Reyyan
O ümitsizlikle baktı bana. Tıpkı bir dipsiz kuyu gibi derin bakışları daha çok canımı yakıyordu.
Karşımdaki esmerin adaşı arkadan seslenip koşarak yanımıza geldi. "Mert oğlum ne oldu kim b-" beni görmesiyle sözü kasilmişti. Ağzı açılmış şaşkınlıkla bakıyordu. Karşımdaki esmer derin hüzünlü bakışlarını benden çekip ona döndü "bizi yanlız bırakırmısın" dedi. Şaşkın çocuk şaşkınlığına cevap bulma ümidiyle red etti "Ama Mert". Mert sesini hafif yükseltip tekrar etti " Mert efe bizi yanlız bırakırmısın". Efe yüzündeki şaşkınlığı silmiş Merti ikna edemeyeceğini anladığında en iyi çağrenin bizi yanlız bırakmak olduğunu düşünerek gitti.
Mert biraz daha yaklaştı ve titrek sesi ile konuştu "Çok korktum" dedi. Kendisini zorluyordu gözyaşlarının firar etmemesi için.
Ben hala ona duygusuzlukla bakıyordum. "Özür dilerim" demişti işte. Ben ondan bu özürü kendi içimde yalvarıcasına isterken onun aklına 1 hafta sonra burada söylemek gelmişti. Ama artık herşey için çok geçti.
Tekrar sarılmak istedi yine izin vermedim. Kalbimi önce bir ateşin içine fırlatıp sonrada kalbimi oraya terk etmemeliydi. Ne yazıkki gerçekler bu. O belki göz yaşlarının firar etmesine izin vermemişti ama ben daha dayanamamıştım. Göz yaşlarım birer birer kendini bırakıyor ve onun kalbini ateş edasında yakıyordu.
Dayanamadı. Tıpkı kalbim gibi kanayan, bileğimden habersiz tutup kendi göğsüne çekti beni. Ben ise kanayan bileğimin acısından dolayı dahada fazla göz yaşı döküyordum. Çenesini başıma koymuş gözyaşlarının firar etmesine izin vermişti. Firar eden göz yaşları ıslak saçıma düşüyordu tek tek. Bileğimi tuttuğunda eline gelen ıslaklığı garipsemiş olacakki geri çekilip kendi eline baktı.
İşte o kırmızı sıvıyı görünce koyu kahve gözleri sanki mümkünmüş gibi dahada koyulaştı. Artık gözlerinde o hüzünü göremiyordum hatta hiç bir duyguyu göremiyordum. Ruhsuz luk içinde bakıyor
kendi eline.
Yağmurlar eline düstükçe kan yavaş yavaş gidiyordu elinden. Dayanamadı bu ruhsuz luk içinde bakmaya dayanamadı. Kafasını bir hışımla kaldırıp fısıldadı. "Ne bu" sonra üzerinde benim kanım olan eli ile bileğimi tuttu kendisine çekti. Kanayan bileğime bakınca hem onun hem benim kalbim kanadı. Sabredememiş yada katlanamamış olacakki tekrar titrek ve yüksek şekilde konuştu. "N-ne bu Reyyan!" cevap veremedim. İçimde hala ona karşı nefretimi barındırırken ona acıyamazdım ki şu anda kendime acımalıydım.
Kolumu sertçe çektim, zamanında beni iteleyen o ellerinden. Sabredemedim bağırdım "Sanane! Mert sanane, sen kimsin ki karışıyorsun!" bu duydukları canını çok yakmıştı belliydi. Konuşmak için ağzını açtı ama geri sustu çünkü benim acım onu susturacağını çok iyi biliyordu.
Döndüm arkamı, tıpkı o gün bana arkasını döndüğü gibi. İşte şimdi duygularımı anlatan şarkıyı açmalıydım. Genelde hep duygularımı dinlediğim şarkılarla anlatırdım. Şarkı listemden o şarkıyı bulup açtım
"Her nefeste son geliyor"
"Bildiğim sende kalsın sen yalancı baharsın"
"Artık senin olmam diyor"
"Sen yalancı bir son bahar"
"Ben sevdalı koca çınar"
"Kaç mevsim benden aldın, kaç sevda geri verdin"
"Ruhum sana kanmam diyor"
Derin bir nefes verdim yağmurlu havaya. Çoktan bir ana okulunun çardağına gelmiş oturuyordum.
Burası çok karanlıktı tıpkı Mert'e olan nefretim gibi. Karanlıktan çok korkuyordum ama korku kelimesi bu aralar çok işlemiyordu.
Ben düşüncelerin esiri olurken arkamdaki sokak lamdası yüzünden bir gölge düştü önüme. Şu an lafımı geri alıyorum çünkü çok korkmuştum tam o sırada bir cızırtı sesi geldi ve ben bilincimi kaybetmiştim...
