Hayat seçimler ve sonuçlarından ibaretti. Her seçimin iyi yada kötü sonucu olurdu. Bazı sonuçlar kötü olsada seçimlerden vazgeçilmezdi. Ben ondan vazgeçmiyecektim.
Benim adıma alınan kararların değilde kendim için aldığım kararların arkasındaydım. İki gün olmuştu o tutuklanalı. Bize hiçbir bilgi paylaşılmamıştı üstüne üstlük sorgumuzu almışlardı.
Aras ile aynı ekipte olduğumuz için onun katil şüphesi bizide şüpheli yapmıştı. O bir katil iken biz nasıl bunun farkında değildik. O kadar ki bize ona ortak olmamızla bile suçlamıştılar. Polis olduğumuz için Asır'da bende üzerimize neden geldiklerini biliyoruz. Bizden hiçbir şey çıkmadığı için üzerimizde ki elleri azda olsa çekilmişti.
Ama Aras'ı iki gündür hiç görmemiştim. Onunda sorgusunu almışlardı. Bizim suçluları sorguladığımız o odada sorgulanan Aras'tı.
Nişan gecesi o götürürdükten sonra insanları umursamadan bende çiftlikten çıkmıştım. Bu süreçte ne çiftliğe gitmiştim nede onlarla konuşmuştum. Babam ise ne aramıştı ne sorgulamıştı. Sessizliği beni ürkütüyordu.
Merve'nin getirdiği kıyafetleri gitmiştim ama evime de gitmemiştim. Defne ve Bige emniyete gelmişlerdi ama yapacak hiçbir şey olmadığı için çiftliğe geri dönmüşlerdi.
Asır'da bu süreçte emniyetten hiç gitmemişti benim yanımdaydı. Aras'ı hiçbir şekilde görememiştik. Kimseyle görüşmesi sağlanılmıyordu. Onu tutukladıklarına göre ellerinde derin kanıtlar olmalıydı yoksa bir polis hiçbir şekilde öyle tutuklanılamazdı.
Omzumda hissettiğim el ile yerde ezberlediğim fayanstan bakışlarımı çektim. Sandalyede ayaklarımı açıp otururken dirsekleirmi bacağıma koymuştum. Ellerimle yüzümü ovuşturup yanımda oturan Asır'a baktım. İkimizde iki gündür bir şeyler yapmaya çalışıyorduk ama hiçbir şey bilmediğimiz için bu çok zordu.
Güven verircesine gülümsedi "Her şey açığa çıkıcak. Başkomiserin suçsuz olduğunu biz biliyoruz bu ortaya çıkıcak" omzumda ki elinin üzerine elimi koydum. Elimin soğukluğundan dolayı irkildiğinde "Biliyorum" diyebildim başka bir şey değil.
Bu süreçte Kuzey avukatlığa geri dönmüştü ve geri dönüşü Aras'ın avukatı olarak olmuştu. Aras'ı sevmiyordu ama bu süreçte adli işlemler ile ilgilenip bana haber vermişti.
Kapıdan giren Kılıç ile Asır'la ayağa kalktık. Aras'ın neden tutuklandığını biliyordu ama mahkeme kararıyla kimseye bilgi verirmiyordu. Karşımıza geçtiğinde yutkundu "Size göstermem gereken bir şey var" dediğinde yüzü tedirgindi.
Aras tutuklandığında onun mutlu olmasını beklerken o iki gündür tedirgindi. Aras'ın doyasıyla ilgilenmişti. Bilmiyorum ama Aras'ın başına gelenlerden üzgün gibiydi.
"Ne göstericeksin?" Asır Şüpheyle baktı. Aras'ı tutuklayan Kılıç olduğu için ona karşı nefret besliyordu. "Avukatınız iyi iş çıkarıyor. Aras'ın tutuklanma sebeplerinden bazılarını size göstereceğim ama bir kısmını dosyanın gizliliğinden dolayı gizlemek zorundayız" Ne kadar kanıt olabilirdi ki?
İçeri giren Kuzey ile ona döndüm. Yüzünde gördüğüm umutsuzluk yaktığım mumları camdan esen bir rüzgar gibi söndürürken ona bakmaya devam ettim. "Otur" elindeki bilgisayarı önümde ki sehpaya bilgisayarı koyarken beni omuzlarımdan tutup sandalyeye oturttu. Göreceklerime hazırlamak ister gibi.
Önümdeki bilgisayarı açarken ekran karanlıktı Asır benim diğer yanıma geçerken Kuzey diz çöktü önümde. Bir elimi avuçlarına aldı. Her zaman yaptığı gibi gülmesini istedim ama onda üzgün bir ciddiyet vardı. Bana her şey şaka dese ona inanırdım ama söylemedi.
