Ölüm bu kadar uçsuz bucaksız bir kavram mıydı?
Bana ölünce Tanrı seni cezalandıracak derlerdi, peki o nerede?
Her yer karanlıktı.
Sadece karanlık.
O karanlıkta yürüyordum. O çıktı karşıma.
Bana baktı, bana gülümsedi, bana doğru adımlar atmaya başladı, bana kollarını açtı, bana beni sevdiğini söyledi.
Sonra bir anda belinde silah belirdi, o silah ile benim kalbimi hedef aldı. Kalbimden vurdu. Acımadı, kanamadı, yaralanmadı. Kurşun kalbimden içeriye girmedi ve geri sekti, anlamıyordum.
Ve sonra bunun nedenini o bana söyledi;
"Kalpsizsin, kalbin o kadar yok ki kurşun bile gidip kalbin var mı diye bakmaya gerek duymadı." Bu sözler beni bin parçaya daha ayırdı. Zaten paramparçayken.
Üzerime ağırlık çökmeye başladı, kamburlaşmaya başladım. Onun sesi gene kulaklarımı doldurdu, ruhumu parçaladı.
"Yalanların, suçların, saçmalıkların yük oldu sana. Şimdide ölüm yük olsun da daha çok canın yanar belki." Kahkaha sesi bütün karanlık sonsuzluğu doldururken yavaş yavaş yere çöktüm, sırtım parçalanacaktı artık. Ağrı giderek artıyor, durmak gibi bir şeyi düşünmüyordu. Güçlü bir çığlık kaçtı ağzımdan.
Gözlerim karardı ve son gördüğüm yüz yine ona ait oldu.
_______
"Kendisine geldi sayılır. Ciddi bir durumu yok... Kısa tutarsanız sevi-..." Sesler kesiliyordu arada, hiçbir cümleyi tam duyamıyordum. Gözlerimin üstüne çöken ağırlık açmamış engelliyordu. Hiçbir yerimi hareket ettirecek güç kendimde bulamıyordum.
"Aç gözünü deli kızım. Aç artık." Onun sesi kulaklarıma, kokusu burnumu doldurduğunda ölmeyi bile beceremediğimi anladım. Bir el kolumu tuttuğunda, irkildim ama bunu belli edecek hiçbir hareket yapamadığımı fark etmem uzun sürmedi. Parmaklarımda bir kaç damla ıslaklık oluştuğunda birinin başımda ağladığını anladım. Bu o olamazdı, o beni sevmiyordu.
"Hepsi senin suçun pislik! Ne halt ediyorsun burada hala? Hayatımızdan çık git! Senden nefret ediyorum!" Gerçekten de o olmadığını anlamam uzun sürmedi. Yakın arkadaşım, sırdaşım Sora'nın sesi kulağıma iliştiğinde ağlayanın da o olduğunu anlamıştım. Elimi tutanın da.
"Yemin ederim bir suçum yok. Onun hayatını kurtardım ben! Kendini uçurumdan atacaktı o! Onu ben kur-" Demir'in konuşması yarıda bölündüğünde Sora'nın sesi odayı inletti.
"Kes sesini piç kurusu!" İşte benim kızım.
"Sen ve senin gibi piç kuruları onu delirmeye zorlamasaydı, siz onu koşturmasaydınız o uçurumun kenarı o gün boş kalacaktı zaten! Aklını da mı kullanamıyorsun! O gün de senin yüzünden kendini atıyordu. Bugün de senin yüzünden vuruldu!"
Sora'nın dedikleri karşısında ben bile afallamıştım, Demir'in suratını düşünemiyordum. Gözlerimin üstündeki ağırlığın gitmeye başladığını hisseder hissetmez gözlerimi açmak için kendimi zorladım ve yavaş yavaş açılan gözlerim yine o lanet suratı ilk gördü. İkinci şokunu yaşayan Demir'in rengi atmıştı. Sora ise gözlerini ondan ayırmıyor bir daha ağzını açarsa üstüne atlayıp onu öldürecek gibi Demir'e bakıyordu. Demir bana şaşkın gözlerle baktığını fark edince Sora'nın da gözleri beni buldu. Onun da gözlerine kin yerine şaşkınlık oturduğunda bir anda gözleri doldu ve ağlamaya başladı.
"Uyandın! Uyandın! Uyandın!" Sora'nın sevinç çığlıkları karşısında parıldayan gözleri ruhumu sarıp sarmalarken benim gözlerim Demir'i öldürmek istiyordu. Gözlerimi Sora'ya çevirip baktığımda benimde yüzümde buruk bir tebessüm oluştu; "Uyandım, evet." Sora bana sarılırken çok dikkatli olmaya da çalışıyordu, bende ona sıcak bir sarılma ile karşılık verdiğimde ikimiz de Demir'in varlığını bir kaç dakikalığına unutmuştuk. Keşke tek unutmakla kalmasaydı...
