İçeriğe geç

Kehanet

Bölüm 11 · 12 dk okuma

Kehanet

Bölüm 11

SONSUZLUK KOLYESİ

"BU SAVAŞ BİTECEK AMA BİZİM HİKAYEMİZ"

"ASLA BİTMİCEK"

🌕🫀🌞

Ayazın anlatımıyla

Gölge canavar yok olmuştu ama geri geleceği kesindi çünkü lanet kırılsa da o hilalin lanetiydi ve o elinde sonunda hilale geri dönecekti

Hilal hala elimi tutuyordu asla salmıyordu halsizdi 4yıl boyunca uyumuştu hemen kalkmasını bekleyemezdim

-thalor -kazandınız ama emin olun bu son savaşınız olmicak. Dediği an için kuşgulandı

1hafta sonra

Yatagimdan kalktigim sıra. Direk lavaboya gitim duşumu aldım sıcak suyla rahatlamış hissediyordum bugün. Erindel ,e kahvaltıya gidicektim. Hilal iyice dinlenmis ve iyileşmişti tek sıkıntım thalorun bana söylediği şeylerdi. duştan çıktığım an. Üstüme siyah gömlek siyah kumaş pantolon ve pelerinimi giydim

Kıralıktan çıktığım an yanıma bir tane muhafız geldi.

Muhafız mark- efendim size söylemem gereken şeyler var dedi

Ayaz- dinliyorum muhafız

Muhafız mark- efendim. Balo günü macesteleri hilale saldirani bulduk. Ama ihtimallere göre konusucaksak. köylülerden biri idi ama büyük bi ihtimal bunu ona birisi yapmasını istedi dediğinde beynim duraksadı

Ayaz- şuan nerde?

Muhafız mark- zindanda efendim

Ayaz- geldim özel olarak ben gorusucem dedim suan gidersem geç kalabilirdim sevgilimi bekleyemezdim ilk defa gerçekten iyileşmişti

Muhafız bana selam verip giti. Direk potala. Erindelin kapısında buldum kendimi.

Muhafızlar açın kapıyı diye bağırıyordu. Baş Muhafız Mert

İçeriye girdimi herkes masadaydi

Annem ,babam, Akın , ışık ve en önemlisi. Hilalim onlara döndüm büyük ihtimale beni bekliyorlardı

AYAZ- günaydın herkese afiyet olsun dedim hilale doğru eğilip saçından öptüm.

Hilal -günaydın dedigi an sesli aşırı iyi geliyordu. Bembeyaz bir saten elbise giymişti. V yaka idi saclarindan perçem bırakıp at kuyruğu toplamış ve kristal bir taç taklisti boynunda kristal bir göğüsune kadar uzanıyordu. Aşıri sağlıklı duruyordu

Hemen yanındaki sandalyeye oturdum

Ayaz- başlaya biliriz galiba dediğim an Hilal söze atıldı

Hilal -benim bir misafirim var dedi .

Musadenizle onu bekleyelim dedim şaşırmış gözlerle hilale baktım

Ben geç kaldığımı sanarken kapılar açıldı

İçeriye. geniş omuzlu

Kumral

2metre en az boylu biri girdi yüzü görukmuyordu ama ben bu kişiyi taniyordum bu

ATEŞ XAVİER BLACK

Hilal bu köpeğin nereden taniyordu oysa ben çok iyi tanıyordum

Okul zamanları full benle kapışmaya çalışan

Ama ginede kapisayan XAVİER idi

Bu çocuktan nefret ediyordum

Aşırı egoluydu

Ateş içeriye girip Hilale selam vermek için elini öptüğü an sinir küpüne döndüm bu kendini bilmezin Bursa ne işiydi.

