İçeriğe geç

KENDİ HAYATIMIN AKTÖRÜ

Bölüm 8 · 18 dk okuma

KENDİ HAYATIMIN AKTÖRÜ

Bölüm 8

7. BÖLÜM

İyi Okumalar;

Bazen hayat bize karşı koyamayacağımız kötü şeyler yaşatırdı. Biz ne kadar önümüze çıkabilecek her türlü kötü olaydan kaçsak da bizi kıskıvrak yakalar, en çok korktuklarımızı bize sunardı. Kaçınılmaz son elbet bizi bulurdu.

Ben bu hayatta en çok bir şeyden çok korkmuştum... O da kız kardeşimi kaybetmekti... Bazı geceler anlamsız, korku dolu düşünceler dolardı beynime. Onu kaybettiğimi ve ondan sonra olacakları düşünürdüm. Ya da böyle bir şey olacağı zaman nasıl engellemem gerektiğini düşünürdüm. Saçmaydı biliyorum ama bir anda bir korku sarardı bedenimi, uykum kaçar... sabaha kadar bu düşünceler bana gecemi zehrederdi.

Kötü son bulmuştu da beni ama benim o gecelerde düşündüklerimden bağımsız bir son olmuştu. Ne engelleyebilmiştim... Ne de vereceğim tepkileri kontrol edebilmiştim.

O günden sonra anlamıştım bazı şeyleri; Kötüyü düşünmek anlamsızdı. Bizim anı yaşamamızı engelliyordu. Biz ne kadar engelleyebileceğimizi düşünsek de kader bir şekilde yolunu buluyordu...

Soruları cevaplarken bir kez daha Sıla ile aramızda derin bir bağ hissetmiştim. Biz geçmişin esiri olan insanlardık. Ve bunda ikimizin de en ufak bir suçu yoktu.

Lokantadan çıkarak arabama doğru ilerliyordum. İçeride ne kadar kendime engel olduysam da biraz daha birlikte aynı yerde kalırsak dayanamayacak Sıla’ya karşı yumuşayacaktım ama yapamazdım. Sıla, ona zaten sadece iş arkadaşı olduklarını çok açık bir şekilde ifade etmişken duygularımı bastırmalı, böyle bir şey olmamış gibi yoluna bakmalıydım.

Tam arabaya binecekken Sıla’nın sesiyle olduğum yerde durdum. Gür sesiyle bana sesleniyordu.

“EGEMEN!”

Derin bir nefes alarak arabanın kolundaki elimi çekerek bakışlarımı sesin geldiği tarafa çevirdim. Sıla Lokantanın kapısının önünde durmuş bana bakıyordu. Benim ona baktığımı görmesiyle bana doğru koşmaya başlamıştı. Bende ona doğru bir iki adım atarak yanıma gelmesini bekledim.

Bu sefer duygularıma yenilmeyecek aklımla hareket edecektim. Eski Egemen olacak gerektiği gibi mantığımı devreye sokacaktım. Sıla’nın öncesinde olduğu gibi...

Sıla, önümde durarak biraz nefeslendikten sonra gözlerini gözlerime dikerek sordu. “Biraz zamanın var mı? Konuşabilir miyiz?”

Kaşlarımı hafifçe çatarak duygusuzca sordum. “Ne konuda?”

Sıla omuzlarını dikleştirerek daha da yakınıma gelmişti. Nefesini boynumda hissedebilecek kadar yakınımdaydı. Yavaşça yutkunarak ona baktım.

Hafifçe gülümsüyor, hiç çekinmeden, gözlerini kaçırmadan beni inceliyordu. Gözleri kısa bir an dudaklarıma kaymış ama hemen bakışlarını oradan çekerek gözlerime sabitlenmişti. Saçlarını omzundan hafifçe arkaya atarak mırıldandı. “Biz.”

“N-Ne?”

Daha da gülümsemesini büyülterek yine aynı ses tonuyla konuşmuştu. “Konu diyorum biz.”

Yerimde bocalayarak inceledim Sıla’yı. Tanıştığımızdan beri ilk defa onu böyle görüyordum.

Hafifçe öksürerek bir adım geri gidip aramızdaki mesafeyi açtım. O böyle burnumun dibindeyken düzgün düşünemiyor, mantıklı kararlar veremiyordum.

Elimi enseme atıp ovaladıktan sonra dikkatimi toplayarak konuştum. “Biz diye bir şey olduğunu sanmıyorum ama madem konuşmak istiyorsun konuşalım. Yarın akşam saat 8 ’de seni evinden alırım.”

Sıla yüzündeki zafer gülümsemesiyle kafasını olumluca sallayarak onayladı beni. “Tamam o zaman, akşam görüşürüz.”

