-Bedenlerimize yaptıklarımıza için ruhlarımıza ise yapılanlar için kelepçe vurulur.
Gözlerim içinden geçtiğimiz bulutlardaydı, yerdeki her şey çok küçüktü, Kulağıma uçağın anons sesi geliyordu inişe az kalmıştı.
İstanbul'a gelmiştim hep gelmek istediğim bu şehire artık gelmiştim ve bundan sonra bu şehirde olacaktım.
Hakkari'de okumuş ve bir yılda çalışmıştım ama ben İstanbul'da çalışmak istiyordum isteğimde olmuştu, babamın yanından ayrılmamam için yaptıklarına rağmen İstanbul'da çalışacaktım.
Babamın çok başarılı bir albay olması mesleğime karşı daha azimli olma isteği oluşturuyordu. Babam Hakkari'de mesleğine devam ederken ben artık İstanbul'da olucaktım, bende onun gibi başarılı olmak istemiştim ve şimdi İstanbul'da cinayet büroda komiserliğime devam edicektim.
Babam albaydı benimde polis olmam onu gururlandırmıştı, belki bunu sözleriyle söylemesede ben artık babamı gözlerinden anlıyordum ve artık ben polistim doğdumdan beri Hakkari'deydik annem öğretmendi, babamda albay, annemi yıllar önce kaybetmiştik . Öğretmen ve albay'ın kızıydım bu avantaj olsada biraz da kötü yanları olmuştu kendi başına kalmaya alışmalıydın, alışmıştım. Babam çoğu zamanını askeriyede geçirirdi ben ise lojmanda kendi kendime oyalanırdım.
Onlar genelde işleriyle uğraşmaktan bana pek vakit ayıramazlardı ama ellerinden geldiğince benimle ilgilenirlerdi.
Uçak durduğunda herkes çıkışa ilerliyordu bende yerimden kalktım.
Belli şeyleri yaptıktan sonra havalimanından çıkmıştım elimdeki bavullarla kenara çekildim, kuzenim gelicekti beni almaya babam onun almasını ve eve götürmesini söylemişti bunu benim zarar görebileceğimden söylememişti, bugün amcamlarda kalıcağım için eve götürmesini söylemişti. Babam benim kendimi koruyabileceğimi çok iyi biliyordu beni o yetiştirmişti, bana kimsenin zarar veremiyeceğini en iyi bilen kişi oydu.
Amcamın burada evleri vardı bende o evlerden birinde kalıcaktım, bugün ve yarın temizlikle geçicek gibiydi.
"Vay kuzen naber?" kafamı çevirdiğimde Kuzey gülerek bana geliyordu, sarı saçları rüzgarın etkisiyle haraketlenirken mavi bakan o gözleri benim üzerimdeydi, yanıma geldiğinde "İyi sen" dedim. Yine kendine iyi bakıyordu, bakımlı kuzenim kendine bakmayı severdi, Kuzey parayı ve kızlarıda severdi, kötü birisi diyemem ama biraz şımarık hatta baya şımarıktı.
O hemen eğilip bavullarımı alırken ben diğer bavulumu aldım, ikimizde merdivenleri indiğimizde bir etrafıma göz gezdirdim, artık bu şehirdeyim artık İstanbul benim temiz sayfalarımı dolduracaktı, sayfalarım nasıl dolar bilmiyordum ama ne olursa olsun ayakta duracaktım.
Adımlarım artık İstanbul'daydı..
Yeşil gözlerimi koyu mavi gökyüzüne çevirdim, yağmurlu serin bir hava vardı açık bıraktığım uzun saçlarım rüzgardan dolayı yüzüme dağılmıştı.
Yeni yaşamıma, yeni şehire, yeni hayatıma merhaba dedim içimden.
İstanbul...
Esen rüzgar gelecek yağmurun habercisiydi bu şehir ise başıma geleceklerin habercisi olacaktı.
Kasım ayındaydık üstümdeki montum beni ısıtsada yüzüme gelen esinti üşütüyordu. Bugün hava kapalıydı İstanbul'un soğuk esintisi, koyu renk bulutlar beni nedensiz mutlu etmişti. Yağmuru, kışı seviyordum elimde kahvemle, camdan yağmuru izlemek bambaşka bir duyguydu benim için.
Elimdeki kafese baktım Bulut mışıl mışıl uyuyordu. Kedim, bembeyaz tüğleriyle rahat görünüyordu. Hayat ona güzeldi.
Kuzey'in aracına geldiğimde beyaz lüks bir araç beni karşıladı. Amcamın emlakcı şirketi vardı şimdi ise Kuzey bu şirketle ilgileniyordu, zenginliği lüksü seven kuzenim bu arabayla beni şaşırtmadı. Bakışları bana döndü "İstersen içlerinden birini arada kullanman için veririm" dedi göz kırparak hafif kıkırdadım "İhtiyaçım olduğunda söylerim" dedim hayhay anlamında başını eğdi.
Ne kadar şımarık filanda olsa benim bu hayatta tek dostumdu ben insanları çok sevmiyordum ama Kuzey'le küçüklüğümden beri sıkca görüşürdük, onun yeri ayrıydı. Ailemiz bizi kardeş gibi yetiştirmişti, beraber uyuruz, yeriz, içeriz, gezeriz herşeyi beraber yapmaktan zevk alırdık ne kadar kedi köpek gibi kavga etsekte bu böyleydi.
Bu arada ben kedi o ise köpek oluyor bu ayrıntıyı unutmayayım dedim.
O İstanbul'da ben ise Hakkari'de olduğum için sürekli ayrılmak zorunda kalsakta buluşmanın yollarını bulurduk.
Amcam burada çalışacağımı duyduğunda hemen bir ev ayarlayacağını itiraz istemediğini söylemişti.
Kuzey İstanbul'da doğup büyüdü, küçüklüğünden beri Hakkari'ye çokca gelirdi bazen yazın bizde kalırdı. Onunla oyun oynayarak geçmişti çocukluğum, küçükken arkadaşım çok olmazdı bu yüzden Kuzey çocukluğumun arkadaşıydı.İstanbul'a sadece amcamlara gelmek için gelirdim burayı Kuzey'in beni gezdirdiği kadar biliyordum.
Bavulları bagaja koyduktan sonra arabaya bindik.
Arabaya bindiğimde içim ısındı, üşüdüğümü arabadaki sıcaklığı hissedince farkettim.
Ellerimi birleştirdim ısıtmak için elimi hafif yüzüme değdirdiğimde hemen geri çektim elim buz gibiydi, hiç ısınmayan ellerimi birleştirerek ısıtmaya çalıştım. Elim hep soğuktu, bütün vücudum ısınsa elim soğuk kalmayı başarıyordu . Elimi Cebime koyarak, ısıtıcaya yaklaştırarak veya başka bir şekilde elimi ısıtamazdım. Ellerim ısınmayan tek yerimdi.
