözlerini kocaman açmış ne diyeceğini bilemezcesine bana bakıyordu. Hafifçe gülümseyerek baştan aşağı tekrar süzdüm. Omuzları, köprücük kemiği, kollarımla kendime çekmek istememe sebep olan beli...
Gözlerimi onun gözlerine dokundurarak tekrar mırıldandım. “Baya güzelsin.”
Bütün kan Sıla’nın yanaklarında toplanmış, Kızarmıştı... Utanarak kafasını yere eğip titreyen sesiyle konuştu. “Teşekkür ederim.”
Cem’in aramıza girmesiyle zorlukla gözlerimi Sıla’dan çekip Cem’e döndüm ama bir türlü odağımı toplayamıyordum.
Cem dişleri arasından tıslayarak gergince konuştu. “Kendine gel Egemen. Herkes size bakıyor.”
Kafamla onu oyalayarak elimi enseme atıp hafifçe ovaladım. “Tamam geldim. Hadi işimize odaklanalım.”
Cem bir Sıla’ya bir bana bakıp gergince gülümsemişti. “Demek bir işin olduğu aklına geldi. Ne güzel...”
Onu takmayarak Sıla’ya dönüp tekrar gülümsedikten sonra yanlarından ayrılıp salonun ortasına doğru yürüdüm. Benim harekete geçmemle Yönetmende yerine geçmiş herkesi yönlendirdikten sonra geri sayıma başlamıştı.
Bir iki kez derin bir nefes alıp rolüme odaklandım.
🎬
Sıla, tam karşımdaydı. Kolları boynuma sarılı dans ediyorduk. Şarkısız bir danstı bizimkisi... dışarıdan komik görünüyor olmalıydık ama ekranda öyle görünmeyecekti. Belindeki parmaklarımı hafifçe hareket ettirerek gelinliğin üzerinden belini okşadım. Elimin altında hafif titrer gibi olmuş derin bir nefes almıştı.
Bir sağa bir sola hafifçe sallanıyorduk.
Sıla, bana biraz daha yaklaşarak kafasını omzuma koymuştu. Bir süre öyle dans ettikten sonra Yönetmenin kestik demesiyle tam ondan ayrılacakken elimden tutup hafifçe bana yaklaştı. Etrafı kolaçan ettikten sonra kimsenin duyamayacağı kadar kısık bir sesle mırıldandı. “Sende çok yakışıklı olmuşsun. Siyah çok yakışmış.”
Tepki vermemi beklemeden yanımdan ayrılarak ekibin olduğu tarafa doğru yürümeye başlamıştı. Bu kadın aklımı çok fena başımdan alıyordu.
Bende sırıta sırıta peşinden giderek sandalyelerin birine oturdum. Sahneyi en baştan seyrediyorlardı.
Cem, yanıma gelerek başımda dikilmişti. Alayla bana bakarak kaşlarını çattı.
“Bakıyorum da ağzın kulaklarında. Ne kaçırdım?”
Dışarıdan böyle mi gözüküyordum gerçekten? İfademi düzeltmeye çalışarak omuz silktim. “Hiç, hiçbir şey kaçırmadın.”
Cem, inanmadım dercesine bana bakarak mırıldandı. “İyi, öyle olsun bakalım.”
🎬
Tüm sahneleri çekmeyi bitirmiştik. Veda bölümü sona ermişti. Herkes bir köşeye dağılmış dizi hakkında konuşuyor. Son çekimle alakalı yorumlar yapıyorlardı. İçeride birden bir alkış kopmasıyla düğün salonunun kapısına baktım. Elinde kocaman pasta taşıyan ekipten bir kadın ve yanında birkaç kişi gülerek yanımıza doğru geliyordu. Sıla’ya baktığımda onun da gülerek o tarafa baktığını gördüm.
Yönetmen pastanın yanına giderek bana doğru dönmüştü.
“Egemen...” Sıla’ya dönerek ona da seslendi. “Sıla! Hadi gelin bakalım.”
