İçeriğe geç

KENDİ HAYATIMIN AKTÖRÜ

Bölüm 6 · 13 dk okuma

KENDİ HAYATIMIN AKTÖRÜ

Bölüm 6

5. BÖLÜM

İyi Okumalar;

Filiz yanıma gelerek meraklı gözlerle elimdeki telefona bakarak kaşlarını hafifçe çatmıştı. “O kimdi?”

Telefonu cebime geri koyarak “Sıla aradı.” dedim.

Bu sefer imalı...imalı sırıtarak kaş göz yapmıştı. “Niye aramış?” diye sordu.

Umursamazca omzumu silkerek cevap verdim. “Senaryonun kopyası var mı diye sordu. Hem bir dakika kızım biliyorsun zaten senaryoyu senden istedim ya!”

Koluma girerek beni mutfağa doğru ilerletti. “Bunun için mi aramış sadece akşam...akşam?”

Bu dediğine gözlerimi devirerek kolundan çıkıp ona doğru döndüm. “Ne öğrenmek istiyorsun sen?” diye sordum. Bir süre gözlerini yüzümde gezdirip dudaklarını dışa doğru kıvırarak “Hiç, öyle merak ettim.” diyerek beni beklemeden mutfağa girdi.

Kafamı karıştırmıştı ama mantıksızdı. Sıla beni başka ne için aramış olabilirdi ki... Bu konunun üzerinde fazla durmayarak bende mutfağa girdim. Herkes masaya çoktan oturmuştu bile; Filiz, kocası Ömer ile gülerek konuşuyor. Cem de kuzeni Dilara ile didişiyordu. Yanlarına giderek masaya oturdum. Hep birlikte Rakı balık yapacaktık bugün, Filiz dışında o iki aylık hamile olduğu için sadece Alkolsüz bir şeyler içebilecekti.

Ömer bana yalvaran gözlerle bakarak Filiz'i işaret ederek sızlandı. “Egemen bir şey de Filiz’e tutturdu bende içeceğim diye.”

Kaşlarımı çatarak Filize döndüm. “Saçmalama Filiz! zararlı biliyorsun.”

Filiz gözlerini doldurarak dudaklarını büzmüştü. Titrek bir sesle “Canım çok istiyor ama...” diyerek lütfen der gibi kocasına çevirdi bakışlarını.

Ömer’le bakışlarımız kesişince kafamı yana eğerek ne yapacağız der gibi baktım. O da bana aynı şekilde baktıktan sonra bakışlarını karısına çevirmişti. En sonunda karısının dolu dolu olan gözlerine daha fazla dayanamamış olmalı ki teslim olmuş gibi ellerini havaya kaldırarak “Çay Bardağının yarısı. Tamam mı?” diye sorarak onay istedi Filizden.

Filiz sevinçle ellerini çırparak “Tamam kocam benim.” diyerek kocasının yanağına kocaman bir öpücük kondurmuştu.

Gülümseyerek izledim onların bu halini. Mutlulukları gözlerinden okunuyordu. Kadehimi havaya kaldırarak Filiz’le Ömer’i göstererek “SİZE!” diye bağırdım. Hepsi birden bardağını bardağıma tokuşturarak “HEPİMİZE!” diyerek bağırdılar.

🎬

Gür bir kahkaha atarak ayağa kalkıp oynamaya başladım. “OYNAMA ŞIKIDIM, ŞIKIDIM!” Bir yandan ellerimi sallarken diğer yandan Cem’le omuzlarımızı ileri geri hareket ettiriyorduk.

“EGEMEN EL SALLA KAMERAYA!” diye bağıran Filiz’e dönerek el salladım. Elinde telefon oturduğu yerden videoya çekiyordu yanında da Dilara vardı.

Şarkı birden değiştiğinde Ömer yanıma gelerek kolunu omzuma atıp “SEN AYRI TRENDE BEN AYRI GARDA!” diye bağırarak söylemeye başladı. Bende ona katılarak devam ettirdim. “YOLLAR AŞKIMIZA GÖLGE DÜŞÜRDÜ!”

Cemde yanımıza gelerek Ömer’e kolunu atıp o da eşlik etmeye başlamıştı. “GÜNLERİ AYLARI YILLARI SAYDIM!”

Omuz omuza bir sağa bir sola sallanarak tekrar hep birlikte bağırdık. “HAKKIM HELAL OLSUN SENDE HELAL ET! FERHAT ŞİRİN ASLI HEPSİ RİVAYET ELLER AŞKIMIZA GÖLGE DÜŞÜRDÜ DIRIDIRIRIM!”