Bende kafamı olumlu anlamda sallayarak “Görüşürüz.” dedikten sonra arkamı dönerek arabaya doğru gidip açıp bindim.

Kemerimi takacakken camdan gördüklerimle elim asılı kalmış. Ağzım açık şekilde dışarıya bakıyordum.

Siyah filmli camlar yüzünden Sıla, beni göremese de yüzünde kocaman gülümsemesiyle arabaya bakarak el sallamış sonra o da arabasına binmişti.

Bakışlarımı camdan ayırarak yere doğru bakıp tekrar camdan dışarıya baktım. Sıla’nın bu yeni halini şaşkınlıkla izliyordum. Belki de ilk defa çekinmeden kendi gibi davranıyordu. Bu hali bana umut veriyordu.

🎬

Evin kapısını açarak ayakkabılarımı çıkarıp odama gittim. Kıyafetlerimi çıkararak kendimi yatağa attım. Yorgun hissediyordum. Hem bedensel olarak hem ruhsal olarak. Bir aydır hissettiğim duygular hakkında kendimle çeliştiğim için bu beni baya bir yormuştu.

Bir türlü kendime gelemiyor, tam toparlıyorum dediğimde yeni bir kapı açılıyor ve yeni duygular sarıyordu zihnimi.

Gözlerimi kapattığımda bile Sıla’nın yüzünün belirmesi tabii ki ona olan duygularımın bir göstergesiydi ama ben onun gelgitlerine hazır mıydım? Onu bilmiyordum...

Yatağımdan kalkarak odadan çıkıp oturma odasına giderek koltuğa oturup Televizyonu açtım. En azından yatana kadar bir süre oyalardı beni. Kanalları değiştirerek yemek programında durdum.

Anlattıklarına göre bugün takım kaptanı seçilecekti. Güzel görünüyordu...

Sesini iyice açarak koltuğa yan bir şekilde uzanıp izlemeye başladım.

🎬

Yattığım yerde döndüğümde sırtımda hissettiğim ağrıyla yüzümü buruşturarak gözlerimi açtım. Dün Televizyon izlerken uyuyakalmış olmalıydım.

Ağır bir şekilde doğrularak Telefonumdan saate baktım; Saat sabah 10’du. Koltuktan kalkıp yalpalayarak banyoya doğru gittim. Duş alıp kendime gelsem iyi olacaktı.

Üzerimi soyup suyu açarak ılımasını bekledikten sonra girdim. Hızlıca saçımı şampuanlayıp duruladıktan sonra suyu kapatarak bornozumu giydim.

Dişlerimi fırçalayıp, losyonlarımı sürdükten sonra banyodan çıkarak, seçtiğim kıyafetleri giyip odamdan çıkıp mutfağa gittim. Kahvaltı ne yiyecektim şimdi? Bir süre buzdolabına baktıktan sonra karar veremeyerek kapatıp kahve yapmaya başladım.

Sert bir kahve yaptıktan sonra fincanı elime alarak balkona çıkıp gençlik yıllarımdan kalma, eskimiş, bazı yerleri dökülmeye başlamış siyah koltuğuma oturdum. Hava basık ve sıcaktı. Klima zamanı gelmişti bana anlaşılan. Kahvemi yavaşça yudumlayarak etrafı izlemeye koyuldum. Zaten yüksekten izleyebileceğim pek bir şey yoktu. Bulutlar, kuşlar ve bizim binadan alçak binaların çatıları. Bazı evlerin balkonlarında saksıda renk renk çiçekler vardı. Bazıları ise toz ve kir içerisindeydi.

Bazen arabayla giderken insanların balkonlarına bakıp nasıl bir hayat yaşadıklarını hayal ederdim. Evler içindeki insanlar hakkında çoğu şeyi bize sunabiliyordu. Renkli çiçekler olan evde; Ailesiyle mutlu, kendine ve hayatına değer veren biri yaşıyordu. Diğer bakımsız olanda ise hayata karşı tüm umudunu kaybetmiş, kendine ve evine zaman ayıramayan biri yaşıyordu.

Bunlar dışarıdan gördüklerimdi... O evlerde yaşayan aileler, yalnız insanlar ve onların hissettikleri ise bizim görmediklerimiz... Her ev, bir aile her ev, yalnızlıkla eş değerdi.

İçeriden gelen telefonumun sesiyle oturduğum yerden kalkarak oturma odasındaki koltuğun üzerinden telefonumu alarak arayana baktım. Kayıtlı olmayan bir numaraydı. İlk başta açmakta kararsız kalsam da tam açacakken kapanmıştı. Tekrar aramayacaktım zaten tanıdık biriyse beni tekrar arardı.

