İçeriğe geç

Kehanet

Bölüm 12 · 10 dk okuma

Kehanet

Bölüm 12

GÖLGE PRENS

Öğle güneşi sarayın geniş bahçesine vururken, Hilal ve ben yan yana yürüyorduk. Artık mesafelerimiz o kadar kapanmıştı ki, neredeyse karı koca gibi yan yanaydık. Hilal’in kolu benim koluma hafifçe değiyor, her küçük temas içimde hem kıskançlık hem güven duygusu uyandırıyordu.

Ateş yine ufak bir fırsat yaratmak istiyordu. Bir tabak çileği uzattı, Hafifçe Hilal’e bakarak “Ben sadece yardımcı oluyorum” havası verdi. Ama ben hemen araya girdim, omzumla onu hafifçe ittik. Hilal, göz ucuyla bana bakıp hafifçe gülümsedi, o alaycı ama tatlı bakışıyla adeta “Sen yine kıskançlık modunu açtın” dedi.

Yanımızda Akın ve Işık da vardı. Akın hafifçe kıkırdayarak:

— Bak Işık, kralımız yine kontrolü elinde tutuyor. Ateş’in tüm planlarını boşa çıkardı!

Işık da gülerek ekledi:

— Ve bu sahne kesinlikle kahkaha garantili. Ben bunu kayda almalıyım.

Hilal ve benim adımlarımız birbirine uyuyordu, konuşmalarımız o kadar rahat ve samimiydi ki, sanki sarayın her köşesinde sadece ikimiz varmışız gibi hissediyorduk.

— Ayaz… bugün çok komik görünüyorsun — dedi Hilal, hafifçe gülerek. — Ama itiraf et, seni kıskanmak bana hoş bir his veriyor.

— Komik olabilir — dedim, dudaklarımı kıstım ama gözlerimdeki parıltı kaçamadı. — Ama unutma, senin yanında kimse rahat edemez. Kimse.

Ateş hafifçe geriye çekildi, ama hâlâ sırıtmaktan vazgeçmedi. Ben Hilal’in elini tuttum, parmaklarımız birbirine geçti. Artık sarayda bir gün boyunca geçen tüm küçük kıskançlık patlamaları, komik müdahaleler ve hizmetlilerin sessiz bakışları bir araya geldiğinde, Hilal ve benim aramızdaki bağ daha da güçlenmişti.

Bahçedeki bir bankta oturduk. Hilal kolunu benim omzuma doladı, ben hafifçe onu kendime yaklaştırdım. Akın ve Işık biraz uzak durup birbirlerine bakıyor, kıkırdayarak bizim mini “kraliyet kaosumuzu” izliyorlardı.

— Ayaz… bazen seni izlemek çok komik ama bir o kadar da güven verici — dedi Hilal, başını hafifçe yana yaslayarak.

— Çünkü sen benim kraliçemsin, Hilal. — dedim, dudaklarımı hafifçe yana bükerek gülümsedim. — Ve karım gibi… yanımda olduğun sürece kimse sana zarar veremez.

Hilal hafifçe güldü, başını yana yaslayıp gözlerini bana dikti. Dudaklarının kenarındaki o alaycı gülümseme, içimdeki kıskançlığı tatlı bir huzura dönüştürdü.

Ateş ise biraz uzaktan, sinirli ve hafif ukala bir şekilde bize bakıyordu, ama artık benim kıskançlığımın ve Hilal’in benimle olan samimiyetinin önünde yapacak pek bir şey yoktu. Akın ve Işık ise hafifçe kıkırdayarak:

— İşte kral ve kraliçesi… mini saray dramını kazandılar!

O an fark ettim ki, sarayda geçen bu gün boyunca, kıskançlık, dostluk ve sevgi iç içe geçmişti. Hilal ve ben artık öylesine yakınlaşmıştık ki, aramızda artık bir mesafe yoktu; sarayda geçen tüm bu komik, gergin ve tatlı olaylar, bizi adeta karı koca gibi birbirine bağlamıştı.

--

---

Sarayın özel odasında, günün yorgunluğu üzerimizden yeni yeni kalkıyordu. Hilal yanımda, yüzünde hafif bir gülümsemeyle bana bakıyordu. Işık pencerelerden süzülüyor, odadaki her şeyi altın rengine boyuyordu. Kalbim hızlı hızlı çarpıyor, ellerim istemsizce Hilal’in eline uzanıyordu.

— Ayaz… — dedi Hilal, sesi yumuşak ve tatlı. — Bugün çok yoruldun, biraz dinlenmelisin.

— Senin yanında dinlenmek zaten… — dedim, sesi kısılarak — bana yeter.

Tam o anda, arka kapı hafifçe aralandı ve Akın içeri girdi, yüzünde bildiğimiz ukala gülümseme.