Başımın ağrısıyla inleyerek gözlerimi açtım bir dakika
Benim yatağım
Benim dolabım
Burası benim odamdı 1 hafta önce gelmeyi bıraktığım evimdeki odamdı.
Odaya yaklaşan ayak seslerini duyunca açtığım gözlerimi geri yumdum. Kapı açıldı "Reyyan" işte bu annemin sesiydi hayır mutlu değildim keşke yumulu olan gözlerim hiç açılmasa.
"Reyyan hadi uyan artık" dediğinde mükemmel oyunculuğumla gözlerimi yeni uyanır gibi açtım. Gözlerimi açtıktan sonra şaşkın bir tepki verdim. Annem gelip yanıma oturdu "Keşke böyle yapmasaydın Reyyan" dedi ve nefes verdi "Çok korktuk" annemi uzun zaman üstüne ilk defa bukadar sakin yaptıklarıma kızmamış bir şekilde
görüyordum.
Ben hala ciddi anlamda şaşkındım. Neler olduğunu çözemiyordum. Tabi ya en son ne olmuştu. En son arkamda bir gölge ve cızırtı sesi. Gerçekten ürpermiştim.
Annem uzanıp sarıldı ve yaralı bileğimi tuttu. "Bir daha sakın böyle bir şey yapma" dedi korkmuş bir şekilde. Saçlarımı okşadı ve "Kahvaltını hazırladım okula sakın geç kalma" dedi ve gitti. Ben ise hala olanların şokundan çıkamamıştım...
Kahvaltımı yedikten sonra yola çıkmıştım. Çok saçmaydı ben 1 hafta eve gelmemiş kimseye haber vermemiştim buna rağmen annem hiç birşey dememişti. Bileğime baktım. Evet muhtemelen annem dün sarmıştı...
Derin bir nefes verdim şu an sınıf kapısının önündeydim. Kim ne diyecek hangi biri ile uğracaktım ama bildiğim tek bir şey vardı. Hepsi çok anlayışlı insanlardı. Nefesimi tuttum ve içeri girdim.
Gözlerim o üçlüyü aramıştı en değerlilerim. Asel, Hayal ve Deniz.
İçeri girdiğimi gören Deniz'in okyanus mavisi gözleri her an taşabilirdi. Beni tıpkı bir düş olarak düşündü gözlerini kapattı ve başını salladı ben ise ruhsuz bir şekilde kapının orada bekliyordum. Gözlerimi Asele yönlendirdiğimde, yenilgisinin yasını tutan bir lider gibi, başını gömen Hayale yaslanıyordu. Aselin gözleri dolmuş boşluğa bakarak içindeki acıları kimsenin duymayacağı şekilde göz yaşlarıyla haykırıyordu. Sınıfa göz attım erkekler camın önünde toplanmış önemli birşey konuşuyorlarmış gibi ciddiydiler. Ateşin elinde ona altığım tospik vardı ve bir hayli üzgün gözüküyordu diğerlerinin arkası dönük olduğu için dikkat etmedim ama Mert'in yanlarında olmaması gözümden kaçmadı.
Geri döndüm Deniz ile bakıştık ve Asele döndü "Sanırım üzüntüden şizofren oldum" diyerek hüzünlü bir nefes verdi ama hayır Asel normalde bu cümleye gülerdi ama tek bir mimik oynatmadı. Kafasını kaldırdırırken gözleri bende takılı kaldı. Şaşkınlığını saklamadı. Duruşunu dikleştirdi ve bakmaya devam etti. Ağzını araladığında "Sanırım bende" dedi. Yenilgisinin yasını tutan Hayal hiç birşey anlamamış bir şekilde başını kaldırdı.
Beni gördüğünde gözlerinde o yasın bir anda uçup gittiğini gördüm başımı sağ tarafa çevirdim ve öğretmenler masasına baktım.
Yapamadım gözlerimin dolmasını engelleyemedim
1 hafta önce
"Bağırma bana!" diye haykırdım Merte. Şu an kavgamızın nedeni aklıma geldikçe sinirleniyor vurup kırmak istiyordum her şeyi. "Bağırıyorum oldumu lan!" dedi sinirden gözü körelmiş Mert. Hala o sürtüke inanıyor sırrını benim tüm okula yaydığımı düşünüyordu. Tüm sınıfın önünde yaptığımız kavga tüm dozuyla şiddetini arttırıyordu. "Yeter Mert!, o sürtüğe inanmayı devammı edeceksin! Sana inanamıyorum"
Gerçekten inanamıyordum daha dün bana İyiki sevgilimsin en güvendiğimsin demişti ne ara bana güvenmeyi bırakmıştı
Bir anda üzerime yürümeye başladığında Hayal daha dayanamamış ayaklanmıştı ben ise elimle ona dur demiştim.