Akın eliyle beni durdurdu Akın da aklında aynı sorular dönüyordu

Bundan emindim

Bu şerefsizi parcalamak istiyodum

Hilal -hic geldin Ateşcim dediği an kan beynine sıçradı

mırıldanarak cimmış dedim o sırada Ateş bana döndü

Ateş -biseymi dedim Ayaz dedi

Ayaz- yok bişey demedim hadi başlayalım kavaltıya öyleyse dedim herkes başladı. Ben ise yarım saatir bir peyniri çatalıyordum Hilal

Bunu Farketmiş olcaki bana doğru eğildi

Hilal -ayaz biseyinmi var ? Dediğinde cevap vermedim

---yazar anlatimiyla

Uzun masanın üstü çeşit çeşit yiyecekle dolmuştu: ballı ekmekler, ince ince dilimlenmiş peynirler, taze meyveler, kaynar çaylar… Hizmetliler sessizce sağa sola dolaşıyor, boşalan kadehleri dolduruyordu.

Hilal, başköşedeki yerinde zarif bir şekilde oturuyordu. Yanında Kral Ayaz, yüzü asık, kaşları çatık… tam karşılarında ise Ateş, sanki bu sofranın en rahat misafiriymiş gibi keyiflenmişti.

Ateş masadaki altın işlemeli tabağından bir üzüm tanesi alıp ağzına atarken gülümseyerek konuştu:

— Ah, Ayaz… eski günler geldi aklıma. Okulda seninle aynı sırada oturmak zorunda kalışım…

Ayaz çatalını masaya öyle bir bıraktı ki, çıkan ses herkesi irkiltti.

— “Zorunda” kelimesini doğru kullandın. Benim yanımda oturmak herkes için zordu. Özellikle de kopyasız sınav geçemeyenler için.

---

Sofrada bir süre sessizlik oldu. Ateş, gümüş çatalla tabağındaki peyniri aldı, Hilal’e doğru bakarak sırıttı:

— Kraliçe Hilal, sizin ülkenizdeki peynirler bile zarif. Tıpkı sizin gibi.

Hilal diplomatik bir tebessümle başını eğdi.

— Teşekkür ederim, macesteleri

Ayaz’ın kaşı anında havaya kalktı. Çatalını tabağına öyle sert bıraktı ki, tabak “tınn” diye çınladı.

— Zarif… Hıh! Peynir bile zarif olurmuş. Hilal de buna inanacakmış gibi!

Hilal başını yana çevirip kıkırdamamak için kendini zor tuttu.

— Ayaz, biraz sakin olur musun?

Ateş, sanki bilerek Ayaz’ı kızdırıyormuş gibi lafa devam etti:

— Hâlâ çok ateşlisin Ayaz. Tıpkı okul yıllarında olduğu gibi. Her şeye hemen tepki verirdin.

Ayaz gözlerini devirdi.

— Senin gibi yalandan gülümseyenleri görünce elbette tepki veririm.

Hilal elini çenesine koymuş, sanki bir tiyatro izliyormuş gibi ikisini dinliyordu. Tam o sırada hizmetli, Hilal’in tabağını değiştirmek için yaklaştı. Ateş kibarca elini kaldırıp konuştu:

— Zahmet etmeyin. Kraliçe’nin önüne ben koyabilirim.

Ve tabağı alıp Hilal’in önüne bıraktı.

Ayaz’ın gözü döndü. Bir anda ayağa kalktı.

— O tabak senin eline yakışmıyor! Kraliçeme sadece ben hizmet ederim!

Hilal’in gözleri büyüdü, salondakiler dondu kaldı. Ateş kahkahayı bastı.

— Vay vay vay… Demek Kral Ayaz hâlâ kıskanç çocukluğundan bir şey kaybetmemiş.

Ayaz’ın yüzü kıpkırmızı kesildi. Yumruğunu masaya indirmek üzereyken Hilal araya girdi, sesi tatlı ama sertti:

— Yeter! Burası kraliyet sofrası. Siz hâlâ okul bahçesinde kavga eden iki çocuk gibi davranıyorsunuz.

