"ben evrenin içinde değildim çünkü evren benim içimdeydi."
bir sabah gözünüzü açtığınızda sonsuz büyüklükte bir evrenin içinde olduğunu görürsünüz. Evrenin her yanı ihtişamlığı ve güzeldir. Çok heyecanlanır mutlu olursunuz. Sağ tarafınızda güller ağaçlar sol tarafınızda dağlar ovalar çimenler ve bir sürü yiyecek... Bu sanatın karşısında adeta büyülenirsiniz.
şanslı olduğunuzu düşünürsünüz buradaki her şeyin size verilmiş birer hediye olduğunu düşünürsünüz. Kısacası size verilmiş güzel bir yerdir burası. Birden insanları görürsünüz size hayranlıkla bakarlar. Sonra biri yaklaşır sizi ve o duymak istemeyeceğiniz cümleyi kurar:
"Zamanın çok az uç hadi kelebek."
anlam veremezsiniz neden diyemezsiniz çünkü zaman gerçekten yoktur.
Ben sayısız kelebeklerin içindeki bir kelebeğim. Zamansızlığı yok etme hikayemde başrol olur musun?
"Agef hiç üzülmüyor musun? "
"Neden üzüleyim ki Hinzla?"
"Öleceksin çünkü."
"Olabilir sen de öleceksin tek fark ne zaman öleceğin belli değil."
bu konuşmadan sonra gözleri doldu. Belki de bir insanla konuşmamam gerekti. Ama ben bana verilmiş bir günü ancak böyle anlamlandırabilirdim. Sadece diğer kelebeklerden farklı olmasını istedim. Amacım onu üzmek değildi.
Evren bana bir şans vermişti. Ama sevgili dostum Hinzla'yı bulmalıydım.