"Bir daha o kıza sürtük dersen sonu kötü olur Reyyan" diyerek tıslamıştı Mert. Ben ise hiç bir lafın altında kalmadığım için ona doğru yürüyerek "Bir daha sürtük dersem ne olurmuş Mert" diye tısladım "İşte ozaman sana acımam" dediğinde daha fazla sinirlenmiştim. "Diyorum lan! Sürtüğün teki özge varmı" derken omuzlarından iki defa ittirmiştim fakat o yerinden bile kıpırdamamıştı
Şu an karşımda öfkesi yüzünden gözleri kararan çocuk beni öyle bir sert ittirmiştiki tam o sıra Hayal olaya el atmak istemişti ama başaramamıştı. Ben o kuvvetle yere düşerken öğretmen masasının köşesine kafamı çarpmıştım tam o sırada Ateşin "hayır" diye fısıldadığını duydum. Ben bayılan gözlerimle Merte bakıyordum ama o bana arkasını dönüp gitmişti. İşte o an kendimi karanlığa bıraktım.
Asel
Ben ne ağzımdaki elimi çekebiliyordum nede yere yığılan Reyyanın yanına gidebiliyordum.
Göz yaşlarım birer birer firar etmeye başlamıştı. Reyyan elleri kafasında bayılmıştı. Hayale döndüm içinde bir liderin yenilgisi vardı bir ablanın hüzünü vardı kardeşine, bir burukluk vardi. Belki kandan değildi ama canından olan kardeşini orada öyle görmenin burukluğu vardı.
Dayanamadı Hayal. Kardeşini öyle görmeye dayanamadı dizinin üstüne eğildi. Sarıldı kardeşine kucağına aldı fakat Reyyanın başını tutan ellerini tuttuğunda Hayal "Hayır!" diye haykırdı elini herkezin göreceği şekilde hafif yukarı kaldırdığında elinden o kırmızı sıvı damlıyordu. Fark etmeden tuttuğum nefesimi titreyerek ve herkezin duyacağı şekilde bıraktım "hayır" diye fısıldadım herkez ayaklanmıştıki hepsinden önce koştum ve Reyyanın ayaklarının yanına attım kendimi.
Kapalıydı gözleri neden kapalıydı her yerim gibi titreyen elimi Reyyana uzatmak istedim ama olmadı. Arkamda tüm sınıf vardı ve Berkin boğuk sesini duydum "Deniz Aseli al götür" farkındaydı şu an nasıl bir durumda olduğumun herkez farkındaydı. Biliyordu en çok Reyyana bağlı olduğumu herkez biliyordu.
Şimdiki zaman
Reyyan
Yapamadım bu anı ben bayılana kadar olan anı benim göz yaşlarımın firar etmesine neden oldu. Hayal kalktı ve yanıma geldi gözleri uzun zaman üstüne beni görmenin mutluluğundan parıldıyordu. Açtı kollarını uzun zaman üstüne özlemiştim onu sarıldım boynuna. Her zaman beni güvende hissettiren kokusunu doldurdum ciğerlerime.
O sırada diğerleri ayaklandı ve yanımıza geldi. Aselle bakışırken Ateşin sesini duydum "Lan ya şizofren oldum yada ben gerçekleri görüyorum" dediğinde tüm sınıf bakmıştı bana hepsinin yüzünde beni görmenin mutluluğu vardı. Onlarda benim hastaneden tekbaşıma çıkıp ortadan kaybolduğumu biliyordular. Annem kahvaltıda anlatmıştı bunları ama anlattığı bir şey daha vardı
Asele döndüm gözleri dolu olan kız sarıldı bana ve ilk defa korkularını umursamayıp herkezin içinde bagıra bağıra sesli bir şekilde ağlıyordu. Kıvırcık saçlarımın arasına burnunu sokuyor kokumu içine çekiyordu. Ben ise sırtını sıvazlayıp geri geldim diyordum. Bir süre sonra geri çekildi ve Denize döndüm
"Gel buraya Şirin'e dedim" ve kendi göğsüme çektim onu o da ağlıyordu. Onun mavi gözlerinden yaş gelmesin istemiyordum ama ağlıyordu. Onunla da ayrıldıktan sonra hem Aselin hem Denizin göz yaşlarını sildim o sırada Ali gelip "Çok korkuttun bizi kaçak" dedi ve sarıldı gerçekten korkmuştu. Hepsi ile sarıldıktan sonra "Nerede o" dedim Hayale bakınca en az benim kadar öfkeliydi.
NOT ÖNEMLİ:
arkadaşlar (...) zaman atlaması anlamında zaten anlamışsınızdır. Fakat 1. Bölümde (...) yoktu sadece boşluklar vardı kusura bakmayın.