"Eee İstanbul'da polislik yapıcaksın ha" dedi vay be ne ara büyüdük der gibiydi sesi "Yalnız burada polislik daha zordur iti kopuğu çok" diyerekte uyarısını yaptı Kuzey "Hakkari çok mu temiz sanıyorsun, kötü insan yer'e göre olmaz karaktere göre olur, kötüler heryerdedir" dedim ve ben sessiz kaldım. Bavul hazırlama, uçak yolculuğu, veda etmek derken çok yorulmuştum.
Kucağımdaki kafeste uyuyan Bulut'a baktım mışıl mışıl uyuyordu onu gördükçe benimde uykum geliyordu "Şuan uyumak istiyorum" dedim uykulu bir şekilde gülerek.
"Aman eve gidelim öyle uyu" dedi başımı cama çevirdiğimde küçük yağmur damlaları camda kayarak gidiyordu.
Kuzey benimle eğlenip duruyordu , ışıklarda durduğumuzda "Bugün bizde kalıyorsun annem ve babam bırakmaz seni, yarın yeni evine gidersin ama temizlik filan gerekiyor tek başına yapabileceğine eminmisin?" dedi. Kuzey'e ona temizlikçi çağırmamasını kendimin hallediceğini söylemiştim, eşyalarımı başkalarının karıştırmasını veya temizliği başkasının yapmasını istemiyordum güvenemiyordum, en iyisi kendim yapmamdı.
Kuzey'e döndüm sırıtarak "tek olduğumu kim söyledi?" dediğimde bana baktı ona yeşil gözlerimle sinsi sinsi baktığımda bir şey olucağını anladı, o beni hep anlardı "Sen varsın ya senden daha iyi çalışanmı olur?" dedim kaşlarımla onu göstererek.
Başını iki yana salladı "Hayır, hayır" dedi itiraz dolu sesiyle o varken tekmi evi düzenliyecektim? O kadar İstanbul'a geldim bana yardım edicekti bu kadar şımarıklık yeterdi biraz çalışması iyi olucak. Kuzey temizlikten nefret ediyordu onunla uğraşmak ise bana zevk veriyordu.
İyi o zaman der gibi baktım dudağımı büzerek "Tamam yardım etme bende İdris amcama yeni aldığın arabayı vurduğunu söylerim" dedim önüme dönerek, Kuzey'in birden çok arabası vardı yeni bir araba daha almıştı ama onu arkadaşlarıyla duvara vurmuştu .
İdris amcam asla affetmezdi zaten Kuzey'in bu savurganlığından şikayetçiydi, yine Kuzey'e ceza verirdi ama İdris amcam en son "Eğer bir daha bir arabaya daha zarar verirsen elindeki bütün arabaları, parayı, kartları alırım" demişti bunu bana telefonda Kuzey söylemişti sohbet arasında, bu yüzden Kuzey'in açıkcası götü korkuyordu.
Kuzey şaşkın bakışlarını bana çevirdi "Sen bunu nerden biliyorsun?" dedi omzumu silktim "Benim polis olduğumu unuttun galiba kuzen" dedim ona göz kırparak trafik şubede bir arkadaşımdan öğrenmiştim, ee o kadar polis oldum bu kadarıda olurdu.
Kuzey ters bir tavırla direksiyonu sıktı "Nerden polis oldun sen?" dedi hoşnutsuz bir tavırla. Arabayı benim kahkahlarım doldurdu. Bu konuyu ben her zaman kullanırdım elime koz düşmüş bırakırmıyım ya? Onun eline koz düşünce kullanmasını biliyordu sıra bendeydi.
"Ee yardım ediyormusun yoksa... " sözümü kesti "Babama bunu söylesen sence ne yapar?" diye sordu cevabını bildiği soruyu cevapladım "ne yapabileceğini o uçuk aklınla düşünebilirsin " İdris amca sinirlenince Karadeniz damarları ortaya çıkıyordu, Kuzey onu özellikle sinir ettiği için İdris amcama kafayı yedirtmişti. Babamdada arada sinir geliyor, ikisinin de geninde var, yani tamam biraz bende de olabilir. "Tamam baş belası hallederiz" dedi biraz daha sakinleşmişti arada bana ters bakışlar atması dışında.
Ev havalimanına uzaktı 20 dakika olmuştu hala yoldaydık. Kuzey "Size geldiğimden beri kolum ağrıyor" dedi iki ay önce gelmesini ima ederek yüzünü buruşturdum "İki ay oldu hem çok bir şey yapmadın sen bu kadar çürük müsün?" dedim gülerek. Babamın eğitimleri Kuzey'e ağır gelmişti.
Babam beni yetiştirirdi kendimi korumayı öğrenmeliydim güçlü olmalıydım bu yüzden küçüklüğümden beri türlü türlü eğitim almıştım
babam beni çok sıkı eğitmişti güç konusunda, annem beni çok sıkı eğitmişti zeka konusunda.
Kuzey bize geldiği zaman babam ona da antrenman yaptırıldı bana yaptırdıklarının hepsi olmasada üzerine gidiyordu. Kuzey itiraz edemiyordu çünkü babamdan korkuyordu babam güçlü bir adamdı aynı zamanda mesleğinin getirdiği bir ağırlık, korkutuculuğu vardı.
Babam üç kardeşti İdris amcam babamdan küçüktü, İdris amcam bile babamdan çekinirdi. Babama herkes çok saygılı davranırdı albay olmasının yanı sıra babam biraz korkutucu gibi olabiliyordu pek gülmezdi, ağladığını hiç görmemiştim, hep dik dururdu, benim gözümde yıkılmayan bir Çınardı. Soğuk, ürkütücü biride olsa benim için ismi gibi Çınar'dı, bazılarının gölgesi yetiyordu babam bana karşı çok sevgisini gösteren biri olmasada onun varlığını hissetmek bana iyi geliyordu.
"Sende maşallah fiziğinden hiç eksilme olmamış aksine daha da iyisin" dedi Kuzey beni bir tarafdan gözüyle süzerken "Başka şansım varmıydı?" dedim buruk bir gülümsemeyle, Kuzey yüzünü ciddileştirdi "ben öyle demek istemedim" dedi ona kızmıyordum hatta artık babama da kızmıyordum dediği olmuştu zamanında yaptıklarımın mükafatını şimdi görüyordum.
Babam çok sıkı eğitimler vermişti bana, yaptığım onca spor. Yaz kış babam bana eğitim aldırıldı kendini savunma sporlarından eğitim almıştım, antrenmanları ise babam verirdi.
Eğitimini aldığım hiçbir savunma sporlarında yenilmeyeceğim. Babamın hatırlatmaktan çekinmediği bir cümleydi.
'Bu hayatta hiçbir zaman yenilmeyeceksin, güçlü olucaksın' babamın sloganıydı.
Ve daha yaşadığım çok şey... annem hep sessiz kalırdı ben çok yorulurdum, bırakmak isterdim ama babam izin vermezdi. başlıyorsan bitirmelisin derdi , yaptığım onca antrenmandan sonra küçük bedenim uykuya esir olurdu tabikide annemin bıraktığı kadar çünkü annem bana özel dersler aldırır ve ders çalıştırırdı, öğretmen olmasınında payı vardı derslerimin kötü olmasını istemezdi.