Gözlerini benden kaçırdı "Çağla bazı deliller dosya gizliliğinden dolayı gizli siz hatta ben dahi her şeyden haberdar değilim. Ama bazı delillere ulaşabildik çok küçük kısmına" derin bir nefes verdi. O konuştukça göğüs kafesime uygulanan ağrı canımı yaktı.
"Sana bir video izleteceğim ama lütfen sakin ol. Bu video incelendi ve gerçek oynanmamış yani. Sakin ol ve üzülme lütfen" üzüleceğimi biliyordu ama beni hazırlıyor gibiydi.
"Ölen adamlardan birinin iş yerine ait bir kamera görüntüsü var" Kuzey gözlerimin içine baktı tereddüt etti ama yaptı. Bilgisayarda açtığı bir video vardı. İki yanımda duran Asır ve Kılıç dikkatle izliyordu. Göğsümün ağrısı arttı.
Ekranda bir dükkan vardı. Dükkanın köşesinde ki kamera kaydı olmalıydı. Yerde kanlar içinde yatan bir adam vardı ama benim dikkatimi çeken ona ardı ardına saplanan bıçağın sahibi.
Üstünde ki sweatin kapşonunu kafasına geçirdiği için onun yüzünü göremiyorduk. Siyah kıyafetleri içinde bize sırtı dönüktü. Yere diz çktüğünde önünde ki kanlar içinde kalan bedene baktı. Adam otuzlarında olmalıydı. Saçlarının bazı yerlerinde beyazlıklar varken ağzından akan kan yere dökülüyordu.
Kapüşonlu adam elinde ki bıçağı sadistçe önünde yatan adamın üstüne yavaş yavaş
sürterek sildi. Daha sonra bıcağı adamın üstüne bırakıp ayağa kalktı. Uzun boyu küçük dükkanda kendisini belli ediyordu. Elinde ki siyah eldiven ve üstünde ki çekete baktım. Görünürde hiçbir yeri belli değildi. Ta ki yüzünü bize dönene kadar.
Ağzımdan çıkan bir iniltiyle öne eğildim. Kuzey ellerimi tutarken ben dişlerimi dudağıma geçirdim. Gördüğüm yüze baktım.
Aras'a
Kafasında kapüşondan dolayı sadece yüzü görünüyordu. Kahverengi gözleri, yeni tıraş olmuş yüzü. Sadistçe kıvrılan dudaklarından beliren gamzeler beni daha fazla kahrederken ağlamadım. Ağlıyamadım. Sadece geçip giden yüze baktım.
Kuzey bilgisayarı kapatırken Asır'ın sinirle masaya vurduğunu duydum "Olamaz öyle bir şey! Başkomiserim... Nasıl ya!" Asır hislerinden dolayı konuşamaz hale gelirken kafamı kollarımın içine gömdüm "Video incelendi gerçek" Kuzey'in açılan yarama tuz dökmesiyle dudaklarımı sıkıca birbirine sıktım.
Ağzımın içinde kendi kanımın tadını alırken ağlamak isteyen gözlerimi yumdum. Ayağa kalktım odanın içinde tut atarken ellerimi saçlarımı geçirdim. Ne bağırabildim ne ağlayabildim.
Biraz önce izlediğim video bütün hayallerimin sonuydu. Göğsümde ki ağrı bir diken gibi kalbime batarken tek hissettiğim acıydı. Saf bir acı. Bir kaç dakika nasılda hayatımın sonu olmuştu. Geri bugüne kadar ne zaman sona geldiğimi düşünsem hep yeniden başlamıştım. Ama yeni başlangıçlarım daha ağır yüklerle olurdu. Her başlangıcında ağır yüklerim omzumda devam ettim. Ne omzum ne kalbim yeni bir başlangıcı kaldıramazdı. Benim için sadece bir son vardı.
Kedinin dokuz canı vardı benim tek bir canım kalmıştı onuda Aras'ın avuçlarının içine bırakmıştım.
Odanın içinde dönerken Aras'ın gülüşü ortaya çıkan gamzesi göründü gözümün önüne. Hayır o böyle bir şey yapamazdı. Ama videoda izlediğim adamın yüzü belirdi gözlerimde. Aras'da hiç görmediğim sadistçe gülümseme. İlk defa Aras'ın gamzeleri içimde mutluluk değilde huzursuzluk oluşturmuştu.
Bileğimin tutulmasıyla yürümeyi bıraktım "Çağla!" Kuzey konuşmak istiyor ama ne söylemesi gerektiğini bilemediği için susmuştu. "Ben hava alıcağım" kolumu ondan kurtarıp çıktım. Etrafımda ki kimseyi umursamadan ilerledim.
