Elif ve Eymen, hafta sonu Kocatepe Camii yakınlarında buluşup kahve içmeye karar vermişlerdi. Elif her zamanki gibi huzurlu ve neşeliydi. Birlikte Ankara sokaklarında dolaşırken, Eymen'in aklı hâlâ Nazlı'nın mesajındaydı, ama Elif’e bahsetmek istemiyordu.
Tam bir kafeye girdikleri sırada, Eymen kapının önünde tanıdık bir yüz gördü. Nazlı! Uzun, dalgalı siyah saçları ve üzerinde her zamanki dikkat çekici tavrıyla duruyordu. Eymen'i görünce yüzüne geniş bir gülümseme yayıldı.
“Merhaba, Eymen,” dedi Nazlı, Elif’i yok sayarak. “Seni burada görmek ne hoş.”
Eymen’in vücudu istemsizce gerildi. “Nazlı? Burada ne işin var?”
Nazlı, kendinden emin bir tavırla “Ankara’da birkaç işim vardı. Seni de görmeden gitmek istemedim,” dedi, ama gözleri hâlâ Elif’i küçümsercesine süzüyordu.
Elif, durumu anlamaya çalışarak Eymen’e baksa da yüzündeki gerginlikten bir şeylerin yolunda gitmediğini hissetti. “Tanıştırmayacak mısın, Eymen?” diye sordu.
Eymen, durumu toparlamak için derin bir nefes aldı. “Nazlı, bu Elif. Elif, Nazlı... eski bir arkadaşım.”
Nazlı alaycı bir tebessümle Elif’e yaklaştı. “Eski arkadaş mı? Eymen, biraz dürüst olsan fena olmazdı.”
Elif’in yüzü ifadesizleşirken, Eymen de derin bir nefes alarak Elif’in elini sıkıca tuttu. Nazlı’nın bu tavrının Elif’i rahatsız ettiğini biliyordu ve onu koruma isteği her şeyin önüne geçmişti.