— Oooh, bakın bakalım! Kraliyet odasında romantik mod mu açıldı? — dedi, ellerini dramatik bir şekilde açarak. — Ben mi yanlış geldim, yoksa burada bir mini felaket mi var?

Hilal hafifçe başını eğip güldü, ben ise gözlerimi Akın’a çevirdim:

— Akın! Şimdi değil, git biraz dışarıda dolan!

Ama Akın bunu bir meydan okuma olarak aldı:

— Hayır, hayır… ben burada olacağım! Kralımız ve kraliçemiz romantik bir an mı yaşıyor, ben de izlemeliyim!

Hilal hafifçe omzumu okşadı, gözleriyle bana “sakin ol” der gibi baktı. İçimde bir rahatlama ve tatlı bir kıskançlık bir araya geldi.

— Ayaz… — dedi Hilal, dudaklarını hafifçe bükerek — neden her zaman böyle kıskanç oluyorsun?

— Çünkü senin yanında başka kimsenin olmaması gerekiyor. — dedim, sesi sert ama gözlerimde yumuşak bir parıltı vardı. — Sadece sen… ve ben.

Akın hafifçe kahkaha attı ve masanın kenarına oturdu:

— Aaah, kral modu full açık! Hilal’i korumak için mini kıskançlık fırtınası… priceless!

Hilal bana başını yasladı, dudaklarının kenarındaki gülümseme içimi eritti. Ben ellerimizi birleştirdim, parmaklarımız birbirine dolandı. Akın arka planda hâlâ komik yorumlar yapıyor, ortamı şenlendiriyordu:

— Bakın! Kraliyet aşkı burada, ve ben bunu belgelemeliyim!

O an fark ettim ki, sarayda geçen bu gün boyunca ne kadar kaotik ve komik anlar olsa da, Hilal ve benim aramızdaki bağ, sanki karı koca gibi sağlamlaşmıştı. Akın’ın komik müdahaleleri bile bizim samimiyetimizi bozamıyordu; tam tersine, onu izlemek bana bir parça huzur ve eğlence veriyordu.

Gözlerimizi birbirimize kilitledik, rüzgar hafifçe pencereden içeri süzüldü. Hilal’in saçları omzuna döküldü ve ben onu daha sıkıca tuttum.

— Ayaz… — dedi Hilal, başını omzuma yaslayarak — sen gerçekten bana güven veriyorsun.

— Çünkü senin yanında her şey tamam, Hilal. — dedim, dudaklarımı hafifçe dudaklarına yaklaştırarak. — Sadece sen… ve ben.

Akın yine bir kahkaha attı, ama biz artık kendi dünyamızdaydık. Odanın küçük kaosu, komik yorumları ve sarayın tüm karmaşası bir anlığına sustu; sadece Hilal ve ben, birbirimize ait olduk.

---

---

Akın bir kez daha masanın kenarına oturup dramatik bir şekilde ellerini açtı:

— Ah, bakın! Kral ve kraliçe romantik modda, ama ben buradayım, izliyorum! Bu an tarihe geçmeli!

Hilal başını kaldırıp hafifçe gülerek bana baktı:

— Ayaz… sen her zaman ciddisin, ama Akın’ın bu yorumları biraz da eğlenceli, değil mi?

— Eğlenceli mi? — dedim, gözlerimi Akın’a dikerek ama dudaklarımda istemsiz bir gülümseme oluştu — Eğlenceli bir felaket olabilir belki.

Akın hafifçe sıçrayarak masanın kenarından kalktı:

— Felaket mi? Hayır, hayır! Ben bunu dramatikleştiriyorum. Bu bir kral ve kraliçe sahnesi, romantizm maksimum!

Hilal omzumu okşadı ve hafifçe yanaklarımda dudaklarının sıcaklığını hissettim. İçimdeki kıskançlık ve koruma hissi, bu romantik anın tadını biraz daha artırıyordu.

— Ayaz… — dedi Hilal, başını bana yaslayarak — senin yanında olmak… bana güven veriyor.

— Çünkü ben burada, yanında… seni koruyan kişi olarak varım. — dedim, parmaklarımız birbirine dolanmış halde. — Sadece sen… ve ben.

Akın araya girmek için bir adım daha attı, ama ben hemen ona bakıp durmasını işaret ettim:

— Akın! Sakin ol, yoksa bu romantik anı sen mahvedersin!

— Ooooh, korku modu aktif! — dedi Akın, ama geri çekildi, ellerini havaya kaldırıp dramatik bir şekilde geri adım attı — Ama ben sadece buradayım, izliyorum!

Hilal dudaklarının kenarındaki gülümseme ile bana baktı:

— Ayaz… bazen seni izlemek hem komik hem güven verici.

