"Lenora sen Kayıp Varis olabilir misin?" dedi Kraliçe Perla.
İşte bunu hiç beklemiyordum.
Bunu bende hiç beklemiyordum.
Olabilir miydim? Yok canım ne Kayıp Varisi.
Ben ve Kayıp Varis olmak aynı cümle içinde bile kullanılamazdı.
Anlamsızdı bir kere Kayıp Varis ve ben uyuşmuyorduk.
Kayıp Varis Lenora Valentina Brown.
Asla uymadı.
Kesinlikle uymadı.
Katiyen uymadı.
"Bu imkansız. Kayıp Varisin eşsiz bir gücü olması lazım. Ama ben daha bir Cadıyla bile baş edebileceğimi düşünmüyorum." dedim.
Kendi düşüncen. Ben damarlarında kaynayan gücün farkındayım.
Ama gerçekten güçlü değildim. Ya da bilmiyorum.
"Lenora kocaman gezegenin en güçlü Ruh hayvanı ile eşleştin. Kayıp Varis olma ihtimalin var." dedi Kraliçe Perla ve devam etti.
"Güç konusuna gelirsek her savunma dersinde ringin kapısı kapatıldığı zaman kimsenin karışmaması için görünmez bir bariyer oluşur. Emin ol bu bariyer çok güçlüdür. Ve Lenora senin gücün o bariyeri aştı. Tina'yı kurtardın."
Demek o yüzden kimse karışmamıştı. Daha doğrusu karışamamıştı.
Mantıklı konuşuyordu ama anlamsız konuşuyordu. Olmazdı, imkansızdı hayal bile edilemeyecek bir şeydi bu.
Kraliçe Perla benim Kayıp Varis olduğumu söylüyordu. Gerçekten bu imkansızdı. Bunu kendisi kabullense bile ben kabullenemezdim.
Bir Varis olmak, ki bu sıradan bir Varis değil. Çok büyük bir şeydi. Halka yardım etmek ve korumak demekti ben bunu başaramazdım.
Olmazdı işte. Yapamazdım.
Lenora eğer Kayıp Varis'sen Tanrıçalar seni seçmiş demektir. Bu dönüşü olmayan bir konu.
Biliyorum ama eğer Kayıp Varis'sem bu yükü çok büyük bir şey. Ben bu yükü kaldıramam Amos gerçekten.
Birlikte başarabiliriz Lenora. Her zaman yanındayım bunu unutma. Ve diğer Varisler emin ol onlarda senin yanında. Artık yanlız değilsin.
Artık yanlız değilim.
Hey ben kendimi yanlız hissetmiyordum zaten.
Yani bence hissetmiyordum. Tamam bazen hissediyor olabilirdim. Ama bazen. Altını çiziyorum bazen.
Anladık Lenora tamam.
"Lenora eğer Kayıp Varis'sen üstünde çok büyük bir yük var demektir. Her şeyden önce derslerine daha çok ağırlık vermen lazım. Ve eğer Kayıp Varis'sen ki öyle gözüküyor. Seni ben eğiteceğim." dedi Kraliçe Perla.
Seni ben eğiteceğim mi?
Tanrıça aşkına!
"Aslında gerek yoktu. Zaten ben Kayıp Varis olduğumu düşünmüyorum." dedim.
"O senin düşüncen. Hava kararıyor. Bu gece burada kalın. Sabah Element Okuluna geri dönersiniz." dedi Kraliçe Perla.
Tamam bu kadın gerçekten çok nazikti.
Ve büyük bir zevkle burada kalırdım. Hey rahat yataklardan bahsediyoruz.
Kütüphanenin devasa kapısı bir anda açıldı ve içeriye bir adam girdi. Pardon Kral girdi.
"Lenora, burada ne işiniz var?" dedi Kral.
Kraliçe Perla bana göz ucuyla bir baktı ve Krala döndü.
"Leroy hayatım sana sonra anlatırım. Biraz uzun bir mesele. Hadi yemeğe gidelim." dedi Kraliçe Perla.
Kral Leroy bana baktı, sanki zihnimi okumaya çalışıyormuş gibi.
"Hadi gidelim." dedi gözlerini benden çekince.
