Osman Alp Atay...
Kopar onu. Onu hayattan kopar ki başkaları hayatta kalabilsin. Kendi sevdiğinin hayatta kalabilmesi için başka birinin sevdiğini koparırken acıma. Acıdığın an sevdiğin koparılır ve acı çeken tek kişi sen olursun.
Benimle bir kaç saat geçiren birinin benimle ilgili ilk izlenimi çiçekleri sevdiğim olur. Oysaki ben çiçeklerden nefret ederim. Çiçeklerin benden kopardığı her bir nefes için onları büyütür ve koparırdım.
Misilleme bu.
Acıma karşı acı, nefesime karşı nefesleri.
Öğretmen masasının üzerine geçen hafta bıraktığım çiçeğin biraz daha büyüdüğünü gördüm. Sınıftaki uğultuları es geçip masaya doğru ilerledim. Çiçeğin altta kalan yapraklarından biri sararmıştı, onu elime alıp kopardım ve toprağının üzerine bıraktım.
"Hocam her gün söylediğiniz miktarda su veriyoruz." Sınıfta ismini bilmediğim kız öğrencilerimden birinin söyledikleri ile ona doğru döndüm. "Fazla su veriyorsun. Su miktarını biraz daha azalt." tebessüm ederek söylediklerim ile öğrencimin gözleri parlamış beni başı ile onaylamıştı.
"Hocam, neden bu kadar çok çiçekleri seviyorsunuz?" Arka sırada oturan Mert'in sesini duyunca ona yöneldim. Bakış açımı tüm sınıfı göreceğim şekilde ayarlayıp kalçamı masanın üzerine denk getirdim. Ellerimi arkamda kalan masaya koyup yaslandım ve Mert'i yanıtladım. "Sen neden bu kadar meraklısın?" Bir süre düşünmesini bekledim. "Mesela ben sana bu soruyu sormuş olsaydım aynı şu anki gibi duraksar nedenini arardın çünkü bazı şeylerin nedeni yoktur. Onlar sadece vardır ve nedenini bulmaya çalışmak sadece vakit kaybıdır."
Mert anladığını ifade etmek için başını salladı. "Anladım da hocam direkt hayır deseydiniz de anlardım."
Tek kaşımı kaldırıp onu iyice göz hapsime aldım. "Anlatım tekniğimi beğenmiyor musun?"Ne yaptığını fark edip irice gözlerle bana bakmaya başladı. "Lan sınav haftası!" diyerek mırıldanmasını tüm sınıf duymuştu. Hemen önünde duran Gülcan ona gözlerini devirip "Salak!" söylerek onu daha da germişti.
Uyarma gereği hissederek Gülcan'a döndüm. "Hakaret istemiyorum sınıfımda!" Gülcan uyarım ile çekinip anında başını önüne eğmişti. "Üzgünüm hocam."
Özrünü es geçip sınıfın ortasında yürümeye başladım. Arka dörtlünün yanına gelince onları bir süre göz hapsine aldım. "Ee, çocuklar telefonları ne zaman vereceksiniz?"
Berk gözünü irice açıp elini biraz daha saklamaya çalıştı. "Hocam siz hangi ara gördünüz ya?"
Gözlerimi devirip elimi uzattım. "Hadi Berk."
Berk'in yanındaki Yusuf ise öfkelenip alttan arkadaşının ayağına vurmuştu. "Oğlum niye hemen belli ediyorsun? Adam şüphelenmişse de senin yüzünden emin olmuştur bu saatten sonra!"
Berk mahçup gözlerle ona bakıp önüne döndü. "Unuttum ya ben o kısmı."
"Konuşmayı bırakın da verin."
Melis oflayıp belinde duran telefonunu çıkarıp elimin içine bıraktı. "Buyrun hocam."
Diğer üçüne baktım. "Siz?" telefonları tek tek elime bırakıp somurtmaya başladılar. Bu hallerine gülüp tahtaya doğru ilerledim. "Telefonların yasak olduğunu biliyorsunuz. Eğer getirmek istiyorsanız saklamasını da bilmelisiniz."
"Hocam saklayabiliyorsak getirelim mi?" ön sıralardan gelen ses ile iyice güldüm. "Benden saklayabileceğinizi düşünüyorsanız getirin."