Filizle Dilara yanımıza gelip bize katılınca ortam iyice cümbüş olmuştu. Kahkahalar havada uçuşuyor, dans edip şarkı söyleyip duruyorduk. Yarını, sonraki günü düşünmeden sadece bu ana odaklanmıştık.

Sonunda kendimizi yine sandalyelere bıraktığımızda önümdeki bardaktan koca bir yudum aldım. Ortam sessizleşmiş herkes kendi köşesine çekilmiş, düşüncelere boğulmuştu. Alkolün verdiği duygusallık, hüzün üzerimizde etkisini göstermeye başlamıştı. Filiz yanıma oturarak dirseğini masaya koyup çenesini eline yasladı. Bana doğru yüzünü dönerek mırıldandı “İyi misin?”

Derin bir nefes alarak ellerimle yüzümü sertçe ovuşturup cevap verdim. “Bilmiyorum.” Omzumu sıkarak gülümsedi. “Eğer cevabı bilmiyorsan bu soruyu ilk önce kendine sor Egemen ama dürüst ol. Ancak bu şekilde iyi olup olmadığını anlayabilirsin.”

Gözlerine baktım bir süre sonra karnına çevirdim bakışlarımı. Nereye baktığımı gördüğünde o da bakışlarını karnına çevirip okşadı yavaşça.

Gülümsedim bende onun bu haline. Sessizce konuştum. “İyi bir anne olacaksın.” Bana bakmadan cevap verdi sakince. “Bütün anneler iyidir Egemen.” Bakışlarımı kaçırarak önümdeki bardakla oynadım. “Hepsi değil maalesef...”

Filiz sakinliğini hiç bozmadan “Bazı annelerin öyle olmasının sebepleri vardır. Ağır sebepleri ama her anne yavrusu karnına düştüğü ilk andan itibaren içgüdüleriyle korur onu.” dedi sonra güldü hafifçe devam etti sözlerine. “Bakma benim Ömer’le uğraştığıma en çok ben düşünüyorum bebeğimi... anne olmak öyle kolay değil. Birden bir sürü sorumluluk alıyorsun üzerine.”

Ona bakarak karnındaki eline elimi yasladım. “Sen çok iyi düşünüyorsun Filiz ama biliyoruz ki hiçbir anne araya Hayati bir durum girmedikçe çocuğunu tek bırakmamalı.” Filiz bana dönerek gözlerime derin derin baktı. “Egemen affet anneni belki o zaman içindeki öfke soğur, rahatlarsın.”

Kafamı iki yana olumsuzca sallayarak konuştum. “Benim içimdeki öfke ancak o gelip benden af dilediğinde söner.”

Kıvırcık saçlarını geriye atarak kollarını kocaman açtı; sarılmamı bekliyordu. Onu daha fazla bekletmeden kolları arasına girip boğuk sesimle mırıldandım. “İyi ki varsın seni ablam yerine koyduğumu biliyorsun değil mi?” diye sordum. Güldü seslice “Biliyorum tabii şapşal! Sende iyi ki varsın.”

Ömer’in araya giren sesiyle ayrılmıştım Filiz’den “Oo Duygusal bir anı mı bozdum yoksa?” Ayağa kalkarak göz devirdim.

“Sanane lan!”

O da bana suratını buruşturup umursamadan Filiz’in yanına giderek sesini inceltip “Ne yapıyormuş benim karım? Çocuğum?” diye sorarak Filiz’in başından öpmüştü.

Bu görüntüyle yüzümü kusacakmış gibi yapıp karnımı tutarak öne doğru eğildim. “Ne cıvık Herifsin be! Vıcık vıcık.” Onlara kötü kötü bakarak karnımı tutarak mutfaktan çıktım. Hemen arkamdan bağırmıştı. “SENİ DE GÖRECEĞİZ EGEMEN BEY!”

Umursamayarak odama çıkıp yatağa bıraktım kendimi. Muhtemelen hepsi bugün burada kalacaklardı. Kendileri hallederlerdi artık.

Birkaç saat önce gelen aramayı düşündüm. Gerçekten altında farklı bir neden yatıyor olabilir miydi? Hemen vazgeçtim bu fikirden Sıla beni öyle durduk yere aramazdı.