Ne omzunda çarptığım insanlar nede etrafımda konuşulan konular umrumdaydı. Arabaya bindiğimde düşünmeden sürdüm. Hava kararıyordu dün şiddetle yağan yağmurdan sonra bugün havada sessizlik vardı.
Nereye sürüceğimi düşünmeden sürdüm. Gözlerim yoldaydı ama video kaydında gördüğüm yüz sürekli gözlerimin önünde beliliyordu. Günlerce beraber zaman geçirdiğim adamın bunu yapmasına inanamıyordum fakat o videoda gördüklerim öldürmeye alışmış yüzünde zerre şaşkınlık olmayan bir adamdı. Yapmadı diyen tarafımın ağırlığını yüreğimde bir sızı gibi hissederken beynim yaptı! O yaptı! Diyordu. Kamera kaydı vardı ve bize gösterilmeyen başka delirlerde vardı. Belki parmak izi yada başka bir şey.
Altı kişi ölmüştü. Arkasında delil bırakmamak çok zordu. Elbette iz olurdu. Ama bu kadar kanıt nasıl olabilirdi. Başımı omzuna koyduğum, beraber spor yaptığım nişanlandığım adam bu olabilir miydi?
Düşünemiyordum, beynim ve kalbim doğruyu bulmak isterken kaldığım Araf'ta ezildim.
Yine o kumsala gelmiştim. Kuzey ile çocukken çiftlikten kaçarak geldiğimiz bu sahildeydim yine. İstemsizce kendimi yine bulmuştum. Kumun içinde yürüdüm öylece. Dalgalanan suya aldırmadan yakınında bir yere oturdum. Öylece akıp giden suya ve ilerisinde batmak üzere olan güneşte takılı kaldım.
Aras tutuklandığında kendimi o yapmadı diyerek oyalamıştım ama kesin kanıtlar olmasa onu tutuklamazlar sözü sihnimde dolaşıp durmuştu. Bir başkomiserin yaptığı düşünelen bu olay halka gösterilmesi büyük tepki toplardı. Bu yüzden her şey gizliydi. Dosya gizli yürütüldüğü için bizlere kesin sonuçlar yada belli deliler sonmuyorlardı. Aras'ın sorgusu devam ediyordu çünkü kabul etmiyordu. Yapmadığını idiha ettiği içindi sürem sorgular.
Acaba şuan nasıldı? Ne hissediyordu? Başkomiserlikten katilliğe. Hissettiğim kanın tadıyla yüzümü buruşturdum. Dizimi kendime doğru çekip kollarımla sıkı sıkı sarmaladım. Çenemi bacağıma dayadım sanki kollarımın arasında kaybolmak istercesine. Soğukta sahile gelen çok kişi yoktu tek tük kişiler vardı.
Su ayağımın yakınında gelip giderken öylece izledim. Ağlamak isteyen gözlerimi sıkıca kapattım. Ocağın son günleri horyat rüzgarlar eşliğinde eserken saçlarım dağılıyordu.
Aras'ı düşünmemek istedim çünkü bu gözlerimin ağrımasına sebep oluyordu. Etrafımda ki tek tük insanlar vardı. Bir kızın çığlık sesi ilişti kulağıma. Başımı omzumun üzerinde çevirdiğimde benden uzakta ama seslerini duyabileceğim uzaklıkta üç kız vardı.
Yere serdikleri örtüye oturmuş üç kız. Önlerinde yığınca kitap, kağıt, defter vardı. Galiba öğrencilerdi ama bu havada bu sahilde ders çalışmak doğru bir karar değil gibiydi. Bir taraftan uçan kağıtları tutmaya çalışan siyah omzunda salınan uzun saçlı kız sinirle nefes verdi. Bıkkınfı galiba "Başlicağım senin ders çalışma fantazine!" yüzü bembeyazken korelileri anımsatıyordu küçük burnu ve kalp şeklinde dudaklarıyla.
Siyah saçlının söylediklerine alınmak yerine gülen kıza döndü bakışlarım galiba fantezin sahibi bu uzun saçlı kızdı. Uzun kumral saçları açık olduğu için kendi yüzü dahil etrafa uçuyordu bu rüzgarda açık bırakmamalıydı gerçi beninkide açıktı. Diğerlerine göre daha yumuşak yüz hatlarına sahipti. Sürekli gülüp kıkırdıyordu diğerlerinin aksine. Öyle içten gülüyordu ki onu izlerken yüzümde oluşan tebessümü sonradan farkedebilmiştim. Kahverengi gözleri Işıl ışıl parlarken diğerlerinin aksine mutluydu. Gülmek ona yakışıyordu cıvıl cıvıldı.