Yanına giderek tam pastanın önünde durdum. Sıla’da gelmiş yanımda durmuştu. Harun abi etrafına bakarak birden bağırdı. “Ula ne duruyorsunuz? Gelsenize haydi!”
Tüm oyuncular, Set ekibi hepsi pastanın etrafında yuvarlak oluşturmuş Harun abiyi bekliyorduk.
Harun abi gözündeki numaralı gözlüğünü yakasına takarak herkese bakmış sonra da hüzünle gülümseyerek konuşmaya başlamıştı.
“Arkadaşlar, çok güzel bir iki sene geçirdik. Sizinle çalışmak çok keyifliydi. Yeri geldi kızdık, yeri geldi eğlendik... size karşı bir kusurum, saygısızlığım olduysa affedin. Sizinle geçirdiğim zamanlar çok değerliydi. Bizim meslek gereği bazen ailelerimizden çok birbirimizi görüyoruz. Haliyle de her anımıza tanık oluyoruz. Bir nevi bizde aile gibiyiz. Emeği geçen herkese teşekkür ederim. Başta çekim ekibi ve pek değerli oyuncularım olmak üzere...”
“Estağfurullah Harun abim. Asıl biz çok teşekkür ederiz.” diyerek omzunu dostça sıktım. Herkes alkışlamış birbirlerine sarılmaya başlamışlardı. Tüm tebrikleri kabul ediyor her biriyle tek tek el sıkışıyordum. Harun abi tekrar araya girerek hepimize seslendi.
“Hadi! Pastayı keselim hep birlikte.”
Herkes bıçağa dokunmuş ve biri kesmeye başlamıştı. Ben ise gülerek onların pastayı kesişini izliyordum. Telefonumun çalmasıyla aralarından sıvışıp cebimden telefonumu çıkardım. Ömer arıyordu. Açarak kulağıma yasladım.
“Efendim Ömer?”
“Ne yapıyorsun Egemen?”
“Yeni çekim bitti, Pasta kesiyorduk şimdi. Bir şey mi oldu?” diye sordum.
“Yok, yok. Olmadı, telaş yapma... Biz Filizle diyoruz ki yemeği yarın akşam yiyelim. Bize gelirsiniz olmaz mı?” diye sordu.
“Ha onu diyorsun...Tamam olur ben sorarım birazdan Sıla’ya gelirse birlikte geliriz. Gelmezse ben tek gelirim.” dedim.
“Tamam o zaman kardeşim. Ben seni tutmayayım görüşürüz!”
“Görüşürüz.” diyerek kapamıştım telefonu. Geri kalabalığa dönerek Sıla’yı bulmaya çalıştım. Diğer oyuncularla beraber oturmuş gülerek bir şeyler anlatıyordu. Benim baktığımı hissetmiş gibi kafasını benim olduğum tarafa çevirerek bana baktı. Ona yemeği söylemek için kafamla dışarıyı işaret ederek mırıldandım. “Benimle dışarıya gelir misin?”
Sıla kısa bir an etrafına bakmış sonra hafifçe kafasını olumlu anlamda sallayarak ayağa kalkmıştı.
Önde ben giderek düğün salonunun kapısından dışarı çıktım. Çoğunluk içeride olduğu için dışarıda kimse yoktu. Birkaç saniye sonra da Sıla gelmişti.
Sıla yanımda durmuş meraklı gözlerle bana bakıyordu. “Bir şey mi oldu?”
Kafamı olumsuz anlamda sallayarak yanıtladım. “Yok olmadı. Ben sana bir teklifte bulunacaktım da onun için çağırdım.”
Kaşlarını merakla çatarak konuştu. “Seni dinliyorum.”
“Yarın akşam arkadaşlarım tebrik etmek amaçlı bir yemek vereceklerde senden de bahsetmiştim. Partnerim ve arkadaşım olduğundan seni de davet ettiler. Gelirsen mutlu olurlarmış.” dedim.