Derslerimin kötü olması annemi, gücümün kötü olması babamı ilgilendirirdi, Güç ve zeka. İkisinede sahip olmak birçok insan için ilgi çekici olsada, ikiside kendi içinde tehlikeliydi. Güce ve zekaya sahip olmak, sınırları olmayan bir deniz gibi. Boğulmak yada boğmak...
Ben babama senin kızın güçsüz demesini istemiyordum, o hep güçlü bir kızı olduğunu bilsin istiyordum . Her şeyi anladığım ve yapacak birşeyimin olmadığını farkettiğimde artık ağlamayıda bırakmıştım.
O günler geride kalmıştı çünkü büyümüştüm ve 24 yaşında bir kızdım, babasının güçlü kızı, annesinin zeki kızıydım. Kendimin ise dayanabileceği tek kişiydim.
Ağlamayı bir nevi de böyle bırakmıştım kendimi üzmeye hakkım yoktu çünkü dayanabileceği tek kişi yine bendim.
Geçmişim hakkında düşününce babam biraz canavarmış gibi gelsede aslında babam benim kimse tarafından zarar görmemi istememişti.
Babam ne olursa olsun severdi ama belli etmezdi tipik bir Anadolu adamıydı. Dedemi çok severdim memlekette Ordu'da yaşıyordu onun yanına gitdiğimizde benide Kuzey'ide şımartırdı çok severdi, kimseye söz söyletmezdi.
Dedem torunlarına çok düşkündü. Bize kimsenin bir şey söylemesine izin vermezdi.
Çiftliğe yaklaşmıştık bunu etraftaki ağaçlardan anlıyordum, çiftlik şehirden çok uzak olmasada şehirin kuytu bir yeriydi. Ağaçlık, bir kaç evden başka bir şey olmayan bir yerdi. İdris amcam şehirde apartmanlarda insanlarla dolu yerlerde yaşamak istemiyordu 'ben ağaç olmayınca yaşadığımı hissetmiyorum yeğenim, ağaç olucak böyle çam kokusu, göl olucak, su olucak böyle sesini duyacağım. Yoksa ben yaşadığımı hissetmiyorum ' demişti bana küçükken, merakla neden şehirin içinde merkezde yaşamadığını hatta 'amca senin evin mi yok' demiştim hepsi buna gülmüştü çünkü amcamın sayısını bilmediğim kadar evi vardı.
Amcam zengindi biz ise öğretmen ve albay maaşıyla yaşıyorduk aslında bizimde paramız oldukca vardı ama babam paranın büyük bir kısmını harcamazdı, dedemden kalma miras vardı pek kullanmasakta. Babam dedemin mirasını bize bırakmıştı kendisi istememişti. Babam kendi ayaklarımın üzerinde durmamı daha sonra mirası istediğim gibi kullanmamı isterdi. tabikide bizim paramız az değildi ama amcamın ki de çok paraydı. İyi bir yatırım yapmıştı İdris amcam.
Bu konu hakkında küçükken amcama kalmaya geldiğimde soru sormuştum.
***
"Amca senin bu paralarının hepsi bu Kuzey'e mi kalıcak" dedim beş yaşındaki aklımla, yengem koltukta elma soyup bana verdi, Kuzey ise amcamın yanında oturuyordu.
Ben ise amcamın kucağına yerleşmiştim "evet yeğenim tek çocuk o, parada ona kalıcak" dedi amcam, Kuzey buna sevinmişe benziyordu, parayı çok seviyordu.
"Amca sen bana köpekler para harcayamaz demiştin" dedim amcama saf ve gerçekten merak ederek sorduğum soruyla "Öyle zaten yeğenim köpekler para harcayamaz" dedi .
"İyide o zaman Kuzey nasıl harcayacak" dedim.
Amcam ağzına attığı elmayla öksürmeye başladı yengem "Helal helal" dedi bir tarafdan kahkaha atarken, Kuzey sinirle bana bakıyordu ama ben haklıydım amcam haksızdı.
Ona köpekler para harcarmı dediğimde hayır demişti şimdi ben ona Kuzey'in harcayamayacağını söylediğimde neden böyle kızarmıştı?
Sanırım elma boğazında kalmıştı, bu yüzden kızarmıştı.
Yengem elindeki elmayı amcama uzattı "Afiyet olsun" dedi imayla, amcam imayı anlamış gibi derin bir nefes verdi.
Kuzey hızla saçıma yapıştı zaten annemin uzatmama izin vermediği kısa boynuma gelen saçlarımı çekmeye başlayınca bende bütün çığlıklarımla evi doldurdum.
Babam kimseden asla dayak yeme derdi bende küçük aklımla dediğini yaptım tırnaklarımı Kuzey'in yüzüne geçirdim bu sefer o çığlık atarken elleri saçlarımdan gitmişti, yengem hemen Kuzey'i benden uzaklaştırırken amcamda beni ondan uzaklaştırdı.
Yengem Kuzey'e döndü "Neden kızın saçını çekiyorsun? o senin kuzenin" dedi sinirle. Kuzey elini yüzüne götürdü tırnak izlerim yüzünde yerini almıştı hatta öyle çizmiştim ki kızarmaya başlamıştı "Bana köpek dedi" eliyle beni gösterdi.
Yengem kalkıp bir krem alıp Kuzey'in yüzüne sürmeye başladı, bende yaş gözlerimi amcama çevirdim "Saçlarımı çekti" dedim şikayet edercesine amcam göz yaşlarımı sildi "Tamam bir daha yapmaz" diyerek beni avutmaya çalıştı.
"Çağla, Kuzey köpek değil insan" dediğinde ben gözlerimi irileştirdim "Nasıl köpek değil insan?" şaşkınlıkla amcama baktım ama ben Kuzey köpek diye onu gezdiriyor oyunlar oynuyordum, yemek bile veriyordum o nasıl köpek değildi.
"Ama sen bana Kuzey'in köpek olduğunu söylemiştin" dedim şaşkınlıkla amcamın yüzünde 'ben bunu neden söyledim' bakışları varken benim gözlerim doldu Kuzey nasıl köpek değildi?
Ben bugüne kadar Kuzey'in köpek olduğunu sanmıştım hatta kreşde arkadaşlarıma köpeğim Kuzey'le oynadım derdim, amcam Kuzey'in köpek olduğunu söylerdi bende onun köpek olduğunu sanıyordum. Yaşım küçük olduğu için her söze inanan biriydim galiba.
Yengem amcama döndü "Ben sana küçücük kızın yanında öyle şeyler söyleme demiştim, o daha küçük sorgulama yaşlarında ona Kuzey'in köpek olduğunu söylersen sana inanır ve söylediğini doğru olarak kabul eder " dediğinde amcam elini alnına götürdü "Nereden bileyim bende sinirlenince bizim oğlana köpek diyorum ama sevdiğim için söylüyorum, bilemedim ben Çağla'nın böyle sanıcağını" dedi ama bir taraftan kahkaha atmaya başladı.