O sırada bir hafif rüzgar pencereden içeri süzüldü, Hilal’in saçlarını savurdu. Ben hemen onu tutup saçlarını düzeltirken Akın arka planda kahkaha atıyordu:

— Haha! Mini kraliyet felaketi… ama kraliçe güvende, kral yanında!

Biz bir süre sessizce birbirimize baktık. Akın’ın komik yorumları arka planda yankılanıyor ama oda artık sadece bizimdi. Dudaklarımı Hilal’in yanağına yaklaştırdım ve hafifçe gülümsedim.

— Hilal… senin yanında her şey tamam. — dedim, sesi kısılarak — Sadece sen ve ben.

Akın yine hafif bir kahkaha attı ama artık rahatsız edici değildi; sanki bizim mutluluğumuzu daha da ilginç bir hale getiriyordu. Biz birbirimize daha sıkı sarıldık, mini kaos ve komik yorumlar bir anda unutulmuştu.

Odanın içinde rüzgar hâlâ hafif esiyordu, ama biz artık kendi dünyamızdaydık; sarayın karmaşası, komik müdahaleler ve tüm felaketler bir anlığına sustu. Biz sadece Ayaz ve Hilal, yan yana, karı koca gibi yakın…

---

Sarayın özel odasında güneş ışıkları pencereden süzülüyor, Hilal ile ben yan yana duruyorduk. Parmaklarımız birbirine dolanmış, gözlerimiz birbirine kilitlenmişti. O anın huzuru, odanın sessizliğiyle birleşmişken, arka kapı hafifçe aralandı ve Akın, o bildiğimiz ukala gülümsemesiyle içeri girdi.

— Oooh! Romantik mod mu? — dedi, ellerini havaya kaldırarak — Ben de izlemek isterim!

— AKIN! — dedim, sesi hem öfkeli hem komik bir tonla — Hemen buradan çık!

Ama Akın sanki beni duymuyormuş gibi, dramatik bir şekilde kapıya yaslandı:

— Ama kralım… ben sadece… izliyorum! — dedi ve ardından hafif bir kahkaha patlattı.

Hilal gözlerini kapattı, dudaklarında hafif bir gülümseme. Ben ise Akın’a bakarken, içimdeki kıskançlık ateş gibi yanıyordu. Akın gitmiyor, Hilal’in yanında benim kontrolüm dışında birinin durmasına izin vermiyordum.

Tam o sırada, sarayın başka bir kapısından Ateş göründü. Gözleri Hilal’e takılı kalmış, gergin bir şekilde bana bakıyordu. İçimde anında kıskançlık fırtınası koptu.

— Ne yapıyorsun burada? — dedim, sesi soğuk ve keskin. — Hilal’in yanında ne işin var, Ateş?

Ateş hafifçe geri çekildi ama alaycı bir ifade ile:

— Sadece merak ettim… ve senin kadar önemli değil ama bir konuşmak istedim.

— Önemli mi? — dudaklarımı büzdüm, gözlerim Ateş’in gözlerine kilitlenmişti — Burada kimse Hilal’in yanında bana göz dikemez!

Akın bu kaosu fırsat bilip ortada dolanmaya devam etti:

— Oooh! Kraliyet kıskançlık sahnesi! Kral modu full aktif! Mini felaketler burada!

— AKIN! — dedim, sinir ve komik bir karışımla — Şimdi çık yoksa seni yakalayacağım!

Ama Akın, sanki görevli değil de kahramanmış gibi dramatik bir şekilde:

— Ama kralım, ben sadece belgelemek istiyorum! Burası tarih yazıyor!

Ben ellerimi belime götürdüm, Akın’a tehditkâr bir bakış attım.

— Hadi, kapıdan çık ve bir daha gözükme!

Akın geri çekildi ama sadece birkaç adım; sonra sessizce kapının yanına çömeldi ve izlemeye devam etti.

Hilal hafifçe gülümseyerek bana baktı:

— Ayaz… sen onu kovarken bile karizmatik ve komiksin.

İçimdeki kıskançlık ve koruma duygusu, Hilal’e daha sıkı sarılmam için bir sebep oldu. Dudaklarımı onun dudaklarına bastırdım, ilk dokunuş kısa ama yoğun ve tutkuluydu. Hilal ellerini belime doladı, başını omzuma yasladı ve hafifçe nefes aldı.

Tam romantizmin doruğa ulaştığı anda, Akın bir kahkaha patlattı:

— Hahaha! Canlı kraliyet öpücüğü! Belgesel modunu açıyorum!

Ben hafifçe başımı çevirdim:

— AKIN! Artık yeter! Yoksa seni sarayın her köşesine mini tur attırırım!

Ateş o anda omuz silkti ve hafifçe geri çekildi, ama bakışları hâlâ Hilal’e takılıydı. İçimde kıskançlık daha da büyüdü. Ayaz olarak, Hilal’in yanında başka birinin varlığına asla izin veremezdim.

