"Saçmayı çıkardık Yalın bey. Üç dikiş atıp pansumanı yapıldı. Neyse ki kemiğe bir zarar gelmemiş." Diyen hemşireye teşekkür ettim.
"Yapılacak başka birşey var mı?"
Hemşire "serum takıldı, 1 saat sonra serum bittiğinde çıkabilirsiniz. Ancak serumdan sonra yemek yemesine dikkat edin. Aç karın ile vücut kendini hemen toparlayamaz."
Tekrar teşekkür edip yolladım onu. Ardından kendimi sedye yanındaki sandalyeye atmıştım.
Meysa "saçma ne?"
Yorgun görünen suratını inceleyip geriye yaslandım. Onun yorgun olduğu kadar bende yorgundum. Ama onun yorgunluğu kan kaybetmesindendi. Benimkisi ise uykusuzluktan.
Gözlerim bir anlığına kolundaki o büyük kelebek dövmesini buldu. Kazağını azıcık sıyırdığı için yalnızca yarısı görünüyordu. "Genelde avcılıkta daha uzun mesafeden canlıları vurabilmek için kullanılan yuvarlak ufak birşey. Zararsız gibi görünse de en az kurşun kadar tehlikeli." Kapattım gözlerimi.
Meysa "anladım."
"Ağrın sızın var mı?"
Meysa "yok. Sanırım verdikleri serum işe yaradı."
Başımı salladım hafifçe. Serumun vücudunu toparlaması için olduğunu gerçekten bilmiyor muydu? Yoksa bilmiyora mı yatıyordu? "Serum yalnızca vücudunu toparlaması için. Ağrını kesen ise yapılan iğne." Saçmanın ne olduğunu da bilmiyordu. Gerçekten usta oyuncu olmalıydı.
Meysa "tam tersi değil mi?"
Bir katil olmak için fazla saf duruyordu. Kafayı yemek üzereyim!
"Değil."
Meysa "uyuyacak mısın?"
"Dün gece uyumadım. Serumun bitene kadar uyumak istiyorum. Senin için bir sorun olur mu?"
Meysa "yok. Uyuyabilirsin tabi."
...
"Yalın." Kolumu deşen eli ani bir hareketle yakaladığımda inlemişti elin sahibi.
Gözlerimi hızla aralayıp Meysa nın elini bıraktım onun olduğunu fark edince. "Afedersin."
Meysa "Şey... doktor çıkabileceğimizi söyledi."
Başımın ağrısı yine kendini belli ederken kaşlarım çatıldı.
Meysa "hemşirelerden rica edebilirim istersen ilaç için?"
Gözüm sargılıkoluna takıldı. Pansumanını yapıp dikiş atabilmek için kesmişlerdi giydiği giydiği kazağının kolunu. "Arabamda ağrı kesici taşıyorum. Ama önce birşeyler yemem lazım." Diyerek kalktım oturduğum yerden. İlk geldiğimde çıkardığım ceketimi giydirecektim ona. "Üzerindeki çıkartalım."
Meysa "ne?"
"Üzerindekini çıkartalım? Kanlı, böyle mi gideceksin?"
Meysa "ama giyecek bir-"
"Her zaman böyle çok mu konuşursun?" Derken elimi kazağının eteklerine atmıştım.
Üzerinden de çıkarmak için hafifçe kaldırdığımda Meysa ise "tamam ben çıkartırım." Diyerek durdurdu beni. "Arkanı döner misin?"
Omuz silkerek geri çekildim ve arkamı döndüm. Güç bela acıyla inleyerek çıkarmıştı kazağını. "Dönebilirsin."
Arkasını dönmüştü bana. Ceketimi alıyordu sandalyeden. O an fark etmiştim ki omurgasının üzerinde ense kökünden başlayan ve beline kadar inen bir dövme daha vardı. Kelebeğin üzerinde başlayan bir yılan dövmesi de vardı. Omzunu sarıyor oradan sırtına ve diğer omzuna ulaşıyordu. Dönmesinin ne kadar nefes kesici olduğunu söylememe gerek yoktu sanırım.
"Anlamları var mı?"