Böyle bir şey beklemiyor olacak ki baya bir düşünmüştü. Gözlerini gözlerime dikerek samimiyetten uzak bir sesle sordu. “Geçen sete gelen arkadaşın mı davet etti?”
Narinden mi bahsediyordu? Sete bir tek o gelmişti.
Emin olamayarak konuştum. “Narinden bahsediyorsan eğer yok o davet etmedi. Daha doğrusu o da davetliler arasında ama yemeği veren arkadaşım başka; adı Filiz, eşi de Ömer. Yemek onların evinde olacak. Sen gelirsen eğer; sen, ben, Filiz, Ömer, Narin ve Cem olacağız.”
Sıla kısa bir süre düşündükten sonra kabul etmişti. Gülümseyerek “Tamam o zaman ben seni yedi gibi evden alırım. Beraber geçeriz.” dedim.
“Tamam olur ama beni tanımıyorlar. Rahatsız olmazlar mı?” diye çekinerek sordu. Hızla reddettim onu.
“Hayır, hiç öyle düşünme zaten Cem ve Narin seni tanıyor. Bir tek Filizle Ömer tanımıyor ama zaten seni davet edenlerde onlardı.”
“Peki o zaman...yarın akşam görüşürüz.”
“Tamam görüşürüz.”
Sıla eliyle içeriyi işaret edip mırıldandı. “Ben gideyim içeriye.”
“Tamam sen geç. Ben sonradan gelirim.”
Kabul ederek önden içeriye girmişti. Bende dışarıda biraz bekledikten sonra içeriye girmiştim.
Biraz daha oyalandıktan sonra dağılmıştık. Şu an benim eve yaklaşmak üzereydik. Arabayı süren Cem’e dönerek konuştum. “Ömer, seni arar ama ben yine de söyleyeyim. Yarın akşama plan yapma Filizler evde yemek veriyorlar, davetliyiz.”
Cem gözünü yoldan ayırmayarak kafasını sallamıştı. “Tamam yapmam.”
Bende kafamı sallayarak önüme döndüm. Ağzımdaki baklayı çıkarmam gerekiyordu. Cem’e yeniden dönerek konuştum. “Sıla’da geliyor. O da davetli yemeğe.”
Cem şaşırarak bana dönmüştü. “Bildiğimiz Sıla... Yücel olan.”
Yüksek ses tonuna kaşlarımı çatmadan edememiştim. Onu onaylayarak bir şey demedim. O da deme gereği duymamış yola odaklanmıştı. Benim evin önünde durduğunda kemerimi çözerek arabadan indim. O da bana bakıyordu. “Görüşürüz!”
Cemde el sallayarak görüşürüz deyince kapıyı kapatarak eve doğru yürüdüm. O da gitmişti.
Binadan içeri girerek asansöre binip düğmeye bastım. Tam kapılar kapanacakken dışarıdan düğmeye basılmış kapılar geri açılmıştı. Kafamı yerden kaldırarak gelene baktım. Bu binada daha önce rastlamadığım bir kadın binmişti. Üzerindeki Bej rengi takımı ve toplu saçlarıyla oldukça ciddi görünüyordu. Tam gözlerimi ondan çekecekken tanıdıklık hissiyle bir süre daha inceledim. Ama çaktırmadan incelemek oldukça zordu.
Bir yerde görmüştüm ama nerede? Bir türlü hatırlayamıyordum.
Kadın önümden bineceği katın düğmesine uzanacakken rahatsız olmaması için bir adım geri gitmiştim. Geri gitmemle o da bakışlarını bana çevirmiş umursamazca bana bakıyordu. Gözlerimi ondan kaçırarak başka tarafa baktım. O da zaten önümden çekilmiş sağ tarafımda duruyordu.
Kimdi bu kadın ya!
Yok hatırlamıyordum. Daha da zorlamayacaktım.
Kadının ineceği kata varmamıza az kalmışken telefonu çalmıştı. Yine bej rengi el çantasından telefonunu çıkararak arayana baktıktan sonra açmıştı.
“Alo?”