Yengemde dayanamayıp gülmeye başladı, bu halimiz onların komiğine gitmiş olmalıydı.
***
Neyseki amcam sonra bana Kuzey'in köpek olmadığını insan olduğunu tek tek anlatmıştı.
Tabiki Kuzey hala bana göre köpek, tabiki beni gıcık ettiği her zaman.
Çiftliğe geldiğimizde üç katlı büyük ev ve kocaman bahçe bizi karşıladı, büyük bir çiftlikleri vardı. Burada Saklambaç oynadığımız zamanlar birbirimizi pek bulamazdık fazla büyüktü.
Kuzey arabayı durdurduğunda ikimizde indik, kapıyı örttüğümde elimde Bulut'un kafeside vardı.
Kuzey bagajı açıp bana döndü "Seç hangi bavulu alıcaksın?" dedi eliyle bagajdaki bavullarımı göstererek "Ne?" dediğimde "Zaten bir gece kalıcaksın bütün bavulları taşımaklamı uğraşacaksın? Hangi bavulunu alıcaksan al hem ağır olur yorma kendini" dedi bir kaşımı havaya kaldırdım "yani benmi taşıyacağım?" dedim duymamış gibi kulağımı ona doğru çevirdim.
"benmi taşıyacağım kızım banane, senin bavulun taşı" dedi alaylı bir gülüşle "Allah Allah" dediğimde amcamın sesini duydum "Yeğenim gelmiş, hoş geldin" dedi evden çıkmış bana doğru geliyordu.
Bende ilerlediğimde İdris amcamın elini ellerimin arasına aldım, öpüp başıma koyduğumda İdris amcam kollarını iki yana açtı "Hoşgeldin Çağla" dedi sevinçle, bende gülümseyerek amcama sarıldım.
Sıkı sıkı sarıldık Kuzey'le iki ay önce bize geldiğinde görüşsekte, amcamla bir süredir görüşemiyorduk.
Amcamdan ayrılıdığımda yengem beni tutup sıkıca sarıldı ardından "hoşgeldin Çağla" dedi "hoşbuldum" dedim bende tebessümle.
Dedem Ordu da geniş bir aileye sahipti, birçok fındık tarlaları vardı, büyükte bir çiftlik . Dedem mal varlığının bir kısmını babama diğer kısmını amcama ayırmıştı, annem ve babam çalışıyordu üstelik dedemin mal varlığıda olunca maddi olarak pek sıkıntı yaşamamıştım. Babam dedemin mirasını çok kullanmazdı genelde kendi parasını kullanırdı. Ama biz parayı istediğimize göre kullanırdık, babamın izin verdiği kadarıyla. O paralar bir kenarda duruyordu, şuan kullanıyordum ihtiyacım olduğu zaman.
Dışarı çıkan birkaç çalışanıda görmüştüm Kuzey'e döndüm "Kuzenim bavulumu alırmısın?" dedim yüzüme yerleştirdiğim tatlı gülümsemeyle. Kuzey hafif yükselerek "Ben niye alıyorum sen..." sözünü amcamın sert bakan gözleriyle kesti.
"bir şeymi söyledin kuzen? " dedim sırıtarak.
Kuzey la havla diye mırıldanarak başını bagaja çevirdi "Hangi bavul? Dedim canım kuzenim" dedi yüzüne zorlaki bir gülümseme koyarak, bu sözle amcam gülümsedi sert bakan gözlerini Kuzey'in üzerinden çekerek.
Hım diye mırıldandım "Siyah küçük bavulu al Kuzey'cim" dedim son kelimeyi vurgulayarak. Başını salladı "hay hay" diyerek bavulu aldı hoşnutsuzluğu gözlerinden okunuyordu benim ise mutluluğum gözlerimden okunabilirdi.
Hepimiz eve girerken Kuzey bavulumu taşıyordu, salona geçtim koltuklardan birine oturdum yengem ve amcamda koltuklardan birine oturduğunda yengem "Halime Çağla'yı uzun zamandır görmüyoruz bir kahve yapta içelim" dediğine Halime mutfağa ilerledi.
Amcam klasik sorusunu sordu "Ee işler nasıl gidiyor?" dedi elime yastıklardan birini alıp kucağıma koydum bunu yapmak hoşuma gidiyordu.
"İyi amca sorun yok" dedim "çok şükür çok şükür" dedi amcam "Ee artık buradasın sık sık görüşürüz" dedi yengem "işden vakit buldukça görüşürüz" dediğimde Kuzey bavulumu odama koymuş salona gelmişti. Benim yanıma geçip oturdu. Burada benimde odam vardı buraya geldikçe orada kalıyordum.
Kuzey konuşmamızı duymuşcasına "Nereye sıkca görüşeceğiz o çalışır hem ne gereği var görüşmeye arada uğrar yeter, ben her gün bunun suratınımı görüceğim" dedi "ben sana çok meraklıyım" dedim burnumu kırıştırarak.
Yengem güldü "Şimdi böylemi oldu oğlum, sen demiyormuydun Çağla'nın yanına Hakkari'yeye gideyim, o bize gelsin, eğer Çağla olsaydı sıkılmazdım, keşke Çağla olsaydı o bir çözüm bulurdu... Şimdi ne oldu?" yengem konuştuğunda ben kıkırdadım Kuzey ise suratını asıp kafasını başka yöne çevirdi.
Amcam "Bizim oğlan böyle işte" dedi Kuzey'i göstererek.
Birbirimizle anlaşamıyor gibide olsak birbirimizi seviyorduk sadece uğraşıyorduk eğlenceli oluyordu, ayağa kalkıp Kuzey'in yanına yaklaştım iki elimle yanaklarını sıkarak yüzünü kendime çevirdim "Sen bensiz yapamıyormusun?" dedim.
"Ben seni yerim" dedim gülerek Kuzey'in yanağına sulu bir öpücük bıraktım, Kuzey yüzünü buruşturup üstündeki sweatin koluyla yanağını sildiğinde ben olmak üzere yengem ve amcamda güldük.
Çocukkende öpülmekten hoşlanmazdı hep yanağını silerdi. Kimseyede yanağını öptürmezdi sadece ben arada öperdim ama tabikide Kuzey hemen silerdi yanağını.
Kahveler geldiğinde kahveyi aldım yanımdaki Kuzey'de kahvesini aldı. "Çınar abim ne yapıyor?" dedi amcam "Ben gittikten sonra askeriyeye gidicekti işleri vardı" dedim amcam kederli kederli başını saladı.
"Şu Çınar abim bir emekli olsaydı hepimiz rahat nefes alırdık" dedi amcam bunu sık sık söylerdi yengem araya girdi "Hâlâ Çınar abiyi takıyorsun eskiden göreve giderdi evet korkardık şehit haberi gelir diye ama artık albay göreve gitmiyor daha çok masa başı rahatla biraz" dedi Kuzey'de yengemi onayladı "Artık öyle tehlikeli görevler yok rahatla baba bir şey olmaz Allah'ın izniyle" dedi.