"Ya hocam! Siz de öğrenci oldunuz bizi anlarsınız."
Tahtanın önünde durup sınıfa baktım. "Bizim zamanımızdaki telefonlar tuşluydu yalnız."
"Hocam yaşlanmışsınız."
Orta sıralardan konuşan öğrenci ile kaşlarımı çattım. "İşte bunu demeyecektiniz. Sözlü notu zamanı yanıma gelmeyin."
"Ya hocam şaka yaptık!" tüm sınıf aynı anda bağırmaya başlayınca onları susturmaya çalıştım. Tam o sırada sınıf kapısı çaldı ve sınıfa nöbetçi öğrenci girdi.
"Hocam, müdür sizi odasına bekliyor." Başımı sallayıp onu onayladım. "Tamam, sen git geliyorum ben."
Sınıf, gelen öğrenci ile susup bizi dinliyordu. Saatime bakıp onlara tekrardan baktım. "Zilin çalmasına beş dakika kalmış. Gürültü yapmadan zilin çalmasını bekleyin. Sınıftan çıkarkende de yavaş olun. Daha geçen gün birinin kafası kırıldı."
Sınıftan beni onaylayan mırıltılar çıkınca masanın üstündeki eşyalarımı alıp sınıftan çıktım. Tam karşımda duran müdürün odasını çalıp komut beklemeden içeri girdim. Eşyalarımı boş sehpanın üstüne bırakıp koltuğa oturdum.
"Ayaklarım su toplamış olabilir."
"Alt tarafı iki ders anlatınız, hocam." Gelen ses ile bakışlarımı karşımdaki kadına çevirdim.
Gözlerimi devirip oturduğum koltuğa iyice yayıldım. "Bunu tek işi oturmak olan kadın mı diyor?" cebimde duran karpuzlu şekeri çıkardım. "Bu arada nöbetçi öğretmen bendim."
"Tek işimi senden öğrendiğime göre artık gözüm açık gitmez. Bu iyiliğini nasıl öderim ya!" öfke ile konuşmasına gülüp elimdeki şekerlerden birini kafasına fırlattım.
"Çok konuşmada niye çağırdın beni? Dersteydim." Şekeri ona atacağımı bildiği için hızla havada tuttu ve saniyeler içinde ambalajını söküp şekeri ağzına attı.
"Saygısız, senin üstünüm ben." dediği gibi omuzlarını dikleştitip sarı gözleriyle bana bakmaya başladı.
"İkimiz tekiz."
"Yani?"
"Her geçen gün aptallaşıyorsun. Bak küçükken böyle değildin sen. Ne oldu sana?" Meraklı çıkan sesime gözlerini tekrardan devirdi. Benim yüzümden bir gün o gözleri şaşı kalacaktı.
"Küçüklüğü katarsak çıkamayız işin içinden." Bir kaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi. O süre boyunca gözlerinde bir çok duygu geçmişti ama en çok belirgin olan, özlem ve nefretti.
Bir insan geçmişini hem özleyip hem de nefret edebilir miydi?
Benim karşımdaki kadın edebilirdi.
"Resim öğretmeni eksiğimiz var. Bu derse girebilir misin?"
"Neden ben?" nedenini bildiğim bir soruyu ona sordum. Bazı şeyleri ondan duymak hoşuma gidiyordu ama en çok hoşuma giden onun bunu bilip sinirlenmesiydi.
"Neden acabaa yaa? Bizim oğlanın resim yeteneğinden dolayı olabilir mi?" Her an kafama bir şeyler fırlatabilirdi. Bu haline kıkırdayıp başımı geriye yasladım.
"Ne istiyorsun tam olarak benden?"
"Sen dışında resim yeteneği olan öğretmen yok ve diğerlerine bu işi verirsem dersler boş geçer ama sen öyle yapmazsın. Gerekirse her ögrenci ile tek tek ilgilenirsin." Bir süre nefes almak için sustu. Çok hızlı konuşuyor kendini açıklamak için ekstra gayret gösteriyordu. Nedenini bildiğim için o her ara verip nefes aldığında kalbim onun için sızlıyordu. "Sana bu konuda güveniyorum."
Başımı indirip gözlerimi ona diktim. Haylaz bakışlarımı üzerinde gezdirip son durağı gözlerinde bitirdim. "Sen paradan haber ver, güzelim."