Kraliçe Perla ve Kral Leroy devasa kapıdan çıkıp gittiler ve içeride sadece Lucas ve ben kaldık.
"Gerçekten Kayıp Varis olduğuna inanmak istemiyorum." dedi Lucas.
Ona göz devirip konuşmaya başladım.
"Emin ol bende inanmak istemiyorum."
"Annem bekletilmeyi sevmez. Gidelim." dedi Lucas.
Ah kim bekletilmeyi severdi ki.
Lucas devasa kapıdan çıktı. Tabi ben de arkasından.
Lucas ile koridorda yürürken bir anda yanımdan bir gölge geçti. Ya da ben öyle sandım.
Arkamı dönüp baktığımda ise hiç bir şey yoktu. Sadece muhafızlar ve boş koridor.
Lenora dikkatli ol.
Lucas bir anda arkama geçti ve ellerinden çıkan ateşler ile arkamızdaki muhafızları yaktı.
"Cadılar, saraydalar. Lenora hızlı ol yemek salonuna gidelim." dedi Lucas ve temkinli bir şekilde yürümeye başladı.
Demek yanımdan geçen gölgeleri Cadılar yapıyordu. Oyun istiyorlardı. Kanlı bir oyun.
Sonunda yemek salonuna geldiğimizde Kraliçe Perla ve Kral Leroy masada hiç bir şeyden habersiz oturuyorlardı.
"Cadılar saraya girmişler." dedi Lucas.
"Lucas böyle bir şeyin imkanı yok. Saray çok güçlü bir koruma altında." dedi Kral Leroy.
Şaka mı bu adam.
Niye buna yalan söyleyelim ki.
"Daha az önce muhafız kılığına girmiş üç Cadıyı öldürdüm. Ve emin ol baba Cadılar hakkında senden daha çok şey biliyorum." dedi Lucas sinirli bir sesle.
Babasıyla bir sorunları vardı. Sesine bunu açık bir şekilde yansıtmıştı. Neydi onu bu kadar sinirlendiren şey.
"Lucas ben de diyorum ki saray çok güçlü bir koruma altında gelemezler." dedi Kral Leroy.
Tanrıça aşkına! Bir Baba oğul kavgasını görmek istemiyordum. Hele ki bunlar Kral ve Varis ise.
Böyle kavgalar çok eğlenceli olur Lenora. Tadını çıkar.
Amos ne saçmalıyorsun sen.
"Leroy Cadılar gerçekten saraydalar." dedi pencerenin önünde dışarıyı izleyen Kraliçe.
"Bu imkansız. Kim böyle bir şeye cesaret edip gelebilir." dedi Kral Leroy ve sert adımlarla pencerenin önüne gitti.
Ben de temkinli adımlar ile diğer pencerenin önüne gittim ve dışarıya baktım. Muhafızlar ve Cadılar savaşıyordu.
Kral Leroy kapıda bekleyen muhafızlara seslendi.
"Hemen diğer Krallıklara haber verin. Belki de tüm Cadılar buraya gelecek. Bütün Kraliyet üyelerini burada görmek istiyorum."
Muhafız kafasını salladı ve hızlı adımlarla dışarıya çıktı.
"Savaş için çok erken." dedi Kraliçe Perla.
Haklıydı. Savaş için gerçekten çok erkendi. Şimdiden binlerce element kullanıcısı hayata gözlerini kapatmıştı.
Peki ben ne yapmalıydım.
Ya Kayıp Varis'sem ben ne yapmalıydım.
Eşitliği sağla Lenora, sadece eşitliği sağla.
°°°
Aradan geçen yarım saat sonra kanlar artmıştı. Kral Leroy zırhını giymiş savaşa hazır duruyordu.
Devasa kapı muhafızların yardım ile açıldı ve içeriye Kraliyet üyeleri girdi.
Kızları gerçekten özlemiştim.
Krallardan birisi beni göstererek konuşmaya başladı.
"Bunun ne işi var burada."
Bunun?
Bu Kral benim idam kararımı veren kişiydi.
"O Kayıp Varis" dedi Kraliçe Perla.
