Derin denizlere kafa tutan küçük dalgalar vardır. Kaybedeceklerini bildikleri halde kafa tutmaya devam ederler ve asla pes etmezler. Peki kazanabilirler mi? Hiç sanmıyorum. Ailemi ilk defa özlüyordum. Belki de hepsi onun suçuydu. Belki değil, hepsi direkt onun suçuydu. Ondan nefret ediyordum ve bu günler geçtikçe katlanıyordu.
Onun yüzünden uyuyamıyordum. Uyuduğum zaman o sözü kâbusum oluyordu. Onun yüzünden hayal kuramıyordum. Kurduğum hayalleri elleri ile parçalıyordu. Onun yüzünden birine güvenebileceğimi sanmıyordum. Güvenimi kendi elleri ile parçalamıştı. Onun yüzünden...
Oturuyordum. Beni hapis ettikleri küçük odanın içinde oturuyor ve o gün olanları unutmaya çalışıyordum. Benim suçum neydi? Delilirmeye mahkûm olmuş birinin en büyük suçu ne olabilirdi ki? Sevmek mi? Sanmam. Ailem beni delirtmişti. Ailem beni sevmemişti. Eziyet görmüştüm. Birini sevmiştim. Bana ailemden daha çok zarar vermişti. Tek bir cümleyisle. O beni seviyor, bende onu kullanıyorum. Her şeyimi, o sonu görünmeyen çukura attılar.
Hayatım berbat kelimesi ile bile anlatılamayacak kadar boktandı. Bir dilek hakkım olsaydı o uçurumdan atlarken beni kurtaramamasını dilerdim. Belki kurtarmasaydı daha az acı çekerdim.
Kapının metal gürültüsü ile birinin kapıyı açmakta olduğunu anlamıştım. Kafamı kaldırmadım. Yatağımda dizlerimi kendime doğru çekip ellerim ile etrafını sardım ve başımı oraya gömdüm. Kapı yavaş bir gıcırtı ile açıldı. O tanıdık okyanus kokusu-hayatımı zehir eden üçüncü koku- içeriye dağıldığında beni getirdikleri odadan daha fazla nefret ettim. Onun kokusu ya o giderken gitmez ise ve burada kalırsa, o zaman ne yapacaktım? Her bir nefes alışımda onun kokusunu duymak eziyetti ve ben bu eziyeti şuandan itibaren çekmeye başlamıştım.
Yavaşça bana yaklaşan adım sesleri gelmeye başladığında kafamı daha da gömdüm. Bütün gece aralıksız ağlamıştım, yaşadıklarım için ve şuan da bir uyuşturucu kaçakçısına benzeyen iki çift gözüm vardı. Bunu tahmin etmek zor değildi. Altı mosmor olmuş ve şişmiş, içi kıpkırmızı olmuş ve damarları belirginleşmiş iki çift göz. Adım sesleri durduğunda tam dibimdeydi.
"Kaldır kafanı deli kız." Bana deli kız deme diye haykırmak istedim. Bana artık lakap takma demek istedim. Senin taktığın lakaplardan ve senden nefret ediyorum demek istedim.
"Bana deli kız deme," sesim kısık çıkmıştı. Sesimin kısıldığını yeni fark ediyordum.
"Neden? Bu lakabı 17 yaşında takmıştım sana, o zamandan beri bunu kullanmadığım zaman beni dövmüyor muydun? Şimdi ne değişti?"
"Sen." Kafamı kaldırıp ona baktım. Yüzüm mü onu bu kadar korkuttu ve şaşırttı yoksa cevabım mı bilmiyordum. Bildiğim tek bir şey vardı o da ondan nefret ettiğim.
Yavaşça ayağa kalktım. Ben yataktan indiğimde benden 3-4 adım uzaklaştı ve duvara çarptı.
"Benden korkuyor musun? Korkma. Beni bu hâle getirip benden korkmaya hakkın yok." Onun tam gözlerinin içine bakıyordum. Ona doğru bir adım attım.
"Güvenlik!" Diye bağıran Demir, gerçekten benden korktuğunu bu şekilde kanıtlamıştı.
"Sana zarar vermeye meyilli değilim. Delirmeye tutsak olmuş birisi kendine zarar verir karşısındakine değil." Bir adım daha attım. Aramızda son 2 adımlık mesafe vardı.
"Yaklaşma bana." Demir'in arkasından çıkardığı şok cihazını gördüğümde gerçekleri daha net anlamıştım.
"Onu sevmiyorum zaten." Bu korkutucu ses bana aitti. "O beni seviyor, bende onu kullanıyorum." Demir'in gözleri şaşkınlıkla açıldığında bu sefer gözlerinde korku yoktu.
"Biliyor musun? Hiç kimse aileme karşı beslediğim nefreti geçemez sanardım. Sen ise şuan onlarla yarışıyorsun Demir Karagün." İçeriye doğru koşan güvenliklerin sesini işittiğimde iki adım geriye gittim. Yatağıma geri oturduğumda ve eski pozisyonumu aldığımda güvenlikler silahlarını bana doğrultmuş bir şekilde Demir'in yanına gidiyorlardı. Tam zamanı Aysa.
Bir anda hareketlendim ve yataktan aşşağı atladığımda 2 kurşun sesi duyuldu. Biri bacağıma diğeri ise karnıma gelmişti.
"Senden nefret ediyorum Demir Karagün. Umarım diğer hayatımda karşıma çıkmazsın." Bilincimi açık tutmaya çalışmadım. Kendimi bıraktım ve kurşunlardan dolayı vücuduma yayılan o yangını daha çok hissetim. Bağırmadım, çığlık atmadım, hareket dâhi etmedim. Ölmeyi bekledim. Bilincim tamamen kapanmadan önce tek gördüğüm şey Demir'in bana doğru koşan endişeli bedeniydi...
Eğer bir daha ki hayat diye bir şey var ise orada tek dileğim Demir gibi a
şağılık bir adam ile karşılaşmamaktı.