Telefonumu tekrar koltuğun üzerine bırakmadan önce sosyal medyaya girerek kontrol ettikten sonra kapatarak geri yerine koydum.

Çok sıkılmıştım ya! Ne yapacaktım akşama kadar? Bugün çekimin iptal edileceğini çok geç vakitte öğrendiğim için hiçbir plan da yapamamıştım.

Sıkıntıyla geri balkona çıkarak oturdum. Cem’i mi arasaydım acaba? Onu darlardım biraz.

Aklıma gelen şeyle hemen bu fikirden vazgeçtim. Çünkü Cem akşam Sıla ile birlikte yemeğe çıkacağımı bilmiyordu ve öğrenirse asıl o beni darlayacaktı.

Yemek yersem zaman daha hızlı geçerdi. En iyisi yemek hazırlayıp yemekti. Mutfağa giderek buzdolabını açtım. Cem’in annesinin yaptığı içliköfteler vardı. Sadece haşlamam gerektiğini söylemişti.

Buzdolabından poşetin içindeki içliköfteleri çıkararak Tezgaha koydum. İlk önce tencerede suyu kaynatıp sonra köfteleri kaynamış suyun içerisine atacaktım. Kolaydı, yapabilirdim.

Kaynayan suyun içerisine köfteleri atarak kapağını kapadım. Şimdi yapmam gereken sadece beklemekti.

Mükemmel olan köfteleri tabağa koyarak yanına yoğurt koyup masada yemeğe başladım. Aşırı iyi olmuşlardı. Yemeğimi yedikten sonra Cem'le birlikte bunları gönderdiği için Selma Teyzeyi arayıp teşekkür edecektim.

Yemeğimi bir güzel yedikten sonra oturma odasındaki koltuğun üzerinden telefonumu alarak Selma Teyzeyi aradım. Çalıyordu...

“Alo Egemen oğlum?”

Gülümseyerek konuştum. “Ne yapıyorsun Selma Teyzem?”

Derin bir iç çekerek mırıldandı. “Ne yapayım oğlum ya, evin işleri; ütüm vardı biraz onu yapıyordum.”

“Kolay gelsin Selma teyzem.”

Selma teyze yumuşak, naif bir ses tonuyla sordu. “Sen ne yapıyorsun oğlum?”

“Aynı, çalışıyorum. Şimdi yaptığın içliköfteleri yedim de aklıma sen geldin arayayım dedim.”

Ufak bir kahkaha atarak konuştu. “İyi yaptın oğlum. Nasıldı? Beğendin mi?”

Beğeniyle övdüm yaptığı yemeği. “Beğenmem mi? Koca bir tabak yedim.”

Selma Teyze telefonun ucundan gür bir kahkaha atarak “İyi bakalım, afiyet olsun oğlum.” dedi.

“Teşekkür ederim Selma Teyzecim, ben kapatayım tutmayayım seni. Görüşürüz!”

“Tamam oğlum, ben tekrar gönderirim sana Cem’le. Görüşürüz.”

Son kez vedalaşarak kapatmıştık telefonu. Bende koltuğa kendimi atıp televizyonu açtım. Birkaç saat de böyle oyalanacaktım artık yapacak bir şey yoktu.

🎬

Aynada son kez kıyafetlerimi düzeltip şöyle bir baktım kendime. Siyah keten pantolon ve beyaz gömlek giymiştim. Son olarak parfümümü de sıkarak odamdan çıkıp evin kapısına yöneldim. Sıla’yı almaya evinin önüne gidecektim. Bu akşam her şeyi açıkça konuşacak ve aramızdaki ilişkiyi düzene sokacaktım. Ya iyi ya da kötü bugün her şey açığa kavuşacaktı.

Binadan çıkarak arabama atlayıp evine doğru sürmeye başladım. Biz daha yeni haberleri yalanlamıştık ama inşallah başımıza bir bela açılmazdı.

Sıla’nın evinin önünde durduğumda telefonumu çıkararak numarasının üzerine basıp aramaya başladım. Hemen açmıştı.

“Alo Egemen?”

Camdan dışarıya bakarken cevap verdim. “Sıla, ben geldim aşağıdayım.”

Sıla kapıyı açmış olmalı ki kapı çarpma sesi gelmişti. “Tamam, bende iniyorum.”

Onaylayarak kapadım telefonu zaten kapattıktan bir iki dakika sonra gelmişti. Arabadan inerek karşıladım. “Hoş geldin.”

Saçını omzundan geriye atarak omzundaki çantasının sapından tutup hafifçe gülümseyerek konuşmuştu. “Hoş buldum.”

Yolcu kapısını açarak binmesi için yer açmıştım. O da teşekkür ederek binmiş kemerini takıyordu. Kapısını kapatarak kendi tarafıma geçip bende binmiştim.