Dövmelerinden bahsettiğimi anlamış olmalı ki başını salladı. "En başta ense kısmında olan sembol Trishula, Şiva nın üç dişli mızrağı. Çatalın her bir dişi ayrı ayrı arzu, eylem ve bilgeliği işaret eder." Üç dişli mızrağın altında bir çember vardı. Ondan sonra ise belinin yarısına kadar dümdüz iniyor sonra üç nokta geliyor ve hemen ardından kısa çizgiyle başka bir dövme daha başlıyordu. Yan yana gibi görünen spirallere benzer bir şekil sanki sol anahtarı ile birleşiyordu. "Sondaki ise Unalome. Aydınlanmaya ulaşmanın bir sembolü olarak kabul edilir. Karışık kıvrımlar karışık olan hayatta yön bulma mücadelesini anlatıyor. Yönünü bulduktan sonra dümdüz bir hayat yaşayacağını. Dümdüz bir hayat yaşamak istemediğim için aslında Trishula ekledim dövmenin ucuna. Arzu benim cinsel kimliğim, bilgelik ise geçtiğim yolda öğrendiklerimdi."
"Eylem?"
Meysa "Henüz bir eylem gerçekleştirmedim. Hep yarım kaldı. Belki bir gün"
Belli ki kötü bir hayat yaşamıştı geçmişte. Geçmişini o kadar çok merak etmiştim ki... ama sormaya cesaret edememiştim. Belki de sormamdan rahatsız olacaktı.
Daha fazla dikilmenin anlamsız olacağına kanaat getirmiş olmalı ki ceketi üzerine geçirmişti.
"Çıkalım hadi."
Hasta kabule gelince Meysa sağlam koluyla beni tuttu. "Arabadan hızla inince cüzdanımı almadım."
"Bekle burada." Diyerek yürüdüm. Çıkış işlemlerini yaptırıp ücretini ödeyerek çıktık hastaneden.
Meysa "hesap bilgilerini ulaştırır mısın bana?"
"Atarım bi ara." Atmayacaktım. "Bin hadi."
Arabaya binip hastane bahçesinden çıktığımızda "daha iyi misin?" Diye sordum Meysa ya.
Meysa "evet. Sadece yorgunum. Kolumu kaldıracak halim yokmuş gibi hissediyorum."
Karnım deli gibi aç olduğundan yol kenarında bulunan restorantlardan birine girdim hızlıca. "Yemek de yememişsin çünkü."
Meysa "eve gidince yiyecektim." Cevap vermediğimi görünce devam etti. "Beni benzinliğe götürmeliydin."
Kemerimi çıkarıp indim arabadan. Meysa nın tarafına geçip kapısını açtım. "İn hadi."
Meysa "cüzdanım arabada. Beni benzinliğe götürmen gerek."
Ofladım. "Çok konuşuyorsun Meysa Kızılok ve ben çok konuşanlardan hoşlanmam."
Gözlerini devirerek indi arabamdan. Eğilip torpidodan ufak ilaç kutusunu aldım. Gözüm bir anlığına içinde duran yedek silahıma takılmıştı. Katil şüphelisini silahlı arabama almış olmam ne büyük bir ironiydi. Hastaneye götürüp iyileştirip karnını doyurmaya getirmiş olmam daha büyük bir ironi.
Meysa nın da garibime gitmiş olmalı ki o da konuştu. "Daha dün beni planlı cinayet işlemekten baş şüpheli olarak aldın. Şimdi yemeğe götürmen ne tuhaf değil mi?"
Güldüm. "Çok düşünme Meysa."
İçeri girip bir masaya yerleşmiştik.
"Çekinme istediğini söyle."
Meysa "O kadar da aç değildim."
"Emirlerime karşı geliyor diye içeri alırım seni." Sustuğunu görünce önüme koyulan menüye baktım. "İki yemek yiyeceğiz alt tarafı."
Ne yiyeceğime karar verince menüyü kapatıp yana bıraktım. Dirseklerimi masaya yerleştirip Meysa yı izlemeye başladım. 24 yaşında bir biyokimya mühendisliği öğrencisiydi. Amerika da en iyi üniversitelerden birinden bölüm birincisi olarak tam 1 hafta önce mezun olup oradan da yeni gelmişti. Bilişimdeki incelemenin raporları geldiğinde masumiyeti kanıtlanacaktı. Katilin profiline bu kadar uyup bir o kadar da uymaması sinirimi bozuyordu.
Eğer gerçek hal ve hareketleri bunlarsa katil olamayacak kadar masum ve saf görünüyordu.
"Araban merkezde. Yemeğimizi yedikten sonra gideceğiz." Suratıma anlamazca baktığını görünce devam ettim. "İfadeni almak için götürmem gerekiyor." Elimle garsonu çağırdım. "Şikayetçi olacak mısın?"