Bir süre dinleyip cevap vermişti. “Evet, ben Avukat Dila Karen buyurun?”
Dila Karen... Ben nerede duymuştum bu ismi ya?
Soyadı tanıdıktı onu biliyordum ama onunla zaten bir yere varamazdım. Bir sürü aynı soyadı taşıyan insan vardı.
Kadının ineceği kata gelmemizle yandan bana bakıp “İyi günler.” deyip inmişti.
Bende iki kat daha çıktıktan sonra inip dairemin önüne geldim. Kapıyı açıp içeriye girdim.
Direk banyoya giderek üzerimi çıkarıp duşa girdim. Sıcak su tüm yorgunluğumu alıp götürmek yerine daha fazla getirmiş güzel bir uyku isteği uyandırmıştı. Duştan çıktıktan sonra üzerimi giyip yatağa bıraktım kendimi. Telefonumu sessize alarak yastığımın altına koyup gözlerimi yumdum. Fazlasıyla uykum vardı.
🎬
Sabah erkenden spora gitmiş, eve gelmiş. Sonra tekrar çıkmıştım. Ajansa uğrayarak imzalamam gereken evrakları imzaladıktan sonra bakım evine geçmiştim. Şu an ise Nesliyle beraber oturmuş kuşları besliyorduk.
“Egemen abi?”
Nesli’nin sesiyle kuşlarda olan bakışlarımı ona çevirerek sımsıcak sesimle cevap verdim. “Efendim Nesli’m?”
“Ablam bana dedi ki eğer istersem bir tane Sergi açabilirmişim.”
Düşünceli bir şekilde kafamı sallayarak onayladım onu. “Ablan doğru söylemiş eğer istersen açabilirsin.”
Nesli Kuşlara bakarak mırıldandı. “Odam, bir sürü kuş resmiyle dolu. Kuşların her hali var... Bazen günde iki üç defa bahçeye çıkıp resim yapıyorum. Çünkü bazen hafızam o kadar kötü oluyor ki birkaç saat önce yaptığım resmi unutup tekrar yapıyorum. Ama dediğim gibi kuşlar aynı kalmadığı için hep farklı farklı resimler.”
Anlayışla gülümseyerek mırıldandım. “İnanılmaz bir yeteneğin var Nesli. Tabloların inanılmaz, hepsini gördüm. Eğer istersen burada bir sergi açabiliriz.”
Nesli surat asarak kısık bir sesle mırıldandı. “Kim buraya gelmek ister ki... ben herkes görsün istiyorum. Hem nasıl olacak ki? Ya o gün kötü bir durumda olursam ya kendi sergimi unutursam! Felaket olur.”
Onu omuzlarından tutup kendime doğru çevirdim. “Eğer öyle bir durum olursa herkese bu sergiyi çok güzel bir kızın açtığını ve bu muhteşem eserleri onun yaptığını söylerim. Nerede diye sorarlarsa da kendini göstermekten çok hoşlanmadığını ve çok özel çocuklara resim dersi verdiği için kimliğinin gizli kalması gerektiğini söylerim. Olmaz mı?”
Nesli heyecanla ayağa kalkmış yerinde zıplamıştı. “Olur mu gerçekten? Yaparız dimi...”
Bende onun gibi ayağa kalkarak kollarımı kocaman açıp sarıldım. “Olur tabii.”
Benden ayrılıp parmağını tehdit edercesine sallamıştı. “Ben unuturum ama sakın sen unutma tamam mı? Eğer ben unutursam ablamla konuş birlikte hazırlayın.”
Saçlarını karıştırarak güldüm. “Peki benim güzel ressamım.”
Kolumdaki saate bakarak yüzümü buruşturdum. Buluşma saatine az bir vakit kalmıştı eve gidip hazırlanmam lazımdı.
“Benim gitmem lazım, üzgünüm yine gelirim.”
Nesli anlayışla gülümseyerek koluma girmişti. “Biliyorum geleceğini... sen her zaman geri gelirsin. Ben hatırlamasam bile kendini bana hatırlatırsın.”