Amcam derin bir nefes alıp kafasını cama çevirdi dışarıda yağmur yağmaya başlıyordu "Babam asker adamın tehlikesi bitmez derdi" kafasını bize çevirdi "bu yüzden Çınar abim asker olmaya karar verdiğinde onunla iki yıl konuşmamıştı" dedi ve sustu.
Dedem askerlik tehlikeli diye babamın asker olmasını istememiş ama babam asker olmayı çok istemiş üniversiteye gitmiş, dedem iki yıl babamla hiç konuşmamış ama bakmışki babam çok ısrarcı başka çare bulamamış kabul etmiş ve barışmışlar.
Bende hep korkardım babam her göreve gittiğinde acaba ölüm haberi gelicekmi diye ama en çokta annem öldükten sonra korktum, babam olmadığında bile annem yanımdaydı, var olduğunu bilmek bile iyi oluyordu ama annem öldükten sonra evde tedirgin bir haldeydim. Korkuyla camdan babamın gelmesini beklerdim, ölüm haberi gelmesinden çok korkardım. Ama bazen buna bile alışıyordu insan.
Annemin babamda en çok şikayet ettiği şey işine çok bağlı olmasıydı o kadarki eve gelmediği aylar olurdu tek düşündüğü mesleğiydi bu uğurda bizi bile unuturdu.
"sen sadece mesleğini düşünüyorsun ama unutma senin bir eşin ve kızların var, bu küçücük kızın senin ölüm haberini almayı beklemeye hakkı yok. Her an şehit haberin gelicek diye ödüm kopuyor. Tamam görevini yap ben bir şey söylemiyorum ama evde bekleyen bir ailen olduğunu unutma, öyle ölümsüzmüş gibi her tehlikeye atlama, eğer sen şehit olursan acıyı çekecek olan biziz sen değil bencillik yapma.. Umarım senden önce ölürüm, senin acını yaşamam" demişti annem babam görevde canını hiçe sayıp teröristlerin olduğu mağaraya tek başına girdiğinde her zamanki gibi canını hiçe saydığında.
Annem babamdan önce ölmüştü...
Annem öldüğünde babamın yine göz yaşı döktüğünü görmemiştim ama canının yandığının farkındaydım gözlerinde görüyordum acı çektiğini söylemezdi ağlamazdı, acılar konuşmazdı.
Ama bir gece şimşeklerin çaktığı ve benim çok korktuğum o karanlık gece karar verip babamın odasına gitmiştim kapı aralıktı babam gece yarısı uyanık elindeki annemin fotoğrafına bakıyordu "İstediğin oldu sen benden önce öldün... Keşke benim canım alınsaydıda sen yaşasaydın" yüzünde buruk bir tebessüm oluşmuştu "o yetiştirmek için çok uğraştığımız kızımızın nasıl başarılı olduğunu görseydin, kızın okul birincisi. Bugünleri görseydin kızınla çok gurur duyardın Büşra'm. Kızımız başarılı bir polis... " babamın gözlerinde gururu görmüştüm.
Kahvemi bitirdiğimde "Benim uykum geldi" dedim ayağa kalktım Kuzey'de kaçacak yol bulmuş gibi yalandan esnedi "Benimde uykum gelmiş" dedi. Yengem "Hadi siz yatıp dinlenin akşam yemeğinde sizi kaldırırız" dedi biz salondan çıkmadan önce.
Merdivenleri çıkarken Kuzey'e döndüm "Ne oldu? Dertli görünüyorsun" dediğimde elini boynuna götürdü "Ayrıldık" dedi sevgilisinden ayrılmıştı belli oldu derdi.
"Kim Selin'lemi" dediğime "Yok ondan ayrılmıştık ya zaten" dedi.
"Şevval'mi?" dediğimde kafasını bana çevirdi "Ben onu terketmiştim Çağla" dedi.
Düşündüm "Ha Aslı" dediğimde başını bana çevirdi "Hayır o beni aldatmıştı" dedi ters ters.
Bunun en son sevgilisi kimdi yaa "Yeşil?" dedim ama Kuzey'in umutsuz bakışlarından onun olmadığını anladım.
"Ee hangisi? Haremin o kadar büyük ki bulamıyorum" dedim "Binnur" dedi biran düşündüm "Onunla ne ara sevgili oldun?" dedim en son Binnur onun asistanıydı ne ara sevgili olmuştular "Olduk bir ara işte" dedi.
"Eee niye ayrıldınız?" dedim odamın kapısına gelip durduğumuzda "Benimle param için olmuş" dedi "Ay ben anlamıştım o kız hiç tekin değildi, bakışları garipti" dedim hayretle Kuzey aynen dercesine "Öyleymiş gerçekten" dedi durgun halinden çıkarak.
"Neyse kuzen sana kızmı yok boşver bulursun sen" dedim gülerek elimi yumruk yaparak omzuna vurduğumda yerinde sarsıldı "Yavaş be kızım ne ağır elin var" dedi omzunu sıvazlayarak, gülerek elimi havaya kaldırdım "bu eller boks torbasında nasır tuttu" onunla uğraşmama güldü.
Başını sallayarak güldü "Neyse" dedim konuyu değiştirerek "Yakışıklı çocuksun çok boşta kalmassın" elimi kaldırıp başparmağımın ucuyla işaretparmağımın ucunu birleştirdim "yakışıklısın kuzen" dedim moreli yerine gelmiş olması iyiydi.
"Sende güzelsin kuzen her zaman" dedi göz kırparak ikimizde güldük "Benim uykum var yatacağım iyi uykular." Yanıma aldığım Bulut'un kafesini daha sıkı tutarak odaya girdiğimde kafesi açtım, Bulut'u çıkardım. Bulut kafesten çıktığı an olduğu yerde esnedi. Sanki saatlerdir uyumuyormuş gibi yatağa çıkıp tekrar yattı.
Kafamı kaldırığımda gördüğüm manzarayla Kuzey ile anlaşma süremin bir dakikayı geçmediğini anladım, tam iyi anlaştık dedim yaptığı şeye bak.
Bavulum açılmış bütün kıyafetlerim yatağın üstünde dağınık bir vaziyette her yerdeydiler.
Kuzey yine yapıcağını yapmıştı..
🍁
Yüzüme gelen suyun soğukluyla ilkilerek kalktım "Şükür uyandın hadi bugün temizlik yapılacak eve geçiceksin" yatağa oturur pozisyona geçip yüzümden akan suları elimin tersiyle sildim, ağzım iki yana açıp Kuzey'e baktım, elinde bardakla başımda duruyordu.
"Sen ne yaptığını sanıyorsun?" dedim sinirle, kolumla yüzümdeki suyu silmeye başladım "Uyanacağın yoktu uyandırayım dedim başka çare bulamadım" dedi yüzüme eğlenerek bakan hayvan herif.
Yanıma kıvrılmış Bulut boş gözlerini etrafa atıyordu neler olduğunu anlamamış gibiydi ve benim gibi uyku sersemiydi.