Bir anlık sessizlikten sonra Hilal’in dudak kenarı kıvrıldı. Gözlerini Ayaz’a dikip alçak sesle fısıldadı:

— Ama seni böyle kıskanırken görmek… itiraf edeyim, çok komik Ayaz.

Ayaz’ın kalbi küt küt atmaya başladı. Herkes masada gülmemek için kendini zor tutuyordu. Ayaz ise dudaklarını büzüp homurdandı:

— Komik değil. Ben kralım… ve sen de benim kraliçemsin.

Hilal’in yanaklarına belli belirsiz bir pembe rengi vurdu. Ateş ise olan bitene bakıp alaycı bir şekilde gülümsedi. Ama içten içe biliyordu: Hilal’in gözleri Ayaz’a takılı kalmıştı.

---

sessizce uyardı ama gülmemek için dudaklarını ısırıyordu.

Ateş hiç bozulmadı. Tam tersine daha çok sırıtıyordu.

— O zamanlar bile fazla ciddiydin Ayaz. İnsan biraz eğlenmesini de bilmeli.

Ayaz gözlerini devirdi.

— “Eğlenmek” dediğin şey dersten kaçıp ceza almaksa, doğru, sen çok eğlenirdin.

Hilal ikisinin arasında bir ileri bir geri bakarken sonunda lafa karıştı:

— Sanırım kahvaltı sohbeti yerine okul anılarını tartışıyoruz…

Ateş hemen lafa girdi:

— Ah, Kraliçe Hilal, bilseniz Ayaz ne kadar kıskanç bir öğrenciydi. Öğretmenlerin ilgisini paylaşamazdı.

Ayaz’ın gözleri parladı. Kadehini kaldırıp sertçe masaya koydu.

— Yanılıyorsun. Ben kıskanç değilim. Sadece hak edenin değer görmesi gerektiğini bilirim.

Hilal, başını eğip gülmemek için elini dudaklarına götürdü. Ayaz bunu fark etti.

— Gülme Hilal! Ben çok ciddiyim.

Hilal gözlerini kocaman açıp başını salladı ama yanakları kıpkırmızıydı. Ateş bu fırsatı kaçırmadı.

— Görüyorsunuz ya Kraliçe… o hâlâ aynı. Ne okulda, ne tahtta… değişmemiş.

Ayaz hemen öne eğilip Ateş’e dik dik baktı:

— Ve sen de hâlâ aynı. Hep başkalarının gölgesinde parlamaya çalışan bir gösteriş meraklısı.

Masada küçük bir sessizlik oldu. Derken hizmetlilerden biri yanlışlıkla tabaklardan birini yere düşürdü. Tabak gürültüyle kırıldı, herkes irkildi. Hilal gayriihtiyari kahkaha attı, o anda gerginlik dağıldı.

Ayaz ise öfkesini unuttu, Hilal’in gülüşüne bakakaldı. İçinden geçirdi: “Beni böyle gülümseten tek şey onun kahkahası…”

---

Kahvaltı bitmek üzereydi. Masadaki son tabaklar toplanıyor, hizmetliler sessizce yerleri temizliyordu. Gözlerimi Hilal’den ayıramıyordum. Onun o zarif duruşu, hafif gülümsemesi… içimi birden ısıttı. Ama o an fark ettim ki, Ateş, sanki fırsat kolluyormuş gibi hafifçe yana eğilip Hilal’e yaklaşmaya çalışıyordu.

Kalbim hızla çarpmaya başladı. İçimden tek bir düşünce geçiyordu: “Hayır… buna asla izin veremem.”

Ateş kibarca gülümsedi ve Hilal’e doğru hafif bir eğilme yaptı.

— Kraliçe Hilal, izin verirsen sana yardımcı olabilirim… — dedi, sesi neredeyse pürüzsüz ve kendinden emin.

