Osman Alp Atay
Acaba ben mi yanlış anlıyordum? Karşımda duran kadın bana anonim olarak nefretini kusan kişi miydi?
Bir yıldır aynı okulda görev yapıyorduk ve ister istemez muhabbetimiz olmuştu. Soğuk biriydi ama aynı zamanda bana karşı bunu kırmaya çalışıyordu. Hatta bunu Tuba da fark edip bir süre benle dalga geçmişti.
"Herkese hır sana mırr..." deyip evin içinde kahkalarla Deniz'in taklidini yapıyordu.
Bana gelen mesajlarda sevgi olsaydı belki o derdim ama ya nefret? Aşkını böyle mi dile döküyor acaba?
"Daldınız hocam?" bir kaç santim önümde yükselen ses ile irkilip kendime geldim ve Deniz'in mavi gözleri ile aramda çok az bir mesafenin kaldığını gördüm.
Yok hocam çok yaklaşmadınız! Ağzımın içine de girseydiniz!
Hızla bir adım geriye gidip kaşlarımı çattım. "Daldım diye de ağzıma girmenize gerek yok. Öğretmen evindeyiz hocam. Burda herkes birbirini tanıyor, yanlış anlaşılacak!" Sakin tuttuğum sesim ile onu direkt uyarma gereği hissettim.
Gözlerinde bir an hayal kırıklığı gördüm ve bunu saniyeler içinde sildi. "Adınızın yanında ismim geçerse bu kadar rahatsız mı olursunuz hocam?"
Omuz silktim. "Adımın yanına sadece sevdiğim kadının ismi geçebilir, hocam."
Bir an büyülenmiş gözlerle bana baktı. Yanlış bir şey mi dedim diye düşündüm. Ben şimdi ayak üstü kadına umut mu verdim? Ama onu bile kastetmiyordum ki!
"Böyle bir adamı bu devirde bulmak zor." hayranlıkla çıkan sesine gözlerimi devirdim.
"Sevdiğim kadın için kolay olcak eğer şu evden kurtulursam. Bu yer yüzünden sevdiğimi bulamayacağım gibi." Denizde burda kalıyordu ve an itibarıyla onu kast etmediğimi anlamıştı.
Az önce tebessüm eden yüzü saniyeler içinde soldu ve ben buna üzülmedim. İlerde bu iki dakikalık konuşma ile kendine umut bağlayıp sabahlara kadar ağlamasından iyidir. "Burda kadın yokmuş gibi konuşuyorsun!" hafif yüksek çıkan sesi ile göz devirmemek için zor durdum.
"Burda bulunan her kadım benim kardeşimdir." Yeterince açıklayıcı olmuştur umarım.
Tek kaşını kaldırıp sorgular şekilde "Tuba?"
"Ne?"
"Diyorum ki Tuba ile pek kardeş gibi değilsiniz hocam." sesindeki her Tuba deyişle çıkan o tını beni rahatsız etti.
Ondan tiksinir gibi konuşamazdı.
Aramızda duran o bir adımı yok edip üzerine eğildim. Gözlerim gözleri ile kenetlendiği an nefes almayı bırakıp umutla dudaklarıma baktı. Dudaklarımı, soluğumu, bedenimi arzuladığını gözlerinden ve yutkunmasından net bir şekilde belli ediyordu. Tek sorun şu an bile yolda görsem dönüp selam vereceğim biri bile değildi!
"Ben de size diyorum ki," Kısık çıkan ses tonum ile göz bebekleri iyice büyüdü. "Bir daha beni itham ettiğiniz şeylere dikkat edin! Hayatımdaki kişilerin konumu da sizi ilgilendirmez!" Başımı eğdiğim gibi hızla kaldırdım.
Bir süre ne dediğimi anlamamış onu öpmediğim için gerilmişti. Dudaklarımda olan bakışları kayıp gözlerime geldi. Bir süre daha bekleyip ne dediğimi kavradı. "Ben öyle demek..."