Ona doğru dönerek konuştum. “Ben rezervasyon yaptım bir yerde ama sana sormadım. Sorun olur mu?”

Hızla kafasını iki yana sallayarak konuştu. “Yok, yok sorun olmaz tabii ki.”

Bir şey demeyerek arabayı gideceğimiz yere doğru sürmeye başladım.

🎬

Elimdeki menüye bakarken ne yiyeceğimi seçmeye çalışıyordum. Karar verdiğimde menüyü masaya bırakarak Sıla’ya döndüm. O da elindeki menüyü bırakmış bana dönmüştü. Hafifçe gülümseyerek sordum. “Ne yemeye karar verdin?”

Ellerini masada birleştirerek yanıtlamıştı. “Izgara Somon.”

“Bende ona karar verdim. Yanında ne içersin?”

Kısa bir süre düşündükten sonra karar vermişti. “Beyaz şarap.”

Kafamı olumluca sallayarak elimle garsona işaret verdim. Hemen gelmişti.

Masanın üzerindeki menüleri elime alarak garsona uzatıp konuştum. “Biz iki adet Izgara Somon istiyoruz. Yanında da Beyaz şarap açarsınız.”

Garson elindeki cihaza seçimlerimizi işaretleyip gitmişti. Onun gitmesiyle Sıla’ya döndüm.

“Yemek yedikten sonra mı konuşalım? Yoksa şimdi başlayalım mı?” diye sordum.

“Şimdi başlayabiliriz.”

Kafamı olumlu anlamda sallayarak sen başla der gibi elimi ona doğru doğrulttum. Art arda öksürerek Harelerini bende sabitlemişti. Derin bakıyordu. Gözleri kahveydi belki ama ben onun gözlerine baktığımda kocaman bir okyanusun ortasında nefessiz kalmış gibi hissediyordum.

Bacaklarını sallıyor, parmaklarını hafifçe masaya vuruyordu. Gergindi... Birkaç kez derin nefes alıp konuşmaya başladı.

“Egemen seninle açık konuşacağım. Ben seni kendime çok yakın görüyorum ama bir birliktelik ya da daha ilerisi manasında değil.” Duraksadı. Muhtemelen söyleyeceklerini kafasında toplamaya çalışıyordu.

“Ben arkadaş olalım istiyorum. Şimdi sana yalan söylüyorum gibi gelecek belki ama ben sevmeyi pek bilmem. Aşık olmayı da öyle... Sana senin istediğin gibi davranamam. Sana, senin verdiğin değeri verebilirim ama senin, bana verdiğin sevgiyi, aşkı verebilir miyim? Emin değilim.”

Kafasını eğerek güzel gözlerini kaçırmıştı benden. Kırmaktan kaçınırcasına kısık sesiyle devam etti konuşmasına.

“Sen benim hakkımda ne düşünüyorsun bilmiyorum ama benim hislerim bu şekilde.”

Susmasıyla yutkundum ağırca. Biliyordum...

Ben biliyordum sadece.

Derin bir nefes alarak elimi çenesine uzatıp hafifçe kaldırdım. Yerde olan bakışları beni bulmuş nefesini tutmuş bir şekilde bekliyordu.

“Eğme başını, kaçırma benden gözlerini sen yanlış bir şey yapmadın.”

Kafasını onaylar şekilde sallayarak dudaklarını dişledi.

Elimi çenesinden çekerek konuşmayı devraldım.

“Sıla... ben seni anlıyorum gerçekten. Bu yüzden bende sana açık konuşacağım.”

Kendimden emin, dimdik duruşumla bendeki Sıla’dan ona da bahsetmeye başladım.

“Ben duygularını saklayan bir insan hiçbir zaman olmadım. Ve bundan da nefret ederim çünkü bence seven sevdiğini belli etmeli. Sevgiyi hiç hissetmemiş insanlar, sevmenin ne demek olduğunu bilmezler. Bende bilmezdim... sokaktaki geçmekte olan kediye bile nefretimi kusuyordum. Kavga ediyordum, öğretmenlerime saygısızca davranıyordum. Çünkü öyle görmüştüm aile büyüklerimden...bizim evde kadınlar sevilmez dövülürdü. Hayvanlar tüylü, pis varlılar olarak görüldü. Sevgi yoktu, saygıdan söz etmiyorum bile...”

O günleri hatırlamam yüzümü buruşturmama sebep olmuştu. Ama bütün kötü anılarımın arasında ufacık bir ışık hüzmesi vardı. Minicik haliyle etrafı aydınlatıyor, doğru yolu bana gösteriyordu.

Gülümsedim ağır ağır devam ettim konuşmama.