Hilal, göz ucuyla bana baktı. O bakış, bana “Sakin ol, Ayaz” diyen sessiz bir mesaj gibiydi. Ama içimdeki kıskançlık öyle bir kabardı ki, nefesimi tutmak zorunda kaldım.

Hemen ayağa kalktım, Ateş’in Hilal’e uzanan elini fark etmemle birlikte önüne geçtim. Gözlerim Ateş’ten ayrılmıyordu; bakışlarımda öfke ve kıskançlık iç içe geçmişti.

— Hayır! Ona senin elinle yaklaşamazsın! — dedim sertçe. Sesim biraz titriyordu ama durmak yoktu.

Hilal hafifçe dudaklarını bastırarak kıkırdadı.

— Ayaz… sakin ol… — dedi, sesi tatlı ve hafif alaycıydı.

Ama ben gözlerimi Ateş’ten ayırmadım. Onun her hareketi, her bakışı bana provokasyon gibi geliyordu. Ateş hafifçe omzunu oynattı, zarif bir şekilde Hilal’in koluna yaklaşmak istedi. Ben hemen araya girdim, neredeyse onu kucaklayacak şekilde konumlandım.

— Bu son girişimdi. Kraliçeme sadece ben yaklaşabilirim. — dedim, sesim hem kararlı hem de hafif homurdanır gibiydi.

Hilal hafifçe omzuma dokundu, bakışlarıyla bana teşekkür etti. O anda kalbim yumuşadı ama hâlâ gözlerim Ateş’in üzerinde sabitlenmişti. Her hareketi, her küçük yakınlık denemesi, içimdeki kıskançlık dalgasını yükseltiyordu.

Ateş, hafif bir kahkaha atıp sırıttı:

— Ayaz, gerçekten hâlâ kıskanç mısın?

— Hâlâ mı? — dudaklarımı büzdüm, gözlerim onu delip geçecek gibi bakıyordu — Bu kıskançlık değil, bu… bu koruma! Kraliçeme kimse benim iznim olmadan yaklaşamaz!

Hilal hafifçe başını yana eğip göz ucuyla bana baktı. Dudak kenarında o hafif alaycı gülümseme… içimi daha da eritti.

— Ayaz, bunu biraz tatlı kıskançlık olarak görüyorum… — fısıldadı.

O an içimden bir nefes aldım. Dudaklarımı sıkıp homurdanarak:

— Tatlı mı? Ben seni korumuyorum mu? Her hareketine, her bakışına izin vermiyorum! — dedim, sesi biraz alçalmış ama kararlıydı.

Ateş, hafifçe geriledi ama hâlâ sırıtmaktan vazgeçmedi. Ben ise Hilal’in elini tuttum ve hafifçe kavradım. Onun sıcak avuçları, kıskançlığımın öfkesini yumuşatıyordu.

"Hiç kimse Hilal’in yanında rahat edemez… Kimse!" diye düşündüm kendi kendime.

O sırada hizmetliler fark etmeden tabakları toparlamaya devam ediyordu. Ama masanın ortasında artık sadece biz vardık: Hilal, Ateş ve ben… Ateş her hareketiyle sınırları zorluyor, ben ise kıskançlık ve tatlı öfkeyle onu durduruyordum.

Hilal, gözlerini bana dikti ve hafifçe gülümsedi:

— Seninle olmak… her zaman bana güven veriyor.

Ve o anda fark ettim ki, bu kıskançlık sadece bir duygu değil; Hilal’i koruma içgüdüsümdü. Ateş ne kadar ukala olursa olsun, Hilal’in yanında onun sadece benim olacağını biliyordu.

O an içimde hem bir rahatlama hem de hafif bir zafer duygusu belirdi. Çünkü Hilal’in gözlerinde tek bir şey vardı: Ayaz’a ait olduğunu biliyordu.

