Annem: “Bu akşam eve gelmeyeceğim, beni bekleme. Kapıyı iyi kitlemeyi unutma.”
Siz: “Peki, kitlerim.”
Telefonumu kapatıp mutfağa doğru ilerledim, en fazla yediğim şey olan makarnayı yiyecektim. Küçükken annem mesaiye kaldığı zamanlar yemek yapmayı bilmezdim; aç kalırdım. Öğrenince de sağlıksız ve az öğünlerle beslendiğim için kilomda artış olmuyordu. Boyum da bu sebepten ötürü 167’de uzamayı bırakmıştı.
Makarnanın üstüne koyduğum sıcak suyun üstüme sıçrayışıyla arkaya zıpladım, yanmıştım fakat karnımı doyurmak için yemeğe devam etmem gerekiyordu. Yarım tabak olacak şekilde makarnayı suya koydum ve bilgisayarımı açtım.
“Hey, yıldızcığım ben kramponu nerden bulacağım?”
“Ayakkabıcıdan.”
“Komik mi? Zorbalar yüzünden şu aptal kulübe kaldım, kafayı yiyeceğim.”
“Hey, hakkını yedirtmem futbolun. Ben de futbol kulübündeyim, unuttun mu?”
“Ya çık git be!”
“Sen nereye dersen kedicik.”
“Ya da gitme, nerden bulabilirim, öneri ver!”
“Ayakkabıcılarda oluyor, ne kadar paran var?”
“Hmm, bir birikimime bakayım!”
Odama doğru hızlı adımlarla ilerledim, masamın üstündeki küçük kavanoza baktım ve yatağımın üstüne boşalttım.
“200, 100, 50, 10, 5... toplam... 817 TL.”
Tüm parayı kavanoza geri doldurup kapağına ‘817 TL’ yazdım. Kavanozu alıp mutfağa doğru ilerledim, gözüm makarnaya takıldı, pişmiş olması gerekiyordu. Kumbarayı bir kenara bırakıp süzdüm.
Süzdüğüm makarna bir köşede beklerken eski bilgisayarımın çizikli ekranında parlayan mesajlara gözüm takıldı.
“Ay, yıldızı unuttum!” dememle ekrana koşmam bir oldu.
“Ne kadar çıkmış?”
“Merk ettim!”
“Kedi kız?”
“Kedicik?”
“Hey, yıldızını bıraktın mı yoksa?”
“Sıkıldım hadisene!”
Artı 13 mesajı gör.
“Yuh” diye mırıldandım sessizce.
“Geldim, tam 817 TL varmış, gelir mi bi krampon?”
“Kramponu bilemem ama kramp gelir bu paraya.”
“Ya sus, ben de eski bir tane alırım!”
“Kızım, okulun karşılaması gerekmez mi normalde?”
“Okula %100 burs kazanarak girdim, anlayacağın bir çeşit özel okul. Okuyanların hepsi zengin...!”
“Zengin olunca bir şey olunmuyor, istersen bak sana bi tane alayım!”
“Kes sesini aptal!”
“Kızma tamam, madem istemiyorsun; bu paraya iyi kramplar kedicik.”
“Eski bir tane bulabilir miyim sence ayakkabı dükkanlarından?”
“Bu paraya 3. el bulursun ama senin ayağına olur mu orası çok şüpheli.”
“Saat geç olmadan bakayım bari, kedicik kaçar.”
Diyerek bilgisayarımı kapattım, hızlıca süzdüğüm makarnayı bir tabağa doldurup yedim. Üstüme ve altıma ise eşofman geçirdim ve evden çıktım.
Yakınlarda bir ayakkabıcı vardı, kızı spor okulunda okuyor bildiğim kadarıyla futbola da yatkınmış, eski kramponu olması an meselesiydi; gibi düşüncelerle ayakkabıcıya vardım.
“Kolay gelsin.”
Sahibi bana baktı, annemi ve beni tanıyor olacak ki burun kıvırarak “Neden geldiniz?” diye sordu. Duraksadım yutkunarak:
“Affedersiniz, eski kramponunuz var mı acaba 36 numara?” dedim.
Adam beni süzdü, yargılayıcı bir bakışla:
“Niye çalmaya mı geldin?”
“Hayır, okuldan istediler, biliyorsunuz pek durumumuz yok. Aylardır harçlık biriktiriyorum, 817 TL param çıktı; yırtık da olsa, sökükte varsa satın almak isterim.”
“Annenin pavyon işi olmadı, futbol da mı fuhuş yapacaksınız? Bekle, getireyim.”
Gözlerim dolmuştu, zoraki bir gülümsemeyle:
“Sağolun, gerçekten.”
Dedim, adam birkaç dakika sonra elinde yırtık sökük bordo renkli bir Adidas ayakkabı ile geldi.
“Al ama bir şartım var, pahalıdır bunlar, 1 hafta yanımda çalışacaksın.”
İnsanlar ne kadar çıkarcı, ayakkabının tabanı çıktı çıkacak, yanları yırtık sökük ama sırf marka diye bir hafta çırak olarak kullanacaklar.
“Tabi, gerçekten ama gerçekten çok sağolun.”
Dememle ayakkabıcıdan çıkmam bir oldu. Gerçekten insanlar ne kadar çıkarcı ve pislik olmuş, anlayamıyorum. Lise öğrencisine yaptığı sözlü zorbalık kadar iğrenç bir şey görmedim.
Bence bende değil, insanlarda sorun var. 15 yaşındaki bir lise öğrencisini eve bunları düşüne düşüne yürümeye zorluyorlar ya, iğrençler. “İğ-renç-ler.” diye homurdanarak bodrum kata indim, evin anahtarı ile açıp küçücük evinde bulduğum ilk yere oturdum.
Hemen yanımdaki bilgisayarımı açtım, bunu Yıldızbey’e anlatmam gerekiyordu.
“Düşünebiliyor musun, bunu dedi?!”
“Düşünebiliyorum kedi kız, 30 kere anlattın.”
“Olsun, başka arkadaşım varmış gibi 30 kere dinleyeceksin.”
“Peki, git üstünü değiştir. Bahse varım bana anlatma derdine düşüp kanepeye eşofmanların ile uzanmışındır. Ha, bu arada öneri: ayakkabı tabanını Japon yapıştırıcısı ile dik. Yarın antrenmanım var, yeni ilgi manyakları ile uğraşmam gerek. Çok yazamayacağım, görüşürüz kedicik.”
“Evime kamera mı koydun ya?”
“Evet, benim de.”
“Acaba nasıl olacak!?”
“Ay çok heyecanlandım!”
“Keşke müzik kulübüne girebilseydim.”
“Ama belki futbol kulübünde de arkadaşım olur!”
“Olur mu ha ne dersin!”
“Olursa papucunu dama atmayacağım, söz.”
“Atmam biliyorsun değil mi?”
“Demi?”
“Evet, evet biliyorum. Yeter artık, yarın kulübünde ilk günün değil mi, yat uyu.”
“Peki, iyi geceler.”
“Sana da.”