“Ben sevginin ne olduğunu ne zaman öğrendim biliyor musun Sıla?” Cevap vermesini beklemeden yanıtladım sorumu.

"Kız kardeşim doğduğunda...O ufacık eliyle işaret parmağımı öyle sıkı tutmuştu ki sanki hiç bırakmayacakmış gibi... Ufacık suratı, minik elleriyle bana büyük bir şey göstermişti. Düşünmüştüm kendi kendime ya ben bu ufacık bebeğe nasıl kötü davranabilirim? Nasıl canını yakabilirim diye? O günden sonra anladım aslında sevmenin ne demek olduğunu... Büyüdüm, büyükçe her kadını başımın üzerine koydum. Büyüdüm, gördüğüm her kediyi, köpeği besledim, sevdim.

Ben geçte olsa sevmenin ne demek olduğunu öğrendim. Bu yüzden ben senin sevmenin ne demek olduğunu bilmediğini düşünmüyorum? Sen eğer bilmeseydin etrafındakileri kırmaktan çekinmeyen, Bencil biri olurdun. Eğer öyle olsaydı ne ben sana aşık oldurdum. Ne de burada seni kırmaktan çekinen bir Egemen olurdu.

Bu yüzden senden bunu saklamayacağım ben tüm gerçekliğimle karşındayım. Tüm doğrularım ve tüm yanlışlarımla... bugünden sonra ne olur bilmiyorum ama her zaman güvenebileceğin ve sırtını yaslayabileceğin, seni seven biri olduğunu unutmamanı istiyorum.”

Yüzünde karmaşık duygular barındırıyordu. Bana sonsuz güvendiğini gözlerinden anlayabiliyordum. Ama bir şey onu alıkoyuyordu.

“Ege-”

Sözünü elimle keserek durdurdum onu daha bitmemişti diyeceklerim.

“Sıla, bana cevap vermek ya da karşılık vermek zorunda hissetme kendini. Ben seni anlarım, ben sen üzülme, kötü hissetme diye arama mesafe de koyabilirim. Ama duygularımı hemen bitirmemi isteme benden çünkü bu mümkün değil.

Duyma beni, görme beni ama benden seni sevmememi isteme.

Ben seni sevmeye devam edeceğim sen olumlu yanıt verirsen seninle birlikte... olumsuz yanıt verirsen kendi içimde. Belli etmem sana, kalbime gömerim bir sır olarak benimle kalır.”

Sıla dolan gözleriyle bana bakarak elimi tuttu. “Özür dilerim...”

Kafamı iki yana sallayarak gözlerimi bir kez yumdum. “Özür dileme... Senin bir suçun yok.”

Kafasını eğerek dudaklarını sımsıkı birleştirdi. “Ne yapacağım?”

“Eğme başını. Dimdik tut... Senin yapabileceğin bir şey yok. Eğer benim için bir şey yapmak istiyorsan; sakın kendini kötü hissetme. Eskisi gibi davran.”

Kafasını olumlu anlamda sallayarak titreyen sesiyle konuştu. “Ta-tamam.”

Gülümsedim genişçe. “Aferin sana.”

O da gülümsemeye çalışarak göz yaşlarını elinin tersiyle silmiş ayağa kalkmıştı. Ben bir lavaboya gideyim.”

Onun gidişini izledikten sonra dirseklerimi masaya koyup başımı arasına alarak derin bir nefes bıraktım.

Aklım, mantığım, duygularım iç içe geçmiş durumdalardı.

Kendi duygularımı bu saatten sonra kalbimin en kuytu odacıklarından birine atacak ve oradan bir daha çıkarmayacaktım. Her zamanki gibi aklım ve kalbim birbirine ters düşmüş. Ve ben ikisi arasında bir seçim yapmak zorunda kalmıştım.

Yemekleri sessiz sakin bir şekilde yedikten sonra kalkmıştık. Lokantadan çıktığımızda kapıda bekleyen bir düzine gazeteci hemen etrafımızı sarmıştı.

“Sıla Hanım sizin hakkınızda çıkan Haberleri yalanladınız ama birlikte yemek yiyorsunuz açıklama yapar mısınız?”

“Sıla Hanım baş başa mıydınız?

Durmaksızın sorular gelip duruyordu. Bir adım öne çıkarak Sıla’yı bu kaostan korumak istercesine önünde siper aldım. Omuzlarımı dikleştirerek sakince konuştum. “Arkadaşlar biliyorsunuz ki biz zaten Basın açıklaması yaptık. Ama tekrar burada da bunu dile getireyim. Sıla Hanım benim iş arkadaşım. Dostça bir yemekti, İş konuştuk.”