Yataktan Kalkarak pijamalarımı giyip, lavaboya gidip geri yatağa yattım. Senaryoyu görebileceğim ve unutmayacağım bir yere koydum. Yarın öğleden sonra çekim vardı o zaman verirdim.

🎬

Üzerimi değiştirerek aynanın karşısına geçtim. Siyah Polo Yaka Tişört, altıma Siyah pantolon giymiştim. Güneş gözlüklerimi elime alarak aynadan son kez kendime bakıp çıktım odadan. Cem sabah evine gitmişti ama daha demin tekrar gelmiş girişte bekliyordu. “Geldim!” diye seslenerek yanına gittim.

Kapının önünde dikilmiş gülümseyerek bana bakıyordu. “Hadi çıkalım o zaman.” deyip kapıyı açtı.

Bahçeden çıkıp tam arabaya binecektik ki aklıma gelen şeyle açtığım kapıyı bırakarak Cem’e döndüm. “Evde bir şey unuttum. Alıp geliyorum hızlıca.” dedim ve der demez eve geri döndüm. Kapıyı açıp odama girdim. Güya unutmayayım diye senaryoyu yanı başıma koymuştum ama yine de unutmuştum. Senaryoyu alarak geri evin kapısını çekip bahçeden çıktım.

Cem elime soran gözlerle bakarak “Onu niye aldın?” diye sorarak cevabımı bekledi. Onu fazla bekletmeden “Sıla istedi, onunkisi kaybolmuş.” diyerek arabanın ön yolcu kapısını açarak bindim. Benim ardımdan Cem’de binerek arabayı çalıştırdı.

Çekim yaptığımız her zamanki evin otoparkına inip arabayı park etmiştik. Kapıyı açarak indim araçtan. Cemde inip kapıyı kapatıp kilitledikten sonra benimle birlikte binaya girip asansörün önünde beklemeye başlamıştı. Tam binecekken buraya doğru gelen Sıla’yı görüp asansör kapısını tutup gelmesini beklemeye başladım. Beni görünce kısa bir an duraksasa da yanımıza gelmişti.

“Merhaba.”

Gülümseyerek başımla selamladım “Merhaba.”

Önümden geçerek asansöre binmişti. Bende daha fazla oyalanmadan binip 23. Katın düğmesine bastım. Cem, Sıla’ya dönerek soğuk bir tonda konuştu. “Ece yok mu bugün?”

Sıla kafasını olumsuzca iki yana sallayarak yanıtladı onu. “Babası rahatsızlanmış gece o yüzden bir iki gün gelemeyecek.”

Cem hafifçe kafasıyla onaylayarak başka bir şey dememişti. O sırada derin bir sessizlik hakimdi Asansöre. Sıla yerinde kıpırdanıyor, bakışlarını kaçırıyordu. Kaşlarımı çatarak hareketlerine anlam vermeye çalışsam da verememiştim.

Dayanamayarak sordum “Bir sıkıntı mı var?” Kafasını yerden kaldırarak gözlerini kocaman açıp bakışlarını gözlerime dikmişti. “Yok... yok bir şey. Ne olabilir ki?”

Garip davranıyordu ama... acaba bana mı öyle gelmişti?

Gülmeye çalışarak “Tabii ne olabilir ki!” diyerek önüme döndüm. O da bir şey demeyerek önüne dönmüştü.

Asansörden indiğimizde Kapısı açık olan daireye girdik. Tüm set ekibi her zamanki gibi buradaydı. Yanlarından geçtiklerimize “Kolay Gelsin.” diyerek Makyaj ekibinin olduğu alana geldik.

Sude Hanım yanımıza gelerek neşeli bir şekilde şakımıştı. “HOŞ GELDİNİZ!” Kollarımıza girerek “Hadi hemen sizi alalım.”

Bir yandan bizi koltuklara oturtturmuş hazırlarken diğer yandan çaylaklarına direktifler veriyordu.

Sıla’ya dönüp ne yaptığını izlemeye çalıştım. Kafası eğik parmaklarıyla oynuyordu. Kafama takılmıştı onun bu hali... Üzgün müydü? Ona anlatılanlara, onunla konuşanlara sadece bakıyor tepki vermiyordu.

Ne olduğunu sormak istiyordum ama Asansörde sormuştum ve bir şey olmadığını söylemişti. Şimdi tekrardan sorarsam çok fazla üstelediğimi düşünecekti. Bu fikirden hemen vazgeçerek konuyu kendi içimde kapatmaya çalıştım.

