"Cahil insanlar senden nefret etsin. Özellikle duyulabilir şekilde. Bu, sevildiğinin bir işareti.
Cehalet, ya öğrenmemiş bir çocuk olduğunu ya da seçim yapan biri olduğunu kanıtlar. Cehalet her zaman engel olamayacağın bir şey değildir.. Bilgi eksikliği affedilebilir, isteyerek cehalet değil.
Aynı zamanda bir anlamda eğlenceli. Tüm zamanını ekranda yazarak, şikayet ederek, etrafta durarak, işe yaramaz gibi harcamak mı, çünkü sadece zaman kaybediyorsun? Ben olamazdım. Geçen gün yüzeye çıktım; Bir geyik gördüm. Çok güzeldi. Sende görürdün... hayatını ekranda boşa harcamaktan başka bir şey yapmış olsaydın"
"sen kimsin de bana bunları söylüyorsun!" sidney sinirlenip ayağa kalkmıştı. andrew de her zamanki gibi kurnaz gülümsemesi ile ayağa kalktı ve sidneyin karşısına dikildi. yüzünü ona doğru yaklaştırdı.
"vayy küçük klavye delikanlısı cahil arkadaşımız sinirlendi demek" andrew arkadaşları ile beraber kendi söylediği sözlere güldü.
"boşversene sidney her zamanki andrew işte ne dediğini bilmiyor" ırmak sidneyin yanında dururken cassie ise arkadan izliyordu. gözlerini sidneyin yüzüne dikmişti. ama sidney bunu fark edecek gibi değildi. cassie de ırmak gibi sidneyin yanına yaklaşıp ona destek vermek istedi. bir adım attı. kendini durdurdu. cesaret edemedi.
andrewin kavga etmek ister gibi bir hali vardı. tam bir şey söylemek için ağzını açmış olacak ki edebiyat hocaları içeri büyük bir gürültüyle girdi. tüm sınıf edebiyat hocasından nefret ederdi. edebiyat hocası ayşe kadın ile kavga eden öğrenciler bile vardı. lafını açıp sürekli kendi memleketi ardahanı överdi ve kız öğrencilerin kıyafetlerine onları ağlatacak kadar ağır laflar ederdi. bu yüzden hafise isimli öğrencinin velileri ile uğraşmak durumunda kalmıştı. tüm bunlar cassie hasta olduğundan dolayı sınıfta olmadığı zamanlarda gerçekleşmişti. ve tüm sınıfta ayşe hocayı tek seven cassie idi. herkese yaptığı gibi ayşe hocaya da empati yapmaya çalışırdı. özellikle geçen sene sıra arkadaşının defterine yazdığı "ayşe hocanın babasını s.." küfürünü ayşe hoca okuduğunda ağladığına şahit olduktan sonra ayşe hocanın zor zamanlardan geçtiğini anlamıştı. ırmağa ayşe hocayı sevdiğinden bahsettiğinde ırmak onun yüzüne patates fırlatmak ister gibi bakmıştı.
cassie uykuluydu. ırmakla beraber dersi dinleyip not almayı, derse katılmayı çok severlerdi. edebiyat hocası bugün daha sakindi. grip olmuştu ve sesi kısıktı. kimse bu hocayla uğraşmak istemediği için çok gürültü yapmadan konuşmaya çalışıyorlardı.
"off hocayla aynı renk giymişiz yaa. hem ona pembeıyakışmıyor ki başka renk giysin. bana daha çok yakışıyor değil mi cassie?"
"heyy cassiee"
"huh?"
"söylesene aklın nerede senin. sana bir şey sordum. yoksa duvarla mı konuşuyorum ben!"
"pardon dalmışım"
cassie uzun zamandır olduğu gibi yine sidneyi düşünüyordu. andrew son zamanlarda sürekli sidney ile uğraşmaya başlamıştı ve bu durum cassienin canını çok sıkıyordu (belli etmese bile)
"sen kesinnn birini düşünüyorsun cassie"
"hayır ne alakası var"
"evet evet kesinlikle birini düşünüyorsun. söylesene kim bu yakışıklı şanslı prensss"
"ya ırmak neyse sen ne söylüyordun bana"
"ha şey bu koca karı neden pembe renk giymiş diye sorguluyordum" kıkırdadı. ciddi duran cassiede ırmak ile beraber kıkırdadı.
ayşe hocaları bu ikiliye bakarak, daha yükses sesle anlatmaya başlayınca sustular.
zil çalmıştı. teneffüs vaktiydi. cassie çaktırmadan sidneyin sırasına doğru baktı. sidney oturmuş defterine bir şeyler yazıyordu. andrew ise arkadaşlarıyla kantine inmişti. ırmak ısrar ettiğinde cassie ve ırmak beraber bahçeye indiler. banka oturup sohbet etmeye başladılar.
"biliyor musun ben bağdaş kuramıyorum" ile başlayan konu ırmağın ölen dedesiyle devam etmiş ve küresel ısınma ile son bulmuştu. modern dünyanın insan üzerindeki etkileri ve bu durumun küresel ısınmaya etkilerinden bahsettikleri sırada ders zili çalmıştı.
ikili sınıfa girdi. ders matemarikti. cassie, sidneye baktı. kollarını masaya, başını kollarının arasına gömmüş uyuyordu.
dersin ortasında cassie tekrar sidneye baktığında sidney uyanmıştı ve yüzü kıpkırmızı domates gibi olmuştu.
son ders zili de çaldığında ırmak ve cassie ikilisi beraber çıktılar. ırmak bugün teyzesinin evine gideceğinden dolayı diğer yoldan gideceğini söyledi ve bu ikili okulun önünde sarılıp ayrıldılar. cassie ise ara sokaktan evine doğru yürüyordu. "sid nasıl acaba..." kulaklığını takıp şarkı dinlemeye başladı. eve vardığında elara cassienin üstüne atladı. cassie, kedisini doya doya sevdi. "pamuk gibi bembeyaz tüylerin varr dünyanın en tatlı kedisisin sennn"
aradan birkaç saat geçmiş ırmak telefonla cassieyi aramıştı. ırmak sidney üzerinden konu açıp sidneyin ne kadar ezik ve inek olduğundan bahsetmeye başlamıştı. cassie, ırmağın sidney hakkında böyle düşünmesine üzüldü. konuyu değiştirdi.
"cassie kızım yemeğe in yemek hazırrr"
" tamam anneee"
"ırmak kapatmam lazım annem çağırdı görüşürüz yarın okulda"
"görüşürüzz afiet olsun"
...
akşam yemeği yedikleri sırada cassienin annesi lily yeni taşınacak komşudan bahsetti. cassie tam dinmememişti. daha doğrusu odaklanamıyordu. aklı siddeydi. ama anladığı kadarıyla yan binaya yeni komşuları geliyormuş. yeni komşuları ise pelin teyzesinin kız kardeşi, kız kardeşinin kocası ve oğulları. 2 erkek çocuğu varmış erva isimli kadının. birisi sidney ile yaşıt. diğeri ise 5 yaşında çocukmuş.
cassie yemeğini yedikten sonra odasına çıktı. günlüğüne "sidney" başlığını atıp sidney hakkında düşündüklerini yazdı. sidneyi çok seviyordu. kedisi elaraya sarılarak yattı. kedisinin sesi çok yatıştırıcıydı. çok tatlı tınısı vardı. cassie kedisini öptü ve uykuya daldı.