Sözünü kesip onu susturdum. "Öyle demek istediniz! Tubadan nefret ettiğimi de düşündünüz aslında bu yüzden ondan tikdindiğinizi belli edip onunla aramdaki şeyleri size anlatmamı beklediniz!" Tuba ile ilgili araştırma yaptığını bilmediğimi sanması onun aptallığı! O kız benim sorumluluğumda ve ona zarar vermek isteyen herkes ilk benimle karşı karşıya gelirdi.
"Neden öyle bir şey yapmak isteyebilirim ki?" öfke ve endişe ile yerinden kıpırdandı.
"Çünkü müdürlüğün sizin hakkınız olduğunu savundunuz. Hala da savunuyoruz ama işte siz Tubaya karşı her zamanki gibi yenildiniz." Gerçekler acı olabilirdi ama bu iki kadın arasında inanılmaz bir rekabet vardı. İşi çirkinleştirmedikleri sürece müdahale etmiyordum.
Tabi bu değilki hayalimde bir saç baş dalaşmalarının olmaması. Bunun için çantamda çekirdek ile gezdiğim bir dönemi harırlıyordum.
"Onu mu savunuyorsunuz bana karşı?"
"Sizi mi savunacakmışım birde?"
"Bu kadın her seferinde sizi ezikliyor!" bu kadın bağırmadan konuşmasını bilmiyordu.
"Bitti mi? Yeterince rahatsızlık verdiniz zaten!" kapıyı tutup hızla yüzüne kapattım. Salak kadın ya!
"Neymiş ezikliyormuş beni! O kadını tanımadığın ne kadar da belli, varoş seni!" öfke ile banyoya yürümeye başladım. "Zaten varoş olmasan o ceketin altına o pembe botu giyer misin? Tarzıyla da mı bir insan bu kadar kötü olur!" Bir an adım atmayı bırakıp Tuba'nın giyim tarzını düşündüm. "Bir de ona bak. Asaletini tarzına da yansıtmış. Tam bir yönetici."
Dudaklarımdan firar eden sözcükler ile yüzümü buruşturdum. Onu neden düşünüyordum ki? Sinirlerimi alt üst etmişken üstelik!
Derin bir nefes verip parmaklarımı saçlarıma daldırdım. Saç diplerimi çekiştirip acıyı hissetmeye başladım. Bu acı beni her seferinde rahatlatıyordu.
Duran adımlarıma son verip banyoya girdim ve süpürgeyi alıp ortalıkta kalan cam parçalarını süpürmeye başladım.
Cam kırıklarından kurtulup telefonu elime aldım. Attığım mesaja hala bir yanıt verilmemişti. "Ben birinden nefret etsem attığı mesaja hemen bakar önceden listelediğim 'Sövülecekler' kısmını aralıksız yazardım. Bir de buna bak dönmüyor bile!"
Telefonu koltuğun üstüne geri atıp üstümdeki kazağı da çıkarttım. Gerilen bedenime çarpan soğuklukla ilk bir kaç saniye irkilsem de sonradan kendime gelebilmiştim.
Elimde duran kazağı çamaşır sepetine atıp kapısını her daim kilitlediğim odaya gittim ve boynumdaki anahtar ile kapıyı açtım. Bu kapıyı sırf o meraklı kadın yüzünden kilitliyordum.
Odaya geçtiğimde kapalı olan perde ve pencereyi açıp odanın havalanmasını sağladım. Pencereden dışarı bakarken karşı blokta duran kadını gördüm. Elindeki telefonla uğraşırken birden salondaki telefonumdan bildirim sesi yükseldi ve onun gözleri benim olduğum pencereye denk geldi.
Gözlerimiz buluştuğu an gözünden geçen o paniği görebildim. Daha olayın şokunu kavrayamadan perdesini tutup çekti!
Ağzımın içinde oynadığım dilimi dudaklarımın üzerinde gezdirip kapalı duran pencereye baktım. "Bir hafta geçmedi anonimi buldum bile." kıkırdayıp salona doğru ilerledim. Bakalım kaçak anonimimiz neler yazmış bize?
Kekre: Bunu nasıl yaptığımı söylersen çok sevinirim. Sonuçta o kalbini kırmak için elimde minikk oyuncaklar olur:)
Profil fotoğrafını kastedip kalbimi kırdığını söylemiştim ve onun yazdığı ilk şey de buydu. Şaşırmamıştım.