🎬

Sonunda kamera karşısına geçtiğimizde yan yanaydık. Aysima’nın odasında olduğumuz sahneyi oynuyorduk.

“Arkadaşlar Hazırsanız giriyoruz Sahne bir; 3...2...1... Kayıt!”

Aysima’nın hüzünlü gözlerinin içine bakarak sordum. “Neyin var Aysima? Neden böylesin.” Aysima o uğruna kendimi feda edebileceğim gözlerini benden kaçırarak konuştu. “Bir şey olmadı Selim.”

Kolunu tutarak sertçe çevirdim kendime bu sayede bakışları bana doğru dönmüştü. Bağırır bir tonda “Var bir şey! Ve sen bunu benden saklıyorsun!” dedim. Derin bir nefes alıp kendimi sakin tutmaya çalışarak daha ılıman bir şekilde “Biz iki yabancı değiliz ki güzelim. Sen benim en değerli varlığımsın. Ben sana koşulsuz güveniyorum ama sen... sen neden bana güvenmiyorsun?” diye sordum. Bunu sormamla gözlerinden yaşlar su gibi akmaya başlamıştı.

Omuzları sarsıla sarsıla ağlıyor o sırada konuşmaya çalışıyordu. “Se-selim tabii ki sana güveniyorum. Ama bunu söylersem sana zarar vermelerinden korkuyorum.” diyerek daha çok ağlamaya başladı.

Gözlerimi kocaman açarak yüzünü avuçlarım arasına alıp “Kim bana niye zarar versin çiçeğim?” Dolu dolu gözlerini kırpıştırarak “Kuzenim Ahmet meğerse bana aşıkmış. Anlamadım ben ama gitmiş babamla konuşmuş gelip isteyelim demiş. Babam çok karşı görücü usulü evlenmeye bir de senle tanışınca karşı çıkmış. Benim kızımın sevdiği biri var diyerek kovmuş evden. Araştırmış seni Selim tehdit etti beni eğer ayrılmazsan canını alırım o adamın dedi.”

Duyduklarımla yerimden fırlayarak “NE DEMEK SANA AŞIKMIŞ LAN! BEN ONUN, SENİ TEHDİT EDEN DİLİNİ BİR KOPARTIRIM BİR DAHA BIRAK AŞK İTİRAFINI KONUŞAMAZ BİLE!”

“Kestik! Çok iyiydiniz arkadaşlar kısa bir mola veriyoruz.”

Rolden çıkarak Sıla’ya döndüm. “Yanımıza gel, yalnız kalma.” dedim. Kafasını olumsuz anlamda sallayarak kısık sesle mırıldandı “Gerek yok Sude Hanım’ın yanına gideceğim.” Tam ilerleyecekken kolundan tutarak durdurdum. Gözlerimi gözlerine dikerek biraz sinir birazda merakla “Gerçekten neyin var Sıla?” diye sordum.

Sıla sert bir şekilde kolunu çekerek sinirle konuştu. “Bir şey yok dedim ya Egemen! Niye üzerine vazifeymiş gibi aynı soruyu tekrarlayıp duruyorsun.”

İçimdeki tarifi olmayan hisle bir adım geri giderek bende onun gibi sert bir sesle cevap verdim. “Haklısın Sıla biz sadece meslektaşız. Ben meslektaşımın bir derdinin olduğunu düşünüp yardım etmek istemiştim ama gerek olmadığını çok net bir şekilde anladım. Bundan sonra iş arkadaşı seviyesini geçmem merak etme.”

Arkamı dönerek oradan ayrılıp Daireden çıkarak kendimi dışarı attım. Derin nefesler alarak sakinleşmeye çalışsam da olmuyordu.

Tamam Egemen sakin ol! Sen fazla değer vermişsin gerek yokmuş o kadarına.

Sonunda sakinleşip içeriye girdim. Cem beni görüp yanıma gelerek merakla “Nereye gittin?” diye sordu.

Ensemi ovalayarak “Boğuldum da biraz burada kapının önündeydim.” dedim. Cem omzuma dokunarak hafif telaşlı şekilde “İyisin dimi?” diye sordu. Gülümsemeye çalışarak soğuk sesimle “İyiyim Cem. İçerisi havasızdı ondan oldu.”