"Şu saçlarını çek yolacağım şimdi" kumral kızın yanında oturan sarışın kıza kaydı bakışlarım. Sarı saçlarını at kuyruğu yaptığı için yüzünde ki güzel makyaj kendini belli ediyordu. Üzerinde kıyafete ve makyajına baktığımda aralarında şıklığa en düşkünü o gibiydi. Sarı saçları, mavi gözleriyle güzel bir kızdı. Üçüde güzeldi aslında kumral, sarışın, siyah.
İstemsizce onları izlemeye devam ettim "İyi ki ders çalışmak için geldik ne kadar verimli anlatamam size" siyah saçlı kızın siyah gözleri dikkatimi çekerken çatık Kaşlarla karşısında ki iki kıza bakıyordu. "Of Afra söylenme işte" sarışının azarını yedikten sonra önündeki kağıtlara geri döndü bakışları. Sarışın ve kumral kendi aralarında kağıt ve uzun saçın önüne geldiği hakkında kavga ederken siyah saçlı yani adını yeni öğrendiğim Afra söylensede kaçamak bakışlarla kızlara bakıp gülümsediğini kısa da olsa görmüştüm.
Üç kızın da yüzlerinde ki ifadeler ve ders çalışma çabalarını izledim bir süre. Arada birbirlerine laf atsalarda çok güzel bir arkadaşlıktı gözlerimde gördüğüm. Güzel arkadaşlıkları, dostlukları severdim onlarda gördüğüm ise tam olarak buydu. Benim dostum bir taneydi o da Kuzey'di.
"Çek şu saçlarını. Bağlasan ne olur sanki? Zaten çok uzunlar kesmiyorsunda" sarışından bir feryat daha yükseldiğinde kumral uzun saçların toplayıp omzunun bir yanına bıraktı. "Ben uzun saç seviyorum. Hem rüzgarı saçlarımın arasında hissetmek güzel bir duygu" yüzünde manidar bir gülümseme oluştu. Kahveliklerinde bir duygu geçti ama yakalayamadım.
Onları izlemeyi bırakıp önüme döndüm. Bu soğukta bu rüzgarda burada ders çalışmak mantıklı değildi ama kendileri öyle istemiş gibiydi. Yada kumral kız yüzünden de olabilir.
Kumsalda sadece o üç kız ve ben kalmışken ortamda bir sessizlik oluştu. Galiba kavga etmeyi bıırakıp ders çalışmaya devam edebilmişlerdi. Gün batarken hâlâ etrafta bıraktığı ışıklar vardı.
"Açelya şimdi ben sana gösteririm!" sarışının kızgın sesi ardından yanıma düşen şeyle yüzümü çenemden çekip kafamı yanıma çevirdim. Ne bekliyordum bilmiyorum ama beyaz bir spor ayakkabı olmadığı kesindi.
"Ecrin ya" kumralın sözleri ardından sarışının tiz çığlığını duydum "Bütün saçım kum oldu sen bittin!" galiba sarışını kızdırmıştı. Yanıma yaklaşan kızla on baktım.
Kumral uzun saçları yüzünde dağılırken tek ayak üstünde sekerek gelen kız göz ucuyla bana baktı "Acaba kısa süreliğine yanınıza oturabilir miyim? Hem ayakkabımı giyerim hemde arkadaşım bu sürede sakinleşir" yumuşak ses tonu ve kibarlığına onun gibi gülümsemek istedim ama gülebilecek günler geçirmiyordum "Elbette"
Yanıma oturduğunda ayakkabısını ellerine alıp içinde ki kumları dökmeye başladı. Duraklayıp bana döndüğünde boşta kalan elini uzattı "Bu arada ben Açelya" onun gibi mutlu ve huzurlu olmayı o kadar isterdim ki? Belki de göründüğü kadar mutlu değildi ama gülüşü çok gerçekçi ve naifti. Benim düşüncelerimi kısa sürede olsada dağıtmışlardı "Adım Çağla" elini nazikçe sıktım.
Onunla konuşmama gülümsedi. Ayakkabını giymeye başladığında konuşmayada devam etti ben ise önümde ki denizi izlemeye devam ettim. "Aslında arkadaşlarımla ders çalışmak için geldik. Çok doğru bir seçim değil ama farklı yerlerde çalışmayı denemek istedik. Çıkardığımız sesler için kusura bakma lütfen" ona dönmedim başjmı hafifce salladım.