Osi: Sana bu keyfi vermem ki.
Kekre: Şu an kalbim kırıldı.
Osi: İşte buna sevindim;)
Görüldü yemem ile gözlerimi devirdim. Kendisi deyince hiçbir sorun yok ama ben dile dökünce birilerinin zoruna gidiyordu.
Telefonu yeniden oraya bırakıp odaya geri döndüm. Pencereden karşı bloğa baktığımda perdeler hala çekili bir halde duruyordu.
Bugün benim ile didişen kadına da bakın! Günlük hayatta aşık gözlerle bakıp gizlice mesajlarda nefret kusuyordu. Herhâlde yeni taktik bu. Artık hangisine aşık olursam.
Tek sorun iki halinin de ilgimi çekmemesiydi. Bu kadının kalbi kötüydü.
Gözlerimi çekili perdeden ayırıp yarıda bıraktığım tuvale çevirdim. Bunu hediye olarak vereceğim kişiler benim için özellerdi ve onların en özel anlarında bunu vermek istiyordum.
Gözlerim istemsizce pencerenin dışına kayınca çekilen perdelerin yeniden açıldığını gördüm ve orda hızla ayrılan bir gölgeyi son saniye fark ettim. Emin değilim belki de göz yanılmasıydı ama orda birinin varlığını görmüştüm.
Gözlerimi devirip yatak odama gittim ve dolaptan tişörtlerden birini alıp kafamdan geçirdim saniyesinde.
"Artık evimizde istediğimiz gibi de giyinemiyoruz. Ben yapsam sapık damgası yerim!" kendime karşı yaptığım haklı yoruma karşı başımı aşağı yukarı salladım. Bazen evde tek kalmak iyi değildi.
Salona geri döndüğüm an telefona gelen bildirim sesi ile telefonu hızla elime alıp mesajı okudum.
Kekre: Bugün okula neden gelmedin?
Osi: Neden?
Kekre: Bugün nefret ederek bakacağım birini görmeyince üzüldüm de:(
Gelen son mesaj ile telefonu koltuğa fırlatıp odaya koştum ve karşı dairenin penceresine bakmaya başladım. Ortalıkta kimse yoktu.
Bu kadın benim aklım ile oynuyordu. Nasıl bugün nefret ederek baktığı biri yoktu? Bugün kapımda duran o değil miydi?
Karşı dairenin penceresinin önünden Deniz geçti ve elinde beklediğim telefon değilde saksı vardı!
Hadi ama onun olduğundan emindim! Beni kandırmaya mı çalışıyordu?
🔆
İnsanlara dair umudumu hala yitirmemiştim. Bir gün yitirebileceğimi de düşünmüyordum.
Her yerde kötülük vardı ve her an yeni bir kötülük ortaya çıkabiliyor ama bunca kötülüğe karşı küçük bir tebessümün bile daha güçlü olduğunu düşünüyordum.
Kimse doğuştan kötü değildir. Onu kötü yapan etrafındaki kirdi. Elimizi bir çamura bulandırmadan da elimiz çamura bulanabilirdi. Biri sıçratır, bir rüzgar eser ve o kir tenimizi işgal edebilirdi.
Önemli olan bendenimizdeki kir değildi hiçbir zaman. Önemli olan o kiri sevip benimsememizdi. O kiri sevip benimsediğimiz an o kir kalbimizdeki o merhamet çukurunu kire boğardı.
Kötülük bizim elimizdeydi. Kötülük bizim sevgimize bağlıydı ve bir tebessüm ile o kirin, çamurun kötülüğünü gösterebilirdik.
Ders programını kapatıp dolaptan ders için materyallerimi almaya başladım. Öğretmenler odasından çıkıp sınıfa doğru ilerliyordum ki tanıdık topuklu ayakkabıların tıkırtı sesleri ile anında durdum.
Hemen sol tarafımda duran koridorun başında belirli bir ritimle gelen o sesi tanıyordum. Attığı adımların çıkardığı sesi, kaç saniyede bir adım attığını ve adım uzunluklarını dahi bildiğim biri.