Sırtıma birkaç kez vurarak “Hadi gel.” diyerek beni ilerletti. Ona uyarak geri çekim yaptığımız alana döndüm. Sıla, Sude Hanım’ın yanında oturuyordu. Kısa bir an kafasını çevirip göz göze gelmiştik ama hemen kafasını geri çevirmişti. Fazla umursamadan Cem’e döndüm. “Dizi bitince bir tatile mi gitsek?”

Bıkmış bir nefes verip “Olur valla! Bu iş beni çok yoruyor.”

Kaşlarımı çatıp yapay bir sinirle “Demek öyle Cem Bey! Ee madem öyle ben seni uzun mu uzun bir izne çıkarayım. Şöyle bir iki sene hem baya bir dinlenmiş olursun.”

Cem şaşkınca gülerek “Şaka yapıyorsun dimi!” Gür bir kahkaha atıp devam etti. “Şakacı seni!”

Omzuna sertçe iki kez art arda vurarak “Hım şaka...şaka ama her an gerçek olabilir sen dikkat et bence.” diyerek uyardım.

Yönetmenin gelmesiyle hazırlanıp beklemeye başladım.

Yazarın ağzından;

Egemen Cem ile konuşurken Sıla dayanamayıp Egemen’e çevirdi bakışlarını. O kadar pişmandı ki ona söyledikleri için çok ağır konuşmuştu. Zamanı geri alabilse dün akşam o aramadan önceye alır ve Egemen’i asla aramazdı.

Sıla kendi iç dünyasıyla savaşıyordu. Bir yandan Egemen’in yanına gidip pişman olduğunu söylemek istiyordu. Diğer yandan “Boş versene Sıla bırak seni böyle tanısın. Bu sayede kendini benden kurtarmış olur.” diyerek özür dilemekten vazgeçiyordu.

İki kişide acı çekiyordu ama belki de böyle olması en doğru olandı.

Egemen çekim çıkışı çalan telefonuyla elini cebine atarak ekrana baktı. Ajansın müdürü arıyordu. Telefonu açarak kulağına yasladı. “Efendim Arslan abi?”

Telefonun ucundaki Arslan oturduğu koltukta dikilerek yüzündeki tebessümle cevap verdi. “Ne yapıyorsun Egemen?”

“İyiyim Arslan Abi. Çekim bitti daha yeni. Eve gidiyorduk Cemle.”

Arslan sahte bir kızgınlıkla “İyi bakıyor mu o Cem sana?” diye sordu. Güldü Egemen “Bakıyor...bakıyor Arslan abi merak etme sen.”

“İyi Aslanım. Ben sana başka bir şey söyleyecektim. Aslında ilk Cem’e söyleyecektim ama sesini duymak istedim.”

Egemen merakla telefonu kulağına dahada yaklaştırıp “İyi yaptın abi ne diyecektin?” diye sordu. Arslan heyecanla “Sana yeni dizi teklifleri geldi. Bir ara yanıma uğrayın da yeni teklifleri gözden geçirelim.” dedi.

Cem Egemen’in yanına gelip gözleriyle telefonu işaret edip ağzını oynatarak sordu “Kiminle konuşuyorsun?” Egemen de aynı şekilde ağzını oynatıp cevap verdi. “Arslan Abiyle.”

Cem kafasını sallayarak onayladı. Sonra eliyle Asansörü işaret ederek “Ben Arabaya gidiyorum.” deyip yanından ayrıldı.

Egemen, Arslan abisiyle olan konuşmasına geri dönerek “Tamam abi geliriz.” dedi.

Egemen Telefonu kapatarak Asansöre doğru baktı. Tam o sırada Sıla asansöre binmiş düğmeye basıyordu. Sıla ne yapacağını bir an bilemeyerek öylece kalakalmıştı. Asansörün kapısını tutsa mıydı acaba? Egemen Sıla’nın karar vermesine fırsat vermeyerek eliyle git işareti yaparak soğukça konuştu. “Git sen! Ben bir sonrakine bineceğim.”

Kapılar kapanana kadar bakışmışlardı tam kapanmaya yakın Egemen, Sıla’nın gözlerinden bir duygunun geçtiğini fark etti.

Pişmanlık...

Ama o kadar kısa bir sürede görmüştü ki kendi mi uydurdu? yoksa gerçekten gördü mü? kestiremiyordu.

Sıla kapılar kapanır kapanmaz sırtını geniş ayna olan yere yaslayarak tutundu. Elleri uyuşuyormuş gibi oluyor kalbi bir türlü düzenli ritmine dönmüyordu.