İnsanlar suspus olmuş beni dinliyorlardı. Kameraların hepsi açık etrafımızda yarım ay oluşturmuşlardı.

Onların bu sessizliğinden dolayı bitti sanmış, gidecekken tekrar başlamışlardı. Sıla’yı önüme alarak kollarımla bariyer oluşturdum. O sırada valelerde gelmiş çıkmamıza yardım ediyorlardı.

“Egemen Bey tekrar bir projede birlikte yer alacak mısınız?”

“Sıla Hanım Ajansınızın sahibinin değişeceği doğru mu? Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Tüm bu soruları görmezden gelerek arabaya zorda olsa binmiştik. Hemen oradan ayılarak Sıla’nın evine doğru sürmeye başladım.

🎬

Arabada sessizce oturuyorduk. Sıla’nın evinin önünde arabayı durdurmuş inmesini bekliyordum. Ama bir türlü inmiyor kafası eğik bir şekilde oturmuş parmaklarıyla oynuyordu. Bu sessizlikten sıkıldığım için elimi anahtara atarak çalıştırdım.

Sıla hemen kafasını bana çevirmiş ne yaptığımı sorgularcasına gözlerini dikmişti. “Ne yapıyorsun Egemen!”

Gayet rahat bir şekilde ona bakmadan yanıtladım sorusunu. “Madem sen inmiyorsun. Bende eve gidiyorum.”

Bu cevabımla telaşla elini koluma atarak hafifçe bağırdı. “Dur! Dur! Saçmalama.”

Arabayı durdurup ona doğru dönerek tek kaşımı hafifçe yukarı kaldırdım. Derin bir soluk vermiş arkasına yaslanmıştı. Dayanamayarak alayla sordum.

“Sıla ne yapıyorsun?”

Sıla iç çekerek kısık bir sesle mırıldanmıştı. “Bilmiyorum.”

Hafifçe gülerek kaşlarımı çattım.

“Bilmediğini farkındayım ama yaklaşık yirmi dakikadır bu arabanın içinde oturuyoruz. Ne yapıyorsun anlamadım ki...”

Sıla bana bakarak sıkıntılı bir şekilde yerinde kıpırdanarak konuştu. “İneyim dimi?”

Omuz silkerek yanıtladım. “Eğer benle eve gelmek istemiyorsan...”

Aceleyle konuştu. “Tamam ineyim.”

Çantasını omzuna takarak kapıyı açmıştı. Bir ayağını dışarıya atarak omzunun üzerinden bana doğru konuştu. “İniyorum. Görüşürüz.”

Zorla iniyormuş gibi davranıyordu. Kafamla onaylayarak konuştum. “Görüyorum. Görüşürüz!”

Kapıyı kapatıp son bir kez bakarak binaya doğru yürümeye başlamıştı. Onun binaya girmesini bekledikten sonra eve doğru sürmeye başladım.

Eve geldiğimde üzerimi değiştirerek yatağa uzandım. Bu günü atlatmıştım ama yarınki Haber başlıklarını şimdiden görebiliyordum. Cem'i arayıp haber vermek için biraz geç bir saatti. Yorgunlukla derin bir nefes verdim.

Sahil kasabasında sessiz sakin bir hayat sürmek istiyordum ama bunun için fazla yanlış bir meslek seçmiştim anlaşılan. Bir gün karımla, çocuğumla bu hayatı yaşayabilecek miydim merak ediyordum.

Yattığım yerden kalkıp Mutfağa geçerek sürahiyi, bardağı alıp tekrar odama gidip ışığı kapatıp yatağıma tekrar uzandım.

Bütün gün aklımda dönen bir söz vardı.

“Korkunun olduğu yerde aşk yoktur. Cesarettir sevmek...”

Ben bugün cesaret gösterdiğime inanıyordum. Tüm samimiyetimle duygularımı açmıştım ona. Karşılık alamamıştım belki ama sevgimden yana bir şüphesi olmamasını istemiştim.

Bir gün tekrar birini sever miydim? Bilmiyorum... Ama bu hisleri unutmak hiçbir zaman mümkün olmayacakmış gibi geliyordu.

İçimdeki hisler buhar olup uçsa bile bir gün yağmur olarak tekrar bana dönecekti. Biliyordum... Aynı kişi mi olur? Yoksa farklı kişi mi olur? Orasını zaman ve yaşananlar belirleyecekti.

🎬

Sabah Cem'den yaklaşık bir saat boyunca azar yedikten sonra Çekime gelmiştik. Ben hazırlanıyordum lakin Sıla daha ortalarda yoktu. Bir gözüm kapıda bekliyordum gelmesini.