Küçüklüğümüzden beri alışkanlık yaptığım saçma sapan şeylerin başını alıyordu. Dünkü tartışmadan sonra onunla konuşmak istemiyordum ama fark etmeden çoktan başımı sol omzuma yatırmış ve onu göz hapsine almıştım zaten.
Elinde duran bir kaç test kitabı ile dümdüz bir şekilde yürüyüp bakışlarını gözlerimde kitlemişti. Ben ona bakmamak için yırtınırken o her saniyesinde gözlerimin derinine bakmak için çabalıyordu.
Bu haline tebessüm edip sol kaşımı kaldırdım. Tamamen bedenimi ona çevirip baş selamı verdim. "Hocam?"
Aramızda iki adım bırakıp durdu. Baştan aşağı bedenimi süzüp dudak büktü. Tarzım iyiydi benim. Bu cadı neden durduk yere dudak bükmüş olabilirdi ki?
Başımı aşağı eğip baştan sona kendimi kontrol ettim. Siyah kumaş pantolonum, siyah ayakkabılarım ve beyaz renk gömleğim ile tam anlamıyla bir Edebiyat Öğretmeni kombini yaptığımı düşünüyordum.
"Hocam?" Gelen ses ile kaşlarımı çatıp önümdeki kadına baktım. İkimizde benzer kombin yapmıştık tek fark o üstüne siyah bir yelekte almıştı. Acaba eksiğim bu muydu? İçine de köseli bir saat?
Başımı iki yana sallayıp daldığım düşüncelerden kurtuldum. "Ne kadar da şık görünüyorsunuz." Yapmacık ve içten çıkmayan sesime karşı o da dudaklarına zoraki bir tebessüm yerleştirdi.
"Teşekkür ederim hocam. En az sizin kadar şıkım." Kaşlarımı çatıp önümdeki kadına baktım.
"Ben de teşekkür ederim hocam." Derse geç kalmamak için konuyu kapatma gereği hissettim ama evde bunun rovanşını alırdım. "Siz nereye böyle?"
Önemsizmiş gibi omuz silkti. "Derse."
"Ne dersi?"
"Rehberlik."
"Boş değil mi ya o ders?" Sesimde yer edinen tiksintiyi fark edip gülümsedi ve bunu yine benden gizlemek için başını önüne eğip dudaklarını ısırdı.
Yemin ederim bir daha bunu yaparsa o dudakları ısıracak olan kişi kendisi olmayacaktı!
Yaptığı ile öfkelenip başımı çevirdim anında. "Banane kim hangi derse giriyorsa. Size iyi dersler hocam. Derse geç kaldım." Gözlerinden kaçınıp küçük bir baş selamı verdim ve ordan uzaklaştım.
"Kadına bak ya! Sanki gülümsemesini görsek çalacağız. Napim yani sen gülünce çıkan gamzeni!" Sınıf kapısını açıp içeriye girdim. "Sanki sana gelip 'Beni yanağında var olan o çukura göm, sevdiğim' diyeceğim" sınıftakiler anında ayağa kalkınca "Oturun, oturun." deyip Tuba'nın üstümde bıraktığı tüm etkiyi bedenimden sildim.
Şu an tek bir Osi vardı o da öğrencilerine kendini adamış olan Osman Öğretmendi.
Eşyaları masaya bırakıp tahtanın önüne geçtim. "Son çıkan müziklerden hangisini daha çok seviyorsunuz bakalım?"
Neşe ile sorduğum soruyla tüm sınıf anında konuşmaya başlayıp aynı anda yanıt vermeye çalışıyordu. Bu hallerine tebessüm edip parmaklarımı dudaklarıma götürdüm ve ne demek istediğimi anlayan sınıf saniyeler içinde sessizliğe gömüldü. "Napıyorduk biz? Soru sorulduğu an sırayla yanıtlıyorduk. Şimdi biriniz söylesin diğerleri de ardından söylesin."
Cümlem bittiği gibi yine bir sessizlik oldu ve arka sıradaki öğrencilerimden biri rapçilerden birinin geçen hafta çıktığı şarkısını söyledi. Kesinlikle bu tarz müziklerden ve bahsedilen şarkıcıdan nefret ederdim ama bunu öğrencime belli etmeden ona tebessüm ettim ve beğendiğimi göstermek için başımı salladım.
