İçeriğe geç

KELEBEK

Bölüm 2 · 3 dk okuma

KELEBEK

Bölüm 2

2

Sorgu odasını izleyen odadaydım. Turan tarafından sorgulanan Meysa yı izliyordum. Yüzünde bariz bir sinir vardı. Etrafa ben neden buradayım dercesine bakıyordu. Pişmanlık ya da korku yoktu.

Cinayet ile bir ilgisi olmadığını söylüyordu.

"Başkomiserim," dedi komiserlerden biri olan Levent. "Israrla alakası olmadığını söylüyor. Ne yapacağız?"

"Turan i çıkar ben gireceğim."

Başını salladı. Hızlı bir şekilde onun yerini alırken üzerimdeki gömleğin kollarını sıyırmaya başlamıştım. Sakince oturdum sandalyeye. "Merhaba Meysa."

Gözlerimi ona diktiğimde o arkasına yaslanıp tek kolunu sandalyenin sırt kısmına koydu. "Merhaba?"

"Ah, Yalın Turanboy ben. Başkomiser." Bende aynı şekilde kolumu yasladım. "Cinayetle ilgin olmadığını söylüyorsun?"

Meysa "yok çünkü."

Tek kaşımı kaldırarak sordum. "1.75 boylarında," vücudunu süzdüm. "Yaklaşık 55 kilo bir kadın, kolunda kocaman bir kelebek dövmesi... katilin eşgaline ne kadar da cuk uyuyorsun Meysa?"

Meysa sinirle güldü. "Ve sende sırf kilom, boyum uyuyor ve dövmem var diye kelepçeleyip buraya getirttin öyle mi?"

Alayla gülmesi sinirimi bozmuştu. "Fazla rahatsın." Suçlular yalanlarını tamamıyla saklayamazlardı. İllaki bir yerde bir açık verirlerdi. Beden dillerini okuyabilmek en önemli meseleydi işte tam burada. Onlar yüz ifadelerinin sürekli okunduğunu bildiğinden bilinçli olarak kendilerini hakim olmaya çalışırlardı. Mümkün olduğunca sabit tutmaya çalışmak için odaklandıklarından diğer uzuvlarını unuturlardı. Tam burada giriyordu işte devreye. Yüzleri ele vermiyordu ama peki ya el ve bacakları?

Meysa "bir suçum yok çünkü. İşlemediğim bir cinayet yüzünden yargılandığım için mi rahatsız olacağım?" Tam da bundan bahsediyordum işte. Fazlasıyla rahattı. Sadece biraz sinirli biraz da üzgün olduğu belli oluyordu. O da bir anda kelepçelenip sorgu odasına alınmasındandı.

"Cinayetler, Meysa. Tam 10 kadın, 3 erkek cinayeti." Omuz silkti. "Cinayet saatinde neredeydin?"

Meysa "Amerika da."

Alayla gülme sırası bendeydi. "Cinayet saatini nereden biliyorsun?"

Meysa ofladı. "İki saat önce indim çünkü! Kafayı yiyeceğim amı-" bulunduğu yerin farkına varınca sustu. "Bak, Amerika dan iki saat önce döndüm ben. Kameralar mı her ne boka bakacaksanız kanıtlanır bu tamam mı? Salın artık beni. Kaç senedir kardeşimi göremiyorum zaten kim bilir ne halde şuan." Ya bu kadın doğruyu söylüyordu... ya da profesyonel bir yalancıydı.

Gülüşüm yüzümde solarken kalkmıştım. Arkamdan sesleniyordu. "Hey! Elimi çözün bari! Salacak mısınız artık beni?"

Sorgu odasının kapısını açıp çıktıktan sonra geri kapatmıştım. Cam bölüme geçtim direkt.

Turan "ne yapacağız?"

Levent "doğruyu söylüyor gibi."

Derin bir nefes aldım. "Amerika dan indiğinde dair havalimanı kayıtlarını bulun. Sonra da ksdını salın. İstihbarat ensesinde olsun takibi bırakmasın. En ufak şeyde haberim olsun istiyorum."

Onları da dinlemeden oradan çıktığımda Meysa nın yanında duran çocuk takılmıştı gözüme. Beni görür görmez oturduğu yerden kalkıp yanım geldi. "Ablamı neden aldınız? Onu görebilir miyim? Ne zaman çıkacak? O daha yeni geldi lütfen bırakın."

"Dur tamam sakin ol. Ablanı salacağım." Türk bir çocuğa benzemiyordu. Aksanında belirgin bir farklılık vardı ayrıca. Üvey miydi?

Çocuk "Teşekkür ederim."

Odama attım kendimi. Yine elimde patlamıştı. O olmadığını söylüyordu. Belki blöf yapıyordu? Blöf ya da değil hala açıklığa kavuşmamış oluşu yeterince can sıkıcıydı. Aldığım her bir davayı ekibimle birlikte titizlikle yürütür kısa sürede dosyayı başarıyla kapatırdık. Şimdi iki aydır peşinde olduğumuz davayı nasıl bitiremiyorduk?

Meysa mıydı değil miydi? Tutuklayamazdım. Delil yetersizliği olurdu bu. Sabaha direkt salarlardı. Olan benim itibarıma olurdu. Benim koltuğum sallantıya girerdi. Meslek etiğine aykırıydı bu bir kere. Elim kolum bağlıydı.

Masadakileri elimin tersiyle yerle bir ettiğimde çığlık attım. Elime ne gelirse fırlatıyordum. En çok da kendime öfkeliydim. Hiçliğin peşinde gidip bir arpa boyu yol katedemediğimiz için öfkeliydim. Saçma sapan basitçe hareketler yapmama öfkeliydim. Herşeye öfkeliydim.

"Kimsin sen!"

Kapım gürültüyle açıldığında üstüme çullanan ince bir bedenle serbest bırakmıştım kendimi. Kim olduğu umurumda değildi. Birinin sarılması iyi gelmişti yalnızca. Saçlarımda dolanan el ile sakinleştiğimi hissediyordum.

"Şşhh tamam..." Aslım dı bu. Ne zaman geldiğini fark etmediğim kardeşim.

"Tamam iyiyim ben." Ayrılmaya kalktığımda engel oldu. "Aslım bırak."

Turan "öfke krizleri geçiremezsin Yalın. Bunun için seçeceğin yer şube değil."

"Kafayı yiyeceğim Turan."

.

.

.

.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.