Geldiğimden beri ilk kez güldü. Gözlerini kaçırıp elini dudaklarının üzerine koydu. Gülüşünü benden gizlemesi bu aralar yeni favorisiydi. "Ders saatlerini ayarladığımız gibi maaşının nasıl yatacağını zaten biliyorsun. Evde boş boş oturmuş da olmazsın hem de."
Boş mu? Ben mi evde boş boş duruyor muşum? Birde bu kızın beni tanıdığını düşünürdüm. "Yazıklar olsun sana be! Beni tanıyorsun sanıyordum meğer tanımıyormuşsun. Ben asla boş durmam!"
"Ne yapıyormuşsun o zaman evde?" Bildiği bir soruyu sorma sırası ona gelmişti sonunda.
"Uyuyorum, uzanıyorum ve yemek yapıyorum." Büyük bir gururla söylediklerime yüzünü buruşturdu. "Senden hiçbir halt olmaz kısacası!"
Ona kaşlarımı çatıp ayağa kalktım. Elimde duran şekerin ambalajını da kafasına atıp kapıya doğru ilerledim. "Bir halt olup olmayacağım sizi ilgilendirmez, hocam! Siz dersleri bana yazın."
Kapı koluna uzanmış kapıyı tam açacaktım ki onun sesi beni durdurdu. "Küstün mü?"
Önümdeki kapı ile bir süre bakışıp bu sorusunu ciddi anlamda düşündüm. Bu kadın kırılıp küseceğim kadar benim için bir anlam ifade ediyor muydu? "Neden küseyim ki sana?"
Arkamdan onun sesinin kulaklarıma gelmesini bekledim ama o sustu. Kelimeleri kullanmadan bana yanıtımı vermişti.
İkimiz arkadaş grubunda birbirinden nefret eden ama diğerleri için susan o iki kişiydik. Birbirimizden kopamıyorduk da çünkü kötü ve zehirli bir bağlılığımız da vardı.
"Neyse size iyi günler, Tuba Hocam." kapıyı açıp en sonunda yanından ayrıldım.
🔆
0545*: Neden herkese çiçek veriyorsun?
Osi: Engelimi kaldırmışsın.
0545*: Öyle oldu biraz.
Osi: Şu an en çok merak ettiğim ne biliyor musun?
0545*: Hayır.
Osi: Cinsiyetin?
0545*: Küfürlü bir konuşma geçmediğine göre kadınım.
Osi: Mantıklı.
0545*: Tabi mantıklı. Benden çıktı sonuçta senin gibi birinden değil.
Osi: Egoist misin?
0545*: Hayır sadece insan ve Osman sevmiyorum.
Osi: Eee o zaman neden bana yazıyorsun?
0545*: İlk sorumu yanıtlarsan bende senin sorunu yanıtlarım.
Osi: Peki. Herkese çiçek vermiyorum.
Osi: Hayatımdaki kadınlara veriyorum.
0545*: Peki nedenn?
Osi: Kadınlar çiçekleri seviyor ve bu onları mutlu ediyor. Onları mutlu görmek beni de mutlu ediyor.
0545*: Çünkü yaptıkların sabrımı zorladı.
0545*: Herkesle iyi anlaşıyorsun ve bu bana iki yüzlülük gibi geliyor.
0545*: Sana olan nefretimden yazıyorum.
Osi: Aslında herkesle aram iyi değil. Sadece ben saygı çerçevemi koruyorum ve burdan da anladığım kadarıyla hem kör hem de saygıyı verirken seçici davranıyorsun.
0545*: Saygı herkese verilmez.
Osi: Saygı hak edilir diyorsun?
0545*: Aynen, öyle.
Osi: Peki sence sen şu an benim saygımı hak ediyor musun?
Osi: Sana da saygısızlıkla mı gelmem gerek?
0545*: Sence senin, bana karşı olan tavrın umrumda mı?
Osi: Bu yüzden bu haldesin.
Osi: Aslında acınacak haldesin.
Osi: Kin ve nefrete alışmışsın ve bunu artık sanal bir şekilde saldırganlığa döküyorsun.
0545*: Sana açıkla demedim.
Osi: Ooopppsss
Osi: Canın mı yandı?