Burnunun ucuna hafifçe vurarak gülümsedim. “Aynen öyle.”
Nesli’yi odasına bırakarak doktorunun yanına gittim. Bu hafta gayet iyi olduğunu söylemişti. Bu durumda beni daha mutlu ediyordu. En kısa zamanda Nesli’nin ablasıyla iletişime geçmeyi aklıma yazarak oradan çıkıp arabaya bindim. Eve doğru sürmeye başladım.
🎬
Eve gelir gelmez duş almış ve hazırlanmaya başlamıştım. Üzerimde Lacivert gömlek, altımda ise krem rengi keten pantolon vardı. Gömleğin kollarını dirseklerime kadar kıvırarak saatimi takıp yakalarımı düzelttim. Ayna da son kez kendimi kontrol ettikten sonra parfümümü sıkıp odadan çıktım.
Mutfak tezgahının üzerindeki telefonumu da aldıktan sonra evden çıkmıştım.
Sıla’nın evinin önündeydim. Biraz önce aramış aşağı da olduğumu haber vermiştim. Sıla’nın binadan çıktığını görmemle arabadan inip onun kapısının o tarafa gittim. Siyah mini bir elbise giymişti. Omuz askıları kalın ve boynunun arkasına doğru gidiyordu. Ayağında siyah sivri topuklu ipli bir Stiletto vardı.
Siyah saçları omuzlarından dökülüyordu.
Yanıma geldiğinde ne yapacağımı bilemeyerek mırıldandım. “Hoş geldin.”
Sıla’da kafasıyla ufak bir baş selamı vererek konuştu. “Hoş buldum.”
Yolcu kapısını açarak binebilmesi için yana kayarak geçmesi için elimle işaret ettim.
“Teşekkür ederim.” diyerek Yolcu koltuğuna oturup bana bakmıştı.
Ona ufak bir tebessüm yollayıp kapısını kapatıp kendi tarafıma dolanarak kapıyı açıp bindim. Kapıyı geri kapatarak kemerimi bağlamadan önce ona dönerek sordum. “Nasılsın?”
Sıla’da yan bir şekilde bana doğru dönmüş yanıtlamıştı. “İyi...sen?
“İyi...” dedim. O da ne diyeceğini bilemeyerek susmuş sonra “İyi...” diyerek önüne dönmüştü.
Kemerimi bağlayarak arabayı çalıştırdım. O sırada Sıla, tekrar bana doğru dönmüş “Şey, ben seninle alırız diye bir şey almadım ama Filiz’in yemekten hoşlanacağı bir şey varsa giderken alabilir miyiz?” diye sordu.
“Olur, olur. Alırız tabii... Halka Tatlı yemeye bayılır. Evlerine yakın bir Tatlıcı var oradan alırız.” dedim.
Onaylayarak sırtını koltuğa yaslamış camdan dışarıyı izlemeye koyulmuştu. Bende yola odaklanarak sürmeye başladım.
Elimizde Halka Tatlı Sılayla yan yana Filiz’le Ömer’in Müstakil evlerinin bahçesindeydik. Zile basarak beklemeye koyuldum. Sıla yanımda gergince duruyor arada banıp gülümseyerek tekrar önüne dönüyordu.
Kapının açılmasıyla o tarafa döndüm. Filiz gülümseyerek bize bakıyor. Arkasındaki Ömer elini Filiz’in beline koymuş o da aynı şekilde bize bakıyordu. Filiz birden “Hoş geldiniz!” diye şen bir şekilde bağırarak kapıyı sonuna kadar açmıştı.
Sıla’nın beline elimi koyarak konuştum. “Hoş bulduk!”
Filiz bir adım öne çıkarak Sıla’yı kendine çekip sıkıca sarılmıştı. “Merhaba Sıla! Gelerek bizi çok mutlu ettin.”
Sıla içten bir şekilde gülmüş kollarını Filiz’e dolayarak konuşmuştu. “Asıl siz beni davet ederek çok mutlu ettiniz.”
