İçeriğe geç

Kedi Kız

Bölüm 29 · 4 dk okuma

Kedi Kız

Bölüm 29

Bölüm 29 - Sen O Olamazsın

İki ay sonra...

Tupce'den

Aradan iki ay geçmişti, bu süre zarfında Lara : Baran olduğunu bilmediği yıldızla her gece mesajlaşmış gitgide kopamyacakları bir hal almıştı. İşler sarpa saracaktı, çünkü Lara az sonra yıldız ile ayarladılar buluşmada Baran ile yüzleşecekti. Belki de aylardır Lara'yı zorbalayan ve her fırsatta onu inciten Baran'ın bu sefer Lara'ya karşı olmayan vicdanı oluşacak, çok bağırıp hayrkıracaktı.

*Baran'dan*

Elimde ki telefonu sadece kedi kız için kullanıyordum, artık hayallerimin kadını nı ile tanışacaktım. Acaba sesi nasıldı, gerçekte de konuşman ve komik miydi? Anlayışlı mıydı?

Kedi Kızla birbirimizi tanımak için elimize mavi bir gül alacaktık. O bir gül aldığımı düşünüyordu fakat ben ona buket yaptırmıştım. Yaklaşık on dakika sonra buluşma alanına girdiğimizde hayatımın şokunu yaşadım.

Lara, elinde mavi bir gülle bekliyordu. Zorbalar onu döverken, biraz daha dövün dediğim Lara kedi kız mıydı. Ben acıları ile boğuşmaktan nefes dahi alamayan kedi kızım'a gerçekte nasıl bunu yapabildim? Her gece ağlayarak anlatıyordu. Benim, benim öyle biri olmadığımı düşünüyordu. Ama ben ona zorbalar kadar zarar vermiştim, canını yakmıştım. O koşulsuz beni dinlerken ben onu incitmişim.

Ayaklarım yere çakılmıştı.

Kaçamıyordum.

İstesem de… kaçamazdım.

Lara başını kaldırdı.

Göz göze geldik.

Ve o an… her şey bitti.

Gözlerinde o tanıdık sıcaklık vardı ama üstüne çökmüş başka bir şey daha… kırgınlık. Hayal kırıklığı. Ve en acısı… iğrenme.

Bir adım attım.

“Lara ben—”

Sözlerim boğazımda kaldı.

Ne diyecektim? Ben o değilim mi? Ama bendim. Bilmiyordum mu? Bu da yetmezdi.

O ise olduğu yerde donmuştu.

Elindeki mavi gül titriyordu.

“Sen…” dedi fısıltıyla. “Yıldız… sensin.”

Gözlerimi kaçırmadan baktım.

“Evet.”

Bir saniye.

İki saniye.

Sonra yüzünde yavaşça bir gülümseme belirdi.

Ama o gülüş… paramparçaydı.

“Ne kadar güzel…” dedi kısık bir sesle. “Geceleri bana ‘iyi ki varsın’ diyen çocuk… gündüzleri ‘biraz daha vurun’ diyen çocuk.”

Kalbim sıkıştı.

“Lara, ben bilmiyordum—”

“Sus.”

Tek kelime.

Ama tokat gibi.

“Bilmiyordum diyerek neyi düzelteceksin?” dedi. Gözleri dolmuştu ama ağlamıyordu. “O gün beni döverlerken sen oradaydın. Sesini duydum ben.”

Nefesim kesildi.

“Her gece sana anlattım…” dedi sesi titreyerek. “Ağlayarak anlattım. Sen bana ‘geçecek’ dedin… ‘yanındayım’ dedin…”

Bir adım geri çekildi.

“Sen… zaten oradaydın.”

Konuşamadım.

Konuşamazdım.

Çünkü ilk defa… yaptığım şeyin ağırlığını gerçekten hissediyordum.

“Ben sana güvendim,” dedi. “Herkesten sakladım seni… herkesten. Çünkü farklısın sandım.”

Gözlerinden yaşlar akmaya başladı.

“Ben sana aşık oldum Baran.”

Bu cümle…

İçimi paramparça etti.