0545*: İnsan değilsin.
0545*: Keşke bunu yarın yüzüne de haykırabilseydim.
Osi: Kimsin sen?
0545*: Senin için kekre.
Osi: Kekre ne demek?
0545*: İnternetin var,araştır...
🔆
Osman Alp Atay
Üç gündür bana anonim bir şekilde yazan kadını ilk kez merak ettim. Onun için kekre olduğumu söylemişti. Şu an tabletin ekranı ile bakışırken bunu neden dediğini merak ediyordum.
Benim için neden acı olsundu?
Benim etrafımda giydiğim kazağın rengini dahi bilecek kadar yakınımda olan biriydi.
Tableti kenara bırakıp başımı geriye doğru attım. Tavanla bir süre bakışırken anonimi düşünmeyi bırakıp telefonu hızla elime aldım.
Kekre... Demek benim için kekresin.
Telefonu elime alıp numarayı kaydettim.
0545* numaralı kişi KEKRE olarak kaydedildi.
Profil fotoğrafını merak ettiğim için uygulamaya girip profilini girdim. Profili şu an gözlerimin önünde olmasına rağmen inanamıyordum gördüklerime.
"Siktir." Dudaklarımdan istemsizce firar eden kahkahalarla telefon elimden düştü. "Manyak bu kız!"
Kahkalarım karnıma krampların girmesine neden olunca biraz sakinleşip telefona yeniden uzandım. Profili yeniden görünce tekrardan gülmeye başladım.

Profilin ekran görüntüsünü alıp Kekre'ye attım.
Osi: Kalbimi çok kırdın şu an.
Mesajı yazarken dahi gülüşlerimi durduramıyordum. Benden nefret ettiğini söyleyen bu kadının nefretini gösterme yöntemleri şimdiden ilgimi çekmişti.
Bir süre mesaj atmasını bekledim ama geri dönüş alamayınca kitaplıktan Ayça'nın yeni kitabını alıp okumaya başladım.
Üzerinden ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama kapı sesi ile dış dünyaya geri döndüm. Kitabı koltuğun kenarına bırakıp ayaklandım. "Yine kim bana aşık oldu acaba?" Kapının önüne geldiğimde kapıyı açmadan önce kapının öteki tarafına doğru bağırmaya başladım. "Berber Rüstem amcacığım sensen eğer kapının diğer tarafındaki şimdiden söyleyeyim. Benden sana yar olmaz, yara olur anca."
Amca falan diyoruz ama adam göz dikmişti bir kere emanete. Korumak bu saatten sonra farzdı.
Kapının dışında onun sesini beklerken ince ve tiz bir ses kulaklarımı tırmaladı. "Gerizekalı, yine kimi bela ettin kendine?"
Hızla kapıyı açıp kızaran kıza baktım. Söylediklerine sadece gözlerimi devirdim. Onu orada bırakıp arkamı döndüm ve içeriye doğru ilerledim. Arkamdan gelen adım seslerini duyunca derin bir of çekip az önce oturduğum koltuğa geri gömüldüm.
Elime kitabımı geri alıp kaldığım yerden devam etmeye çalıştım.
"Kim yine götünün etrafında!" öfke ile konuşmasına tekrardan gözlerimi devirdim.
"Niye beni sen mi koruyacan kız?" Alaycı ses tonum ile bacağıma tekme attı. Küçük civciv dehşet saçmaya başlamıştı bile.
"En azından Eray..." Kuracağı cümleyi bildiğim için anında sözünü kestim. "Yeter! Her küçük olayda şu adamı arayıp rahatsız etme artık! Sence ben kendi sorunlarımı halledemeyecek kadar aciz miyim?" Öfkeden yerimde duramayıp ayağa kalktım ve o kalkık burnunun dibinde bittim. "Kızım, ben sen miyim ya?"
Az önce gözlerinde var olan endişe yerini saniyeler içinde soğukluğa bırakmıştı. İleri gitmiş miydim? Evet ama bu konuda pişman da değildim. Bir şeylerin artık farkına varmalıydı.
"Ben nasılmışım ki?" kısık ve soğuk çıkan sesi ile öfkem geldiği gibi geri gitmişti.
"Ayak bağı." Özür dilerim.