"Özür dilerim Aysa," Sora ile aramıza giren eskiden küçük bir melodi, şimdi ise yabancı gelen ses birbirimizden uzaklaştırdı bizi. Sarılmayı bırakıp ona döndüğümüzde gözleri gözlerimden ayrılmıyordu.
"Yemin ederim böyle biri değilim, bunu sende çok iyi biliyorsun." Lafını yarıda kestim. "Seninle alâkalı hiçbir şey bilmiyorum artık. Hatta biliyor musun? Senin kim olduğunu bile bilmiyorum artık. Sen benim için artık öldün, benim içimde sen bittin Demir. Sen benim için artık yaşamıyorsun!" Demir'in kahve gözlerine hüzün ve pişmanlık düştüğünde kafasını sallayarak kapıya doğru yol aldı.
💗
Demir'in gözünden :
______________
Günlerden 28 Kasım. Saat 15:37, o vuruldu. Kalbimde yaşattığım, kuluna zarar gelmesin diye ömrümü verebileceğim kadın benim yüzümden vuruldu. Ona zarar vermek istemediğim, bana zarar verirken kendi canı da acır diye ondan kaçtığım kadın benim yüzümden vuruldu. Gözlerimin önünde 2 kurşun ile vuruldu. Artık nefret ettiğim 5 yer vardı.
Aysa, deli kızım. Ölme, ölürsen yaşayamam. Ölme. Lütfen. Yere yığılmadan önce sadece iki cümle kurdu bana ve bu daha demin kurduğu belki 5, belki de 10 cümleden daha ağırdı, o iki cümle beni paramparça edecek kadar yaralayıcı, sırtımda taşıyamayacağım kadar ağırdı.
"Senden nefret ediyorum Demir Karagün. Umarım diğer hayatımda karşıma çıkmazsın." Hayır Aysa, hayır deli kızım, hayır... Benden nefret etme lütfen, bendem nefret etme! Yere yığılan bedenini son anda tuttuğumda kucağıma aldığım gibi ilk yardım yapılması için revire koştum.
Dayan dayan dayan. Ölme, dayan. Hadi dayan çok az kaldı.
______
(28 Kasım 22:42)
"Yemin ederim bir suçum yok. Onun hayatını kurtardım ben! Kendini uçurumdan atacaktı o! Onu ben kur-" Cümlem yarı da kesildiğinde Sora bütün nefret duygusu ile gözlerimin içine baktı.
"Kes sesini piç kurusu!" İnan bana lütfen, benim Asya'ya olan sevgimi bilmeden beni suçlamayı artık. Kafam Aysa'ya döndüğünde gözlerinin açıldığını gördüm. İçimdeki hüzün kendini şaşkınlığa bıraktığında o mutlu şaşkınlığı bütün hücrelerimde hissediyordum.
Deli kızım, uyandın. Sonunda uyandın. Sora'nın sevinç çığlıkları odayı doldurduğunda hala birbirimize bakıyorduk. Gözlerini benden çektiğinde gözlerinden silinen nefret ve yerine gelen sıcaklık kalbimi biraz daha parçaladı.
"Uyandım, evet." Birbirlerine sarıldıklarında çok mutluydular. Birbirlerinden ayrılmalarını bekledim. Ve konuşmaya başladım.
"Özür dilerim Aysa," Konuşmamla tamamen ayrıldıklarında Aysa direkt olarak bana bakıyordu. Gözlerini tekrar ele geçiren kini her gördüğümde ölmeyi yeğliyordum.
"Yemin ederim böyle biri değilim, bunu sende çok iyi biliyorsun." Benim özrüm bittiği gibi konuşmaya başlayan Aysa'ya verdim bütün odağımı.
"Seninle alâkalı hiçbir şey bilmiyorum artık. Hatta biliyor musun? Senin kim olduğunu bile bilmiyorum artık. Sen benim için artık öldün, benim içimde sen bittin Demir. Sen benim için artık yaşamıyorsun!" Kalbimin acısı gün geçtikçe katlanıyordu. Kafamı sallayıp odadan çıktım. Hızlı adımlarla asansöre doğru ilerlediğimde gözlerim dolmak üzereydi. Yıllardır kesintisiz sevdiğim kadın benden nefret ediyordu.
Hastaneden çıktım gibi motora doğru yürüdüm. Motora bindiğimde motorun cc yükselttiğim için kendimle gurur duyuyordum. 689 cc lik R7'den, 998cc lik H2R geçmek gerçekten güzeldi. Artık eski Demir'e geri dönme zamanı da gelmişti. Motor bağımlısı ölüm ile yarışan, rutini iş yeri ve gym olan o Demir geri dönmeliydi. Ve dönecekti de.
En son gördüğüm şey 290'ı geçen hız göstergesi ve birden önüme çıkan kamyon oldu. Kapanan bilincim ile sabah Aysa'nın yaptığı gibi ölümü bekledim.
"Seni seviyorum Aysa, deli kızım. Sana aşığım, umarım ölüm denen boşlukta yine sen olursun."