Tanrıça aşkına! Bunu söylemek için daha çok erkendi. Gerçekten çok erkendi.
Daha kesin bir şey bile yoktu ortada.
Sadece bir rüya görmüştüm. Olaylar buraya kadar nasıl gelmişti.
Herkesin gözü şaşkınlıkla bana döndü.
"Ortada kesin bir şey var mı?" diye sordu Kraliçelerden birisi.
"Aslında var. Önce mor küre. Sonra Amos. Ve Rüyalar. Emin olun daha kesin hiç bir şey olamaz." dedi Kraliçe Perla.
Güzel konuşuyordu ama saçma konuşuyordu.
Tekrar tekrar söyleyeceğim Kayıp Varis ve ben uyuşmuyorduk.
Şuna baksanıza;
Kayıp Varis Lenora Valentina Brown.
Ah Tanrıça aşkına! Adımı falan mı değiştirseydim.
Yani sonuçta her gün Kayıp Varis olmuyorduk.
Hayır Kraliçe Perla bunu nasıl uydurmuştu unu da anlamamıştım ama neyse.
"Bence Lenora ile daha sonra ilgilenebiliriz. Şu an bir savaşta olduğumuzu belirtmek isterim." dedi Krallardan birisi.
Haklıydı. Şu an bir savaştaydık. Her saniye daha da büyüyen bir savaşta.
"Periler kimin tarafında?" diye sordu Kraliçe Perla.
Periler mi?
Onların nesli uzun yıllar önce tükenmişti. Bütün Tarih kitaplarında böyle yazıyordu.
Nesilleri tam olarak tükenmedi. Hala yirmi ye yakın peri yaşıyor. Ve nesilleri gittikçe çoğalıyor.
"Tarafsız kalmayı seçtiler." dedi Kraliçelerden birisi.
"Tamam mantıklı düşünelim bizim tarafta Lenora var." dedi Bronte.
Ona göz devirdim ve konuşmaya başladım.
"Kendime güvenmiyorum."
Gerçekten kendime güvenmiyordum. En ufak bir hatamda yüzlerce kişi hayata gözlerini kapatabilirdi.
"Periler tarafsız. Lenora kendine güvenmiyor. Sizce bu savaşı kazanabilir miyiz?" dedi idam kararımı veren Kral.
"Kendime güvenmiyorum dedim savaşmak istemiyorum demedim." dedim bende Krala karşılık.
Ulu Tanrıçalar Kayıp Varis olarak yanlış kişiyi seçmiş olabilir misiniz?
Tamam mükemmel biriyim ama özgüvenim sizce de az değil mi?
Bakın kesinlikle yanlış kişiyi seçtiniz. Ama yine de mükemmeliğime mükemmellik kattığınız için teşekkür ederim.
Gerçekten egolusun. Benden bile egolusun.
Tanrıça aşkına! Sonunda egolu olduğunu kabul etti.
Tamam artık asıl konuya dönmemiz gerekiyordu. Biz bu kadar Cadı ile nasıl savaşacaktık.
Lenora unutma. Sadece düşün ve yap.
Düşün ve yap.
Kolay gibi geliyor ama asla kolay olmayacak.
"Element kullanıcıları daha fazla dayanamaz aşağıya inip savaşmamız lazım." dedi Lucas.
Haklıydı.
"Gidelim." dedi Kral Leroy.
Lucas Krala ters bir bakış attı ve aşağıya inmek için kapıya yöneldi.
Sierra, Bronte ve Tina yanıma geldi ve benimle birlikte yürümeye başladılar.
"Lenora ne yapmayı düşünüyorsun?" diye sordu Sierra.
"Hiç bir fikrim yok. Siz bu yaşınıza kadar savaş için eğitildiniz. Bense adam akıllı hiç bir şey bilmiyorum." dedim.
Güçlü olduğumu biliyordum. Öfkelenirsem daha da güçlü olacağımı biliyordum. Ama kimseye zarar vermek de istemiyordum.
Ulu Tanrıçalar, bendeki merhametin birazını alır mısınız lütfen?
Aldığınız merhameti de idam kararımı veren Krala verir misiniz rica etsem.