Omzuma dokunulmasıyla kafamı arkaya çevirdim. Cemle Narin yan yana durmuş sırıtarak bana bakıyorlardı. Şaşkınlıkla oturduğum sandalyeden ayağa kalkarak Narin’e baktım. “Narin ne işin var burada?”

Narin gülerek koluma girip yandan bana bakarak konuştu. “Merhaba Egemen Bey beni hatırlıyor musunuz ya? Ben hafızanızdaki tozlu rafların arasında kaybolduğumu düşünüyordum.”

Göz devirerek kolumdaki elini tuttum. “Saçmalama! işlerin yoğunluğundan arayamadım. Sen niye buradasın?”

Sarı upuzun saçlarını eliyle omzuna alarak, etrafa bakıp mırıldandı. “Benimde bugün sahnem var. Konuk oyuncu olarak.”

Kaşlarımı çatarak ona baktım. “Haberim yoktu.”

Narin tekrar bana bakarak kafasıyla onayladı beni. “Bana da biraz ani oldu. Normal yani.”

Onunla konuşurken kapıya gözümün kaymasıyla Sılayla göz göze gelmemiz bir olmuştu. Bir bana bakıyor bir de Narin’e bakıyordu.

Ne yapacağımı bilemeyerek Narin’e döndüm. Cemle başından geçen bir olayı konuşuyorlardı. Bende olayı dinlemeye çalışarak dikkatimi onlara verdim.

“Bak şimdi biz her yaz-” eliyle beni işaret ederek konuşmaya devam etmişti. “Egemende dahil olmak üzere Arkadaşlarımızla birlikte bizimkilerin yazlığına gidiyoruz. Bu olayda iki üç sene önce falan oluyor işte. Biz Böyle sabahtan akşama kadar denizdeyiz. Artık saat gece iki buçuk üç falan bizim biraz uzağımızda da bizim gibi beş altı kişilik bir erkek grubu var.

Filizle bende denizden çıkmışız elimizde biralar dans ediyorduk. Ama hani biz bizeyiz ve Egemenle Ömer’in olmasına güvenip hiç umursamadan dans ediyoruz. Sonra Egemen o sırada bir yere kadar gitmişti ama Ömer yanımızdaydı. O da arkası dönük oturuyordu.

Bu bahsettiğim gruptan iki tanesi yanımıza gelip birden bizimle dans etmeye başlamasınlar mı?”

Gözlerimi bir iki saniye tekrar Sıla’ya çevirip nerede olduğuna baktım. Hazırlığa almışlardı onu da. Bakışlarımı ondan çekerek geri Narin’e döndürdüm. Abartılı el hareketleriyle, yeşil gözlerini kocaman açmış Cem’e olayı anlatmaya devam ediyordu. Nereden gelmişlerdi bu konuya anlamadım ki?

“Biz ama ne olduğu şaşırdık birden geldiler yanımıza. Egemenle Ömer’i de yanımızda görmüşlerdi ama çocuklar asla umursamıyor. Biz işte onları korkutmak için şey diyoruz. Erkek arkadaşlarımız var gidin falan diye ama dinlemiyorlar yani.

Kollarını falan omuzumuza atmaya çalışıyorlar. Ömer arkasını bir döndü baktı işte Filiz’in omzunda bir kol, diğeri bana yanaşmaya çalışıyor. O sinirle oturduğu yerden bir kalktı hararetle yanımıza geliyor. Onun arkasından da Egemen gelmesin mi? Olay olduğunu gördüğü gibi o da aynı sinirle koşuyor bize doğru.”

Narin bana bakarak gülüp heyecanla anlatmaya devam etmişti.

“Egemen tuttu kolundan bana sarılmaya çalışanı sonra Ömer’e de işaret verdi. O da diğer çocuğu tuttu. Bunlar o iki çocuğu kollarından denize sürükleye, sürükleye içine fırlattılar. Bu çocuklarda ne kadar içmişlerse ama ayılamadılar bir türlü hala bizim yanımıza gelmeye falan çalışıyorlardı.

Egemenle Ömer baktı olmuyor, çocukların kafalarından tutup ayılana kadar kafalarını suya sokup, sokup çıkardılar.”

Cem eli ağzında şaşkınlıkla Narin'i dinliyordu. Onun bu haline göz devirerek etrafı izlemeye başladım.

“Egemen sakin falan görünüyor belki ama asla öyle değil yani... Bir sinirli, içinde biriktirir, biriktirir birden tüm hepsini çıkarır.”

Narine dönerek kolumu omzuna attım. “Abartma Narin.”

Narin işaret parmağıyla Cem’e beni göstererek alayla güldü. “Bak bak nasılda kasılıyor.”

Cem onun bu dediğiyle gür bir kahkaha atara bir süre daha Narinle muhabbet etmişti.