Arkamdaki bütün yastıkları Kuzey'in kafasına kafasına atmaya başladım ve her attığımda onun kafasına geliyordu "İnsanın kuzeni polis olunca onda on atışla dayak yiyor" dedi elini yüzüne tutarak yastıkları engellemeye çalışıyordu.
"Odamdan çık!" dedim son yastığıda sinirle alnının tam ortasına attım "İyi sanada iyilik yaramıyor" dedi ve odadan ayrıldı.
Suyla uyandırmak ne ya? Kafamı cama çevirdiğimde hava kapalıydı saat 08.00'di. Dün eve geldiğimde Kuzey'in dağıttığı bavulları düzelttikten sonra, üstümü değiştirip yatmıştım, o kadar çok uykum vardı ki akşam yemeğine bile kalkmamıştım.
Üstümdeki yorganı kenara attım ayağa kalkıp banyoya gittim, banyodaki işlerimi bitirdiğimde üstüme kahverengi bir eşofman takımı giydim bugün temizlik yapacaktık bu yüzden rahat giyinmeliydim.
Aşağı inmek için odadan çıktığımda Bulut'ada kapıyı açtım Bulut'da odadan çıktığında ben merdivenlere ilerledim Bulut evde istediği gibi takılabilirdi.
Salona girdiğimde beni içinde her çeşit kahvaltı olan misler gibi kokan bir kahvaltı masası karşıladı.
Masanın başında amcam solunda yengem, sağında Kuzey oturmuştu, beni bekliyor olmalıydılar.
Masaya yaklaştım elimle pervane yapıp kokuyu içime çektim "Bu ne kahvaltı masası ya" dedim yüzümde güller açıyordu amcam güldü "Yakışır benim yeğenime" dedi. Kuzey "Normalde yok böyle şeyler sen varsın diye var" diyerek mırıldandı ama hepimiz duyduk.
Amcam sağ eliyle Kuzey'in ensesine vurdu. Kuzey elini ensesine götürüp okşadı, yine dayak yemişti.
Ben kıkırdayarak masada yerimi aldım Kuzey'in yanına oturdum, ne kadar kavga etsekte ne yaşasakta hep yanına olurdum biz ne yaşarsak yaşayalım yanyanaydık.
Çaylar doldurulduğunda kahvaltıya başlamıştık, amcam "Çağla senin evi iş yerine yakın olanlardan birinden seçtik rahat edersin" dedi "teşekkür ederim" dedim sadece, amcam devam etti "ev site içinde güvenli bir yer, öyle çok kalabalık değil mahremiyette var rahat edersin, bizim sıpa oğlan sana gerekli şeyleri anlatır, ev dayalı döşeli sadece temizliğe ihtiyaçı var."
Ben çayımdan bir yudum aldım "Bir tanesin amcam" dedim gülerek, amcamda güldü "Tabi benim canım yeğenim yapacağım o kadarınıda" elini kaldırıp gururla beni gösterdi.
Hepimiz gülerken kahvaltımızı yaptık Kuzey ayağa kalktı "Hadi gidelim temizlik anca biter" dedi kapıya ilerledi, bardağımın dibindeki çayı içip masaya koydum, ayağa kalkıp ağzımdakileri yutarken yengem ve amcama el salladım "Öpüldünüz" dedim ve Kuzey'in arkasından koşar adım yetiştim.
Evden çıktığımızda Kuzey arabayı anahtarla açtı "bavulum nerede?" dedim bana dönmedi "bagaja koydular" başımı salladım, Bulut birkaç gün burada kalıcaktı, tamamen yerleştiğimde onuda yanıma alıcaktım.
Arabaya bindiğimizde Kuzey arabayı çalıştırdı, çiftlik evinden çıkıp kendi evime yola çıktık.
Arabada sessizdik sanırım Kuzey daha uyanamamıştı, yol sessiz giderken bir sitenin girişinde durduk güvenlik bize yaklaştığında Kuzey bir süre onla konuşma yaptı, güvenlik kapıyı açtığında arabayla siteye girdik.
Araba ilerlerken etrafa genelde iyi evler vardı hepsi büyük olmasada geneli büyüktü, evler arasında mesafe vardı bu iyiydi kimseyle yakın olmak istemezdim .
"Kalıcağın ev iki katlı, sen ikinci katta kalıcaksın" dedi Kuzey arabayı bir evin önünde durdurdu, şık bir görüntüye sahipti.
Kuzey arabadan inerken bende kapımı açıp indim "Yani alt katta komşum mu olucak?" dedim memnuniyetsiz bir sesle "Evet ama merak etme kendi kendine yaşayan biri sen onu rahatsız etme, o da seni rahatsız etmesin" dedi.
"Hadi gel" dedi gülerken "Yeni evini görelim" eve ilerlerken bende pıtı pıtı arkasından ilerledim, ilk defa kendi evim olucaktı çok heyecanlıydım.
Önce çift kapılı kapıdan birini açtığında bizi bir koridor karşıladı, karşımda bir kapı vardı sanırım burası alt komşunundu. Sağda bir merdiven vardı Kuzey merdivenleri çıkmaya başladığında bende arkasından ilerledim.
Sağ tarafımda camlar sayesinde arabayı görebiliyordum, bir üst kata çıktığımda beni beyaz bir kapı karşıladı, Kuzey bana döndü "Buyurun hanımefendi evinizin kapısını kendiniz açın" dedi anahtarı bana uzatarak, anahtarı aldım ve kapıyı açtım içimde çok büyük bir sevinç vardı.
Kendi evim, kendi hayatım, başka bir şehir, bu mükemmel hissettiriyordu.
Kapıdan girdiğimde beni kısa bir koridor karşıladı, koridorda bir çeket, çanta asmak için askılık vardı. Koridoru geçtiğimde geniş bir salonla karşılaştım Ferah ve geniş salon çok güzeldi, tam karşımda ise boydan camlar vardı, birde geniş bir balkon camlardan görünüyordu.
Adımlarımı evi gezmek için attığımda salondan iki adımda geçebileceğim geniş mutfakla karşılaştım,mutfağın ortasında tezgahı, herşeyi çok güzeldi.
Ben pek yemek yapmasını bilmesemde aç kalmayacak kadar bir şeyler yapardım umarım.
Mutfak ve salon birdi ama salondan mutfak, mutfaktan ise salon görünmüyordu. Arada kapı yoku L şeklinde gibiydi salon ve mutfağın pozisyonu, mutfaktanda boydan camlar sayesinde güzel manzara ve balkon görünüyordu. Ben hevesle etrafa bakınırken Kuzey beni bekliyordu, evdeki eşyaların üstü beyaz çarşaflarla kapalıydı.
Salona geçtiğimizde salondan geçirebilecek iki koridor vardı koridorun birine girdiğimde iki kapı vardı Kapının birini açtığımda misafir banyosu vardı, laoba, duşa kabinle ferahtı, diğer kapıya geldiğimde beni orta boyda misafir odası karşıladı.