"İyi değiliz galiba" başımı ona çevirdiğimde benim ki gibi uzun saçlarımda takılı kaldı gözlerim. Eli saçlarına gittiğinde gülümseyişi hafif soldu "İkimizinde saçları uzun" dedi mırıltıyla çıkan bir sesle.
"Aslında ben babam için uzatıyorum, bu yüzden kesemiyorum. O saçlarımı çok severdi" gülüşü tekrar büyerken benimle konuşmak ister gibiydi. Ben yalnız kalmak için geldiğim bu kumsalda konuşkan bir kıza denk gelmiştim. Çok nazik ve sıcak kanlı olduğu için ona ters bir şey söyleyip üzmek istemedim. Pek naifti ve kırılgan görünüyordu.
"Sen okuyor musun? Okuyorsan hangi üniversitedesin? Belkide aynı okuldayızdır" kesinlikle çok konuşuyordu. "Okumuyorum. Komiserim ben" cevabımla dudaklarının arasında bir mırıltı döküldü "Benim babamda polisti" cümlesinde geçirdiği geçmiş zamana takıldım "Şuan?" bu sefer o denize dönüp izledi "Öldü" bunu söylerken bile yüzünde ki gülümsemeyi koruduğunu görmek beni şaşırttı. Ama yüzünde ki gülümseme mutluluğa değilde acıya aitti.
Ben mutlu olmadığımda gülmez, sinirlemdiğimde tepkimi gösterirdim karşımda kız ise her şeyde gülebilecek biri gibiydi. Açelya.
Güzel ve ona yakışan bir ismi vardı. "Ben ve arkadaşlarım tıp okuyoruz. Son sınıf" hayata atılacakları bir döneme giriyorlardı. Yüzünde ki sönük gülümseme yerini mutlu bir gülüş aldı. "Doktor mu Olucaksın?" sesimi sert tutmamaya çalıştım. Onda gördüğüm kırılganlığa dikkat etmeye çalıştım. Bazılarımız en azından gülüyordu ve ben bunu soldurmak istemedim.
"Hayır, psikiyatrist olucağız yani umarım. Şuanlık en büyük hedefim bu" mesleğini söylerken bile heyecanı görülmeye değerdi. "Buraya ders çalışmak için geldik. Açelya buraya gel. Poyraz geldi eve gidiyoruz yağmur yağıcak" sarışın kızın sesini duyduğunda dönüp onlara baktı.
Ayağa kalktığında gözlerinde gördüğüm şey hoşuma gitmedi "Kendine iyi bak Çağla" tebessüm etti "Galiba hayat seni derin düşünceler içine sokan bir çemberin içine attı" başımı kaldırıp ona baktım "Ya o çemberden çok ya da o çembere alış. Ama ikisininde büyük bedelleri olur" tebesümü büyüdü "görüşüz" yanımdan geçip giden kızın durduğu yerde kaldı bakışlarım.
Ya çemberden çık yada çembere alış. Hayatın sunduklarına mı alışacaktım? Kendi sunduklarımı mı hayata alıştıracaktım? Hep kendi seçimlerim tercihim olmuştu ama etrafımda benim yerime seçim yapan insanlarla büyümüştüm.
Ayağımda ki ayakkabımı çıkardım ardından çorabımı üstüne koydum. Ayağa kalktığımda etrafa baktım o üç kız ortada yoktu gitmiş olmalıydılar. Başka kimsede yoktu. Suya doğru ilerlediğimde ayağıma değen soğuk suyla ürperdi bedenim. Soğuk düşüncelerime son verir diye umdum.
Eğilip pantolonumu yukarı doğru kıvırdım. Pantolonum ıslanmayacak kadar suya girdiğimde soğuğun bedenimde etkisiyle kalbim hızlı atmaya başlamıştı. Kalbim hızla atarken soğuktan kaçmak yerine durdum.
Soğu hissederken ayağımın uyuştuğunu hissettim. Güneş batmıştı ama hâlâ etrafı loş ışığıyla aydınlatıyordu. "Düşünmemek için soğuk güzel bir tercih" tanıdık sesle arkama dönmek yerine önümde ki suyu izlemeye devam ettim. Beni daima bulurdu Kuzey. Yine bulması zor olmamıştı.
"Ama hasta olursan asla sana bakmam" formunu koruyordu kendileri. "Ben öyle kolay hasta olmam Kuzey" ayağımı haraket ettirip suyun kıbırdanışını izledim "Sen soğuda sevmezsin Çağla" güldüm ama çok kısaydı çünkü sahte bir gülüşü dudaklarım kabul edememişti "Bazen uzak olmak istediklerine yakın olmak istersin" duydumu bilmiyorum çünkü ben fısıltı gibi çıkan sesimden bir haberdim.