Hilal dudaklarının kenarındaki gülümseme ile bana baktı:

— Ayaz… senin yanında olmak… hem komik hem güven verici.

— Sadece sen… ve ben. — dedim, dudaklarımı tekrar Hilal’in dudaklarına bastırarak — başka kimse yok.

Akın arka planda hâlâ sessizce kapının yanında oturuyor ama artık bizim romantik anımıza engel olamıyordu. Ateş’in varlığı içimde kıskançlık yaratıyordu, ama Hilal’e olan yakınlığım ve dudaklarımızın birbirine yapışması bu hisleri bastırıyordu.

Oda sessizleşti, sadece nefeslerimiz ve kalplerimizin hızlı atışı duyuluyordu. Akın’ın komik duruşu, Ateş’in kıskanç bakışları… hepsi bir arada kaotik ama romantik bir sahne yaratıyordu. Hilal ve ben birbirimize sarılmış, mini kaosun ortasında kendi dünyamızdaydık.

---

Dudaklarımız hâlâ birbirine yapışmış, nefeslerimiz birbirine karışıyordu. Hilal’in elleri belimde, benim ellerim saçlarında; her dokunuş birbirimize olan yakınlığımızı güçlendiriyordu.

— Hilal… — fısıldadım, sesi kısılmış ve dolu doluydu — sadece sen… sadece sen buradasın.

Hilal başını hafifçe eğdi, gözlerini kapattı ve hafifçe inledi. Bu ince ses bile kalbimde kıvılcımlar yaratıyordu.

Tam romantizmin doruğa ulaştığı anda, Akın yine kapının yanında belirdi. Bu sefer elinde bir tepsiyle:

— Aaah! Romantik sahneyi bir minik ikramla taçlandırmak istedim! — dedi, tepsiyi sallayarak — Ama tabii ki izlemek de görevim!

Ben gözlerimi devirirken, Hilal hafifçe gülümseyerek bana baktı:

— Ayaz… gerçekten onunla uğraşmak zorunda mısın?

— Komik olabilir… ama artık yeter! — dedim, hızlıca Akın’a yöneldim ve tehditkâr bir bakışla — Hemen çık yoksa seni sarayın her köşesinden zıplatırım!

Akın dramatik bir şekilde geri çekildi, ama hâlâ kapı aralığından bize bakıyordu.

— Tamam, tamam! Sadece belgesel modum kayıtta, korkmayın! — diye mırıldandı.

Ben hemen Hilal’e döndüm, parmaklarımı dudaklarının kenarına götürdüm ve tekrar dudaklarına bastırdım. Bu sefer öpüşme uzun ve tutkuluydu. Hilal ellerini belime daha sıkı doladı, başını omzuma yasladı ve nefesini yavaşça verdi.

O sırada Ateş, koridorun ucunda hâlâ bizi izliyordu. Gözleri kıskançlıkla doluydu, içimdeki öfke bir kez daha yükseldi. Ama Hilal’e olan yakınlığım, her şeyi bastırıyordu. Dudaklarımız birbirine yapışık, sadece kendi dünyamızdaydık.

— Ayaz… — dedi Hilal, öpüşmenin ardından başını hafifçe kaldırarak — sen… benim güvenim ve huzurumsun.

— Ve sen de benim… — dedim, sesi titrek ama kararlı — sadece sen ve ben, Hilal.

Akın arka planda hâlâ kapının kenarında, dramatik bir şekilde elini sallıyor ve sessizce kahkaha atıyordu:

— Haha! Kraliyet öpücüğü kayıtta! Ama ben sadece… izliyorum tabii!

Biz birbirimize sıkıca sarıldık, nefeslerimiz birbirine karıştı. Oda sessizliğe bürünmüş, sadece kalplerimizin hızlı atışı duyuluyordu. Sarayın karmaşası, Akın’ın komik müdahaleleri ve Ateş’in kıskanç bakışları… hepsi bir anda yok olmuş, romantik ve sıcak bir atmosfer oluşmuştu.

Hilal başını omzuma yasladı, saçları hafif rüzgarla oynarken dudaklarını hafifçe yana büküp gülümsedi.

— Ayaz… senin yanında olmak… her şeyden daha güven verici.

— Çünkü senin yanında her şey tamam, Hilal. — dedim, dudaklarımı tekrar dudaklarına bastırarak — sadece sen ve ben.

Bir süre öylece sessizce durduk; oda artık sadece bizim dünyamız olmuştu. Akın’ın komik bakışları, mini felaketler ve Ateş’in kıskançlığı… hiçbir şey artık önemi yoktu. Sadece Hilal ve ben, karı koca gibi yan yana, tutkulu ve güven içinde…

---

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.