Ardından bir kaç tane daha şarkı ismi geldi ve sınıf aynı kişileri tekrarlamaya başlayınca sınıf hakimiyetini geri aldım.
"Şimdi bu şarkılardan birini açalım. İlk söylenileni bu hafta açalım. Kim demişti, o kalkıp tahtadan açabilir mi?" Ricam üzerine arka sıradaki kız öğrencim tebessüm edip tahtaya kalktı. Tahtada klavyeye uzanan parmaklarını görünce içimde merhamet duygusu yeniden alevlendi. Heyecandan elleri titiryordu.
Dönem başından beri çok fazla yol kat eden öğrencilerden biriydi. Daha önceki öğretmenleri ile ne yaşadı bilmiyorum ama çok fazla özgüven eksiği olan biriydi ve biz onunla beraber bu korkusunu yeniyorduk.
O farkında olsa da olmasa da.
"Yoklama alıp verdiğim şiir ödevinize göz atacağız." deyip masaya geçtim ve öğrencileri tek tek okumaya başladım.
"Yusuf neden yok?" Her gün gelen çocuğun bugün gelmemesi dikkatimi çekmişti.
"Hasta olmuş hocam."
"Anladım dikkat edin."
Müzik bittikten sonra tahtayı kapatıp derse başladık. Geçen hafta her öğrenciye ayrı bir şiir vermiştim ve onlara bu şiir hakkında bana bilgi vermelerini istemiştim. İsteyen öğrenci şiiri okurdu isteyen ise yazıldığı dönemi ele alıp yorumlarda. Tamamen onlara bıraktığım bir olaydı.
İlk kalkan kişi şiiri tamamen okumuş ve tonlamaları ile beni etkilemişti. "Çok iyi okudun Bahar. Ses tonunu çok iyi kullanıyorsun. İlerde kullanabilirsin. Sıradaki!"
Bu kez kalkan sınıftaki en sorunlu öğrencilerden biriydi. Her gün kavga edip insanları kendinden uzaklaştırıyordu. Onun için çok çabalamıştım ama gördüğüm kadarıyla çabalarım yetersizdi. Derin bir soluk verip onu izlemeye başladım.
"Sen bize ne hazırladın Han?" Meraklı sesime karşı yüzü sabit kalıp tamamen bedenini önündeki kıza çevirdi.
Sınıfımda ne dedikodular dönüyor benim?
Han, Petek'in gözlerinin içine bakıp konuşmaya başladı.
"Seni görmek yüreğimi ezmek gibiydi
Ama seni görememek yüreğimin kökünden koparılması gibiydi." derin bir nefes alıp gözlerini yumdu. "Şair burda sevginin her şartta acıyı doğurduğunu dile döküyor. Ona göre aşk acı. O, olsun veya olmasın." Yumduğu gözlerini açıp önündeki kıza yeniden baktı. "Aşk acıdır. Onu yanında istiyor ve bunun nedeni de bencillikten kaynaklı. O, yanında olunca acısı azalıyor çünkü." Bakışlarım Peteğ'e kaydığında gözlerindeki derin pişmanlık ile karşılaştım. Derin yutkunuşunu ve titreyen dudaklarını gördüm.
"Acıdan nefret eden birinin iyileşmek adına acı bir ilacı içmesi gibi aşk, şair için. Daha iyisi için sevmediği şeyi istiyor. Eğer çok daha iyisini görebilseydi onu seçerdi." Gözlerini Petek'ten ayırıp bana baktı. "Belki de aşk pişmanlıktır, hocam?"
Sözleri ile bozguna uğrayıp derince yutkundum. Yirmi dört yaşında bir adamdım aşkın tarifini on yedi yaşındaki bir çocuktan öğreniyordum.
"Peki ya asıl aşık olduğun şey acıysa? Tüm suçu bir kalbe atamazsın, Han." Sustu. Onunla beraber bende sustum. İkimizde zihnimizde kaybolmuş basit olarak gördüğümüz o şiirin etkisinden çıkmaya çalışıyorduk.
O, karşısındaki kadına aşıktı ve bunun karmaşasını yaşıyordu. Peki ben neyin karmaşasını yaşıyordum? Ben aşık değildim ki?