İkisi birbirinden ayrılınca bende Filizle Ömer’e sarılıp içeriye geçtim. Benim ardımdan da Sıla, Ömer’le merhabalaşarak içeri geçmişti. Elimdeki tatlıyı Filiz’e uzatarak mırıldandım. “Al bakalım cimcime!”
Sıla’yı işaret ederek konuştum. “Sıla’nın fikriydi.”
Filiz elimdekini alarak göz devirmiş Sıla’ya dönmüştü. “Teşekkür ederim Sılacığım.”
“Rica ederim...”
Filiz, Sıla’yı çekiştirerek mutfağa götürmüş. Bende, Ömer’le bahçeye çıkmıştım. Bahçedeki koltuklara karşılıklı oturarak bakıştık.
“Gelmiş Sıla.”
Kafamla onu onaylayarak konuştum. “Geldi. Sizi kırmak istemedi.”
“Filiz, sevdi Sılayı.”
Yine kafamı salladım. “Ya sen?”
“Sevdim.” dedi.
Bahçe kapısından Narin’in girmesiyle ayağa kalktık.
“Selam Gençler!”
Kollarını kocaman açıp boynuma dolamıştı. Gülümseyerek kollarımı beline sardım. “Hoş geldin.”
Narin benden ayrılıp bu seferde Ömer’e sarılmıştı. “Cem daha gelmemiş.”
Ömer, ondan ayrılıp kapıya baktı. “Gelir birazdan.”
Hep birlikte tekrar koltuklara oturduk. Filizle Sıla da gelmişti. Sıla benim yanımdaki boş yere oturmuş. Filizde Ömer’in yanına oturmuştu. Narin ise Sıla’nın çaprazında kalan tekli koltuğa oturmuştu.
Narin, Sıla’ya elini uzatarak konuştu. “Ben, seni sette gördüm ama tam anlamıyla tanışamadık. Narin ben.”
Sıla’da elini uzatarak, Narin’in elini sıkmıştı. “Sıla, bende. Memnun oldum.”
Narin, “Bende.” diyerek elini çekmişti.
Sıla’ya dönerek kısık bir sesle sordum. “Sıkılmadın değil mi?”
Sıla, kafasını hızla iki yana sallayarak konuştu. “Sıkılmadım. Filiz, çok tatlı biri. Çok sevdim.”
Memnun bir şekilde önüme dönerek konuşmaya dahil oldum. Cem’inde gelmesiyle Filiz ayağa kalkarak Ömer’e baktı. “Hayatım, sofrayı bahçeye mi kurayım? İçeriye mi?” diye sordu. Ömer karısına dönerek elini tuttu. “Sen nereye istersen oraya kur hayatım.”
Filiz, onaylayarak bahçeye baktı. “O zaman bahçeye kuruyorum.” Narinle Sılaya dönerek ellerini birbirine çarptı. “Hadi! Sizde bana yardım edin bakalım. Hamileyim ben!”
Sıla, yanımdan kalkarak Filiz’in yanına gitmişti. Narinde kalkarak onu takip etmişti. Sıla’nın arkasından bir süre izledikten sonra tam önüme dönecektim ki Cem’in bakışlarına yakalanmıştım. Tek kaşı havada garip bir ifadeyle bana bakıyordu. Kaşlarımı çatarak sordum. “Neden öyle bakıyorsun?”
Cem de bu sorumla kaşlarını çatmış kollarını önünde büzüştürmüştü. “Ne ara bu kadar samimi oldunuz siz? Sence de bu yakınlık fazla değil mi? Ondan uzak durman gerekiyor.”
Onun bu emir veren üslubuna sinirlenerek alayla konuştum. “Özel hayatım seni ilgilendirmiyor. Eğer ilgilenen kişiler olursa da cevabını gerektiği gibi verebilirim merak etme. Sen bu konunun dışında kalabilirsin. Şu anda benim menajerim değilsin arkadaşımsın ama sen diyorsan ki ben menajerlik kimliğimden çıkamıyorum iş dışında görüşmeyiz olur biter. Öyle değil mi?”