Nasıl olmuştu da bu hale gelebilmişlerdi anlamıyordu. Bizim aramızda bir şey bile yoktu ki “o zaman neden böyle hissediyorum?” diye sordu kendine defalarca. Kısa bir anlık etkilenme nasıl bu raddeye gelmişti de birbirlerinin kalbini kırabilecek kadar yakınlaşmışlardı.

Asansörden inerek Kapalı Otoparkta, Arabasını park ettiği yeri bulup bindi. Tam kemerini takarken Egemenin binadan çıktığını fark etmiş. O, Arabasına binene kadar izlemişti.

🎬

Egemen eve vardığında kendini Un Çuvalı gibi koltuğa bırakarak uzun bir süre o koltukta sessizce oturdu. Sılanın da ondan çok bir farkı yoktu. O da duşa girip çıktıktan sonra kendini yatağına atmış Örtünün altına girmiş Gözleri kapalı düşünüyordu.

Gece’nin ilerleyen saatlerinde Egemen oturduğu koltukta uyuyakalmıştı. Sıla ise biten Uyku İlacına lanetler okuyarak uykusunun gelmesi için çabalıyordu.

İki farklı karakterde kişi, iki farklı Hayat...Çok şey yaşamışlardı. Kırılmışlar kırıldıkça kendi benliklerini unutmuşlardı.

Egemen, evde olduğu zamanlarını, çocukluğunu doğru düzgün hatırlamıyordu. Boşluklarla doluydu onun zihni... Aile denilince; babasından yediği azarlar, annesinin onu korumayışı, evden ayrılışı... gözünün önüne geliyordu. Egemen Bölük Pörçük hatıralar arasında kayıp olmuştu.

Sıla, Egemen’in tam tersiydi. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar hatırlıyor. Hatırladıkça kini daha çok bedenini ele geçiriyordu. Uykularını kaçıranda geçmişiydi. Anı yaşayamamasını sağlayanda...

Öğreneceklerdi farklı olduklarını. Ya birbirlerini tamamlayacaklardı ya da ayrı yerlere serpileceklerdi. Kırık parçaları toplayıp birleştirmek tamamen onların elindeydi.

Egemenin ağzından;

Kısık gözlerimi aralayarak ne olduğunu anlayamadan yataktan fırladım. Kapı zilim hiç durmadan çalıyor. Evimin kapısı kırılacak derecede yumruklanıyordu. Hızlıca gece sıcaktan yere attığım şortumu altıma geçirerek kapıya koştum. Kapıyı açmamla bana doğru inen yumruğu tutarak çatılan kaşlarımla yumruğun sahibine baktım.

Cem alnından akan ter damlacıkları ve yüzündeki telaşlı ifadeyle yüzüme bakıyordu. Avcumun arasındaki bileğini sertçe iterek yükselen ses tonuma engel olamayarak sinirlice sordum. “NE YAPIYORSUN OĞLUM! SABAH SABAH DERDİN NE?”

Cem ifadesini hiç bozmadan “LAN NİYE AÇMIYORSUN TELEFONUNU?” diyerek azarladı beni. Bu şekilde uyanmanın verdiği gerginlikle sinirle soluyarak “Sessizdedir Cem bu yüzden mi kapıyı alacaklı gibi çalıyordun?”

Cem yüzüme alayla bakarak “Anlaşıldı sen daha haberlere bakmamışsın.” dedi. Anlamayarak Cem’e baktım. “Ne Haberi?”

Cem Çantasından Tabletini çıkararak bana uzatmıştı. “Al! Kendin bak.”

Gördüğüm haber yazısıyla gözlerimi iri iri açarak dahada yakından bakmak için iyice dibine girdim. Beynimden aşağı sinir yağıyor. Hayal kırıklığı tüm dengemi sarsıyordu. Elimi kapı kulpuna koyarak destek almak için yaslandım.

Cem elini omzuma atarak bir şeyler söylüyor. Elimde sıkıca tuttuğum tableti almaya çalışıyordu. Görüşüm bulanıklaşıyor, sabit bir yerde tutamıyordum.

Cem yüzümü avuçları arasına alarak sarstı. “EGEMEN! EGEMEN BANA BAK ABİ!”

“EGEMEN!”

Umarım bu bölümü beğenmişsinizdir. Beğenip yorum yaparsanız çok mutlu olurum. Hepinize iyi haftalar diliyorum.

Bölüm sonu

7 yorum