Yönetmenin gelmesiyle Cem’i dürtüp son kontrolleri yaptırıp yerimi aldım. Bu sahnede Sıla yoktu. O diğerindeydi.

“Egemen Hazır mısın?”

Yönetmenin sesiyle ona doğru bakıp konuştum. “Hazırım.”

Eliyle işaret etmesiyle role girmiştim.

Bugün benim az bir sahnem vardı ama diğerlerini bekleyeceğim için tüm gün sette olacaktım.

🎬

“Egemen!”

Sıla'nın sahnesini izlerken birden omzumda ağırlık hissetmemle yana doğru düşer gibi olmuştum. Narin kolunu yandan boynuma sarmış Kulağımın dibinde bağırıyordu.

“Narin?”

Kolunu boynumdan çekerek önüme geçmiş sırıtıyordu.

Gözlerimi kısarak kafamı hafifçe salladım. “Hayırdır? Niye sırıtıyorsun?”

Ellerini arkasında birleştirmiş olduğu yerde sallanıyordu. “Acaba diyorum bana mı gitsek? Her zamanki yere.”

Elimi enseme atarak hafifçe ovalayıp bir süre düşündüm. Pek gidesim yoktu aslında evde vakit geçirmek istiyordum.

Narin kaşlarını çatarak tehditvari bir şekilde işaret parmağını bana doğru kaldırmış öne arkaya sallıyordu. “Sakın reddetme! Bayadır vakit geçirmiyorduk lütfen, hadi!”

Derin bir nefes vererek gözlerimi bezginlikle bir kez yumdum. “Tamam, gidelim.”

Narin sevinçle yerinde zıplayıp konuştu. “Tamam o zaman ben çantamı alayım, Menajerime haber vereyim, kapıda buluşalım.”

Onu onaylayarak Eceyle konuşan Cem’in yanına doğru gittim.

“Cem?”

Göz ucuyla bana baktı. Eceye son bir şey daha söyleyerek bana doğru döndü. “Gidiyor muyuz?”

Ece’nin yanımızdan ayrılmasıyla kafamı olumsuzca iki yana sallayarak konuştum. “Biz Narin’in arabasıyla ona geçeceğiz. Sen ne zaman istersen ayrılabilirsin.”

“Tamam o zaman bende birazdan çıkarım.”

Onu onaylayarak Sıla'nın olduğu tarafa baktım. Rolden çıkmış Ece ile konuşuyordu. Bu tarafa bakmasıyla göz göze gelmiştik.

Gözlerinde hiçbir duygu barındırmadan bana bakıyordu.

Narin’in yanıma gelmesiyle gözlerimi Sıla’dan çekip Narin’e baktım. Gülümseyerek bana bakıyordu.

“Hadi gitmiyor muyuz?”

Bende onun gibi gülümseyerek kolumu omzuna attım. “Gidiyoruz Baş belası. Yürü hadi!”

Setin olduğu gösterişli binadan çıkarak Narin’in arabasının önüne gelmiştik. Beyaz Mercedes’in anahtarını avucuma bırakarak mırıldandı. “Sen sürer misin?”

Anahtarı alarak Yolcu kapısını açtım. “Buyurun.”

Yolcu koltuğuna oturmuş kemerini takıyordu. Kapısını kapatarak kendi tarafıma geçip oturdum.

Kemerimi takacakken telefonumun çalmasıyla elimi cebime atarak arayana baktım. Kayıtlı olmayan bir numara arıyordu. Bu numaranın beni ikinci kez arayışıydı.

Araba süreceğim için aramayı susturup telefonu kapadım.

Narin merakla telefona bakarak sordu. “Kim ki?”

Umursamazca omuz silkerek telefonu geri cebime koydum. “Bilmiyorum, yanlış aramışlardır.”

Tam arabayı çalıştıracakken tekrar çalmaya başlamıştı.

Narin bana dönerek cebimi işaret etmişti. “Egemen aç bence. Baksana kaç kere aradı. Acil olmalı...”

Kararsız kalarak telefonu geri elime aldım. İçimde kötü bir his vardı. Telefonu hiç açmamam gerektiğini söyleyen bir his.

En sonunda dayanamayarak açmıştım telefonu. “Alo?”

Bir süre ses gelmesini bekleyip sabırsızca yerimde kıpırdandım. O sırada içimdeki hissi doğrulayan bir ses işittim telefonun ucundan. Uzun zamandır işitmediğim bir ses...

“Oğlum...”

Merhaba! umarım bölümü beğenmişsinizdir. Beğenmeyi ve bölüm hakkındaki yorumlarınızı yazmayı unutmayın. İyi Haftalar...

Bölüm sonu

9 yorum