Garson gelip siparişlerimizi aldıktan sonra gitti.
Meysa "hayır."
İşte buna şaşırmıştım. "Neden? Sonuçta seni öldürmek istedi. Belki de biz orada olmasaydık gerçekleştirecekti?"
Meysa "kızı öldürülmüş bir baba. Henüz katili belli değil bir anda birini alıp katil olabilir diye getiriyorsunuz. Üzüntüden ne yaptığını bilmiyordu bence. O yüzden şikayetçi olmayacağım."
Memnuniyetle gülümsedim. Yemeklerimiz gelene kadar tek kelime bile konuşmamıştık. Meysa nın benden çekindiğinin farkındaydım açıkçası ama bunun ortadan kalkması için bir girişimde bulunmuyordum.
Önümdeki tabağımın içindeki yemeği hızlıca yemiştim. Her zaman hızlı yiyen biriydim. Mesleki alışkanlık da olabilirdi. Vakit kaybına neden olacak en ufak şeye geçit yoktu. Her an herşey olabilir diye masada açık duran telsizim ile bakıştık. Acil durumla karşılaşırdık sürekli. Katiller kol gezerken herhangi bir saat diliminde arayabilirdik. Hazır olmalıydık.
Meysa "zor olmalı."
"Ne?" Gözlerimi onunkilere çıkardım.
Meysa "en yorucu işlerden birinde meslek sahibi olmak diyorum."
"Zor ama seviyorum işimi. Yakaladığım her zanlı da iyi ki diyorum. İyi ki bu mesleğin peşinden gitmişim."
Meysa "sürekli cesetlerin arasında olmak nasıl birşey? Yani şey... nasıl sağlam psikoloji ile kalabiliyorsun?"
Güldüm. "Psikolojimin sağlam olduğunu sana düşündüren nedir?"
Şaşırma sırası şimdi ondaydı. "Yani ne bileyim. Öyle gibi görünüyorsun? Sanırım ben kaldıramazdım."
"Sinir krizleri, kabuslar ile uyanmak, hatta bazen hiç uyuyamamak da sağlam psikolojiye dahil mi?" Başını sağa sola salladı. "Kolu bacağı kesilip farklı yerlere atılmış, üzerine asit dökülerek ortadan kaldırılmaya çalışılmış, her bir noktasına bıcakla şekiller çizilmiş bir sürü vakayla tanıştım Meysa. Hepsinin de katilleri eninde sonunda bulunup tıkıldı cezaevine. Adalet için duygularını bir kenara bırakmak zorundasın bu meslekte. Eğer bir tanesini kafama takıp düşünseydim belki de karşında ben değil de başka biri olurdu."
Meysa "saygı duyuyorum gerçekten."
Katil o değildi.
"Herneyse. Ye de kalkalım hadi."
Yemesine devam etti. Bir kolu yaralı olduğundan hareket ettirmediği için yavaş yiyordu. Ben ise çoktan yediğim için kendime bir kahve söylemiştim. Günde bundan bi 8-9 bardak içtiğim oluyordu. Ayık kalmak için bir kadeh alkol bile alırdım. Mecbur kaldığımdan.
Meysa "sen hiç uyumaz mısın?"
Sağa sola salladım kafamı. "Bazen. Bazen uyku tutmaz bazen dosya üzerinde çalışıp hiç uyumam."
Meysa "sağlığını bozduktan sonra ne anlamı kalır bütün bunların? Sen dikkat etmezsen dikkatini verip asıl katilleri yakalayamazsın."
Güldüm yine seslice. "Sen merak etme. Benim işim bu."
Yemeğini bitirdiğinde hesabı istemiştim. Ödedikten sonra arabaya geri geçmiştik. "yaklaşık bi yarım saat 45 dakikamız falan var. Uyu istersen biraz."
Meysa "camı açabilir miyim?"
"Tabi."
Yola çıktıktan bir beş dakika sonra fark etmiştim ki uyuyakalmıştı yanımdaki kadın. Arabaya bildiğimizden açtığı camı hasta olmaması için kapattım. Ceketimin içindeki bedeni çıplaktı sonuçta. İçerisi buz gibi olmuştu. Havalar da Aralık ayında olduğumuzdan buz gibiydi zaten
"Uyudun mu?"
Ses yoktu.
.
.
.
.
Bu bölüm bizim ikilinin birbirini daha iyi tanıması içindi. Yavaşça yakınlaşacaklar. Umarım batırmam.