Koridordan çıkıp diğer koridora girdiğimde bu sefer de iki kapı vardı Kapının birine girdiğimde yine misafir odası karşıladı beni.
Diğer kapıyı açtığımda beni geniş bir ebeveyn odası karşıladı, iki kişilik yatak, makyaj masası, kitaplık, sehpa, camdan dışarıya bakan tek kişilik koltuklar çok güzeldi.
Odada bir kapı daha vardı kapıyı açtığımda beni büyük bir yer karşıladı sağ tarafım banyoydu diğer sol tarafım ise büyük bir gardroptu, bu gardrop bütün kıyafetlerimi alırdı.
Banyodan çıktım, odadanda çıkıp salona döndüm Kuzey beni bekliyordu "Burası çok güzel" dedim ellerimi açarak.
Burası artık benim evrenimdi..
Burası artık benim dünyamdı..
Burası artık benimdi...
"Beğenmene sevindim" dedi Kuzey, etraftaki tüm eşyalar beyaz çarşaflarla kapatılmıştı, balkona baktığımda boydan camlar sayesinde balkonu görebiliyordum, adımlarımı bu sefer balkona attım kaymalı camı açtığımda bir esinti içimi işledi, hava kapalıydı ve rüzgarlı. Balkon geniş ve güzeldi.
İlerleyip trabzanlara elimi koydum derin bir nefes çektim içime. Kuzey yanıma geldi o da manzaraya baktı.
Kafamı aşağı çevirdiğimde bir havuz vardı, çimenlik yerde ilerisinde ağacın altında oturacak masa ve koltuklar vardı, bahçedeki ağaçların sarı yaprakları yerde yerini bulmuşa benziyordu. Yerdeki yapraklar, esen rüzgar, içime işleyen soğuk, saçlarımın dalgalanışı bana ilaç gibi geliyordu.
"bahçe ortak alt komşunla beraber kullanıcaksın, alt komşun bir hafta yok bu sürede sen eve alışırsın ve evi düzene geçirirsin" dedi "geçiririz kuzen zor değil" dedim sonuçta o da bana yardım edicekti düzenlemede.
"Ee başlıyalım anca hallederiz"
🍁
Yorgunlukla kendimi Kuzey'in yanına koltuğa attım, evdeki çarşafları kaldırmıştık, evin temizliğini yapmıştık genel şeyler neredeyse bitmişti balkonu yapmamıştık ben orayı sonra halledicektim.
Bavulları odama koymuştum onuda yarın gardıroba yerleştirirdim "Ben gidiyorum bir hafta evden çıkmayı düşünmüyorum" Kuzey çeketini alıp çekip gitti, çok yorulmuştuk, bütün evi hallediceğiz diye, yinede eksik vardı.
Çok yorgun hissediyordum akşam olmuştu bütün gün yorulmuştum, duş alıcak bile halim yoktu ama kısa bir duş alıp rahatlamıştım, odama zar zor attığım adımlarla kendimi yatağa yüzükoyun attım.
Kafamın yastıkla buluşmasının ve gözlerimin kapanması arasında pek bir zaman yoktu.
...
Duyduğum tıkırtı sesleri gözlerimi açmama sebep olmuştu, gözlerimi açıp yatakta doğruldum yavaşça. Salondan adım sesleri geliyordu.
Kahretsin
İlk günden hırsızmı girmişti?
Elimi komidine uzattım sessizce çekmeceyi çekip silahımı aldım. Polisin evine hırsızlık yapmak bir ahmaklıktı.
Yataktan sessizce doğrulduğumda oda kapısına ilerledim, adım sesleri diğer koridora girdiğinde kapıyı sessizce açtım parmak uçlarımda ilerlerken elimdeki silahı sıkmaya hazır hale getirdim.
Silahı iki elimle tutarak bedenime yasladım adımlarımı ilerlettiğimde köşe duvarda durdum, hırsızı görebiliyordum, salon karanlıkta olsa loş hafif ışık vardı.
Uzun boylu bir adam bana arkası dönüktü, bir anda elimdeki silahın tersiyle ensesine vurmak için adım atıp elimi havaya kaldırmıştım ama beklemediğim bir şey oldu.
Adam aniden arkasını dönmesiyle havadaki elimi tuttu ve beni arkamdaki duvara yapıştırdı, iki elimin bileğide onun avuçlarının içindeydi.
Normalde asla böyle bir şey yaşanmazdı ama bu hamleyi beklemiyordum, ellerim yukarıda duvara onun eliyle birleşmişti. Gözlerim şaşkınlıkla karşımdaki adamın kahverengi gözlerine çevirdim, hafif dalgalı kahverengi saçları dağınıktı, alnın üstüne düşmüştü, keskin bakışlarının hedefinde ben vardım.
Bir eli benim elimi tutarken diğer eli boyuma bıçak dayamıştı, bunu boynumda hissettiğim soğuk metalden anlamıştım.
"Sen kimsin?" dedi sert çıkan sesiyle. Nefesi nefesime değiyordu, çok yakınımdaydı.
"Asıl sen kimsin?" dedim net ve hafif sinirli çıkan sesimle, kendi evimde bıçaklı sardırıya uğruyordum.
Bileklerimi tuttuğu elini ellerimle çevirip bir elimi kurtardım o elimle bıçak tutan eline hızlı bir darbe indirmemle bıçağın yere çarpma sesi kulağıma geldi, bıçak yerde kayarak bizden uzaklaştı.
O bu yaptıklarıma hafif şaşkındı dirseğimi yüzüne sertçe geçirmemle yüzü yana kaydı.
Yumruğumu geçirmek için havaya kaldırdığımda benden önce davranarak bileğimi tutup arkama çevirdi diğer bileğimide aynısını yaptı.
İki bileğimide arkamda sertçe birleştirdi beni kendine hızla çektiğinde vücudum arkamdaki vüduna çarptı.
"Bırak beni!" dedim burnumdan soluyararak, artık önceki gibi yumuşak davranmıyordu daha sertti. Kafası benim kafamın hemen yanındayken saçının tutamlarını yanağımda hissediyordum, dişlerimi sıkarken elinden kurtulmaya çalıştım ama çok sağlam ve güçlü tutuyordu.
"Ne işin var bu evde?" dedi nefesi Kulağıma değerken "Senin ne işin var benim evimde?" dediğimde eli hafif yumuşadı.
"Burada kimse yaşamıyor" dediğinde sertçe "Artık ben yaşıyorum yeni taşındım" dedim. Sözlerim ellerini bırakmasını sağlamıştı, ben ışığı açarken o bana bakıyordu, artık onu daha iyi görebiliyordum.
Uzun boyuyla cüsseli birisiydi, giydiği kolu kısadan dolayı kol kasları görünüyordu, sportif biri olduğu ve dövüş sporlarıyla ilgilendiği belliydi. Şimdi beni nasıl alt ettiğini daha iyi anlıyordum. Çene kaslarının oldukça ciddi durması benim kim olduğumu beklememesinden olduğunu düşünüyordum. Buğday teni giydiği kıyafetlerle daha anlaşılırdı, yirmilerinin sonunda sportif bir vücudu vardı bu üstündeki tişörtten anlaşılabiliyordu, bu havada tişörtte gezmesini anlamamıştım.