---

Kahvaltı bitmiş, sarayda gün yavaş yavaş hareketlenmeye başlamıştı. Gözlerim Hilal’deydi; onun zarif duruşu, dudak kenarındaki hafif gülümsemesi… içimde kıskançlık ve hayranlık dalgaları birbirine karışıyordu. Karşımdaki Ateş ise, sanki burası kendi tahtıymış gibi, ukala bir tavırla Hilal’e bakıyordu.

Ama yanımda Akın ve Işık vardı; hem dostlarım hem de mini komik destekçilerim. Akın hafifçe bana göz kırptı:

— Ayaz, hazır ol! Bugün kıskançlık modunu açarsan bu sarayda küçük bir savaş çıkar!

Işık da kıkırdayarak ekledi:

— Ve tabii ben Ateş’in tüm ukalalığını belgelemeye hazırım. Kamera hazır, kral modunu kaçırma!

Ateş, fırsatı kaçırmaz gibi, Hilal’e doğru eğildi ve nazik bir şekilde elini uzattı. İçimdeki kıskançlık hemen kabardı. Ayağa kalktım ve önüne geçtim.

— Hayır! Ona senin elinle yaklaşamazsın!

Hilal başını hafifçe yana eğdi, göz ucuyla bana bakıp sessizce gülümsedi.

— Ayaz, sakin ol…

Ama ben sakin değildim. Ateş’in her hareketi, her bakışı, içimde kıskançlık fırtınası yaratıyordu. Akın yanımda kıkırdayarak fısıldadı:

— Hah, işte başladı… Ayaz mod açıldı!

Işık da omzuma hafifçe vurup gülerek:

— Kraliçenin yanında mini kıskançlık fırtınası! Ben bunu kaçırmam.

Ben hiç umursamadım. Hilal’in koluna yaklaşmaya çalışan Ateş’i engelledim, neredeyse onu kucaklayacak kadar öne geçtim.

— Bu son girişimdi. Kraliçeme sadece ben yaklaşabilirim. — dedim kararlı bir şekilde.

Hilal hafifçe omzuma dokundu ve bakışlarıyla teşekkür etti. İçimden derin bir nefes aldım, ama gözlerim hâlâ Ateş’in üzerindeydi. Her küçük hareketi, her bakışı, kıskançlık dalgasını daha da yükseltiyordu.

Ateş hafifçe geriledi ama sırıtmaktan vazgeçmedi.

— Ayaz, hâlâ mı kıskançlık modunu koruyorsun? — dedi alaycı bir sesle.

— Hâlâ mı? — dudaklarımı büzdüm, gözlerimle onu delip geçer gibi bakarak — Bu kıskançlık değil, koruma! Kraliçeme kimse benim iznim olmadan yaklaşamaz!

O sırada Akın ve Işık, Ateş’in şaşkın bakışlarını fark edip sessizce bana destek verdiler. Akın hafifçe elini kaldırıp Ateş’e doğru işaret etti:

— Geri adım at, kral Ayaz’ın önünde fazla cesaret gösterme!

Işık da hafif bir kahkaha attı:

— Kraliçeye yaklaşmak için önce bu iki dostu geçmen gerekiyor, Ateş.

Ateş sırıtmaya devam etti ama gözlerinde hafif bir paniğin belirdiğini fark ettim. Hilal ise hafifçe gülümseyip, göz ucuyla bana bakıyordu:

— Senin yanında olmak… bana güven veriyor, Ayaz.

Ve o anda fark ettim ki, sarayın bu günü boyunca kıskançlık ve dostluk iç içe geçmişti. Ateş ne kadar ukala olursa olsun, Hilal’in yanında onun sadece benim olacağını biliyordu. Akın ve Işık sayesinde hem komik hem güvenli bir gün geçiriyordum.

---

---

Öğleye yaklaşırken sarayda sessizlik yerini hafif bir hareketliliğe bırakmıştı. Hizmetliler odaları temizliyor, çiçekleri suluyor, koridorlarda sessiz adımlarla ilerliyordu. Ben, Hilal’in yanında yürürken Ateş’in her hareketini göz ucuyla takip ediyordum. Her ufak jesti, her bakışı kıskançlık fırtınamı tetikliyordu.