"Eray beni anlıyor!" Bu kez öfkeye mağruz kalan oydu. Ses tonu ikimizin arasında yükselip odanın duvarlarına çarpmıştı.
Gözlerimi kapatıp sakin kalmaya çalıştım. Birimiz zaten öfkeliydi. Birinin ipleri elinde tutup kırıkları minimumda tutması gerekiyordu.
Gözlerimi yeniden açıp yeşil hareleri ile karşı karşıya kaldım. "Adam evli! Evli! Bir çocuk bekliyor ama sen hala küçük bir olayda bile onun sana bakıcılık yapmasını istiyorsun! Kızım büyü artık!" Sonlara doğru bu kez benim de sesim yükselmişti. Bu kızın karşısında ne kadar sakin kalmak istesemde kalamıyordum.
Yanında öfkelendiğim ve kontrolümü kaybettiğim tek kişi oydu.
"Bakıcılık yapan sensin! Benden nefret etmene rağmen bunu yapan sensin! Eray bakıcılık falan yapmıyor! O sadece..." Sustu. Onun sadece ne yaptığını aslında o da biliyordu ama bunu dile dökemiyordu.
Eray yıllardır ona bakıcılık yapmıştı ve o buna alışmıştı. Bunu dile getirdiğinde ise Eray'ı kaybedeciğini düşünüyordu.
Eray'ı hiç kazanmamasına rağmen kaybedecekti.
"O sadece... Ne?" daldığı düşüncelerden sıyrılıp bana nefretle bakmaya başladı.
"Midemi bulandırıyorsun!" tiksinir gibi söylemesi ile derin bir nefes alıp ona sırtımı döndüm.
Sakinleşmeyeceğimi fark edince hızla ona döndüm. "Kızım şu kafana sok artık! Eray'ın dünyası farklı. Onunla yapabileceğimiz maksimum aktivite görüntülü arama. O kendini ailesine adamak için çabalarken neden sürekli kara kedi gibi aralarına giriyorsun?" Bir adım daha atıp aramızdaki mesafeyi kapattım ve kollarını tutup onu iyice kendime çektim. "Ayça hamile! Eray senin saçmalıkların için buraya gelir ve Ayça'nın hamileliğinde bir sorun olursa seni bitiririm!" Kollarından ellerimi hızla çekip bedenini kendimden uzaklaştırdım.
Ona zarar vermemek istemiştim ama öfkemi kontrol edemeyip onu fazla itmiş olmalıydım ki dengesini kaybetti. Onu tutmak için uzandığımda ise bedeni arkasındaki koltuk ile çoktan bütünleşmişti.
Bedeninde bir hasar olup olmadığına bakarken gözlerinden bilerek kaçındım. Orda yarattığım enkazı görmek istemiyordum. "Ben özür dilerim."
Hızla önünde diz çöküp bedeninden af dilemek istedim. Ellerimi kaldırıp ellerini tıtmak istedim ama ellerim utancımdan havada kalmıştı. İsteyerek veya istemeyerek de olsa ben az önce bir kadına fiziksel olarak zarar vermiştim.
Özür dilerim, anne.
"Ayçaya zarar vermem." Kısık çıkan sesini duyunca az önceki korkaklığımı yenip hızla yeşil hareleri ile buluştum.
"Ne?"
"Ayçaya zarar vermem. Bebeğine de zarar vermem. Ben kimseye zarar vermem!" sona doğru bağırması ve kırgınlığını net bir şekilde ortaya dökmesi ile işin içine ettiğimi fark ettim.
Derin bir nefes alıp elimi saçlarımın arasına daldırdım. "Biliyorum."
Düştüğü yerden hızla kalkıp önümde dikildi. Onu sakinleştirmem gerekiyordu az önce yaptığım hatayı görmezden gelebilirdi o ama ben bunu asla unutamayacaktım.
"Biliyorsan ona göre davran! Beni itham ettiğin şeylere dön bir bak!" bir süre sustu. Neden sustuğunu biliyordum. Eğer konuşsaydı ağlardı, kendine bir süre tanımıştı. "Kimseye zarar vermem ben."