Cem öyle mi der gibi kafasını aşağı yukarı sallamış. Bir şey demeden dikkatini benden çekmişti.
Ayağa kalkarak Ömer’e baktım. O da ortamdan gerilmiş olmalı ki gergin bir şekilde bana bakıyordu. Evin içerisini işaret ederek “Ben bir lavaboya gideyim.” dedim.
Cevap beklemeden içeriye doğru yürüyüp girdim. Misafir lavabosu hemen girişteydi. Oraya doğru gidecekken Mutfaktan gelen seslerle istemsizce oraya dikkat kesilmiştim. Sıla’nın gülüşü kulağıma doluyordu. Onu bu kadar güldüren şeyin ne olduğunu merak etmiştim. Sessizce ayrılarak lavaboya girip kapıyı kapattım.
Lavabodan çıkıp tam bahçeye yöneliyordum ki koridorda Sıla ile karşılaşmıştık. Elinde salata tabağı bana bakıyordu. Elimle ensemi ovalayıp yerimde kıpırdandım. Elindekini göstererek gülümsedi. “Salata götürüyordum.”
Gördüğümü belli edercesine gülüp “İyi yapıyorsun.” dedim. O da “Aynen, Salata götürmek güzeldir.” diyerek gülmüştü.
Bunu demesiyle daha da gülmüştüm.
Utanarak eğmişti kafasını...
Yanı başına giderek kolumu omzuna atıp kendime çektim. “Aynen, salata götürmek güzeldir. Beraber götürmek daha güzeldir. Hadi! Beraber götürelim.” diyerek bahçeye doğru ilerlettim.
Çıt çıkarmıyor hareketlerime ayak uyduruyordu. Bende bozmayarak onu bahçeye çıkardıktan sonra Salatayı koymasına yardım etmiştim.
Kolumun altından kızarmış yüzüyle bana bakarak kısık sesle mırıldandı. “Şey... Ben diğer malzemeleri almaya gitmeyeyim mi?”
Gülmemi tutarak bende onun gibi kısık sesle mırıldandım. “Gitme... böyle beni burada bırakıp gidemezsin. Ya da dur! birlikte gidelim deminki gibi ne dersin?”
Kısa bir an etrafına bakıp tekrar bana bakmıştı. Karar verememiş olmalı ki parmaklarıyla oynamaya başlamış gözlerini kırpıştırarak bana bakıyordu.
“Filiz hamile... şey, o yüzden ona yardım etmem gerek. Kolunun altından çıkayım mı?” diye sordu.
Omuz silkerek cevapsız kaldım. Ne yapacağını merak ediyordum.
Kısık sesle mırıldandı yine. “Ben çıkmak istemiyorum.”
Gözlerimi kocaman açarak yukarıdan ona baktım. O da ne dediğini fark etmiş olmalı ki kızarmaktan morarmaya geçmişti. Hemen toparlamaya çalıştı. “Ya-yani şey... şeyden dolayı...”
Onu durdurarak konuştum. “Anladım, anladım ben. Gidelim hadi!”
Tekrar onu ilerletecekken Narin’in sesiyle olduğum yerde kalmıştım. Omzumun üstünden arkaya bakarak kaşlarımı çattım.
“Ne yapıyorsunuz siz burada?”
Sıla, hemen kolumun altından çıkmış masayı düzeltir gibi yapmaya başlamıştı.
Arkamı dönerek yanıtladım sorusunu. “Masayı kurmaya yardım ediyoruz. Sen?”
Sıla’ya tekrar bakıp konuştu. “Bende.”
“Ne güzel... ne güzel.”
Sıla’yı kolundan çektiğim gibi elini tutarak benimle birlikte sürükledim. Narin’in arkamızdan şaşkınlıkla baktığını fark edebiliyordum ama umursayacak değildim.
Bir yalnız kalamıyorduk arkadaş!
Sıla arkasına bakarak “EGEMEN NE YAPIYORSUN?” diye sordu bağırarak.