"Buraya gel. Daha fazla durma" Kuzey'in ikazıyla ona doğru döndüm. Ayakkabımın yanında göğsüne birleştirdiği elleriyle beni izliyordu. Bu hayatta yanımda olduğu için hep şükrettiğim ve edeceğim tek insandı. Benim hatalarımla bile kabul eden geçmişimle kabullenen tek kişi. Sırlar ağır bir yüktür insana, benim bütün yüklerimi taşımaktan çekinmezdi.
Kimse kimseyi koşulsuz sevöezdi. Annemiz ve babamız da dahil. Annem koyduğu şartlar karşılığında severdi. Babam gücüm karşılığında severdi. Kardeşim sevmezdi yani galiba. Ama Kuzey yanlışlarımla, hatalarımla, gözyaşlarımla beni sevmişti. Koşulsuz sevgiyi onunla tatmıştım.
Yavaş yavaş ona doğru yürüdüm. Sanki oraya ulaştığımda bütün acılarım tekrar omzuma konulacakmışta ondan kaçarcasına ağırdı adımlarım.
Yanına geldiğimde yere otururdum çıplak ayağımla. Kendiside benim yanıma oturduğunda karanlıkta kalan suyu izledik. "Ne yapıcaksın ? Kaçıcak mısın?" düşünmek için gelmiştim ama kendimi düşünmemeye zorlamıştım.
"O katil mi?" sanki Kuzey'den duyacağım kelimelere ihtiyacım vardı. Ağzından çıkan kelimeye inanmak istiyordum. "Bu sorunun cevabı bende yok" başımı iki yana salladım "Ama deliler var. Kanıtlar var" zorla mırıldandım "Onu katil olduğuna inanıyor musun?" Ne önemi vardı ki? Deliller ortadaydı ama kalbim hâlâ beni ikaz ediyordu. Toplasan üç aydır beraberdik ama ona karşı sonsuz güveni kurmuş gibiydi.
"Kuzey ben ne yapacağımı bilmiyorum. Bir yanım hâlâ aptal gibi onun katil olmadığını söylüyor. Bir yanım ise kanıt var diyor" umutsuzca nefes verdim. "Peki hangisi doğru senin için?" başımı önüme eğdim "Her türlü mutsuzum ne önemi var?" kanıtlarla inansam ona karşı duyduğum sevgi ve aşka ihanet edecek gibiydim. Katil olmadığına inansam ortada kanıtlar vardı. Göz göre göre öldürdüğü video vardı benim daha göremediğim kanıtlar vardı.
"Peki sana üçüncü bir ihtimal sunsam. Bir karar ver ve onun ardında dur Çağla. Araf insanı öldürür. Kararsızlık bir bataklıkır. Oradan kurtulamazsan kendini onun içinde bulursun" ona döndüm "Bir karar ver Çağla. Ya Aras'ın yanında ol ve bunun için her şeyi yap yada katilliğine inan ve bırak mahkeme kararını versin" sesinde duyduğum ciddiyet ve bana sunduğu şıklarla ona baktım.
Kuzey hiçbir zaman öyle her şeyi boş veren hiçbir kararı alamayan biri olmadı. O herkese gösterdiğinden daha zekiydi. Çevrede ki herkes onu bir tehdit olarak almayıp gülüp geçerken o hiçbir zaman bu kadar olmadı. Kuzey'i hiç boş görmedim çünkü benden daha iyi bir iradeye sahipti. O göründüğünden hep daha fazlasıydı.
İnsanlar aptal yada zeki olabilirdi. Ama aptalı oynayan zeki bambaşkaydı. Çevremde öyle olan tek kişiydi Kuzey. Aptalı oynamak hep daha kolaydı onun için. Çok az ciddi olduğunu görebilirdik çünkü eğlenecek bir şey bulmasını bilirdi. Şuana kadar yaşadılarımızı düşümdüm o aslında beklediğimden daha iyi psikolojik güce sahipti. Hiçbir zaman normal bir hayata sahip olmadık. Kan yada sır daima hayatımızda vardı.
"Üçüncü seçeneğim ne?" yeşilliklerime baktı bir süre öylece "Senin Aras ile konuşabilmen için mahkeme kararı çıkarttım. Eğer istiyorsan birazdan onunla konuş ve kararını ver."
Aras ile konuşan sadece Kuzey olmuştu o da çok uzun değildi. Kurumuş dudaklarımı yaladım "Görüşeceğim" önüme döndüm Kuzey ise telefonunu eline aldı. Öylece karanlığa gömülmüş denizde takılı kaldı bakışlarım.