Kahvelikleri beni bulduğunda ben bir elimle diğer bileğimi okşuyordum çok sert sıkmıştı.
"şimdi sen söyle evimde ne işin var?" dedim onun gözlerine yeşil gözlerimi dikerek "Ben aşağı katta kalıyorum bu evdede bir yıldır kimse kalmıyor, eve gelince ışıkları gördüm hırsız filan girdi sandım" dediğinde "Bana alt komşunun bir hafta olmadığını söylediler" dedim ah be Kuzey insan geldiğini söyler şu girdiğimiz duruma bak ya.
"Erken geldim" dedi sinirlerim bozulmuştu beni nasıl alt edebilirdi benim onu etkisiz hale getirmem gerekiyordu onun beni değil. Birine yenilmek kötü bir hisdi, karşımdaki adamı görmek sinir bozucu olmaya başladı.
Ters ters ona baktım kapıyı elimle gösterdim "Şimdi evimden çek git!" dedim sinirle beni etkisiz hale getirmesi beni deli etmişti. Bir ara karşılıklı dövüşelim ben onu nasıl etkisiz hale getirdiğimi gösterirdim.
Önce bana baktı sonra hiçbir şey söylemeden benim gösterdiğim kapı yerine balkona ilerledi bende şaşkınlıkla arkasından ilerledim.
Balkona geçtiğinde kenardaki merdivenlere ilerledi ve oradan indi, burada merdiven olduğunu ilk defa görüyordum, bahçeye inen bir merdiven vardı.
Salona geçip pencereyi kapattım ve yatağıma ilerledim. Gıcık herif yaa birde evime gelip hırsız sandım diyor, bir hırsız olmadığım kalmıştı. kendi evimde bana bıçak çekti.
Odama gidip komidinin cekmecesine silahımı koydum, kendimi yatağa bıraktım bana Kuzey bir hafta yok demişti bende hırsız sanmıştım ama öyle bir eve girmiştiki hırsız gibiydi.
Yorgunluğun verdiği ağırlıkla gözlerim tekrar kapandı.
🍁
Elimdeki simiti yemeye devam ediyordum, sabah kalkmıştım ve evde yemeklik veya kahvaltılık malzeme yokdu dün ne güzel kahvaltı yaparken şimdi bir simite kalmıştım.
Dün ki o gösterişli kahvaltıdan sonra bu simit hiç zevkli gelmiyordu.
Simiti bitirdiğimde kırıntılarını topladım günahdı nimet sonuçta.
Bugün balkonu düzenleyip kıyafetlerimi gardıroba yerleştirecektim.
Balkonu silmem gerekiyordu bugün hava daha iyiydi, güneş vardı. Bir kovayı musluğun altında tuttum, dolmasını beklerken elime bir bez aldım , kova dolduğunda bir elimede bezi alıp balkona ilerledim.
Güneş bütün heybetiyle vardı ama tabikide sıcaklığı heybeti kadar yoktu hava serindi, üstümdeki sweat ve altımdaki eşofman üşümeme engel oluyordu.
Kovayı trabzan'ın üstüne koydum üstü geniş olduğu için rahatca durabiliyordu.
Bezi suya batırdığımda sıkıp trabzanları silmeye başladım, iyice silerken tekrar bezi kovaya koyup sıkmak için yerden kalktığımda omzum kovaya değdi ve su dolu kova aşağa düştü.
Daha kötüsü ise aşağıdan gelen sinirli sesdi "Buu kimin?" sert tonu geceki huysuz adam olduğunu anlamamı sağladı.
Hemen merdivenlere ilerleyip aşağıya indiğimde o adam karşımdaydı üstündeki tişört ve altındaki eşofman ıslanmıştı, kova boydan adamın üstüne düşmüş görünüyordu.
O üstüne ters ters bakarken ben dudağımı gülmemek için birleştirdim, tişörtü boydan ıslanmıştı ve vücuduna yapışmıştı bu da kaslarının ortaya çıkmasını sağlamıştı. Saçları ıslaklıktan dolayı yüzüne yapışırken dün geceki sinirini aratmayan bakışları benim üzerimdeydi. Bakışları alev alırken ben elimle dudaklarımı kapatmaya çalışıyordum, adam resmen su içindeydi.
"Bu nereden çıktı?" dedi sinirle ben hemen yüzümü ciddileştirdim "Pardon beyefendi yanlışlıkla kovamı kafanıza düşürmüş olabilirim" dedim ters bakışlar beni buldu "Yanlışlıkla?" dedi gözünü kapattıp açtı sakin kalmaya çalıştığı belliydi "Tabikide yanlışlıkla bilerek yapıcak değilim hem ne var yani temizlenmiş oldunuz fena mı? " dedim.
Bu sözümle kafasını sola çevirdi sinirli bir gülüş peydah oldu dudaklarında "Sen belamısın? Daha dün bir, bugün iki başıma gelenlere bak" dedi ellerini iki yanına bıraktı. Siniriyle harmanlanmış gülüşü büyüdü.
"Ne belası asıl sen belamısın ben hep senlemi uğraşacağım komşu?" dedim kaşının biri havaya kalktı "Git o zaman seni tutan mı var?" dedi üzerime bir adım attı "Gitmiyorum burası artık benim evim" dedim üst katı göstererek "Sen git çok istiyorsan" diyerekte ekledim.
"Ben burada senden daha önce geldim eğer gitmesi gereken varsa o sensin" dedi yüzüme bakarak, bende öylemi dercesine güldüm "Sen kalacağın kadar kalmışsın artık benim devrim, sen gidebilirsin" dedim elimi ileriye sallayarak.
"Gitmiyorum hiçbir yere" dedi bana bir adım daha attı, bende üzerine bir adım attım aramızdaki mesafe kapanmıştı "Bende gitmiyorum" dedim inat ederek.
Arkamı dönüp giderken durdum ona döndüğümde hala bana bakıyordu ilerleyip elinde tuttuğu siyah kovamı aldım sonuçta bin lira vermiştim kovaya, neden bu kadar para verdiğimi bilmiyordum sadece hoşuma gitmişti, o kadar para verip kovamı onda koyacak değildim.
Kovamı alıp merdivenleri çıkmaya başladım o ise hala bana bakıyordu.
"Bu soğukta tişört giymiş. Anladık kasların var görebiliyoruz. Hava atmana gerek yok" kendi kendime mırıldanırken o duymamıştı.
Bir insanın başına bu kadar şey gelemezdi, resmen hayat onunla bana kötü karşılaşmalar yazıyordu, umarım bir daha karşılaşmazdık.
Benim yeni hayatımı kimsenin mahvetmesine izin vermiyeceğim, yeni evimde mutlu olucaktım.
🍁🍁🍁