Başımı iki yana sallayıp bu kıza nasıl anlatıcağımı düşünmeye çalıştım. "Tuba bak bana. Sen kimsenin kötülüğünü istemiyorsun hatta kalbinin temiz olduğunu da biliyorum." Yatıştırıcı sesim ile gözlerindeki kırgınlık dinmiş bedeni gevşemeye başlamıştı. "Ama yöntemlerin ve hareketlerin niyetinin çok farkında. İsteyerek veya istemeyerek de olsa sen onlara kötülük yapıyorsun. Ayça hamilelik haberini Eraya vermek için süpriz yaparken bile bunu bozmuştun. Basit bir olay içindi o da! Kendin tek bir tuşla halledebilirdin. İnsanların özel alanını, anlarını mahvediyorsun. Bak niyetinin bir anlamı kaldı mı?" Aralıksız konuşmam ile gözleri dolmuştu.
Ağlamamak ve dudaklarından hıçkırık kaçmaması için dudağını ağzının içine yuvarlayıp ısırmaya başladı. Konuşabileceğini düşünmüyordum bu yüzden ona su almak için mutfağa yöneldim.
Gitmeden önce de onu bilgilendirdim. "Sana su getiriyorum bekle."
Mutfakta elimde bir bardak dolusu su ile çıktığımda karşımda beni bekleyen koca bir boşluk vardı.
Gitmişti.
Eminim ki ağlayarak gitmişti.
Derin bir soluk alıp sakinleşmeye çalıştım. "Sakin ol oğlum! Sakin ol! O aptal kadın artık hareketlerine dikkat edecek! Gözyaşları boşuna akmış olmayacak!" aldığım soluklar hızlanmaya ve göğsüm hızla inip kalkmaya başlamıştı. "Boşuna ağlamadı. Sadece küçük bir bedel..." cümlemi bitirmeden boğazımı yırtacak kadar bağırıp elimde sıktığım su dolu bardağı karşımdaki duvara fırlattım.
"Gerizekalı! Defol git! Çok umrumdaydı sanki!" Öfke ile saçlarımı çekiştirmeye başladım. "Kaç yaşında kadın olmuş özel anları bilmiyor ben mi üzülcem bir de senin adına!"
Daha da saydırmaya devam ederken kapının yeniden çalması ile küfredip alnıma sert bir şaplak attım. "Ne istiyorsun kızım sen yine benden!" öfke ile gidip kapıyı açtığımda karşımda beklediğim kişi yerine çok farklı biri duruyordu.
"Hocam?" hızlı soluklarımın arasından konuşabildiğime bile şükredebilmiştim.
Kahve gözler gözlerim ile birleşince yüzündeki endişeyi gördüm. Bir bu eksikti.
"Hocam, bağırma sesleri geliyordu iyi misiniz?" endişeli sesi ve arkamdan evin içine bakmaya çalışması ile kaşlarımı çattım. Hadi endişeli olmasını anlardım da benim özel alanıma ne diye göz dikiyordu!
Daha da sakinleşen sesim ile endişesini gidermeye çalıştım. "Televizyonun sesini fazla açmışım. Spor yaptığım içinde nefes nefese kaldım. Kusura bakmayın."
Bana inanmamış olmalı ki kaşlarını çattı. "Ama içerden kırılma sesleri de geldi."
Yalancı! Kırılma sesleri değil, kırılma sesiydi o bir kere!
"Elim terlemişti bardağı düşürdüm hocam!" istemeden sesim yükselince gözlerimi yumdum. Kahretsin hala o delinin etkisindeyim. "Üzgünüm hocam. Bu tarz sorguları pek sevmiyorum."
Anlayışla başını sallayıp tebessüm etti. Gözleri bir an üzerimdeki kazağa kaydı. Büyük ihtimalle spor yaparken kazak ile olmamı yadırgıyordu ya da zaten yalan söylediğimi biliyordu.
"Siyah kazak mı? Bence size Mavi yakışıyor. Hep giyin gözümüz şenlensin."
Bu arada mavi sana yakışmıyor. Sen her giydiğinde zevk alıyorum.
Bir kaç gün önce Kekre'nin bana kurduğu cümle aklıma geldi. Maviyi bana yakıştırmıyor ve ben giydiğimde kötülüğünden bundan zevk alıyordu. Karşımda duran kadın da an itibarıyla Mavi giymemden hoşlanıyordu.
Hassiktir! Bana yazan o kadın Matematik Hocası Deniz miydi?