"Haftaya mahkeme karşısına çıkıcak. İlk duruşma için bir haftamız var. Eldeki delillere bakılırsa özgür kalması çok düşük bir ihtimal" yutkundum. Bir hafta sonra mahkeme tutuklu kararı alırsa uzun bir hapis süresi onu bekliyor olur. Kasten adam öldürme ve görevi kötüye kullanma suçlarından çeza alır.
"Ağır ceza mahkemesinde yargılanacak" Kuzey'in sözlerini duyuyordum ama cevap vermiyordum. Aras'ın sorgusu yapıldığı için hâlâ emniyetteydi ama onunla kimse konuşamamıştı. Sorgusu devam edilirken dosyası hakkında bilgileri sınırlı seviyede avukatı biliyordu.
Ayağa kalktım "Şuan görüşebilir miyim?" başımı cevirip ona baktım. Ayağa kalktı "Gidelim. Mahkemeden önce onunla konuş" uzattığı eli sıkıca tutup ayağa kalktım.
Yan yana giderken kolunu omzuma attı. Önüme bakarken mırıltısını duydum "Benim kuzenim çok güzlüydü. Ne yaptın kuzenime? Şuan dimdik karşıma geçip bildiğini okuması gerekiyordu" soluk bir gülümseme oluştu dudaklarımda "Yaşlandım galiba" yada omuzlarımda ki yükler sayesinde yeni bir yük koyamıyorumdur. İnsan daima dik duramıyordu. Yıkılmak istiyordu belki de.
"Aras'ın avukatı senin için oldum ama bir daha avukatlık yapmam! Yıllar sonra Aras'ın avukatlığını yapmakta..." kulağımın dibinde söylenmesine gülmek istedim ama sanki hiç halim yoktu. "Sen çok iyi bir avukatsın Kuzey. Benim yüzümden bıraktın ve devam etmeni ist..." sözümü devam etmeme izin vermedi "Ben avukatlığı sana karşı yaptığım hata yüzünden bıraktım. Bunun seninle bir alakası yok. Şuan avukatlık yapıyorum ve bu kişinin Aras olmasını istemiyorum. Ama sana karşı duyduğum vicdan azabı yüzünden Aras'ın avukatlığını yapıyorum" sözümü tamamlamasıyla arabanın sürücü koltuğuna geçti.
Onunla bunun kavgasını yapardım ama yorgundum. Bende kendi arabama bindiğimde önlü arkalı ilerledik yollarda. Yağmur tuttuğunda camlardan akıp giden damlalara yetişmek imkansızdı.
Emniyete geldiğimde Kuzey'i takip ettim. O bazı şeyleri hallederken öylece bekledim. Yanıma bir polis memuruyla geldiğinde ona döndüm "Kısa bir görüşme yapabilirsin. Anca bu kadarını yapabildim" Kuzey'e başımı sallayıp polisle ilerledim.
Demir parmaklıkların arasında duvara yaslanmış olan Aras'ı görmemle adımlar bıçak gibii kesildi. Başını duvara yaslamış gözleri kapalıydı. Üstünde nişanımızda giydiği gömleği vardı. Saçları dağılmışken gömleğinin kollarını dirseklerine kadar çekmişti. Parmaklarım aramızdaki demirliğe gittiğinde sanki hissetmiş gibi gözleri açıldı. Yorgun gözleri göğsümde bir sızı oluştururken bakışları bana döndü.
"Aras" beni gördüğünde kısa süre şaşırdı ama ayağa kalkıp karşıma geçti. O kadar yorgun ve yıpranmış görünüyordu ki içim titredi haline. Bakışları bile onun suçsuz olduğuna beni inandırmışken şuana kadar katil olduğunu nasıl düşünebilirdim.
Kendimi içten suçlarken "Çağla" yorgun ve boğuk çıkan sesiyle yeşillerimi gözüne diktim. İki gün, iki günde sesini bile özlemiştim.
"Neler oluyor Aras?" diyebildim bulduğum son güç kırıntısıyla. Gözleri gözlerimde öylece durdu. Sanki düşüncelerimi okumak ister gibiydi. Onun suçlu olduğuma inanıp inanmadığımı merak ediyordu. Başımı iki yana salladım. Ağlamıyordum. Kumsalda ağlamıştım ama burada ağlama isteğimi geri ittim. İnsanların içinde göz yaşlarım bile bana küsüyordu. Bundan şikayetci değildim.
"Bilmiyorum. Neler olduğunu bilmiyorum ama olacak olanların iyi olmadığını biliyorum" o katil değildi. Buna inanıyordum yada kalbim inanmak istiyordu.
