İçeriğe geç

Kelebeğin Çift Yaşamı

Bölüm 40 · 3 dk okuma

Kelebeğin Çift Yaşamı

Bölüm 40

FİNAL: Fırtınadan Mezuniyete

O telaşlı sabah yanağa konan o ilk ürkek öpücük, dördüncü katın sahanlığında sadece bir anı olarak kalmadı; iki yaralı ruhun arasına çekilen en sağlam köprü oldu.

Zaman, Gölcük sahilinde kıyıya vuran dalgalar gibi aktı gitti.

Kış ayları, kütüphanede paylaşılan tek bir kulaklıktan dinlenen şarkılarla; bahar ise akşamüstleri sahilde Mert’in motorunun arkasında konvoy yapıp dondurma yedikleri upuzun yürüyüşlerle geçti. Bora her zamanki gibi kantin iddialarını kaybetmeye, Ali derin felsefi teorilerle grubu güldürmeye, Murat ise en kritik anlarda ders notlarını yetiştirmeye devam etti. İnci her baktığında Ece’nin gözlerindeki o kabuğu kırılmış ışığı görüp gülümsüyordu.

Ve o süreçte, didişmelerle başlayan o komşuluk bağı, adını koymaya bile gerek duymadıkları, herkesin bildiği derin ve sarsılmaz bir aşka dönüştü. Enes, Ece’nin fırtınalarda sığındığı limandı; Ece ise Enes’in hayatındaki en parlak, en vazgeçilmez pusula.

Haziran ayının ılık, deniz kokan bir akşamı...

Okulun geniş bahçesi sarı fenerlerle, rengarenk ışıklarla donatılmıştı. Arka fonda çalan hafif mezuniyet müziği, kahkahalar ve patlayan flaş seslerine karışıyordu. Bahçenin bir köşesinde cübbeleriyle fotoğraf çektiren Bora, Ali ve Murat kep fırlatma provası yaparken; Mert, İnci’nin omzuna kolunu atmış, geniş bir tebessümle etrafı izliyordu.

Az ileride, bahçenin eski taş duvarının kenarındaki fenerin altında ise iki kişi duruyordu.

Ece, lacivert saten mezuniyet elbisesinin üzerine mezuniyet cübbesini giymişti. Kuzguni siyah saçları omuzlarına dalgalar halinde dökülüyordu. Kollarında bir zamanlar o cam kırıklarının açtığı yaralardan artık tek bir iz bile kalmamıştı; yüzü ay ışığı kadar berrak, gözleri ise geleceğe güvenle bakan bir genç kadının gururuyla parlıyordu.

Hemen karşısında duran Enes, jilet gibi siyah takım elbisesi ve cübbesiyle duruyordu. O her zamanki haylaz saçları özenle taranmıştı ama gözlerindeki o çok iyi bilinen, kalbi titreten sıcaklık hiç değişmemişti.

Enes elindeki vişne suyunu yanındaki mermer pervaza bıraktı, bir adım atıp Ece’nin tam karşısında durdu.

"Kraliçe," dedi Enes, sesinde hınzır bir tınıyla ama gözlerinin içi pırıl pırıl parlayarak. "O gün o kapıyı kırmak için harcadığım omzum hala ara sıra sızlıyor ama... Şu an karşımda duran kadına bakınca, gerekirse o apartmanı temelinden sökerdim diyorum."

Ece başını hafifçe yana eğdi, dudaklarında o günlerden kalan tatlı bir tebessüm belirdi. Elini uzatıp Enes’in cübbesinin yakasını, tıpkı o sınav sabahındaki gibi zarifçe düzeltti. Parmakları kumaşın üzerinde durdu, ardından yavaşça çocuğun elini kavradı.

"Kapıyı kırdığın gün, sadece o ahşap pervazı parçalamadın Enes," dedi Ece, sesi yaz akşamının serinliğinde bir melodi gibi döküldü. "Benim etrafıma ördüğüm bütün o korkuları, o sahte duvarları yıktın. Bana yeniden gökyüzüne bakmayı, kanatlarımdan korkmamayı öğrettin."

Enes kızın elini iki avucunun arasına alıp parmaklarını sımsıkı kenetledi.

"Biz birlikte uçmayı öğrendik Butterfly," diye fısıldadı Enes, eğilip alnını Ece’nin alnına usulca yaslayarak. "Ve bu daha sadece başlangıç. Üniversitede de, hayatın bize getireceği her fırtınada da... Ben daima o kapının önünde, senin hemen yanında olacağım."

"Biliyorum," dedi Ece gözlerini yumup çocuğun kokusunu içine çekerek. "Biliyorum komşu."

Tam o anda bahçenin ortasından okul müdürünün sesi mikrofonda yankılandı:

"Ve şimdi... Kep atma vakti!"

Bora uzaktan avazı çıktığı kadar bağırdı: "Enes! Ece! Koşun buraya, beraber atıyoruz!"

İkili birbirlerine bakıp güldüler. Ayrılmayan elleriyle bahçenin ortasına, onları bekleyen dostlarının arasına doğru koştular.

Mert, İnci, Bora, Ali, Murat... Hepsi yan yana dizildi. Yüzlerdeki tebessümler, paylaşılan acıların ve kazanılan büyük zaferlerin en güzel tablosuydu.

"ÜÇ... İKİ... BİR!"

Geri sayım bittiğinde yüzlerce siyah kep aynı anda gökyüzüne, yıldızlara doğru fırlatıldı.

Karanlık göğe yükselen keplerin arasında Enes, Ece’yi belinden kavrayıp kendine doğru çekti. Etraftaki alkışların, sevinç çığlıklarının ve konfetilerin altında dudakları Ece’nin dudaklarıyla buluştu. Bu kez telaş yoktu, kaçış yoktu; sadece birbirine kenetlenmiş iki kalbin ömür boyu sürecek sarsılmaz yemini vardı.

Karanlık bir odada başlayan o sessiz çığlık, Gölcük semalarında parıldayan yıldızların altında, özgürce kanat çırpan bir kelebeğin sonsuz zaferiyle noktalandı.

Bölüm sonu

1 yorum