“Mutfağa yardıma götürüyorum Sıla. Anlaştık ya daha demin!”
Mutfağa girdiğimizde Filiz ocağın başında durmuş yemekleri tabağa koyuyordu. İkimize birden bakmış sonra tezgahın üzerindeki mezeleri işaret etmişti. “Bunları da götürün ben geliyorum.” dedi.
Sılayla tezgahtan mezeleri alıp mutfaktan çıktık. Masaya teker teker elimizdekileri koyarak sandalyelere oturduk. Hepsi gelmiş, masaya oturmuşlardı.
Güzel bir akşamdı. Tüm sevdiklerim yanımda ve huzurluydum. Neredeyse tüm sevdiklerim...
Yemeklerimizi güzelce yemiştik. Şimdi ise oturmuş muhabbet ediyorduk.
“Filiz, Ömer’e bakarak “Aşkım, mutfaktan Halka Tatlıyı da getirir misin?” diye acıklı acıklı sormuştu.
Sıla ayağa kalkarak Filiz’e baktı. “Ben ellerimi yıkamaya gideceğim. Getiririm gelirken.”
Filiz’in gözleri parlamış Sıla’ya sevgiyle bakıyordu. “Teşekkür ederim...”
Sıla ufak bir tebessüm gönderip yanımızdan ayrılmıştı. Bende ayağa kalkarak Elime birkaç tabak aldım. “Sıla’ya yardım edeyim.” diyerek yanlarından ayrıldım.
Evin içerisine girerek etrafa bakındım. Sıla mutfağa giriyordu. Onun girmesiyle bende girerek tabakları tezgaha koyup mutfak kapısını kapadım.
Sıla, şaşkınlıkla bana dönmüş bir bana bir kapıya bakıyordu. “Ne yapıyorsun? Kapıyı neden kapadın.”
Yanına gidip elini avcuma aldım. “Kimse rahatsız etmesin diye...”
Anlamayarak kaşlarını çatmıştı. “Neden rahatsız olalım ki?”
Sorusunu yanıtsız bırakarak onu tezgaha yaslayıp elimle beline destek verdim. Bir kolum beline dolanmış dururken diğer elim ise elini tutuyordu.
Sıla yavaşça yutkunarak kesik kesik mırıldandı. “Ege-”
Lafını bitirmesine izin vermeyerek konuştum. “Sıla ben normalde özür dilemek yerine özür dilenecek şeyler yapmamayı tercih ederim ama hayatımda ilk defa bile isteye özür dilemek istiyorum."
Sıla kaşlarını daha fazla çatmış anlamayarak bana bakıyordu. “Egemen ne diyorsun? Ben anlamıyorum.”
Dudaklarına bakarak mırıldandım. “Şimdi anlayacaksın...”
Yüzümü yüzüne yaklaştırıp dudaklarına nazikçe yapıştım. Kaskatı bir şekilde durmuş tepki vermeden bekliyordu. Dudaklarımı oynatarak onu tutkuyla öpmeye başladım.
Bunu aslında onu, gelinlikle gördüğüm ilk an yapmam gerekirdi. Geç bile kalmıştım...
O da dudaklarını oynatarak karşılık vermeye başlamıştı. Bu saatten sonra bana istediği kadar özür diletebilirdi. Fark etmezdi...
Ben ömrümün sonuna kadar Sıla’ya boyun eğebilirdim... ben ömrümün sonuna kadar onu sevmeye devam edecektim. Bu bizim için ilkti ama asla son olmayacaktı.
Bölüm sonuna gelmiş bulunmaktayız. Nasıl buldunuz bölümü yorumlarda yazın. Beğenmeyi ve yorum yapmayı unutmayın.
Küçük bir duyuru da yapmak istiyorum. Elimdeki bölümler bittiği için bölüm biriktirene kadar ara veriyorum buraya atmaya. Beni sabırla beklemenizi istiyorum. Kendinize iyi bakın. İyi haftalar...

