Enes okul bahçesinden çıkıp kaldırım boyunca hızlı adımlarla ilerlerken arkasından gelen telaşlı ayak seslerini duydu.
"Enes! Bekle, dursana biraz!"
Dönüp baktığında İnci’nin nefes nefese ona doğru koştuğunu gördü. Kız omzundaki çantayı tutmaya çalışarak Enes’in önünde durdu; yanakları soğuktan ve koşmaktan kızarmıştı, gözlerinde ise sabah Mert’te gördüğünden çok daha derin bir huzursuzluk vardı.
"İnci? Ne oldu?"
"Ece’ye ulaşamıyorum Enes," dedi İnci, ellerini dizlerine dayayıp soluklanırken. "Dünden beri telefonlarıma tek kelime yazmadı. Mert sabah kapıdan tek başına döndüğünü, senin de bir şeyler bildiğini söyledi. Ece sunumu asla kaçırmazdı, aralarında ne olduysa hasta falan olmadığını biliyorum. Evde ne oldu dün akşam?"
Enes duraksadı. İnci’nin gözlerindeki o saf telaşı görünce kızın yabancı olmadığını, Ece’nin hayatındaki en sağlam dayanaklardan biri olduğunu hatırladı. Zaten Mert ve İnci, Ece’nin bu çift hayatında her zaman vardı.
"Ben..." Enes ellerini montunun ceplerine sokup başını eğdi, sesi kaldırımın kenarındaki yaprak hışırtılarına karıştı. "Ben galiba her şeyi mahvettim İnci. Dün akşam anahtarımı unutmuştum, Nermin Teyze beni içeri aldı. Ece marketten dönünce odanın kapısının açık olduğunu gördü... İçerideki mor ışığı, o panelleri, mikrofonu... Ben tam bakacakken kapıyı çarptı, panikledi. Sonra balkonda bana bakarken gözlerindeki o şüpheyi, benim anladığımı hissetti. Ve sonra... Koşup kendini odaya kilitledi. Sabah da çıkmadı."
İnci duyduklarıyla donakaldı. Ağzından derin, titrek bir nefes kaçtı. "Öğrendin yani... Butterfly olduğunu."
"Öğrendim," dedi Enes, gözlerini İnci’ye dikerek. Sesinde en ufak bir böbürlenme yoktu; aksine derin bir mahcubiyet vardı. "Ama yemin ederim bunu bir koz gibi kullanmak ya da dalga geçmek gibi bir niyetim yoktu. Sadece... Neden bu kadar korktuğunu anlayamıyorum İnci. Neden dünya başına yıkılmış gibi kaçtı? Yüz binlerce insanın hayran olduğu biri olmak neden bu kadar korkunç bir sır olsun ki?"
İnci acı bir tebessümle başını iki yana salladı. Caddenin kenarındaki küçük parka doğru birkaç adım attı, boş bir bankın kenarına yaslandı.
"Çünkü sen sadece bugünkü Ece’yi tanıyorsun Enes," dedi kısık bir sesle. "Onun o odaya neden kapandığını, o mikrofonun arkasına neden saklandığını bilmiyorsun."
Enes dikkatle İnci’nin yanına yaklaştı.
"Biz Ece’yle ilkokuldan beri beraberiz," diye anlatmaya başladı İnci, gözleri parkın dökülen sarı yapraklarına dalarak. "Ortaokulda Ece tam tersi bir kızdı; yine çok zekiydi ama herkese güvenir, içini olduğu gibi açar, inanılmaz neşeli ve kırılgan biriydi. Sekizinci sınıftayken okulda çok popüler bir arkadaş grubuna girdi. Onlara güvenip en mahrem sırlarını, ailesiyle ilgili dertlerini, yazdığı küçük hikayeleri, her şeyini anlattı. Sonra ne oldu biliyor musun?"
İnci derin bir nefes aldı, sesi hafifçe titredi.
"O gruptakiler Ece’nin anlattığı her şeyi, en hassas olduğu konuları okulun dedikodu sayfalarında ve ortak gruplarda yaydılar. Onun saflığıyla, fiziğiyle, duygularıyla acımasızca dalga geçtiler. Bir gecede okulun maskarası haline getirdiler kızı. Ece haftalarca ağladı, okula gidemedi, insan içine çıkmaktan korkar oldu. O zaman anladı ki; insanlar senin yüzünü, adını ve zaaflarını bildikleri sürece seni o zaaflarından vurmaktan asla çekinmiyorlar."
Enes göğsünde keskin bir ağırlık hissetti. Ece’nin okul koridorlarında neden o kadar dik ve kimseyi yanına yaklaştırmayan o zırhı giydiğini şimdi iliklerine kadar anlıyordu.
"Liseye geçtiğinde kendine bir söz verdi," diye devam etti İnci. "Okulda o mesafeli, kimsenin canını yakamayacağı 'ulaşılmaz Ece' oldu. Ama içindeki o konuşmak isteyen, oyun oynamayı seven, esprili kızı tamamen öldüremedi. İşte Butterfly öyle doğdu. Yüzünü göstermedi, adını gizledi. Sadece sesiyle ve zekasıyla var oldu; çünkü kimse onun gerçekte kim olduğunu bilmezse, kimse onu sırtından bıçaklayamazdı. O mikrofon ve o ses yalıtımlı oda onun bu hayattaki tek sığınağı, kimsenin kirletemediği tek güvenli alanıydı Enes."
İnci başını kaldırıp doğrudan Enes’in gözlerinin içine baktı:
"Ve dün akşam sen o odaya baktığında, Ece o sığınağın da elinden kayıp gittiğini düşündü. En çok da senin öğrenmenden korktu; çünkü... sana karşı o eski duvarlarını ilk defa indiriyordu. Şimdi senin de diğerleri gibi onu yargılayacağını, sırrını ortaya döküp onu savunmasız bırakacağını sanıyor."
Enes olduğu yerde çakılı kaldı. Boğazında kocaman bir düğüm oluştu. Kütüphanedeki o samimi gülüşü, otobüste cama yansıyan huzurlu yüzü ve eczaneden dönerken titreyen o incecik bileği gözünün önüne geldi.
Ece kaçmamıştı; Ece sadece yıllar önce paramparça edilen o küçük kız çocuğunu korumak için bir kez daha karanlığa sığınmıştı.
"Ben ona asla zarar vermem," dedi Enes, sesi hayatında hiç olmadığı kadar kararlı ve derinden çıkarak. "Bunu ona kanıtlamam lazım İnci."
İnci hafifçe gülümsedi ama gözlerinde hala bir endişe vardı. "O zaman git Enes. O kapı dışarıdan zorlanarak açılmaz; ama içerideki kıza güvende olduğunu hissettirirsen, kilidi kendisi çevirir."