Akın ve Işık, yanımda biraz uzaktan gözlem yapıyor, arada sırada sessizce kıkırdayıp bana bakıyorlardı. Akın fısıldadı:

— Ayaz, sakın şu an Ateş’e bakma! Eğer bakarsan, kahkaha atacağım.

Işık da ekledi:

— Ve ben her şeyin videosunu hafızama kaydettim. Sarayın bu günü tarih olacak!

O sırada Ateş, bahçedeki bankta Hilal’e doğru hafifçe yaklaşmaya çalıştı. Bir tabak çilek tutuyor, sanki bu ufak jestle kalbini kazanacakmış gibi bakıyordu. Ben hemen önüne geçtim, gövdemle ufak engel oluşturdum.

— Hayır! Ona senin elinle yaklaşamazsın! — dedim, sesimde hem ciddiyet hem de hafif homurdanma vardı.

Hilal hafifçe gülümseyerek bakışlarını bana dikti.

— Ayaz, biraz rahatla…

Ama içimde kıskançlık alevleniyordu. Her adımında Ateş’i engelledim, her bakışını yakaladım. Akın yanımda hafifçe kıkırdayarak:

— Hah, işte kral mod açıldı, Ateş kaçacak!

Işık da hafifçe omzuma vurdu:

— Kraliçenin yanında mini kıskançlık fırtınası başlıyor, Ayaz. Hazır ol!

Ateş geri çekilmedi; tam tersine hafifçe sırıtarak Hilal’e bakmaya devam etti. Ben gözlerimi kırpmadan ona kilitlendim.

— Bu son girişimdi. Kraliçeme sadece ben yaklaşabilirim. — dedim kararlı bir şekilde.

Hilal, hafifçe omzuma dokunarak göz ucuyla teşekkür etti. İçimden bir nefes aldım, ama gözlerim hâlâ Ateş’teydi. Her ufak hareketi, her bakışı, kıskançlık dalgasını yükseltiyordu.

Akın hafifçe eğilip fısıldadı:

— Bence biraz ileri gidiyoruz, kralım. Bu sahneyi kayda almalıyım.

Işık da kahkaha atarak:

— Ayaz’ın kıskançlık modunu görmek… priceless!

Bir anda bahçede minik bir rüzgar esti, Hilal’in saçları hafifçe savruldu. Ateş bunun farkında olarak hafifçe yana eğildi, saçına dokunmaya çalıştı. Ben anında araya girdim, hafifçe omzumla onu itti.

— Yeter! — dedim, sesi ciddi ama içinde hafif bir titreme vardı. — Kraliçeme sadece ben dokunabilirim!

Hilal, başını yana eğip dudak kenarında alaycı bir gülümseme ile:

— Ayaz, senin kıskançlığını görmek… itiraf edeyim, çok tatlı.

Akın ve Işık ise bu sahneyi sessizce izliyor, arada birbirine bakıp kıkırdıyorlardı. Akın hafifçe fısıldadı:

— Bak Işık, kralımız hâlâ kontrolü elinde tutuyor.

Işık da gülerek cevap verdi:

— Ve Ateş… bir adım daha atsın, biz kahkahayı basarız.

Ben Hilal’in elini tuttum, kavradım. Onun sıcak avuçları içimdeki kıskançlık ve koruma duygusunu yumuşattı. Ateş ne kadar ukala olursa olsun, Hilal’in yanında onun sadece benim olacağını biliyordu.

Sarayda geçen bu gün boyunca, Ateş’in her küçük hareketini engellerken, Akın ve Işık’ın komik yorumları ortamı hem eğlenceli hem de kaotik hale getirdi. Hilal ise bu karmaşada zarafeti ve tatlı alaycılığıyla beni sakinleştiriyordu.

---

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.