"Kamera görüntsünde sen vardın Aras!" sesim tahminimden daha sert çıktı. Kaşları çatıldı "Bunu bana da söylediler. Ama bilmiyorum, ben kimseyi öldürmedim" yıtkundu. Elini demirin üstündeki elimin üstüne koydu.
Sıcak elleri soğuk tenime değdiğinde bir an ürperdiğini hissettim. Benim elim hep üşürdü ama Aras'ın küçük temasi içimi dahi ısırmıştı sanki. "Neler olduğunu bilmiyorum. Kafam çok karışık, gözlerimin önüne bazı anlar geliyor ama sonra siliniyor" yutkundum. Bu beni korkutmuştu.
"Aras senin psikolojik bir hastalığın olabilir mi?" korktuğum soruyu sordum. Cevabı içini ürpertiyordu.
İstanbul'a ilk geldiğimde Aras ve Asır arasında geçen sohbet aklıma geldi. Asır Aras'a tedavi görmesi gerektiğini söylediğinde Aras gerek olmadığını söylememişti. Psikolojik bir sorunu mu vardı.
"Senin çoklu kişilik bozukluğun olabilir mi?" bakışları üzerimde durdu. Şuan aklıma bundan başka bir şey gelmiyordu. "Çağla! Eğer öyle bir şey olsaydı sen anlamaz mıydın? Tutarsız davranışlarım olurdu hadi diyelim sen anlamadın Asır yıllardır benimle. O anlardı" kendinden emindi.
Derin bir nefes verdi. Sanki yılların yorgunluğu vardı üstünde. Başını demirliklere dayandığı da gözlerini sıkıca kapattı. Elleri altındaki elimi sıkıca kavradı, derin bir nefes aldı. Beni hissetmek istiyor gibiydi.
"Bir şeye ihtiyacın var mı?" diyebildim.
"Sana ihtiyacım var. En çok sana ihtiyacım var" sözleri içime işliyordu.
"Çıkmanız gerekiyor" polis memurunun sesiyle gözlerini açıp bana baktı "Senin çıkman için elimden gelen her şeyi yapacağım!" yemin edercesine sözlerimin üstüne bastırdım kelimeleri.
Buraya gelirken ki yorgunluk yoktu bakışlarımda. Sanki onun yanında olduğum bir kaç dakika yetmişti bana. Gözlerim içine öylece baktı. Ama ben ne olduğunu anladım. Merak ediyordu. Onun katil olduğuna inanıp inanmadığımı merak ediyordu.
Sözlerimle gözlerinde geçip giden küçük duyguyla başımı salladım. İnanıyordum. Bir şeyi kötü körüne inanmayı hiçbir zaman doğru bulamazdım ama Aras'a körü kötü inanmak isteyen yanım baskındı.
Görünen yüzün görünmeyen olurdu. O benim görünmeyen yüzümle tanışmamıştı ama ben onunkiyle tanışmak üzereydim. Her şeyden habersiz.
Belki de bütün yüzlerimizle kaşrı karşıya geldiğimizde biz tam olucaktık. Herşeyimizle, geçmişimizle, bugünümüzle.
Aras'ı ardımda bırakıp giderken arkamda ki bakışlar canımı yaktığı kadarıyla bana güç veriyordu. O hiçbir zaman geride kalabilecek birisi değildi.
Koridorda ilerlerken Kuzey bana yetişmek istercesine hızlı adımlarla yürüyordu. "Ne yapıyoruz?" bir adım arkamdan geldiğini biliyordum.
"Doğru bildiğimi" sözlerimden ne demek istediğimi anlamış gibi "O bir katil olarak yargılanıyor" dedi sözlerimden emin olmak istiyordu. Bir adım arkamda yürüdüğünü için sesini duyuyordum ama onu tam olarak göremiyordum.
"Hayır, o katil değil" kendimden emin bir şekilde başımı dik tuttum "Onun suçsuz olduğunu kanıtlayacağım."
"Senden esen soğuk ve sert bir rüzgar hissettim" dudağımın bit kenarı yukarı kıvrılırken o bunu görmedi "Doğru hissettin kuzen"
Kendi bildiğim doğrularımın üzerinde gidicektim. Kararlarımı verirken Kuzey'in daima yanımda olucağını. Kendimi düşücek gibi hissettiğimde bir adım arkamda olucağından emindim.
Oyunda piyon olmak yerine oyunu oynayan kişi olucaktım. Bütün hamlelerden önce bütün taşları bilmem gerekir. Yakında bütün taşlar ile karşı karşıya olucaktım. İçimde ki yangınla onları yakmadan oyun bitmeyecekti. Ne şaha ne de mata yer vardı içinde bulunduğum oyunun. Karşımda ki herkesi yıktığımda oyun biticekti.