“Ben de…” dedim zorla. “Ben de sana aşık oldum Lara, yemin ederim ben—”

“Hayır.”

Başını salladı.

“Sen bana değil… benim sana verdiğim şeye aşık oldun. Sana iyi davranmama. Seni dinlememe.”

Sustu.

Sonra fısıldadı:

“Ama ben… seni tanımıyormuşum.”

Bu sefer arkasını döndü.

Gitmeye başladı.

“Lara dur!” diye bağırdım.

Ama durmadı.

Koşamadım arkasından.

Çünkü… beni durduran şey ayaklarım değildi.

Suçluluğumdu.

Elimdeki bukete baktım.

Bir anda anlamsız geldi.

Yavaşça yere bıraktım.

Ve ilk defa…

Kendimden nefret ettim.

Lara'dan

Koşuyordum.

Nefesim kesiliyordu ama duramıyordum. Oradan uzaklaşmam gerekiyordu. Ondan… o sesten… o yalandan…

Baran.

Yıldız.

İkisi aynı kişiydi.

Gözyaşlarım durmuyordu.

Tam okulun arka sokağına dönerken biri yolumu kesti.

“Hop! Nereye böyle benekli?”

O ses.

İçimden küfür ettim.

Başımı kaldırdım.

Ayaz.

Her zamanki gibi rahat, her zamanki gibi sinir bozucu.

“Elimde top yok diye çarpışmayı deneme bari,” dedi sırıtarak.

“Çekil,” dedim kısık sesle.

Ama o an durdu.

Gözleri yüzümde gezindi.

Sırıtışı yavaşça kayboldu.

“Lan…” dedi. “Ağlıyorsun sen.”

Başımı çevirdim.

“Sanane.”

Bir adım yaklaştı.

“Baya bana,” dedi. “Kim yaptı?”

“Kimse.”

“Yalan söyleme.”

Bu sefer sesi ciddiydi.

Dayanamadım.

“Yıldız…”

Kaşlarını çattı.

“O kim?”

Gülmek istedim ama boğazım yandı.

“Ortaokuldan beri tek arkadaşım,” dedim. “İnternetten. Her gece yazışıyorduk. Sizle tanışana kadar tek arkadaşım oydu. ”

Ayaz’ın yüzü değişti.

“Ciddi misin sen?”

Başımı salladım.

“Bugün buluştuk.”

“Ee?”

Gözlerimi kapattım.

“Yıldız… Baran’mış.”

Ayaz bir anda sertleşti.

“Ne?”

Gözlerimi açtım.

“Evet. Bana hayatı dar eden Baran.”

Bir an sessizlik oldu.

Sonra Ayaz dişlerini sıktı.

“Şaka yapıyorsun.”

“Keşke.”

Sesim çatladı.

“Ben… ona aşık oldum Ayaz.”

Bu sefer bana baktı.

Gerçekten baktı.

İlk defa… ciddiydi.

Sonra yavaşça başını salladı.

“Salak,” dedi ama sesi yumuşaktı. “Böyle birine aşık olunur mu?”

Gözlerim doldu.

“Bilmiyordum…”

Bir adım daha yaklaştı.

“Tamam,” dedi. “Şimdi biliyorsun.”

Sustu.

Sonra hafifçe eğildi.

“Bir daha seni ağlatırsa…” dedi dişlerinin arasından, “ben ağlatırım onu.”

İstemeden hafifçe güldüm.

“Sen kimsin ya…”

Hemen eski haline döndü.

“Ben mi?” dedi sırıtıp. “Mahallenin yakışıklı basketbolcusu.”

Gözlerimi devirdim.

“Gerizekalı.”

“Benekli,” dedi gururla, “lakabını da geri çekmiyorum.”

“Defol.”

“Yok,” dedi omzuma hafifçe dokunarak. “Seni bırakacağım.”

“Gerek yok.”

“Var,” dedi net. “Şu halinle tek başına gitmiyorsun.”

İtiraz etmedim.

Gücüm yoktu.

Yan yana yürümeye başladık.

İçim hâlâ acıyordu.

Ama bu sefer…

Yanımda biri vardı.

Ve ilk defa…

Beni kırmıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.