"Lenora başarabilirsin. Başarabiliriz." dedi Tina.
Amos haklıydın. Yanlız değilim. Tabii şimdilik.
Bir anda gök gürledi öyle yüksek bir ses çıktı ki. Yerimden sıçradım. Hava Kralı öfkeleniyordu.
Dışarıya çıktığımızda ilk aldığım koku kandı.
Her yer kan içindeydi. Çok sayıda kaybımız vardı.
Yer şiddetli bir şekilde sallanmaya başladı. Toprak Kralı öfkeleniyordu.
Yer yarıldı içinden lavlar çıktı. Ateş Kralı öfkeleniyordu.
Lavlara değen her Cadı acı içinde ölüyordu.
Göller, denizler, dereler taştı. Sel oldu. Su Kralı öfkeleniyordu.
Krallar sayesinde çoğu Cadı ölmüştü. Ama daha çok Cadı geliyordu. Binlerce Cadı geliyordu.
Krallar artık yoruluyordu.
Artık Kraliçeler ve Varisler de savaşmaya başlamıştı.
Hepsi halkını kurtarmak için savaşıyordu. Elinden geleni yapıyorlardı.
Ben ise izliyordum. Sadece izliyordum.
Cadılardan gelen büyülerden birisi kulağımın arkasında geçti. Neredeyse, neredeyse gerçekten ölüyordum.
Kimin haddineydi bu.
Ben Kayıp Varis. Dengeyi sağlamak için buradayım. Dengeyi sağlarken milyonlarca kişi hayata gözlerini kapatsa da o dengeyi sağlayacağım.
Anahtarlar kırılacak ve bütün yük benim omuzlarımda olacak. Ama ben dengeyi sağlayacağım. Kimse daha fazlasını istemeye cesaret edemeyecek.
Herkes kendi kırıntıları ile yetinmeyi bilecek.
Sen Kayıp Varis'sin ve ben senin önünde diz çökmeye hazırım.
Bunu hatırlatırım ha.
Sen Kayıp Varis'sin ve bütün elementleri kullanabilirsin.
Ne.
Böyle bir şey olabilir mi?
Evet Lenora. Neydi? Sadece düşün ve yap.
Gözlerimi kapattım ve yerin artık sallanmadığını düşündüm ve sallanma durdu.
Lavların gittiğini düşündüm ve lavlar gitti.
Suların eski yerlerine geri döndüğünü düşündüm ve sular gitti.
Şimşeklerin sustuğunu düşündüm ve şimşekler sustu.
Tamamen savunmasız kaldık. Artık her şeyi ben yönetiyordum.
Şimşekler susmasıyla bir şey fark ettim. Çıt çıkmıyordu. Herkes susuyordu.
Gözlerimi açınca havadaydım. Evet havadaydım. Işık saçıyordum. Ama siyah bir ışık. Herkesi öldürmeye hazır bir ışık.
"Ben Kayıp Varis emrediyorum hepiniz derhal gitmezseniz. Karanlıkta boğularak ölürsünüz." dedim.
Cadılar kendi aralarında konuşmaya başladılar.
"Cadılar saldırın!" diye bağırdı birisi. Öyle gür bağırmıştı ki.
Boğazı ağrımamış mıydı cidden.
Ah tamam konumuz bu değildi.
Karanlıktan kastım bendim. Hepsini öldürmeye hazırdım. Yerdeki ölü bedenlerde bir sürü çocuk vardı.
Kimin haddineydi o çocukları öldürmek.
Cadılar gitmemek için direniyordu. Halbuki hepsi gerçekten Kayıp Varis olduğumu anlamıştı.
Onların hepsini sadece yaydığım karanlığın altına aldım. Ve hepsi bağırarak acı içinde öldü.
Çok kolay olmuştu. Ve savaş beklediğimden çok daha kısa sürmüştü.
Hiç birine üzülmemiştim.
Onlarda Element Kullanıcılarını öldürürken üzülmemişlerdi.
Benim üzülmem için bir sebep var mıydı ortada.
Karanlığı onların üstünden çektim. Çekmemle birlikte hepsinin kanı yüzümüze sıçradı.
Ah bu gerçekten iğrençti.
